İncelemeYakınçağ

Osmanlı’da Modernleşme ve Modern Sanatlar

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğulcan Ersöz

Giriş                      

Takvimler 1699’u gösterirken Karlofça Antlaşması yapılmış ve resmi olarak gerileme dönemine girilmişti. 15 ve 16. yüzyıllarda yaptığı seferlerle sınırları altüst eden, üç kıtaya hakim olan Osmanlı İmparatorluğu’nun düzeni bozulmuştu. Bir an önce modernleşme hareketlerine geçerek hem şaşalı günlerine geri dönmeyi hem de Avrupa ülkerinin baskı politikalarından kurtulmak isteniyordu. Ancak dönemin sosyal, siyasal ve ekonomik şartları bu geri dönüşe hiçbir zaman izin vermedi, vermeyecekti. Ancak III. Selim’in tahta çıkması ile bir dizi reformlar gerçekleştirilmeye başlandı. Özellikle eğitim ve askeri alanda yapılan reformlar Osmanlı İmparatorluğu’nun çehresini değiştirmeye başladı. On sekiz sene tahtta kalan Üçüncü Selim, Osmanlı İmparatorluğu’nda değişimin ve modernleşmenin sac ayağı olarak değerlendirilebilir.

IV. Mustafa’dan sonra tahta geçen II. Mahmud ise bu modernleşmenin pekişmesini ve mesafe kat etmesini sağladı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile başlayan modernleşme hareketi, bakanlıkların kurulması, sarayların modernize edilmesi, yeni okulların açılması ile bu silsile devam etti. Modernleşme, mimari alanda yeni camii inşalarıyla devam ederken, diğer yandan mevcut olan yapılara restorasyon çalışmaları yapıldı. Bununla beraber II. Mahmud Viyana’dan piyanolar getirtmiş hem oğlu Sultan Abdülmecid’in hem de torunu V. Murad’ın sanata olan ilgisini ortaya çıkarmaya başarmıştır.

II.Mahmud’un ölümünden sonra tahta geçen oğlu Abdülmecid Efendi, babası gibi yenileşmeye ve modernizme çok inanıyordu. Özellikle Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı bunun en büyük kanıtıdır. O da babası gibi askeri ve eğitim alanında bir dizi yenilikler yaptı. Askeri ve eğitim alanında yaptığı yeniliklerden ziyade sanat alanında yaptığı modernleşme çalışmaları Osmanlı İmparatorluğuna farklı kapılar açtı. Kendisi sadece müzik sanatı ile ilgilenmemiş, aynı anda resim sanatı ile de ilgilenmiş, birbirinden farklı tablolar çizmiştir. Özetleyecek olursak, Osmanlı’da modernleşme ve modernizm damdan düşer gibi değil, zaman içinde peyder pey gerçekleşmiştir.

Son tahlilde, Sultan Abdülmecid’in ölümünden sonra ise Abdülaziz başa geçer ve modernleşme aynı hızda devam eder. Bu bahsettiğim dört sultan, (II. Mahmud, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, V. Murad) hem modernleşmeyi başlatmış hem de istikrarlı bir şekilde sürdürmüştür.

İmparatorlukta Modern Sanat Rüzgârları

Bütün bu modernleşme hikayesinin ardından çok kıymetli bir eserle sizleri buluşturmak istiyorum. V. Murad Bale Gösterisi. Eserde doksan üç gün tahtta kaldıktan sonra akli dengesini yitirip padişahlık makamından indirilen V. Murad’ı anlatmaktadır. Gösterinin en önemli yönü ise V. Murad’ın Çırağan Sarayı’nda esir kaldığı sırada bestelediği eserlerin partisyonda kullanılmasıdır.

Perdenin açılması ile V. Murad’ın kızının ona ithaf ettiği bestelerle tanışır. Reftâr-ı Dil Kadın Efendi ile sonsuzluğa doğru uzanan aşkın içerisinde savurulurken, diğer yandan amcası Sultan Abdülaziz’in şüpheli ölümü ruhunu kör kuyulara hapsederi. Hayali ve gerçek Murad çatışmasında tam da burada başlar.  Süreç içinde belirtilen diğer unsur ise ‘tek bedende iki ruh’ anlayışıdır. İki ruh arasında gidip gelen bu çalkantılı dönem sadece V. Murad’ın psikolojisini değil, aynı zamanda çevresinde gelişen olaylarıda anlatır. Hapis hayatının günlük değişimi eserlerin tınısında ve kaydedilen eserlerin üzerine alınan notlarda belli olmaktadır. Gösterinin bazı kısımları V. Murad’ın Erard marka piyanosuyla bestelediği müziklerle desteklenince de hem görsel hem de işitsel olarak zengin bir aranjman ortaya çıkar.

Sultan Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülaziz ve V. Murad üçgeni arasında gerçekleşen gösteri, bu üç sultanın kendine has özelliklerini de yansıtmaktadır. Gösterinin bir bölümünde Apollo ve Diana’ya göndermeler yapılırken, o esnada Sultan Abdülmecid tüm azametini koruyarak gösteriyi izlemesi adeta ‘bale içinde bale’ anlayışını izleyicilere aktarıyor.

Dolmabahçe Sarayı Tiyatrosu’nu kuran Sultan Abdülmecid Efendi kendi ‘hayalhanesini’ kurup, burada farklı sanat dalları ile iç içe olmuştur. Sultan Abdülmecid’in modernleşmeye veya modern sanatlarla ilgilenmesinden ziyade oğlu V. Murad’ı alafranga müzikle tanıştırması, bu uğurda mücadele etmesi, oyunun içinde çok net bir şekilde belli olmaktadır. Üstelik sultanın renkli bir saltanat hayatına sahip olması, eserde yaratıcılığı kuvvetlendirmiş ve kurgusal niteliği ön plana çıkarmıştır.

Bu olayların asıl baş kahramanı Sultan Abdülaziz’dir hiç şüphesiz. Oyunun dönüm noktası ise, tahttan indirildikten sonra saltanat kayığı ile Dolmabahçe’den alınıp, Feriye’ye götürülmesi ve bunun devamında gerçekleşen olaylardır. Çünkü Sultan Abdülaziz öldükten sonra, makama yeğeni V. Murad geçecektir. Bu döngü, oyunun içinde o kadar güzel kurgulanmış ki, gerçek hayatta belli bir zaman aralığında gerçekleşse bile, olayları estetik güzelliğin dışına çıkmadan gerçekçi bir şekilde aktarılmasını sağlamıştır. Bu da doğal olarak seyir zevkini üst düzeye çıkartmıştır. Son olarak, eser didaktik yönden sıyrılmış, estetik yargılar taşıyan bir yapıt haline bürünmüştür. Hayal ve hakikat karışımı, hem zihinlerde hem de bedenlerde can bulmuştur. Son perdeye geldiğimizde ise, sonsuzluğa doğru açılan maneviyat kapısı bizleri karşılamaktadır.

Baştan Ankara Devlet Opera ve Balesi olmak üzere, emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Umarım bu geçirdiğimiz zorlu günlerden sonra tekrar sahnelenir ve seyircisi ile tekrar buluşur.

                 

Comment here