CumhuriyetYakınçağ

Yeni Bir Başlangıç: İttihat ve Terakki Cemiyeti

Bu makaleyi 32 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Murat Erdoğan

ÖZET

Bir devrin sıkıntılarını üzerlerine alan, Tıbbiye’den başlayıp ülke geneline yayılan, bir cemiyet olarak başlayıp sonra siyasi parti olarak devam eden bu hareketin temelleri nerede atıldı. Bu bağlamda hareketin içerisindekiler bu süreç boyunca neler yaptı ve. II. Abdulhamid dönemindeki zorlu dönemin baskılarını hisseden bu hareket nasıl oldu da bir devletin kaderini elinde bulundurdu. İttihat ve Terakki’nin sahip olduğu ideoloji nasıl ülke genelinde etkili oldu bunları çalışmamızda değerlendireceğiz. 

Giriş

İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889 yılında başlayan muhalif düşüncelerin örgütlenmesi sürecinin bir sonucudur. Bu açıdan örgütün tarihini Askeri Tıbbiye’de kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyetinden başlatmak uygun olacaktır. Ohrili İbrahim Temo, Arapgirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükûti, Kafkasyalı Mehmet Reşit ve Bakülü Hüseyinzade Ali kurucu isimlerindendir. Bir süre sonra ismi “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti”2 olarak değiştirildi.

Okullardan yükselen muhalefet bir yandan yurtdışındaki II. Abdülhamid’e karşı muhalif olan örgütlenmeler ile diğer yandan da bürokrasi ile irtibata geçmesi sonucunda bu muhalefetin etkisi büyük bir oranda artmıştır. Esas amacı Sultan II. Abdülhamid Han’ın despotizmini protesto etmek ve 1876 anayasasını geri getirmek olan İttihad-ı Osmaniye Cemiyeti, Osmanlı topraklarında hızla yayıldı. 1895 Ermeni olayları sebebiyle yaşanan diplomatik kriz sonucu bir öğrenci hareketi olmaktan çıkmış, büyük bir popülerlik kazanmıştır. “Jön Türk Hareketi uluslararası kriz dönemlerinde güç kazanıyordu.” 3Tehlikeyi fark eden sultan 1897 senesinde payitaht da bu hareketi ezdi.

Partinin ikinci doğuşu Makedonya da olmuştur. 1906 Eylül’ünde Selanik’te çoğunluğu Ordu subayları olan kişiler tarafından “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” kurulur. Daha sonra cemiyet, Paris kanadıyla birleşerek “Terakki ve İttihat” adını alır. Makedonya da bir grup 1908 ayaklanmasını örgütleyip başarıya ulaştırarak, 24 Temmuz’da “Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesi sağlanmıştır. Bu ihtilal aynı zamanda cemiyet içinde etkisini göstermiş; İngiliz yanlısı bürokratların -Babıali’nin- yerine milliyetçi kanadın -Genel Merkezin- iktidarını çıkarmıştı.41908 ihtilalinden sonra yapılan seçimlere, aralarında İttihat ve Terakki partisinin de olduğu, birçok parti katılır. 26 Kasım 1908 de seçim sonuçlarında 289 sandalyenin 288’ini İttihat ve Terakki alır ve 17 Aralık da meclis açılır. Mebusların 147’si Türk, 60’ı Arap, 27’si Arnavut, 26’sı Rum, 14’ü Ermeni, 4’ü Yahudi, 10’u da Slav’dır.

Daha bir yıl geçmeden İttihat ve Terakki’den birçok yeni parti ortaya çıktı. Gayrimüslimler de ayrılarak kendi partilerini kurdular. Bu kargaşa ortamı içerisinde Makedonya mahreçli bir tren dolusu “Hareket Ordusu” askeri payitahta varır. Bu ordunun başında Mahmut Şevket Paşa bulunmaktaydı. O sıralarda genç bir subay olan Mustafa Kemal de kurmay başkanı göreviyle hareket ordusundaki yerini almıştır.5İttihatçı subaylar II. Abdülhamid’in İstanbul da kalmasına razı değildi. Bu nedenle ordunun baskısıyla padişahın Selanik’e gönderilmesine yönelik bir meclis kararı çıktı. Ancak bu talep beklenen etkiyi doğurmadı. Hüseyin Hilmi Paşa hükümeti bu teklife yanaşmadı. 31 Mart olayının ardından İttihatçılar siyasi olarak daha da güçlenmeye başlamıştır. Abdülhamid’in baskıcı rejimine karşı muhalifler tarafından27 Nisan 1909 da Şeyhülislam Mehmet Ziyaeddin Efendiden fetva alındı ve Sultan II. Abdülhamid Han tahttan indirilerek yerine kardeşi V. Mehmet Reşat getirildi. Muhalefet ortadan kaldırıldı. Yapılacak seçimlerde Osmanlı Demokrat Partisi dışında başka parti girmeyecekti. Talat Bey’in Dâhiliye Nezaretine Cavit Bey’in Maliye Bakanlığına atanması ile İttihat ve Terakki iktidarı perçinlenir. Ancak Mahmut Şevket Paşa ile kozlar henüz paylaşılmamıştır. İttihat Terakki tekrar çok parçaya ayrılır. 1911 Kasım’ında muhalefet tek bir çatı altında birleşerek “Hürriyet ve İtilaf Fırkasını” kurar.6

Abdülhamit’in baskıcı rejimine karşı mücadele sırasında, Türk olanlar-olmayanlar, Müslüman olanlar-olmayanlar aralarındaki sorunu biryana bırakıp zamanla karşılıklı politikalar sonucu asıl istemler netleşecekti.7 Meclisteki bölünme aynı zamanda imparatorluğun çeşitli bölgelerinde başlayan isyanların izlerini taşıyordu. Bir yandan İttihat Terakki bölünmeye devam ediyor, birçok yeni parti ortaya çıkıyordu. 13 Ocak 1912 de Trablusgarp yenilgisi için bir soruşturma açılmasını isteyen muhalefet iki gün sonra meclisin feshi için padişaha bir bahane yaratmış oldu. Yenilenen seçimde İttihat Terakki ezici bir çoğunlukla meclise girdi. Balkan savaşları sonrası İttihat Terakkinin iktidarı 5 yıllığına eline geçirmesi için vesile oldu.

Babıali baskını ve ardından yapılan geniş çaplı tutuklamalar, sürgünler ve idamlar ile muhalefet yok edildi. Sadrazamlığa Mehmet Sait Halim Paşa getirildi. Babıali baskını sayesinde İttihat Terakki kurulduğundan beri ilk kez kendi isteği doğrultusunda bir kabine kurdu. Böylece imparatorluğun ve tüm halkların toplumsal belleklerinde iz bırakan ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna vesile olacak İttihat ve Terakki’nin tam iktidar dönemi başlamış oldu.

Babıali Baskını ve Sonrası

Edirne’nin kaybediliyor oluşu, bir şehri ya da bir toprak parçasını yitirmenin çok ötesinde idi. Balkan savaşlarında yaşanan ağır hezimet sonrasında bu şehrin durumu ittihatçıları hemen harekete geçirdi. Ne var ki ortada ne meclis vardı ne de yasal anlamda bir örgüt. Basın-yayın organları ağır baskı altında idi. Cemiyet kapatılmıştı ve faaliyetlerini doğru düzgün yerine getiremiyordu.

İttihatçılar için tek ve en önemli “avantaj”, Balkan Savaşlarının yaratmış olduğu etki ve Edirne’nin kaybedilmesi idi. Bu neden hükümet ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile bağlantı kurmak zorunluydu. Hükümet içerisinde en zayıf halka olan Harbiye Nazırı Nazım Paşa bu iş için adeta biçilmiş kaftan idi. Nazım Paşa, Talat Bey ile görüşmeye ve bir anlamda pazarlığa başladı. İlk olarak Nazım Paşa’ya sadrazamlık teklif edildi, kurulması planlanan hükümetin ağırlıklı ittihatçılardan oluşması yönünde karar alındı. Diğer yandan Cemal Bey’in menzil müfettişi, Enver Bey’in de kurmay başkanı olarak atanması konusunda mutabakata varıldı.8

Yapılan toplantıda sadrazamlık makamı için Mahmut Şevket Paşa’nın ismi öne çıkmış, Paşa ilk başta kabul etmemiş olsa da kısa zamanda ikna edilmişti. Sonuç olarak 1913 yılının Ocak ayında alınan karar, bir süre sonra hayata geçirildi. Böylelikle 23 Ocak günü bir grup ittihatçı Babıali’ye doğru yürüdü. Babıali’yi korumakla görevli tabur komutanının ittihatçı olması nedeniyle herhangi bir mukavemet yaşanmadı. Halaskar taraftarı olan Arnavut Nafiz ve Tevfik Beyler karşı koyduysalar da ittihatçılar tarafından öldürüldüler. Bu sırada Yakup Cemil de, sadrazamlık hayaliyle bekleyen Nazım Paşa’yı vurarak öldürmüştü. Ancak onu koruyan Enver Bey’in yükselişiyle birlikte yine hareket içerisinde görev almaya devam edecekti.

Sonuç olarak olayların hemen ardından Babıali’yi işgal eden grup, Sadrazam Kamil Paşa’ya istifa mektubunu yazdırttı. Bundan böyle Mahmut Şevket Paşa sadrazamlık koltuğuna oturacaktı. Ne var ki iç siyasette görülen yumuşama, dış siyasete yansımadı. Babıali Baskını ve iktidarın değişimi, Balkan Devletlerinin politikalarında sertleşmeye yol açmıştı. Baskından tam bir ay sonra Mahmut Şevket Paşa hükümeti Edirne’nin kaybedildiğini kabul etmek zorunda kaldı. Mali sıkıntılar, Edirne’nin kaybedilmesi ve alınan yenilgiler siyasette dalgaların yeniden kabarmasına neden oldu.

Bu sorunların dışında tarihin akışını değiştirecek bir olay vardı. Yüzbaşı Çerkez Kazım adlı bir kişinin öncülüğünde, ittihatçı iktidarı devirmek için Mahmut Şevket Paşa’ya suikast hazırlığına girmişti. Paris’teki Kürt Şerif Paşa’nın da maddi destek verdiği bu plan, önde gelen ittihatçılarında öldürülmesini içeriyordu. Buna göre Mahmut Şevket Paşa ile Talat, Cemal, Azmi, Nesim Ruso ve Emanuel Karasu adlı kişilerde ölüm listesinde idi.

Nihayet 11 Haziran 1913 tarihinde darbe amacıyla harekete geçildi. Mahmut Şevket paşa, Babıali’ye doğru giderken vurularak öldürüldü. Artık ittihatçıların “büyük ağabeyi” yoktu. Ancak diğer isimlere olan eylemler gerçekleşmedi. Yeni sadrazam olarak Sait Halim Paşa göreve atanmış bulunmakta idi.

1918 yılına kadar sürecek 5 yıllık iktidar döneminde İttihat ve Terakki partisinin genel başkanları 1913-16 yılları için Sait Halim Paşa ve 1916-18 yılları için Talat paşa olacaktı. 1914 yılında İttihat ve Terakkinin tek parti olarak girdiği bir seçim yapılmış, meclis hâkimiyeti pekiştirilmiştir.

1913-1918 arası 4 kez yapılacak İttihat ve Terakki kongrelerinin ikisi Birinci Dünya Savaşının tüm heyecanıyla devam ettiği 1916 ve 1917 yıllarında yapılmıştı. Cemiyetin kesin olarak siyasal partiye dönüştüğü ilk kongre 1913 kongresiydi. İttihat ve Terakki kongrelerinde yapılan tartışmalar ve alınan kararlara bakacak olursak cemiyetin ideolojisinde değişiklik olduğu göze çarpmaktadır. Cemiyetin “Osmanlıcı ve İttihad-ı Anasırcı niteliği” yerine “Türkçü ve Milliyetçi niteliğe” bırakmıştır.9 Esasen bakacak olursak cemiyetin kendi başına yol alması, koşulların baskısı gereği tam bir ideoloji belirlemek güç olmalı. Osmanlıcılıktan Türkçü bir akıma gidişi örnek gösterebiliriz. Dikkat edersek İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğulcu ideolojik formülleri daima tercih etmiştir Bunlar hep birleştirici bir terim olmuştur. Hukuk bakımından bu terimler federasyon, konfederasyon ya da kendilerine özgü “mürekkeb devlet” (çoğulcu devlet) şekillerinde açıklayıcı formüllerdir. Hiç kuşkusuz tekçi devletten çoğulcu devlete geçilince milletleri ortak yaşam etrafında toplamak gerekmiştir. 10

1-Osmanlıcılık ve Vatan-ı Umumi

Osmanlı İmparatorluğu’nun 20. Yüzyıl başında 18.yüzyıl kurallarına göre yönetilmesi imkânsız idi. “Hakimiyet-i Siyasiye” bağlarıyla bir araya getirilmiş etnik unsurları ortak bir politikayla birlikte yaşatabilmek için İttihat ve Terakki –iktidarda olsun olmasın- bir arayış içerisinde idi.

Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey Dâhiliye Nazırı olduğu vakit, anarşik bir demokrasiye açılan 1911 yılında “vatan-ı umumi” (ortak yurt) modelini keşfetmiştir. Siyasal bir kadro olan vatan-ı umumi ile sosyal ve etnik bir gerçek olan kavmiyetler arasındaki dengelerden doğmalıydı. Ne var ki Osmanlı idaresindeki milliyetlere mensup mebusların hiç birisi bu sisteme ve bu fikirlere inanmıyordu. Vatan-ı umumi bir bakıma unsurlar birliği (ittihad-ı anasır)11 bir “taahhüt” niteliği taşıyordu. Bu bakımdan doğurduğu en önemli sonuç İttihat ve Terakki’nin başlangıçta resmi ideolojisi olmasıdır ve milliyetçi politikanın en büyük yasaklayıcısı haline gelmesidir. Bu tablo başarılı bir politika kuralı olmadığını kanıtlar niteliktedir.

2-İslamcılık ve “İttihad-ı İslam”

İttihat ve Terakki’nin bir yüzü ne denli Türkçü ise öteki yüzü de o kadar İslamcıdır. Şunu belirtmek gerekir ki çağın gerçeği olan milliyetçi –Türkçü akım asıl gerçekyüzüdür. İslamcı akım ise bir politika meselesi olarak görünür. Milliyetçi akım, İttihat ve Terakki’nin eseridir. İslamcı akıma İttihat ve Terakki iğreti ve zoraki olarak takılmıştır. Yönetimdeki muhaliflerin İslamcı ilim mensubu kişiler olması hasebiyle İslamcılık anlayışını benimsemeleri gerekmekteydi.

1908-1913 yılları arasındaki durum özellikle parlamento içinde 2 yönde gelişmiştir. İttihat ve Terakkinin İlmiyeci mebusları birçok politikaları eleştirmişlerdir. Maarif, medreselerin ıslahı, arazi, evkaf, ceza hukuku, bankacılık ve faiz ile ilgili konularda “ihtirazi” kayıtlarını ve kuşkularını belirtmişlerdir. Ayrıca, muhalefete mensup İlmiyeli mebuslar, her meselede İttihat ve Terakki’yi hırpalayacak saldırılar yapmışlardır. Mahmut Şevket Paşa’ya karşı Kanun-i Esasi değişimine karşı tutumları hatırlanmalıdır. İttihatçılar İslamcılığı da resmi ve mecburi bir ideolojik unsur olarak kabul etme durumunda kalmışlardır. Kendi yorumlarına göre bağlı İslamcılık akımını daha bir sevecenlikle karşılayacaklardır.

3-Milliyetçilik

19.yüzyıldan 20.yüzyıla girdiğimiz halde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çeşitli ulusların “milli” ideolojileri yanında, Türkler en sona kalmıştır. Panslavizm, Panelenizm, Pancermenizm, Siyonizm ve türlü akımlar bu milliyetçi oluşları desteklerken Türkler Ziya Gökalp’in deyimi ile “Osmanlı bayrağı altında şuursuz bir hayat” geçirmekte idiler.

Osmanlıcılık fikrinin kuvvetli bağı Balkan harbiyle birlikte adeta kopuvermişti. İttihat ve Terakki’nin Türkçülük akımı bu savaşın tesiri ile adeta arşa çıktı. “Ben varım” diyemeyen Türkler bu sözleri Balkan Harbi akabinde söylemeye başladılar. Milliyetçi hareket artık bir iç dinamik olma niteliği kazanmış idi Balkan Harbi’nin Türk milliyetçiliğine etkisi Türkçüler tarafından olumlu bir gelişme olarak karşılanmıştır.

Milliyetçilik İttihatçı bir anlam ve yorumuyla Türkçülük adını alacaktır ve muhalifleri bu anlayışta Ziya Gökalp’ten ve onun yorumlarından milliyetçiliği ayırmaya çalışacaktır. Osmanlı yönetiminin milliyetçi(Türkçü) görünümü başta Araplar olmak üzere büyük bir tepki ile karşılanmıştır. Aynı zamanda İngilizlerin Arapları kışkırtmak için kullandığı bir malzeme olmuştur. İttihatçı anlamıyla Türkleşmek, içinde bulunan yüzyılın tabiatından doğmaktadır. Kısaca millet tabii ve gerçek bir olgudur. Bunun içinde şuursuz bir kalabalık hayatını milli bir şuura sahip kılmak ve Türklerin millet halinde birleşmelerini ve yaşamalarını gerçekleştirmek gerekmektedir.12 Bu noktada İttihat ve Terakki kadar Ziya Gökalp Bey’de şanslıdır.

4-Türkçülük ve Turan

Turancılık Türkiye’de yapılması tasarlanan Yeni Hayat uyarlamasından daha çok cazip gelmiştir. Hatta özellikle kumandanlar arasında bu fikir benimsenmiş, nihayet Enver Paşa tarafından denenmiştir.

Osmanlı Türklerinin görevi Ziya Gökalp’e göre büyük bir Türk Devleti’nin kurulmasıdır. Çağdaş Türk tarihinin karizması bu olacaktı ve insanları, kumandanları devlet adamları bu Turan “İlhanlığı”nda çıkacaktı. Bu devlet Osmanlı ülkesi yanında Karadeniz kıyılarından Çin’e kadar uzanan ve Türkçe konuşan Müslüman Türk toplumlarından ibaret irili ufaklı devletlerden oluşacaktır. Turan içerdiği devletçikleri kendisine “ilhak etmeyecektir”(katmayacaktır).

İttihatçılara göre Turan, aslında yeni bir “vatan-ı umumi” olacaktı fakat etnik, milli ve çoğulcu bir altyapıya dayanması gerekiyordu. Bu konuda Ziya Gökalp’in Turan’la ilgili açıklamaları ötekileri kıyasla çok daha sistemlidir ve tutarlıdır.13 Ama gerçekçi olup olmadığı tartışılabilir.

Balkan Savaşları

1912’de başlayan Balkan Harbi ile 24 Ekim 1912 Kırklareli, 9 Kasım’da Selanik, 18 Kasım’da Manastır, 6 Mart 1913’de Yanya ve 10 Nisan’da İşkodra elden çıkmıştı. Balkan Harbi ile bir yıl içerisinde “Afrika-i Osmani” ile “Avrupa-i Osmani” yitirilmişti.

Karadağ’ın 8 Ekim 1912’de Kuzey Arnavutluk ve Yenipazar sancağına girmesi ile harp başlamış ve hemen ardından müttefikleri olan diğer Balkan ülkeleri Osmanlı’ya karşı topyekûn harekete geçmiş idi. Yunanistan Girit’i ilhak etti, Bulgaristan kuzeyden saldırıya geçti. İttihatçı subayla fikir uyuşmazlığına düşünce Bulgar saldırısı geri püskürtülemedi. Kasım 1912’de Bulgarlar Çatalca’ya kadar gelmişlerdi. İstanbul’a birkaç saat uzaklıktaki bu ordu payitahtı karıştırmıştı.14 Diğer yandan İngiltere’nin önayak olduğu barış görüşmeleri yapılıyor idi. Sorun Edirne kimin sınırları dahilinde kalacağı idi. Avrupalı devletlerin önerisi Edirne’nin Bulgarlara bırakılması yönünde idi. Bu sırada Babıali baskını gerçekleşir (yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldı) ve hükümet el değiştirir. Yeni gelen hükümet Bulgarlar ile görüşmeyi keser ve Londra konferansı dağılır.

Kısa süren barış günleri sonunda Bulgarların Sırbistan ve Yunanistan’a saldırısı ile 29 Haziran 1913’de II.Balkan Harbi başladı. Bunu fırsat bilen İttihat ve Terakki Bulgaristan’a savaş açtı.15 Doğu Trakya mukavemet görmeden yeniden Osmanlı topraklarına dahil edildi. Bu olay Osmanlı Devleti’ne büyük bir itibar kazandırmıştı.

29 Ekim 1913’de Bulgaristan, 14 Ekim 1913’de Sırbistan ve 14 Mart 1913’de Yunanistan ile yapılan anlaşma ile Osmanlı Devleti’nin Avrupa sınırları şekillenmiş oldu.16Balkan Savaşları’nın tek mağlubu vardı, Osmanlı İmparatorluğu. İmparatorluk, “Avrupa topraklarının %83’ünü, nüfusunun %69’unu ve ayrıca her yıl İstanbul’a akan gelir ve ürünü kaybetmiş oldu”17

I.Dünya Savaşı

İttihat ve Terakki, 1913 yılına dek “sorumluluk” yüklenmeksizin iktidarda söz sahibi olma gayreti içerisinde idi. 22 Ocak günü kabine toplantısının yapıldığı bir sırada Babıali’yi basan İttihatçılar, Sadrazam Kamil Paşa’ya istifa mektubunu imzalatıp hükümeti ele geçirirler. Almanya’nın Prusya’ya ilan ettiğinin ertesi günü ve İngiltere’nin savaşa girmesinden iki gün önce, 2 Ağustos 1914 tarihinde, Enver Paşa gizli bir anlaşma imzalar, bu anlaşmaya göre Osmanlı Devleti savaşa girer ise Alman askeri heyetine Osmanlı ordusunun yönetiminde geniş yetkiler verilecekti. İngiltere, Fransa, Rus elçileri Ağustos ortalarında Babıali’ye başvurarak tarafsızlığını savaş boyunca sürdürdüğü taktirde, “Osmanlı topraklarının bütünlüğü konusunda güvence vermeye hazır olduklarını bildirdiler.

Ancak Almanya, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesini istiyordu. Boğazların kapatılması ile Rusya’nın İtilaf devletleri arasındaki bağlantının kopması buna bağlıydı. Enver Paşa ve Türk donanmasının başında olan Alman Amiral Souchon Karadeniz’e açılarak Rus kıyılarını bombaladılar. Böylece Kasım ayının ilk haftasında Osmanlı Devleti fiilen savaşa dahil olmuş oluyordu. Said Halim Paşa kabinenin başında olmasına rağmen iktidar tamamen İttihat ve Terakki’ye, Enver, Cemal ve Talat Paşa’nın eline geçti. Ülkenin savaşa sokulmasının ve bu zaman içerisinde uygulanan politikaların, sevk ve iskan politikaları da dahil olmak üzere sorumluluk tamamen bu üçlü üzerinde idi.

Padişah 11 Kasım’da “Mukaddes Cihad” ilan etti. Cihad ilanını tam seferberlik çalışmaları izledi. Parlamento daha hızlı karar alması için1 Mart 1915 tarihinde Padişah tarafından tatil edildi. Parlamento 28 Eylül 1915 tarihine kadar kapalı kalacaktı.

I.Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti’nin ordusu ülkenin dört bir tarafında, toplam 9 cephede savaşacaktı; Kafkas, Çanakkale, Filistin, Suriye, Iran, İran ve sonra Makedonya, Romanya ve Galiçya. 19.yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı ordusunun dağılımı şöyle idi; Birinci Ordu Karargâhı İstanbul’da, İkinci Ordu Karargâhı Edirne’de, Üçüncü Ordu Karargâhı Manastırda-sonra Selanik’te-, Dördüncü Ordu KarargâhıErzurum’da, Beşinci Ordu Karargâhı Şam’da, Altıncı ve Yedinci Ordu Karargâhları Sina’da idi. Osmanlı savaşa girdiğinde 300 bin eğitimden geçmiş askeri, 6 ordu içinde toplamıştı. 13 alay, 2 bağımsız tümen ve donanma ve seferber edilmiş 3 milyona yakın askeri Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın komutasında idi.18

Enver Paşa, ordunun adını İslam Ordusu olarak değiştirir ve Rus ordusunun üzerine saldırıya geçer. Üç hafta sonra Sarıkamış’tan geriye kalan 12 bin askeri, Mirliva Hafız Hakkı’ya devrederek İstanbul’a geri döner. Bu Sarıkamış yenilgisi Enver Paşa’nın bir başarısızlığı olarak algılanmamıştır.

Mondros Mütarekesinin imzalanmasından bir gün sonra, 1 Kasım 1918 Cuma günü İttihat ve Terakki kongresi olağanüstü toplanır. 120 delege bu kongreden habersizdir. Verilen bir önerge ile İttihat ve Terakki’nin feshedilerek bütün mal ve varlığı “Teceddüt Fırkasına” devri kararlaştırılır. Kongreden bir gün sonra Enver, Cemal ve Talat Paşalar Alman denizaltısına binerek İstanbul’dan uzaklaşmıştır.

13 Kasım 1918’de 55 parçalık Amerika, İngiliz,Fransız,İtalyan ve Yunan savaş gemisi İstanbul kıyılarına demir atar. Osmanlı payitahtı artık resmen işgal altındadır. Kışlalar, resmi binalar ve önemli noktalar kontrol altına alınır. 1913 yılında kapatılan Arap, Rum, Ermeni, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Yahudi, Türk gibi kavmi esaslara dayalı cemiyetler ortaya çıkmıştır.

SONUÇ

İttihat ve Terakki’yi oluşturan şartlar savaş ve mücadeleler ile başlamış ve yine mücadeleler ile silinip gitmiştir. Bundan böyle Cemiyetin kendisinden değil, ittihatçılık düşüncesinin toplumsal ve siyasal alana yönelik etkilerinden bahsedilebilirdi. Öncelikle Kurtuluş Savaşı’ndaki yerel örgütlenmeler, sonrasındaysa eski ittihatçıların bir takım faaliyetleri ittihatçılık düşüncesinin izleri olarak tarihteki yerlerini alacaklardı. Bu çerçevede en önemlisi ise, ittihatçılığın Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve yapılan devrimler ile olan bağını görmek mümkündür. İttihat ve Terakki bir devletin kurulmasında önemli yapıtaşlarından biri olduğunu söylemek mümkün olsa gerek.

  1. Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
  2. Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002, s.19.
  3. Şükrü Hanioğlu, “Jön Türkler ve Osmanlı’da İç-Dış Politikası Bağlantısı”, Türk Dış Politikasının Analizi, der.Faruk Sönmezoğlu, 2. Baskı, Der yayınları, İstanbul, 1998, s.456.
  4. Hanioğlu, a.g.m, s.476.
  5. Cemil Hakan Korkmaz, İttihat ve Terakki, İstanbul, Profil Yayınları, 2013, s.70.
  6. Sabri Sürgevil,Cihan Özgün,Hilal Ortaç,Olcay P. Yapucu, Türkiye Tarihi ve Uygarlıkları c.5, Atlantis Yayınları,İzmir,2016,s.163
  7. Feroz Ahmat, İttihat ve Terakki(1908-14), 4. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1995, s.191
  8. Korkmaz, a.g.e, s.100
  9. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, C.2, İletişim Yayınları, İstanbul, 1986, s.36.
  10. Korkmaz, a.g.e, s.100
  11. Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, C.2, İletişim Yayınları, İstanbul, 1986, s.36.
  12. Tunaya, a.g.e, c.3, s.315
  13. Ziya Gökalp’in görüşü için bkz: Ziya Gökalp, Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak
  14. Tevfik Çavdar, İttihat ve Terakki,2.baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994, s.23
  15. Çavdar, a.g.e, s.24
  16. Shaw  Standford J.-E.Kural, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, c.2,E Yayınları, İstanbul, 1983,s354-59
  17. Shaw,a.g.e, s.359
  18. Tunaya, c.1, s521

KAYNAKÇA

BARDAKÇI, Murat, ENVER, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015

BARDAKÇI, Murat, İttihatçı’nın Sandığı,İstanbul,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017

ARMAOĞLU, Fahir, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi(1914-1995), İstanbul, Timaş Yayınları,2017

ORTAYLI, İlber, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, İstanbul, Kronik Kitap, 2018

ARTUÇ, Nevzat, Payitahta Nutuklarım, İstanbul, Kronik Kitap, 2018

ÇOLAK, Mustafa, Komitenin Ruhu Talat Paşa, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2018

Enver Paşa’nın Anıları(1881-1908), haz.Halil Erdoğan Cengiz, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018

Talat Paşa’nın Anıları, haz.Alpay Kabacalı, İstanbul,Türkiye İş Bankası Yayınları,2009

KERİMOĞLU,H.Taner, İttihat Terakki ve Rumlar, İstanbul, Libra Kitapçılık,2012

KAYALI, Hasan, Jön Türkler ve Araplar, çev.Türkan Yöney, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017

Mustafa Ragıb Esatlı, İttihat ve Terakki’nin Son Günleri, çev. İsmail Dervişoğlu, İstanbul, Bengi Yayınları, 2017

KOCAOĞLU, Bünyamin, Mütarekede İttihatçılık, İstanbul, Temel Yayınları, 2006

MARDİN, Şerif, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, İstanbul, İletişim Yayınları, 2014

ÇULCU,Murat, İttihat ve Terakki, İstanbul, E Yayınları,2011

ÇAVDAR, Tevfik, İttihat ve Terakki,İstanbul, İletişim Yayınları, 1991

KARABEKİR, Kazım, İttihat ve Terakki Cemiyeti, İstanbul, Yapı KrediYayınları, 2011

TUNAYA, T.Zafer, Türkiye’de Siyasi Partiler,c.2, İstanbul, Hürriyet Vakfı Yayınları,1988

TUNAYA, T.Zafer, İslamcılık Cereyanı,İstanbul, Baha Matbaası, 1962

TEMO, İbrahim, İttihat ve TereakkiAnıları,İstanbul, Arba Yayınları, 1987

KURAN,A.Bedevi, İnkilab Tarihimiz ve Jön Türkler, İstanbul, Tan Matbaası, 1945

AHMAD, Feroz, İttihat ve Terakki, çev. Nuran Yavuz, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1999

DÜNDAR, Fuat, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası, İstanbul,İletişim Yayınları,2002

AKŞİN, Sina, 100 Soruda Jön Türkler ve İttihat Terakki, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1980

HANİOĞLU, M. Şükrü, Bir Siyasi Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük, c.1,İletişim Yayınları, 1985

ÇAPANOĞLU, Münir Süleyman, Türkiye’de Sosyalizm Hareketleri ve Sosyalist Hilmi, İstanbul, Pınar Yayınları, 1964

CEBESOY, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, İstanbul, Temel Yayınları, 2000

KOCAHANOĞLU, Osman Selim, İttihat Terakki’nin Sorgulanması ve Yargılanması, İstanbul, Temel Yayınları, 1998

AYDOĞAN, Erdal, İttihat ve Terakki’nin Doğu Politikası, İstanbul, Ötüken Yayınları, 2005

Aai,Masami, Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği, çev. Tansel Demirel, İstanbul, İletişim Yayınları, 1992

SÜRGEVİL Sabri, ÖZGÜN Cihan, ORTAÇ, Hilal, YAPUCU Olcay P. , Türkiye Tarihi ve Uygarlıkları, c.5, İzmir, Atlantis Yayınları, 2016

SÜRGEVİL Sabri, ÖZGÜN Cihan, ORTAÇ, Hilal, YAPUCU Olcay P. , Türkiye Tarihi ve Uygarlıkları, c.6, İzmir, Atlantis Yayınları, 2016

BİRİNCİ, Ali, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, İstanbul, Dergah Yayınları, 2006

ÇAKMAK, Tevfik, Talat Paşa Bir Örgüt Ustasının Yaşamöyküsü, Ankara, İmge Yayınları, 2001

ÇELİK, Bilgin, İttihatçılar ve Arnavutlar II. Meşrutiyet Döneminde Arnavut Ulusçuluğu ve Arnavutluk Sorunu, İstanbul, Büke Kitapları, 2004

AYDIN,Suavi, “İki İttihat Terakki: İki Ayrı Zihniyet, İki Ayrı Siyaset”,Tanzimat ve Meşrutiyetin Birikimi, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce I, İstanbul, İletişim Yayınları,2001, s117-128

MEHMETEFENDİOĞLU,Ahmet, “İttihat ve Terakki Kongreleri(1908-1918)”, Yüzüncü Yılında II. Meşrutiyet, haz. Halil Akkurt-AkifPamuk, İstanbul, Yeni İnsanYayınları,2008,s105-130

ZÜRCHER, Erik Jan, “Jön Türkler: Sınır Bölgelerinin Çocukları”, Savaş, Devrim ve Uluslaşma Türkiye Tarihinde Geçiş Dönemi(1908-1928),çev. ErgünAydınoğlu, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005, s.139-164

 

Comment here