Yakınçağ

Yunan Donanmasına Tek Başına Kafa Tutan Türk Kruvazörü: (1912-1913) Hamidiye’nin Akdeniz Harekatı

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ahmet Dağdeviren*

Ekim 1912’de patlak veren 1. Balkan Savaşı’nın ilk birkaç ayı geride kalırken Osmanlı Devleti’nin durumu oldukça umutsuzdu. Rumeli’deki başlıca Türk şehirlerinden olan Selanik ve Manastır düşmüş, Edirne, İşkodra ve Yanya ise tamamen kuşatılmıştı. Çatalca önlerinde Bulgar ordusunu zar zor durdurabilen Osmanlı ordusu ise bir yandan düşmanla uğraşırken bir yandan da salgın hastalıkların, emir komuta zafiyetlerinin ve partizanlığın pençesinde kıvranıyordu. Denizde ise Ege adalarını ele geçirip, Çanakkale boğazı önünde konuşlanan Yunan donanmasına karşı mücadele ediliyordu. Osmanlı Donanması Yunan ablukasını kırmak, Yunan donanmasını imha edip Ege hakimiyetini tekrar kazanmak için 16 Aralık 1912’de harekete geçmiş, İmroz Deniz Muharebesi olarak adlandırılacak olan çarpışma sonucunda hedefine ulaşamadan tekrar boğaza dönmüştür.[1]

İşte böylesi bir ortamda Hamidiye kruvazörü[2] Türk donanmasının ablukayı kırmasına yardım etmek ve Akdeniz’deki Yunan ticari, askeri nakliyatına engel olmak amacıyla 14 Ocak 1913 günü sahte bir yangın numarasıyla Yunan donanmasını aldatarak boğazdan çıktı.[3] Hamidiye’nin Akdeniz’de ikmal ve tamirat faaliyetleri dışında askeri amacına uygun olarak Siroz bombardımanı, Leros vapurunun batırılması, Dıraç’taki Sırp Karargahı’nın bombardımanı, Şingin limanındaki sekiz askeri konvoy gemisine saldırılması ve İspondis gemisine el konulması olmak üzere beş önemli faaliyeti vardır.

Hamidiye’nin ilk hedefi (15 Ocak 1913) Ege’deki en önemli ticaret limanına sahip olmasının yanı sıra donanma tamir ve ikmal istasyonu olması bakımından önemli bir hedef olan Siroz adasıydı. Ada limanında tamirat için demir atmış Yunan yardımcı kruvazörü “Makedonya” etkisiz hale getirildi, daha sonra adada bulunan askeri tesisler ve telgrafhane imha edildi.[4] Hamidiye yaptığı seferlerde düşman nakliyatına darbe vurmak amacıyla ticaret rotasında seyretmeye azami gayret sarfederdi. Nitekim Yanya’daki Osmanlı kuvvetlerine para ve mühimmat götürmek için yaptığı Adriyatik seferinde de aynı gayreti göstermiş, 12 Mart 1913 günü Otranto yakınlarında Leros isimli bir Yunan gemisine denk gelmiş ve gemiyi mahmuzlayarak batırmıştır.[5]

Hamidiye, Yanya müdaafilerine götürdüğü para ve mühimmatı teslim etmek üzere seferine devam ederken Yanya’nın günler evvel (6 Mart 1913)[6] düştüğünü öğrendi, tam bu sırada Lonki muhribiyle karşılaştı. Lonki muhribi Hamidiye’yi teşhis ettikten sonra telsizden çevredeki tüm Yunan savaş gemilerine haber verdi.

Durumu değerlendiren Hamidiye, Yunan gemileri üzerine üşüşmeden evvel önce aynı gün içerisinde Dıraç’taki Sırp karargahını bombardıman etti, daha sonra Şingin limanındaki bir kısmı asker ve teçhizat yüklü olan nakliye gemilerine yöneldi.[7] Şingin’de yakaladığı sekiz nakliye gemisinden üç tanesi iç limana kaçarken geri kalan beş nakliye gemisi Hamidiye’nin bombardımanında ağır hasar aldı.[8]

Hamidiye alarm durumundaki Yunan gemilerini aşarak şaşırtıcı bir biçimde 12 Mart gecesi Adriyatik’ten çıkmış ve birkaç ikmal yaptıktan sonra 30 Mart’ta Kıbrıs açıklarında İspondis isimli Yunan ticaret gemisini  teslim alarak son askeri faaliyetini gerçekleştirmişti. Makineleri oldukça yıpranan ve sefer yapmakta bir hayli zorlanan Hamidiye İstanbul’a dönme izni çıkana kadar (19 Ağustos 1913) yaklaşık 4 aylık bir süreç boyunca tamirat ve ikmalle vakit geçirmiş 7 Eylül sabahı İstanbul’da törenle karşılanmıştır. Harekat boyunca çeşitli hastalıklar ve kazalar yüzünden 7 şehit veren Hamidiye gemisi efradına özel “Hamidiye Madalyası” verilirken, subaylar altın iftihar madalyası ve birer derece terfi ile ödüllendirilmiştir.[9]

Hamidiye Akını İle İlgili Bir Değerlendirme

Balkan Savaşı’nda özelde Hamidiye, genelde ise Osmanlı donanması istikrarlı bir stratejiden ziyade kamoyunun ve güncel siyasetin bir sonucu olan günü birlik kararlar ile yönetiliyordu.[10] Nitekim savaş sırasında Ege adalarının işgali ve Ege’deki Osmanlı hakimiyetinin yitirilmesinden de anlaşılacağı üzere ağırlık merkezi, deniz gücü Yunanistanla karşılaştırıldığında daha tali bir tehdit olan Bulgaristan odaklı kurulmuş, donanma ancak Ege adalarının kaybı ve Yunan donanmasının boğazlara dayanması üzerine yani insiyatif kaybedildikten sonra Ege’ye kaydırılmıştı.[11] Nitekim böylesi bir ortamda yapılan akın harekatı hedefinin ne olduğu tam olarak belirlenmeden Hamidiye süvarisi Rauf Bey’in şahsi girişimleri neticesinde hayata geçmişti.[12]

Peki Hamidiye neden tüm seferi boyunca ticaret rotasında seyrederek sivil Yunan ticaretini baltalayamaya çalıştı? Çünkü;

“Barışta ve savaşta deniz kuvvetlerine doğrudan veya dolaylı destek sağlayan veya destek sağlama kapasitesi olan devlet veya özel sektöre bağlı diğer unsurların toplamı bir ülkenin deniz gücünü meydana getirir.”[13]

 

Yani Akdeniz, Ege ve Adriyatik’te faaliyet gösteren bir Yunan filikası bile Hamidiye’nin hedefleri arasına girer. Bir ülkenin deniz ticaretine zarar verilmesi ve ticaret yollarının güvensiz hale getirilmesi en az o ülkenin donanmasının imha edilmesi kadar önemlidir. Nitekim Mahan’a göre “ticaretin durdulması barışa mecbur bırakır”[14] Ayrıca Hamidiye’nin ticareti tehdit eden bu korsan faaliyeti Yunan donanmasının ticaret yollarını korumak için güçlerini dağıtmak zorunda kalmasına sebep olmuştur.

Hamidiye’nin akın sürecine baktığımızda oldukça verimsiz bir şekilde aylarını ikmal ve tamirat için harcadığını görüyoruz. Jomini’den Mahan’a kadar karacı veya denizci farketmeksizin ikmal daima en öncelikli konu olmuş, özellikle buhar gücünün gelişmesiye, hiçbir geminin yakıt ikmali yapmadan kayda değer seviyede mesafe katetmesi imkansız hale gelmiş, bu tarz üslerin gerekliliği bir kat daha artmıştır.[15] Denizci bir devlet için özellikle de Akdeniz ve Ege’de sahip olduğu geniş deniz kıyıları göz önünde bulundurulduğunda bu denizlerde kayda değer bir ikmal ve tamirat üssünün bulunmaması, yine aynı şekilde kömür tedariğinde Rauf Bey’in şahsi olarak çaba sarfetmesi yani kömür ihtiyacının bile zar zor giderilmesi akın harekatını baltalayan en büyük olumsuzluktur.

Hamidiye gemisinin belli bir stratejiden ziyade anlık istihbarata ve Rauf Bey’in geniş insiyatifine dayanan harekatına ek olarak sefer sırasında yaşadığı ikmal sıkıntısı, düşmana etkin bir biçimde maddi zarar verilmesi olanağını ortadan kaldırmış onun yerini bilhassa Osmanlı egemenliğinin yüzeysel olduğu[16] güneydeki Arap vilayetlerinde kamoyunun moralini düzeltmek, güçlü Osmanlı imajı yaratmak için yapılan “Bakın devlet hala güçlü, tüm Yunan donanmasının peşinde olduğu Hamidiye Akdeniz’i turluyor” propagandasına bırakmıştır. Bu propaganda etkili olmuş olacak ki Hamidiye’nin 27 Ocak’taki Süveyş ziyaretinde Mısır halkı oldukça coşkulu bir şekilde gemiyi selamlamış, çeşitli hediyeler vermeye çalışmışlardır.[17]

Sonuç olarak Hamidiye gemisi, bu akını savaşı kazanmaya yönelik büyük bir stratejinin parçası olarak etkin bir maddi zarar vermek amacıyla değil daha çok kamoyunun baskısı sonucunda Türk bayrağını, kara ordusunun gidemediği yerlere dalgalandırmak, umulmadık zamanlarda, umulmadık yerlerde ortaya çıkarak düşmaı tedirgin etmek amacıyla yapmış ve o karanlık günlerde halka umut vermiştir.

*İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Ek

Rauf Bey

Rauf Bey, akın sırasında Hamidiye’nin güvertesinde

Rauf Bey

Son Türk korsanı Rauf Bey

Hamidiye Kruvazörü

[1] Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, 2. Baskı, (Ankara: TTK, 1999), cilt 9, 304-310

[2] “(Kruvazör)…ana muharip filonun dışında bağımsız bir şekilde operasyon icra eden gemilere biçilen rolleri tanımlamada kullanılan genel bir terminolojiydi.” Evren Mercan, Kruvazörlerin Tarihçesi, C4 Defence sayı 16. 110-125

[3] Murat Akbaş, Balkan Savaşlarında Deniz Cephesi, (Çanakkale: 2018), 130

[4] D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 10-13

[5] D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 46-47

[6] Kolektif, Yanya Savunması Ve Esat Paşa, 1. Baskı, (Ankara: ATASE, 1983), 131

[7] D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 49-51

[8] Akbaş, Balkan Savaşlarında Deniz Cephesi, (Çanakkale: 2018), 137

[9]D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 71-74

[10] Murat Akbaş, Balkan Savaşlarında Deniz Cephesi, (Çanakkale: 2018), 106

[11] Osman Tekinalp, Stratejiye Giriş Ve Deniz Stratejisi, 1. Baskı, (İstanbul: Doruk, 2020), 557

[12]D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 2-3

[13] Osman Tekinalp, Stratejiye Giriş Ve Deniz Stratejisi, 1. Baskı, (İstanbul: Doruk, 2020), 260

[14] Lawrence Freedman, Strateji, (İstanbul: Alfa, 2014), 534-535

[15] Derleyen Peter Paret, çeviren: Doruk Can Koçak, Modern Strateji, Philip A. Crowl “Alfred Thayer Mahan: Bahriyeli Tarihçi”, 1. Baskı, (İstanbul: Doruk, 2015), 540-541

[16] Bknz: Sultan Abdülaziz dönemine kadar Mekke’ye, Sultan Abdülhamid dönemine kadar ise Medine’ye Türk bayrağının çekilmemesi. “Mustafa Sabri Küçükaşçı, DİA “Mekke” maddesi.”

[17] D.Z. Albay Tevfik İnci, Balkan Harbinde Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, 1. Baskı, (Ankara: TSK Deniz Basımevi, 1952), 31-32

Comment here