Yakınçağ

İmparatorluk Almanyasına Giden Yol

Bu makaleyi 9 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Raşit Durak

 

BÖLÜM 1

1 Eylül 1939’da Almanların Polonya’ya girmesinden iki gün sonra Mussolinin damadı ve İtalya Dışişleri Bakanı olan Kont Gaalezzo Cıano günlüğüne şunları yazıyordu;

Saat 11.00’de İngilterenin Almanyaya savaş ilan ettiği haberleri tarafımıza ulaştı. Fransızların savaş ilanı da saat 17.00’te ingilizlerinkini takip etmiş. Fakat bu savaşı nasıl icra edecekler? Almanlar Polonya da ezici bir şekilde ilerliyor. Polonya da oldukça hızlı bir son öngörmek bizler için imkansız değil. Peki ya Polonya tasfiye edildiğinde ne olacak? Fransız ve İngilizler artık bir gayesi olmayan bir savaşa devam etmek isteyecekler mi?

Bu sorunun cevabını vermeden önce biraz daha geriye gitmemiz ve Versay antlaşmasının imzalandığı sarayın büyük salonlarına dönmemiz gerekli. Milletler arasında ki anlaşmazlıklar tarih boyunca yapılan pek çok savaşla nihayete erdirilmeye çalışılmıştır. Kimi milletler bu savaşların sonunda büyümüş kimisi ise tarih sahnesinden çekilmiştir.20. yy gibi insan haklarının geliştiği uluslararası kamuoyunun devletleri yönlendirmeye başladığı dönemde ise yenilen ulusları büsbütün ortadan kaldırmak yerine ağır şartlar altında yaşamalarına izin verildiği bir dönemdir. Bu bağlamda manda ve himaye, sömürgecilik gibi yeni yol ve metotlar geliştirilmiş ve yürürlüğe koyulmuştur. Peki yaklaşık 1000 yıldır imparatorluk geleneği ile yaşayan fatih bir millet küçük düşürülür ve bunun da ötesinde yaşam hakkı gasp edilirse neler olur? İşte bu soru Almanların Polonya’ya girdiği günlerin tam 20 sene öncesinde Versay sarayının soğuk duvarları arasında hummalı bir tartışmanın içerisinde olan galip devletlerin aklına gelmemiş veyahut görmezden gelinmişti.

Barış antlaşmaları savaşları bitiren ve yeni dönemde yaşanabilecek çatışma ortamını en aza indirmeyi amaçlayan bağlayıcı metinlerdir. İki nokta gözden kaçmamalı ve denge gözetilmelidir. İlk olarak galip devlet veya devletlerin galiplik hakkı gözetilmeli ve kılıç hakları verilmeli ama bunu yaparken mağlup devlet veya devletlere de yaşam hakkı verilmelidir. İşte Versay Antlaşması bu dengeyi sağlayamamış ve alman imparatorluğunun hareket kabiliyetini sınırlamış çok ağır şartlarda yaşamaya mahkum etmiştir.

 

ÖLÜM FERMANI ‘’VERSAY’’

Dilerseniz bu antlaşma şartlarına şöyle bir bakalım; Antlaşmaya göre zengin demir-çelik ve kömür yatakları bulunan Alsas Loren bölgesi Fransaya, Eupen ve Malbedy Belçika’ya Memel, yeni kurulan Litvanyaya verilmiştir. Öte yandan Almanya’nın Polonya’ya saldırmasına neden olan Danzig ise Almanya’dan ayrılmış ve serbest şehir olarak Milletler Cemiyetine bırakılmıştır. Bunlarla birlikte Almanya tüm kolonilerini kaybetmiş ve Avusturya ile birleşmeyeceğinin taahhüt etmiş ayrıca Çekoslvakya, Polonya ve Avusturya’nın bağımsızlığı da tanımıştır. Tüm bu kayıpları savaş sonrası dönemde geri almasını önlemek için galip devletler Almanya’nın kara ve deniz ordu mevcutlarını kısıtlamış aynı zamanda Almanya’nın uçak, denizaltı ,zırhlı araç veya herhangi bir askeri teçhizat üretmesini de yasaklamışlardır. Antlaşmanın 231. Maddesi kapsamında Almanya savaş boyunca verilen tüm kayıp ve zararlardan sorumlu tutulmuş ve büyük bir savaş tazminatı ödemeye mahkum edilmiştir.

Bu anlaşmayı imzalamanın Almanya’nın sonunu getirmek olduğunu gören Philipp Scheideman hükümeti anlaşmayı imzalamaktansa istifa etmeyi tercih etti. Onlar kendilerini böyle bir tarihi sorumluluktan sıyırmışlardı ama bir şekilde bu antlaşmanın imzalanması gerekiyordu yoksa alman toprakları işgale devam edilecekti. Sokaklarda itilaf devletlerinin askerleri kol geze dursun Gustav Bouer önderliğinde bir hükümet kuruldu ve temmuz 1919’da antlaşma imzalandı. Tarihler 10 ocak 1920’yi gösterdiğinde Almanya’nın ölüm fermanı olan Versay yürürlüğe girmişti.

 

ARA DÖNEM ‘’WEIMAR CUMHURİYETİ’’

Tarihi kahramanlık ve zaferlerle dolu olan alman halkı büyük bir buhranın içine düşmüştü. İmparatorlukları yıkılmış onurları kırılmıştı ve bir bilinmeze doğru gitmekteydiler. 1871’de Bismarckın meydana getirdiği alman birliği dağılmıştı. Birinci Dünya harbinin bitiminden sonra kurulan ve adını kurulduğu şehrin isminden alan Weimar Cumhuriyeti ikinci yılını kutluyordu. Weimar Cumhuriyeti iç savaşa yakın koşullar ve dengesiz bir barış anlaşmasının gölgesinde yaşamaya çalışıyordu. Garip bir şekilde hem sağ hem de sol cenahtan gelen saldırıları göğüslemek zorunda kalıyordu çünkü pek çok almana göre demokrasi bir yönetim biçimi değildi. Bu görüşün ışığında Almanya’nın muhtelif yerlerinde sağ ve sol grupların isyanları görülmeye başlandı. Şüphesiz bu isyan veya darbe girişimlerinin en ünlüsü 1923’e Adolf Hitlerin liderliğindeki birahane darbesiydi. Birahane darbesinden 1 yıl önce Mussolini meşhur roma yürüyüşünü yapmış ve idareyi ele almıştı. Faşist düşüncenin İtalya da bu şekilde yönetimi ele alması Hitler için bir umut ışığı olmuştu ve aynı girişim Almanya da başarıyla sonuçlanabilirdi.8 Kasım 1923 tarihinde yapılan bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı ve hitler 1 nisan 1924 de 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İçeride bulunduğu dönemde Kavgam kitabını yazdı ve 9 ay sonra ilk çıktığı mahkemde salıverildi. Gerekçe ise çok manidardı Hitler halk için bir tehdit oluşturmuyordu ve salıverilmesinde bir sakınca yoktu.

1925’te Hitlerin hapisten çıktığı ve NSDAP’yi yeniden kurmaya çalıştığı dönemler Weimar cumhuriyetinin en parlak dönemlerine denk geliyordu .1925 yılında imzalanan Locarno anlaşması Almanya, Fransa ve Belçika’nın mevcut sınırları zorla değiştirmeyeceğine dair güvenceler içeriyordu ayrıca Polonya ve Çekoslovakya ile bazı paktlar imzalanmıştı. Böylece Almanya uluslararası sistemde yeniden bir kimlik kazanmaya başlamış hatta Eylül 1926’da Birleşmiş Milletler üyesi olmuştu. Aynı dönemde SSCB ile imzalanan Berlin antlaşması Alman-Rus ilişkilerini normal bir zemine oturtuyordu. Antlaşmaya göre Almanya Sovyet Birliğine, Sovyetler Birliği üçüncü bir güçle savaşırsa tarafsız kalma sözü veriyordu. Ödenmesi planlanan savaş tazminatı meselesi ise 1924 Dawes Planı çerçevesinde yeniden ele alındı ve daha uygulanabilir şartlar için revize edildi.

Weimar cumhuriyeti tabiri caizse enkaz devralmış güç koşullar altında yaşamaya çalışmıştı. Toplumsal ve siyasal sistemin kırılganlığı dolayısıyla pek güçlü bir yapıda değildi. 1929 da ki ekonomik buhranın etkisiyle bir dizi saldırıya maruz kalmış ve nihayetinde pek uzun ömürlü olamamıştı.

 

 

Kaynakça

Mary Fulbrook ‘’Almanya’nın Kısa Tarihi’’çev:Sabri gürses Boğaziçi Üniversitesi Yayınev

Henrık Eberle-Mathıas Uhl ‘’Hitler Kitabı’’ çev:Mustafa Tüzel Alfa Yayınevi

Kont Galeazzo Cıan‘’Savaş Günlükleri’’ Çev: Selçuk Uygur ‘’Kronik Kitap’’

Basıl lıddell Hart ‘’İkinci dünya savaşı tarihi’’ çev:Kerim Bağrıaçık ‘’türkiye iş bankası kültür yayınları’’

Atakan Büyükdağ  ‘’Hitlere Sordunuz Mu ? ‘’ Gece Kitaplığ

Comment here