Türk Dünyası

Türkistan Yazıları Osman Batur Han 2

Bu makaleyi 17 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Yılmaz

Osman Batur ve İli liderlerinin 1940-1946 yılları arasında yaptıkları bağımsızlık mücadelesinden ve yaşanan olaylardan sonra Sovyetlerin ısrarıyla masaya oturan Gulca Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin Guo Min Dang yönetimiyle antlaşma sağlaması ve Sovyet yanlısı Ahmedcan Kasimi’nin bağımsızlık yerine Çin devletine bağlı Sovyet kuklası yönetimi istemesi sonucuyla varılan antlaşmanın ardından Doğu Türkistan yönetimi feshedilerek, Muhtariyet vasfında karma hükümet kurulmuştur. Bu karma hükümet antlaşma esasları açısından Türk ve Müslümanların çoğunluğunu oluşturacağı bir yönetimdi, fakat yerli halktan seçilmiş bu insanların Rus ve Çin yanlısı olarak ayrılması Milliyetçi insanların dışarıda bırakılması hükümetin işleyişini engellemiş ve Rus yanlısı isimlerin çoğunluğu almasıyla hükümet Sovyet etkisi altında kalmıştır. Bu durum İsa Yusuf Alptekin, M. Emin Buğra ve Osman Batur gibi Türklük ve Müslümanlık uğruna mücadele eden insanların tepkisini çekmiştir.

Ahmedcan Kasimi yönetimi ise bu siyasi ortamda dahi Ruslara tavizler vermekten çekinmemiş Altay madenlerini tekrar Ruslara açmıştır, bu durum Altay’ın resmi yöneticisi ve Kazakların meşru lideri konumunda bulunan Osman Batur’u yönetimden tamamen uzaklaştırmıştır[1]. Osman Batur ve Gulca liderleri arasında yaşanan muhalefet Sovyetlerin Altay konsolosu tarafından sakinleştirilmeye çalışılmış fakat olaylar yatışmamıştır. Gulca hükümeti Milli Ordu’yu Osman Batur üzerine sevk etmiştir[2]. 3 vilayetin nüfus olarak çoğunluğunu teşkil eden Kazakların tepki göstererek Milli Ordu’dan ayrılması Gulca yönetimi için ağır bir sonuç olmuştur. Kazaklar Altay’ın kurtarıcısı olarak gördüğü Osman Batur’a karşı savaşmak istememiştir[3]. Esasen bu zaten milli bir durum değil aksine siyasi çıkarların çatışmaya dönüşmesidir.

Gulca yönetimi Osman Batur’u tam kontrol altına almaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. 1946 yılının son aylarında durumdan endişe duyan Osman Batur, Baytik dağına çekilmiştir. Burada Gulca ve Moğol kuvvetleriyle çatışmıştır. Bu çatışmalarda başarı kazanamasa da Osman Batur’un faaliyetleri Rus, Moğol ve Gulca yönetimlerinde endişeye sebep olmuştur. Bu ayrılıklar ve Gulca yönetiminin izlediği politika Osman Batur’u Guo Min Duang yönetimine yaklaştırmıştır. 1946 yılı Osman Batur için sıkıntılı geçse de Doğu Türkistan için durum farklıdır. Yeni kurulan hükümetin başkanı, Zhang Zhi-Zong’un uzlaşmacı ve barışçı bir siyaset izlemesi halka tavizler vererek geçmiş hükümetin yanlışlarının düzeltileceği söylemleriyle halkı Çin yönetimine tekrar alıştırmaya çalışması halk için iyi sonuçlar vermiştir, tabii bunlar kalıcı ve özgürlük temelli haklar değildir, o güne kadar Türk halkına teslim edilmeyen hakları bir lütuf gibi geri verilmiştir. Yıllarca zulüm görmüş halkın gözünde bu tavizler iyimser sonuçlar vermiştir. Şu önemlidir ki, Çin merkezi hükümeti Zhang’ın bu politikasına destek vermemiştir[4].

Çin’de 1946-47 yılları Komünist Parti ve Guo Min Duang Partisinin arasındaki iç savaşın tırmandığı zamandır[5]. Milliyetçi Merkezi hükümet Sovyet karşıtı olan Osman Batur ve milliyetçi Türk liderlerini desteklerken Sovyet yönetimi Ahmedcan Kasimi’ye destek vermiştir[6]. Bir yandan Komünist partiyle mücadele içinde olan Merkez hükümet diğer taraftan Sovyet tehdidiyle karşılaşmıştır. Doğu Türkistan hakimiyetini elinde tutmak isteyen Merkezi hükümet Urumçi’de kurulmuş olan karma hükümetin Sovyet yanlısı politikalarını engellemek için 19 Mayıs 1947’de Genel Vali Zhang’ı görevden alarak yerine milliyetçi kimliğiyle bilinen ve Sovyet karşıtı olan Mesut Sabri Baykozi’yi atamıştır. Doğu Türkistan’ın işgal yıllarında hükümete ilk kez bir Türk Başkanlık etmişti. Baykozi’nin başkanlığı Sovyet yanlısı Uygurlar ile hükümetin arasını tamamen açmıştır. Gulca liderleri Baykozi’nin hükümet başkanı seçilmesini protesto etmiş, aynı zamanda halkıda bu karara karşı protestoya çağırmıştır. İsyanlar bastırılsa da Çin hükümetinin bu kararı istenen sonuçları vermemiş Doğu Türkistan’ı kontrol altına almaktan çok kontrolün kaybedilmesine sebep olmuştur. Ağustos 1947’ye kadar birçok meclis üyesi Urumçi’yi terk ederek şehirlerine dönmüştür, bunların içerisinde Ahmedcan Kasimi ve Gulca vekilleri de vardır. Aslında bu şekilde 1946 yazında kurulan karma hükümet fiili olarak dağılmış oluyordu[7].

Çin’in milliyetçileri desteklemesinde Baytik dağının Moğol ve Çin yönetimleri arasında paylaşılamayan bölge olması da etkili bir sebeptir. Osman Batur’un Baytik dağlarında olması Moğolların bölgede hakimiyetini riske atmıştır. Çin, Osman Batur’a destek vererek yapılacak antlaşmanın kendi lehinde sonuç vermesini amaçlamıştır.  Buna karşı Baytik dağlarına ele geçirmek için Sovyet- Moğol birlikleri ortak saldırılar düzenlese de Baytik dağındaki hakimiyet Osman Batur’da kalmıştır. Osman Batur’un Sovyet ve Moğol kuvvetlerini bu bölgede engellemesi Çin’in desteğini arttırmış hatta Baykozi hükümeti sırasında Osman Batur’a lojistik ve askeri destekler verilmiştir[8]. Osman Batur 1947 yılının ortalarına kadar Gulca ve Moğol yönetimlerinin kontrol bölgelerine de çeşitli saldırılar yapsa da önemli başarılar kazanamamıştır. Bu çatışmalar sırasında Osman Batur, Gulca hükümeti tarafından hain ilan edilmiştir[9].

Bu siyasi karışıklığın bir sebebi olarak da Çin Merkezi hükümetinin Komünist Parti karşısında başarısız olması gösterilebilir. Gittikçe güçlenen Mao kuvvetleri Merkezi hükümeti her geçen gün zayıflatmış ve kuvvetlerini eritmiştir. Bu iç savaş Merkezi hükümetin Doğu Türkistan’da hakimiyet kurmasını engelleyerek, milliyetçi grubun daha rahat hareket etmesine veya tavizler elde etmesine imkân sağlamıştır. Hükümetin Türk milliyetçisi liderlerden oluşması Çin’in komünizme karşı politikasına fayda sağladığı için engellenmese de bu aslında Çin’in geçici politikası olmaktan başka bir şey değildir. Baykozi ve arkadaşlarının bağımsızlık çalışmalarının farkında olan Çin çıkarlarının devam ettiği yere kadar müsaade edip elini güçlendirmeye çalışmış, fakat politikalara özünde karşı çıkmıştır[10].

1948 yılının Osman Batur tarafından en önemli özelliği Baykozi hükümetini Urumçi’de resmi olarak ziyaret etmesidir. Bu hadise düşünce olarak da Gulca yönetimiyle Baykozi hükümetinin ne denli farklı düşüncelerde olduğunun ispatı niteliğindedir. Osman Batur’un ziyaretinden, Uygur önde gelenleri çekinmiştir, Gulca yönetiminin tepkisini çekmekten korkan ve Osman Batur’un Kazak halkı için mücadele ettiğini ve amacının Kazak devleti kurmak olduğunu düşünen bu insanları İsa Yusuf Alptekin ısrar ve telkinlerle ikna etmiş. Osman Batur için tören düzenlemiştir. Bu törene Urumçi’de bulunan tüm Uygur ve Kazak temsilcilerde katılmış, Osman Batur’a kalabalık bir karşılama töreni yapılmıştır. Resmi görüşmelerde bulunan Batur onun için hazırlanan karşılama töreninde, Türkistan halkının kahramanı direnişin sembolü olarak tanıtılmıştır. Bu sıcak karşılama onu ve çevresindekileri duygulandırmıştır. Ziyareti esnasında milliyetçi Türklerin onu sevgiyle karşıladığını araştırmamız esnasında pek çok çalışmada şahit olduk, aslında Doğu Türkistan’da tam bir bölünmüşlük olsa da Milliyetçi liderlerin dostluğunun bozulmadığı böylelikle görülmüştür[11].

Osman Batur Urumçi’den ayrıldıktan sonra Baytik dağında ve Altay’da direnişe devam etmiştir fakat bu çatışmalar Çin ordularıyla değil Gulca ve Moğol ordularıyla yapılmıştır. Gulca tarafından Altay valisi yapılan Delilhan Şükürbayoğlu Osman Batur’a karşı harekatlar düzenleyerek, Osman Batur kuvvetlerini yenip Altay hakimiyetini sağlamaya çalışsa da iki tarafta tam bir hakimiyet kuramamıştır.

Çin iç savaşının detaylarına değinmeden konuyu açıklamak içim şunların bilinmesi gerekir; Guo Min Duang kuvvetleri komünist partiye yenilerek her cephede ya çekilmiş ya teslim olmuştur. 1949 yılına gelindiğinde Mesut Sabri Baykozi de görevden alınmış yerine Burhan Şehidi getirilmiştir, zaten komünist yanlısı olan Burhan Şehidi mevcut durumdan endişe duymayarak komünist partiye karşı çıkmamıştır. 1949 Temmuz ayına gelindiğinde Komünist parti kuvvetleri tüm Çin’i ele geçirmiş Doğu Türkistan’a ilerlemeye başlamıştır. Çan Kay Şek’in ülkeyi terk ederek Tayvan’a kaçması yönetimin tamamen Mao Zedong’a geçtiğini göstermektedir. 25 Eylül 1949’da Guo Min Duang yönetimine bağlı general Tao’nun teslim olmasıyla, komünist birliklerle mücadeleye devam eden resmi Çin kuvveti kalmamıştır[12].

 

Bu işgali ve yenilgiyi kabul etmeyen Osman Batur Komünist birliklere karşı mücadeleyi sürdürme kararı alsa da Tao’nun teslim olmasından hemen sonra Burhan Şehidi Guo Min Duang hükümetiyle bağını keserek Komünist partiyle anlaşmış ve Doğu Türkistan’ı silahsız teslim etmiştir. Komünist işgal sırasında Guo Min Duang safında duran Osman Batur ve milliyetçi grup bu işgalde teslim olmayan tek taraftır. Fakat direniş uzun sürmemiş ve komünist kuvvetler karşısında durulamayacağı herkesin malumu olmuştur. 1949 Eylül ayında yapılan toplantıda toplu göç kararı alınmıştır. Doğu Türkistan liderleri Afganistan ve Pakistan üzerinden Türkiye’ye göç ederek mücadeleyi dışarıda sürdürme kararı almışlardır[13].

1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti ilan edilmiş ve yeni yönetim ülkede kontrolü sağlamaya başlamıştır. 1950 yılına gelindiğinde Komünist Çin birlikleri Doğu Türkistan’ı tamamen işgal etmiş ve Osman Batur’un hareket sahası gittikçe daralmıştır. Komünist yönetime karşı olduğu bilinen Batur’u yakalamak için sevk edilen birliklere karşı çetin mücadeleler verilmiştir. Osman Batur göç etmek için yola çıksa da bu göç yolculuğu sırasında pek çok kez önleri kesilmiş ve savaşılmıştır. 1951 yılında, kışın çok sert geçmesi Batur ve yoldaşlarının durumunu daha da kötü hale getirmiştir. 10 Şubat’ta özel eğitimli Kızıl Çin kuvvetleri Osman Batur’u ülkeden çıkmadan yakalama emri almış ve hızla hareket ederek Kayız’a ilerlemiştir. Osman Batur 17-18 Şubat sabaha karşı yapılan çatışmada Kızıl Çin birliklerine esir düşmüştür. Osman Batur’un esir edilmesi Urumçi’de radyolardan ilan edilmiş ve komünist parti Doğu Türkistan’da tam hakimiyetini sağlamıştır[14].

Osman Batur’un yerinin kim tarafından söylendiği hala bilinmemektedir. Rejim karşıtlarını temizlemek için 1951 yılında Mesut Sabri Baykozi gibi liderlerde yakalanmış binlerce insan hapse atılarak işgenceye maruz kalmıştır. Türk ve Müslüman direniş liderlerinin neredeyse tamamı komünist parti tarafından idam edilmiştir. 28 Nisan 1951 günü “Halk Sorgu Meclisi” açılarak Burhan Şehidi başkanlığında yapılan göstermelik mahkemede Osman Batur’un rejim ve halk düşmanlığı gerekçesiyle idamına karar verilmiştir. 29 Nisan’da Urumçi sokaklarında gezdirilerek aşağılanan Osman Batur kurşuna dizilerek infaz edilmiştir[15].

Türkistan’ın evlatları, Komünist parti tarafından bir bir ortadan kaldırılmış Doğu Türkistan’ın özgürlük umutları alevlendiği topraklarda şehit kanlarıyla söndürülmüştür. Sovyetlerin Batı Türkistan’da halkımızı Kazak, Kırgız, Azeri, Tatar diyerek böldüğü gibi Çin de Doğu Türkistan’ı Kazak, Uygur diyerek bölmüş milletin içine sokulan bu fitneler bağımsızlığa en büyük engel olmuştur. Bugünlerde Osman Batur ve milliyetçi Türk liderlerin verdiği mücadelenin değeri daha net anlaşılmakta ve Kızıl Çin’in zulmü hala devam etmektedir. Asimilasyon ve katliamlarla milletimiz her geçen gün erimektedir. Doğu Türkistan’ın makus kaderi hala değişmemiştir. Özgürlük isteyenlerin hapsedildiği öldürüldüğü terörist yönetim hala işbaşında ve insanların öz haklarını sömürmeye devam etmektedir.

Bu yazı Osman Batur’un ölüm yıldönümü anısına ve milletimizin uğruna can veren kahramanlarımızı unutmamak ve unutturmamak gayesiyle hazırlanmıştır.

 

KAYNAKÇA

[1] Ömer Kul, Altay Kahramanı Osman Batur, Rumuz Yayınları, İstanbul 2019, s.120; Hızır Bek Gayretullah, Ataylarda Kanlı Günler, Ahmet Sait Matbaası, İstanbul 1977, s.122-124

[2] Kul, a.g.e., s.123; Gayretullah, a.g.e., s.125-128

[3] Tekin Tuncer, 1949-1964 Yılları Arasında Doğu Türkistan’da İstiklal Mücadelesi ve Türkiye’ye Yapılan Göçler, Basılmamış Doktora Tezi, Celal Bayar Üniversitesi, Manisa 2015, s.76-77; Kul, a.g.e., s.124

[4] (Esir Doğu Türkistan İçin 1) İsa Yusuf Alptekin’in Mücadele Hatıraları, Hazırlayan: Ömer Kul, Berikan Yayınevi, Ankara 2010, s.458-463; Tuncer, a.g.t., s.74-75; Kul, a.g.e., s.125-126

[5] Mıchael Dıllon, Modernleşen Çin’in Tarihi, çev. Eylem Ümit Atılgan ve Aydın Atılgan, İletişim Yayınları, İstanbul 2016, s.274-275

[6] Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s.466-472; Kul, a.g.e., s.126

[7] Tuncer, a.g.t., s.80-81; Kul, a.g.e., s.126-131; Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s.521-524

[8] Çandarlıoğlu, a.g.e., s.138; Kul, a.g.e., s.131

[9] Kul, a.g.e., s.137; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.139

[10] Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s.526-530

[11] Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s.530-535; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.141-142; Kul, a.g.e., s.141-142

[12] Dıllon, a.g.e., s.286-287,275

[13] Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s.554-555; Gayretullah, a.g.e., s.96-97; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.149-154; Kul, a.g.e., s.147

[14] Gayretullah, a.g.e., s.97-99; Kul, a.g.e., s.162-163, 168-170; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.204

[15] Tuncer, a.g.t., s.89; Kul, a.g.e., s.173-177; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.205

Comment here