CumhuriyetYeniçağ

İkinci Dünya Savaşı’nda Türk Dış Politikası ve Almanya

Bu makaleyi 17 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Rabia Sümeyye Karapınar

Birinci Dünya Savaşı ve ardından yapılan Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Ancak Balkan Savaşlarından itibaren savaşlara gark olmuş Türk milleti harap ve bitap düşmüş, yoksulluk, hastalık ve savaşın açtığı yaralar ile mücadele etmeye başlamıştı. Atatürk ülkede hızlı bir kalkınma başlatmış, ekonomi, sanayi, eğitim, askerî ve sosyal bakımdan kalkınmayı, modernleşmeyi ve gelişmeyi amaçlamıştır. Bağımsızlık mücadelesini yeni tamamlayan genç Cumhuriyet, geçmişte yaşadığı acı kayıplardan büyük dersler alan, toprak geliştirme hırsları olmayan, sadece özgürce yaşamaya ve gelişmeye çalışan bir ülkeydi. Atatürk zorlu ve kanlı mücadelelerden edindiği tecrübeler ışığında, komşu ülkeler ile barış içinde bir dış politika izlemiştir. İleri görüşlülüğü sayesinde ise Avrupa’da patlak verecek savaşın ayak seslerini duymuş ve neticede kendi ülkesinin güvenliğini sağlayacak adımlar atmıştır. 1925 Türk Sovyet Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması ile başlayan barışçı politika, Balkan Antantı ve Sadabad Paktı halkaları ile tamamlanmıştır. Ulus gazetesinin “Sadabad Paktı” başlıklı haberi ile yurttaşlara duyurulmuştu. Sancak diye anılan Hatay Meselesi, 1939’da yapılan halk oyu ile Hatay’ın ana vatana bağlanmasıyla sonuca ermiştir. Bu olay Son Posta gazetesi manşetinde “Hatay şanlı bayrağımız atında!” diye yazılmıştı. İki dünya savaşı arasındaki bu kritik dönemin Türk dış politikası, Lozan Antlaşması ile oluşan statükonun korunması ve devam ettirilmesi yönünde şekillenmiştir. Atatürk’ün Balkanlarda ve Orta Doğu’daki komşu devletlerle kurduğu yakın ilişkiler de bu politikanın temelini oluşturur. Türkiye’ye karşı oluşabilecek bir askerî müdahaleyi bertaraf etmek ve mevcut sorunları barışçı yaklaşımla çözüme kavuşturmak da Lozan sonrası Türk dış politikasına dahildir.

Türkiye için kaygı vermeyen savaş rüzgârları, Nazi Almanya’sının ve faşist İtalya’nın saldırgan tutumları sonucu tehlike çanlarının çalmasına sebep olmuştu. Lozan Antlaşması’ndan sonraki dönemde Türkiye’nin uzlaşma sağlayamadığı tek devlet İtalya’dır. Almanya ve İtalya 1936’da Roma-Berlin Mihver İttifakı’nı kurduğunu tüm dünyaya duyurdu. İtalya 1936’da Habeşistan’ı, 1939’da Arnavutluk’u işgal etmişti. Hatta Türk gazetelerinden Tan, “İtalya Arnavutluğu işgal edecek!” diye manşetler atarak bu işgalin önceden görünür olduğunu bizlere sunuyordu. Ayrıca 1. Dünya Savaşı’nda yapılan antlaşmalar gereği 12 Ada’yı elinde bulundurması, İtalyanların Akdeniz kıyılarında hak iddia eden demeçler vermesi, Akdeniz ülkelerinde savaşa karşı tedbirlerin artmasına sebep olmuştur. Çünkü faşizmi kendine ilke edinen lider Benito Mussolini, Akdeniz’in bir İtalyan denizi hâline gelene kadar savaşacaklarını yüksek sesle belirtiyordu. Bu durum Türkiye, Yunanistan, Mısır, Libya, Tunus, Suriye gibi Akdeniz’e kıyısı olan ülkeleri tehdit etmekteydi. Özellikle Arnavutluk’un işgalinden sonra, Yunanistan ve Türkiye önlemlerini hızlandırmıştı.

Bir de gelişmelerin Almanya yönü vardı. Almanya’da Nasyonal Sosyalist Partisi’nin lideri olarak yükselen Adolf Hitler, Almanya üzerindeki Versay Antlaşması ile uygulanan yaptırımları kırmak ve Almanya’yı gönençli kılmak için çalışmaya başlamıştır. Silahsızlaştırılmış olan Ren Bölgesi’ne girmiş, gizli gizli askerî teçhizat ve silah üretimine başlamış, yeni ve kuvvetli bir ordu kurmayı başarmıştır. Türkiye’nin kendine uygulanan Sevr Antlaşmasını unutmamış olması, Almanya’nın uygulamaya başladığı Versay Antlaşması’nı kırma ve “bir millet bir devlet” politikasını desteklemesine sebep olmuştur. Almanya’nın 1938’de Avusturya’yı ilhak etmesi ve 1939’da Alman olmayan Çekoslovakya’yı işgal etmesi “hayat sahası” politikasının başlamış olması sonucu bütün Balkan devletlerini ve Türkiye’yi uyandırmış, iyice tedirgin hâle getirmişti. İkdam ve Cumhuriyet gazetelerinin manşetlerinde “Nihayet harp başladı!” haberleri okunuyordu. Alman ve İtalyan tehdidinden kaygı duyan Cumhurbaşkanı İnönü, Batı dünyasına yakın olma zorunluluğunu duymuştu. Bu amaçla öncelikle Amerika Birleşik Devletleri ile 1 Nisan 1939’da bir Ticaret Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile ABD endüstri ürünleri için gümrük indirimleri getirilmişti.

Yunanistan ve Romanya’ya olası bir saldırıyı engellemek için İngiltere ve Fransa arasında yapılan Ortak Demeçler Ön Antlaşması’na Türkiye’nin de katılması teklif edilmiş ve sonuç olarak 12 Mayıs 1939’da Türkiye de katılmıştır. Özellikle Akdeniz’de savaşa yol açacak durumları bertaraf etmek için gerçek bir antlaşma imzalanana kadar bu demeç geçerli olacaktır. Bu demeçle hükûmetler olası bir savaş durumunda birbirlerine yapacakları yardımların ön sözünü vermişlerdir. Bu demeçler Türkiye, Fransa ve İngiltere arasında oluşacak Üçlü İttifak Antlaşması’nın temelini oluşturmaktadır. Bundan kısa bir süre sonra da Almanya ve Sovyetler Birliği arasında Saldırmazlık Paktı imzalanacaktır. Ayrıca Sovyetler Birliği, Türkiye’den Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin muhtevasını değiştirmesini isteyecek ancak bununla ilgili görüşmeler sonuçsuz kalacaktır. Bu görüşmelerin sonuçsuz kalmasından sonra Üçlü İttifak ülkeleri arasında Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalanmıştır. Akşam gazetesinin 20 Ekim 1939 tarihli manşetinde “Türk-İngiliz-Fransız karşılıklı yardım muahedesi imza edildi. Türkiye, herhangi hududunda, bir Avrupa devleti tarafından tecavüz neticesi harbe tutuşursa İngiltere ve Fransa bilfiil yardıma gelecekler.” yazısı ile yurttaşlara duyuruldu. Müttefik Devletlerin üçlü ittifakından sonra, Türkiye ile Fransa arasında, Suriye ve Lübnan sorununun çözümü için 30 Mart 1940 tarihinde Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi imzalanmıştır.

Türk dış politikasında İnönü’nün muhteşem denge politikası devam ediyordu. Başvekilin gazetelere verdiği demeçteki gibi biz “tarafsız değil, savaş dışı” idik. Akşam gazetesinin 26 Temmuz 1940 günkü manşetinde halka duyurduğu gibi Türk-Alman Ticaret Antlaşması imza edilmişti. Almanya ile ilişkiler şimdilik iyi görünüyordu. Ancak bir süre sonra Romanya’yı işgal eden Almanya’nın sıradaki hedefinin Türkiye olduğu söylentileri içte ve dışta huzursuzluklara sebep olmuştu. Zira Hitler’in orduları neredeyse İstanbul önlerine kadar gelmişti. Almanya ise Türkiye’yi işgal etmek gibi bir düşüncesi olmadığını söylüyordu. İki taraf da kendi çıkarlarını düşünmek zorundaydı. 18 Haziran 1941 tarihinde Türkiye ile Almanya arasında, Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzalandı. Ertesi gün Ulus gazetesi manşetlerinde “Türk-Alman dostluk anlaşması dün Hariciye Vekaletinde imza edildi.” haberleri tüm yurtta okunuyordu. Millî Şefimiz ve Führer arasında samimi tebrikler yaşanıyordu. Nitekim Almanya savaş yönünü Moskova’ya çevirerek Türkiye’ye dair hamaset duygusunun olmadığını da kanıtlamış oldu. Buna müteakiben 10 Ekim 1941 tarihinde yeni Türk-Alman Ticaret Antlaşması imzalanmıştır. Bu iktisadi görüşmeler neticesinde Ulus gazetesi, Türk-Alman iktisadi görüşmelerinin bittiğini yurda duyurmuştur.

Savaşın devam ettiği yıllarda Türkiye ittifak anlaşması yaptığı müttefik ülkeler tarafından zaman zaman savaşa girmesi konusunda baskılara maruz kalmıştı. Britanya Lideri Churcill’in taktikleri gerçekten çok şaşırtıcı idi. Türkiye’yi savaşa girmeye zorlamak için sunduğu teklifler, adeta Sovyet tehlikesini işaret ile Türkiye’yi alenen tehdit etmeye dahi başlamıştır. Bunun neticesi olarak çeşitli tarihlerde Türkiye ile müttefik ülke temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde bu konu gündeme geldi ki, bunlardan en önemli ikisi, Adana Görüşmesi ile Kahire Konferansı’dır. Bu kritik günlerde Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte Başvekil “Türk milletinin tek arzusu vardır: Barış içinde kalmak. Türk toprağı taarruza uğrarsa millet bir tek insan gibi ayaklanacaktır.” demiştir.

Adana Görüşmesi 30 Ocak 1943’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başbakanı W. Churchill arasında başladı. Churchill, Rusların başarılarından sonra Almanların Türkiye için bir tehlike olmaktan çıktığını söyledi. Ayrıca savaş kazanıldıktan sonra yapılacak barış çalışmalarına Türkiye’nin de katılmasını arzu ettiklerini ifade etti. İsmet İnönü bu değerlendirmelere katılmakla beraber Almanya’dan gelebilecek tehlikenin hâlâ mevcut olduğunu söyledi. Churchill Almanya’nın kesin mağlup edilebilmesi için Romanya petrol kuyularının tahrip edilmesi gerektiğini belirtip, İngiliz uçaklarının yapacakları bombardımana kolaylık sağlamak amacıyla Türkiye’den hava üssü talep etmişti. İnönü, henüz savaşa hazır olunmadığı gerekçesiyle bir liste sunarak listedeki savaş malzemelerinin kendilerine ulaştırılması hâlinde savaşa katılmanın mümkün olabileceğini Churchill’e iletmiştir.

4-6 Aralık 1943 tarihleri arasında yapılan Kahire Konferansı’nda Türkiye’den özellikle, Almanya’ya yakıt sağlayan Romanya’daki petrol kuyularını bombalayacak İngiliz uçaklarına Batı Anadolu’dan kalkış izni verilmesi isteniyordu. İnönü ise bunun Almanları kızdıracağını ve Türkiye’ye saldırmasına yol açacağını ısrarla ileri sürdü. Sonuçta konferans boyunca İsmet İnönü çeşitli bahanelerle savaşa girmemek için elinden geleni yaptı. Bilindiği üzere sonraki dönemde de Türkiye savaşa katılmamıştır.

Almanya’nın Romanya’ya askerlerini sokarak Bulgaristan’a girmeye hazırlanması, Türkiye ile beraber İngiltere ve Sovyetler Birliği’ni de telaşlandırmıştır. Bu durum, aralarında bir saldırmazlık paktı bulunan Almanya ile Sovyetler Birliği arasında gittikçe şiddetlenen bir nüfuz çatışmasına yol açmıştır. Bu nüfuz çatışmasının şiddetlenmesi Türk-Sovyet münasebetlerinin düzelmesine sebep olmuştur. Diğer taraftan Balkanlar’da Alman tehlikesi artınca bütün Balkan devletlerinin Alman işgaline uğraması ihtimali kuvvetlenmişti. Üstelik Almanya Türkiye’yi Berlin-Roma Mihveri’ne girmesi için baskı altında da tutuyordu.

İkinci Dünya Savaşı öncesi ve savaş yılları esnasında Türkiye’nin en çok ithalat ve ihracat paydasına sahip olan ülke de Almanya idi. Diğer taraftan Türkiye, Alman sanayi ürünleri için bir pazardı. Bu pazara da aşama aşama egemen olmuştur. Türk dış ticaretinin yarısından fazlası Almanya ile yapılmaktadır. Almanya’nın Türkiye’ye bakışı şöyledir: Ordusu ve Alman sanayi ve ekonomisi için Türkiye, ürünlerin alınacağı pazardır. Almanya’nın sunduğu bu imkânları örneğin İngiltere müttefik olmasına karşın sunmamıştır. Türk mallarına büyük bir pazar olamamıştır. Bu durum da Türkiye ve Almanya’yı birbirine yaklaştıran etkenlerin başında gelmektedir. İlişkilerde ve anlaşmalarda Adolf Hitler ve Türk Devlet Başkanı İsmet İnönü’nün tavırlarının da özel yeri vardır. Her iki lider de ilişkilerin koparılmaması yönünde çaba sarf etmiştir. Özellikle İnönü’nün tavrı, İngiltere ve Fransa ile yapmış olduğu ve anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine göre Almanya ve İtalya ile savaşa girmesi gerekirken yürüttüğü savaş dışı kalma ve Almanya ile dostluğu bozmama siyaseti ile özel bir yere sahiptir.

Alman ordularının Moskova çıkarması başarısız olmuş ve Hitler artık geri çekilmeye ve Almanya’nın yenilgisi kesinleşmeye başladığı zaman artık Türkiye dış politikada tamamen İngiltere ve Fransa’nın yanında olmaya başlamıştı. Müttefiklerin baskılarına da daha fazla dayanamayarak Almanya ile yaptığı krom ihracatını kesmiş ve ticari ilişkilerini askıya almıştı. Müttefik Devletlerin yanında Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek Türk-Alman ilişkilerini bitirmiştir. Bu haber Ulus gazetesi manşetlerinde “Almanya ile olan münasebetlerimiz dün gece yarısından itibaren kesildi!” diye yankı bulacaktır. Dönemin başka önemli gazetesi olan Akşam ise ilerleyen günlerde harbin bittiğini “Avrupa harbi sona erdi, bütün dünya şenlik yapıyor!” manşeti ile yurda duyuracaktır.

 

KAYNAKÇA

AKANDERE, Osman – Hasan Ali Polat “2. Dünya Savaşı Yıllarında Almanya’nın Türkiye’ye Baskısı ve Savaşın İçerisine Çekme Çabaları” 1. Uluslararası Tarihi ve Kültürel Yönleriyle Türk-Alman İlişkileri Sempozyumu Bildirisi, 8-9 Ekim 2009.

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Akım Kitabevi, 11. Baskı

AYDEMİR, Şevket Süreyya, İkinci Adam (1938-1950), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2011, 2. Cilt

DAĞLI, Erkan, “Alman Büyükelçilerinin Gözüyle Türk-Alman İlişkileri (1900-1938), Atatürk Dergisi, 5. Cilt, 1. Sayı

DENİZ, Muzaffer “Hitler Dönemi Türk-Alman Antlaşmaları” Sosyal Bilimler Dergisi,2. Sayı, 2 Mart 2015

ESMER, Ahmet Şükrü, Oral Sander, Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1995), Siyasal Kitabevi, 10. Baskı, Ankara, 2014

İNAN, Süleyman -Ercan Haytoğlu, Yakın Dönem Türk Politik Tarihi, Anı Yayınları, Ankara, 2011

KAYA, Önder, Roma İmparatorluğu’ndan Hitler’in Almanya’sına Avrupa Tarihi Üzerine Yazılar, Timaş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2011

KOÇAK, Cemil, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1950) , İletişim Yayınları, İstanbul, 2007, 1. Cilt

LEWİS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1998

ÖZÇELİK, Mücahit, “İkinci Dünya Savaşında Türk Dış Politikası” Sosyal Bilimler Dergisi, 29. Sayı, 2010

ROBERTS ,J. M., Avrupa Tarihi, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2015

TURAN, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi-Çağdaşlık Yolunda Yeni Türkiye (10 Kasım 1938-14 Mayıs 1950), 4. Kitap, 1. Bölüm. Bilgi Yayınevi, Ankara, 1999

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, Ankara, 1988

WEİSBAND, Edward, İkinci Dünya Savaşında İnönü’nün Dış Politikası, Yeni Gün Haber Ajansı ve Yayıncılık, İstanbul, 2000

Akşam Gazetesi Arşivi

Cumhuriyet Gazetesi Arşivi

İkdam Gazetesi Arşivi

Son Posta Gazetesi Arşivi

Tan Gazetesi Arşivi

Ulus Gazetesi Arşivi

Comment here