Yeniçağ

Bir Mütevâzi Şehzâde: Alâüddin Paşa

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Kemal Haykıran

Orhan Gazi etrafında destanlaşan Osmanlı’nın Rumeli’ne geçiş serüveninin pek çok kahramanı bulunmaktaydı. Bunlar içinde önemli bir yer tutanı da kuşkusuz mütevaziliği ile dikkat çeken Alâüddîn Paşa’dır. Alaüddîn Paşa, Osmanlı İmparatorluğunu kuran ve ona adını veren Osman Gazi’nin küçük oğludur.[1] Annesi Bala Hatûn aracılığı ile de Şeyh Edebalı’nın  torunu da olan Alâüddin Paşa, Osman Gazi’nin oğlu olması sebebi ile babasının elinde aşiretten köklü bir devlete dönüşümün canlı şahidi olmuştu. Babasının gazi arkadaşları ile birlikte yeni yeni yükselen Osmanlıların çeki düzen almasında ve güçlenmesinde elinden geldiğince babasına yardımcı olmuştu. Bir avuç gazinin Bizans’ın kıyısında giriştikleri yurt edinme mücadelesinin ilk hamlelerinin bir parçası olan Alâüddin Paşa, Osman Gazi’nin oğlu olmanın getirdiği sorumluluk ile onun önemli yardımcıları arasındaki yerini almıştı.[2]

Tarihi kayıtların verdiği bilgiye göre Osman Gazi bir aşiret beyi olmaktan bir sultan olmaya geçtiği ve artık Kayıları kendi adı ile anılan bir devlet etrafında toplamaya başladığı evrede devlet kurumlarını da hızlıca dizayn etmişti. Osman Gazi’nin yakın silah arkadaşı olan gaziler artık devlet adamı kimliğine de bürünmeye başlamışlardı. Bu meyanda Osmanlıların bilinen ilk veziri de oğlu Alâüddin Paşa olmuştu.[3] Osman Gazi ilk askeri başarılarını sağlayıp Bizans’tan Karacahisar Yarhisar ve İnegöl’ü ele geçirdikten sonra bir idari düzenlemeye gitmişti. Kayıların Osman Gazi etrafında gerçek manada devlet oluşları olarak da kabul edilebilecek bu idari yapılanma uyarınca Osman Gazi, Karacahisar’a Oğlu Orhan Bey’i yönetici ve Gündüz Alp’i de subaşı olarak tayin etti. Yarhisar’ı Hasan Alp’in İnegöl’ü ise Durkut Alp’e vermişti. Bileciği ise Hatunu ve Kayınpederi’ne bırakarak kendisi Yenişehir’de oturdu oğlu Alâüddin Paşa’yı da yanında tutarak kendine yardımcı tuttu.[4] Böylece Alâüddin Paşa Osmanlı Devleti’nin ilk veziri olarak tarihe geçmiş oldu. Alâüddin Paşa vezir olarak hem merkezdeki devlet işlerini çekip çevirmekteydi hem de babasının devlet işlerinde danıştığı önemli bir yardımcısı durumundaydı.

Osman Gazi yeni fethettiği ve kendine merkez edindinde Yenişehir’de daha da güçlenerek Bizans’ın daha da içlerine akınlarına devam ediyor O sefer ve asker ile meşgul olurken yeni yeni şekillenen bürokrasiyi de Alâüddin Paşa kontrol ediyordu. Şeyh Edablı ise Osmanlıların ilk yerleşim yeri olan Bilecik Söğütte kalmış burada kalanlara önderlik ediyor ve ilim irfan faaliyetlerini sürdürüyordu. Belli bir süre bu şekilde faaliyetlerini sürdürdükten sonra Osman Gazi, Osman Gazi idari bir değişikliğe gitti. Yeni düzenleme uyarınca Alâüddîn Paşa’yı kayınpederi Şeyh Edabalı’nın yanına gönderdi.[5] Belki Şeyh Edebalı’nın işlerini kolaylaştırmak belki de Yenişehir’de alttan yetişen Alplerin de etkisi ile çok fazla yardımcıya ihtiyacı kalmadığı için midir yapıldığı bilinmeyen bu tayinin Alâüddin Paşa’nın hayatını derinden etkilediği açıktır. Söğüt’te hem devlet işleyişinden uzaklaşan hem de Şeyh Edebalı’nın sohbetinde bir lezzet bulup buna daha da bağlanan Alâüddin Paşa, yavaş yavaş devlet işlerinden ve salatanat ruhundan uzaklaşmaya başladı. Onun bu tarzı ilerleyen yıllarda Orhan Gazi devrinde çok daha açık ve net hissedilecekti.

“Bizdedir Fakr-û fenâ şahım mülk-ü makam, mal sende Bekâ yoktur bu dünyada İstesekte sen de bizde”[6]

Osman Gazi’nin 1326 senesinde vefatı üzerine toplanan kurultayda töre uyarınca kendisi Osman Gazi’nin yerine devletin başına çağrıldığında yukarıdaki beyitleri dillendirerek saltanatı reddeden ve onun en uygun biçimde kardeşi Orhan’a yakıştığını ifade eden Alâüddin paşa böylece Şeyh Edabalı’nın yanında yöneldiği yolu tamamlayarak kendisini büsbütün saltanat işlerinden sıyırmıştı. Alâüddin Paşa dedesi ve şeyhleri Şeyh Edebalı’nın yanında ilim ve irfan hususunda büyük bir yol katederken Orhan Gazi’de babasının yanında devlet ve gaza işlerinden ziyadesiyle tecrübe kazanmıştı. Bu durumda saltanat Alâüddin’in değil Orhan’ın hakkıydı. Alâüddîn Paşa’da bunu kavrayacak ve şahsi arzularına gem vuracak bir gönül dünyasına ulaştığı için bu konuyu hiç uzatmadan gönül rahatlığı ile kardeşi Orhan’ın tahta çıkmasını sağlamıştı. Onun bu olgun tavrı karşında Orhan Gazi’de kardeşinden kendisini yalnız bırakmamasını ilim ve tecrübesinden kendilerini mahrum kılmamasını Alâüddin Paşa’dan rica etmişti. Yedi derviş bir posta bürünür yatar da iki sultan bir cihana sığamaz sözünü yalanlarcasına yaşanan bu ibretlik olay Âşık Paşazâde tarafından şöyle anlatılmaktadır: “Babası ölünce Orhan Gazi kardeşi Alaüddîn ile bir araya geldiler. İşin gereği ne ise gördüler. O zamanda tekkesi olan Ahi Hasan isminde mübarek bir zât vardı. Bursa hisarında beğ sarayına yakın olan tekkesinde zamanın büyükleri toplandılar. Osman’ın malı olup olmadığını sordular. İki kardeş arasında taksim edilmesi için araştırdılar. Baktılar ki, yalnız fetih olunmuş ülkeler var. Akçe ve altın mevcut değil. Osman Gazi’nin yenice bir elbisesi, atın yanına asılan bir torbası, tuzluğu, kaşıklığı, bir sokman (Türkmen) çizmesi, iyice bir kaç at, bir kaç sürü koyunu vardı. Birkaç çift de öküzü bulundu. Başka bir şeyi yoktu. Orhan Gazi, kardeşine; “Sen ne dersin?” diye sorunca, o da; “Bu ülke senin hakkındır. Buna çobanlık etmeye bir padişah gerek ki, memleketin işlerini görüp başarsın. Padişaha iş görmek için bazı şeyler gerekir. Bunlar ise söylenilen atlardır. Koyunlar da padişah şöleninin gerektirdiği şeydir. O hâlde bizim bölüşecek neyimiz var ki, bölüşelim” dedi. Orhan Gazi; “Öyleyse gel sen çoban ol” dedi. Alaüddin Paşa; “Kardeş! Babamızın duası ve himmeti seninledir. Onun içindir ki, kendi zamanında askeri senin yanına vermişti. Şimdi çobanlık dahi senindir” dedi. Zamanın büyükleri de bunu kabul etti. Orhan Gazi; “Öyleyse sen bana paşa ol” dedi.[7]

Şeyh Edabalı’nın da ölümünden sonra 1326 yılında fetholunan ve Osmanlıların başkenti olan Bursa’ya gelen Alâüddin Paşa, burada Orhan Gazi’nin idari işlerdeki en önemli yardımcısı olmuştu. Orhan Gazi adına kesilen sikkeyi tasarlayan ve artık bir kurumsallaşma sürecine giren Osmanlı askerleri için her sınıfa göre ayrı ayrı elbiseler tasarlayıp diktiren de yine Alâüddin Paşa olmuştur.[8] Böylece Alâüddin Paşa, Osmanlıların ilk düzenli yaya ordusunun da kurucusu oldu. Bu örneklerde olduğu gibi Osmanlıların bir boydan devlete geçiş sürecinde teşekkül eden birçok Osmanlı müessesesinin kuruluşu Alaüddin Paşa’ya izafe edilmektedir.[9] Alâüddin Paşa’nın bu aktif ve ziyadesiyle faydalı vezirlği 1326 yılına Bursa’nın fethi ile başlayıp 1331 yılına değin beş yıl sürmüştü. 1331 tarihine gelindiğinde ise mizacı gereği zaten devlet işlerinden soğuyan Alâüddin Paşa’nın daha fazla tahamül edemiyecek olmalı ki kardeşinden kibarca müsaade isteyerek kendisine dirlik olarak verilen Bursa’nın güneyinde Ulu Dağın yamaçlarına yakın bir yerde bulunan çiftliğine çekilmiş burada adına bir cami yaptırarak burada yaşamını sürdürmüştür. Münzevî bir yaşama geçen Alâüddin Paşa’nın kaç yıl bu şekilde yaşadığı ve kesin ölüm tarihi bilinmemektedir.  Buna karşın 1333 tarihi onun ölüm tarihi olarak kabul edilmektedir. Alaüddin Paşa bazı kaynaklara göre ise bir savaş esnasında hayatını yitirmiştir.[10] Alaüddin Paşa’nın vefat ettiği tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte 1333’te vefat ettiği kabul edilmektedir. Mezarı Bursa’daki Osman Gazi Türbesi’nde bulunan[11] Alâüddîn Paşa’nın bir de kendi adını taşıyan yaptırdığı camii bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

[1] Abdülkadir Özcan, “Alâeddin Bey”, TDV İA c. 2  İstanbul 1989, s.320.

[2] Oruç Beg Tarihi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Üç Osmanlı Tarihi, Haz. Atsız, Ötüken Neşriyât, İstanbul 2017, s. 24-25.

[3] Aşıkpaşazade, Tevârîh-i Âl-i Osmân, 32; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh,  Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı, Anakara 1999, C. I,s.37.

[4] Aşıkpaşazade, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 23.

[5] İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, 1. Defter, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1991,  s.195-196.

[6] Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh,  Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı, Anakara 1999, C. I, s.65.

[7] İsmil Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlılarda İlk Vezirlere Dair Mütalaa”, “Belleten”, 111/9, Ankara,  1939, s. 99.

[8] M. Fuad Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri,  nşr. Orhan F. Köprülü,  İstanbul 1981, s. 146.

[9] Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh,  Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı, Anakara 1999, C. I, 67.

[10] Hüseyin Hüsâmeddin, “Alâeddin Bey”, TOEM, sy. 14, İstanbul  1340, s. 307, 380.

[11] İsmil Hakkı Uzunçarşılı, “Osmanlılarda İlk Vezirlere Dair Mütalaa”, s. 101.

Comment here