Türk Dünyası

Hatırlanan Birlik, Potansiyel Fırsatlar ve Kaçırılan Tren: Türk Dünyası Neyimiz Olur?

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ömer Cihad KAYA

Milletlerin, milliyetçiliklerin yaratıldığı çağlardan, dünyaların yaratıldığı çağlara erişiyoruz. “Asya’da Türklerin bayraklarının yeniden yükselmesinin” ardından 28 koca yıl geride kaldı. Bugün, bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerinde; kökleşmiş sorunlar, bugünün tartışmaları ve geleceğe dair kaygılar her geçen gün kendini daha da gösteriyor.

Bugünün uluslararası arenasında var olabilmek için, her ne kadar yeterli olmasa da tarihi anlamda “bağımsız” bir ülke olabilmek için bir irade ortaya koymak gerekiyor. Dünyanın sözüm ona bağımsız devletlerinin başka başka güç veya baskı gruplarına “bağımlı” olduğu günümüzde; talih mi tarih mi bilinmez ama Türk dünyasının önünde geniş bir potansiyel ve fırsatlar havuzu bulunmakta.

Türk dünyasını en azından kavram düzeyinde gerçek kılan asgari şartın “bağımsızlık” olduğu açık. Ancak bu bağımsızlık, bir dünya kurmak için hiçbir zaman yeterli olmadı, olmayacak da. Aslında geçen yıllar içinde, Türk dünyasının başına gelen geçmiş sorunlar ve bugün yaşanan sorunları da bu noktadan ele alınmalı.

Uluslararası arenada, çeşitli güç odakları merkezlerindeki çekirdeği sürekli güçlü kılmak adına çevresel etkilerini sürekli artırmak istiyor. En basit ifadesiyle devletlerin yayılmacı politikaları olarak tanımlayabileceğimiz bu olguyu bugün, tarihin gördüğü en acı şekilde Doğu Türkistan’da baskıcı Çin ve ÇKP yönetimi tarafından, Kırım Tatarlarının ana vatanı Kırım’da ise vandal ve tehditkar ifadelerle Rusya tarafından görülebiliyor. Merkezi güçlü kılmak üzere çevresindekilere dünyayı dar eden, yayılmacı politikalarla kendi güç odaklarını canlı tutmak isteyen iki otoriter ve baskıcı rejim, insan hakları ihlalleri başta olmak üzere her türlü modern ahdi hiçe sayıyor.

Türk dünyasının diğer parçaları da bundan vareste değil elbette…Türk dünyasının parçalarını öğütmek ve etki alanına çekmek isteyen merkezdeki “dünya sahibi” güçler, var gücüyle hamle yapıyor. Bugün, Türk dünyasının parçalanmış, dağılmış ve “bağımlı” hali dünyamızın etrafındaki güç merkezlerinin meydan okumaları ile karşı karşıya.

Bu durumu esasında en iyi özetleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Akif Okur’un çıkarımı şu: “Küresel ölçekte siz bir dünya kuramazsanız, sizi kurdukları dünyaya dahil ederler”

 

TARİHİ DÖNEMECİNDE BÜYÜK TÜRK IRMAĞININ SEYRİ: HATIRLAMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ BİR DÜNYA

Türk dünyası, açık bir şekilde ifade etmek gerekir ki; unutulan bir dünya. Bugün yeniden hatırladığımız bu fenomen, fırsatların ve geniş potansiyellerin yanında bir dizi riski de barındırıyor. Bu risklerin, çevredeki dünyaların meydan okumaları sonucunda oluştuğuna yeniden dikkat çekmek gerek.

Yıllar 1991’i gösterip, Sovyetler Birliği denilen zorlama ve zorba federasyon yıkılmasının ardından geçen 28 yılda, bağımsız Türk cumhuriyetlerine karşı riskler ve tehditler hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Bu ülkeler, başlangıçtaki yönetsel organları ve yöneticileri anlamında “uydu” niteliğindeydiler.

 

İngiliz Milletler Topluluğu yahut Francofon ülkeler uzunca bir dönemdir küresel güç iddiasındaki iki büyük ülkenin çevresindeki kendisine bağlı ve bağımlı ülkeler aracılığıyla yarattığı bir “dünya” idi.

 

Bizim için Türk dünyası, devletlerin sınırlarıyla değil kültürel sınırlarla ilgili. Tıpkı klasik çağda, Hazar Irmağından Seyhun ve Ceyhun’a oradan Sakarya nehrine ve Tuna’ya kadarki geniş bir alanda kendini hissettiriyorsa, tarihin “Uluğ Türkistan’ı”, bugünün Türk dünyasını ifade ediyor.

 

TÜRK DÜNYASININ BUGÜNÜNE YANSIYAN SORUNLARI: NATO-AVRASYACILIK ÇATIŞMASI VE KAÇIRILAN TREN

Bugün, Türk denilen büyük ırmağın hatırlandığı kültürel diplomatik boyutlarıyla analiz edildiği bir çağa girilmiş bulunuyor. Ancak, Türk dünyasının bugününe bakıldığında özellikle Doğu Türkistan ve Kırım’da ciddi bir tehlike ve meydan okumalarla karşı karşıyayız.

Tarihin önümüze koyduğu olaylar, Türk dünyasını, dünya olma vasfından çıkarıp yalnızca kültürel bir öge olarak kalmasına ve hayaller düzeyinde yorumlanması ve kavram düzeyinde kalarak gerçek dünyaya tatbik edilmemesi için, pek çok güç meydan okumalarına devam ediyor.

Bilinmelidir ki, tarihi yenilgilerden ders almamak, hataların tekerrürüne yol açar. Bunun temelinde alt tabakadan yönetici sınıfa kadar siyasi tarihi bilmemek, bilse de bunlardan ders almamak olduğuna inanıyorum.

Çökmeyi iyi analiz edersek, ancak o zaman geleceğe dönük bir projeksiyon ortaya koyabilir, ancak o zaman bir “dünya”dan bahsedebiliriz.

30 yıla yakın geçen bağımsızlık sonrası, Sovyetlerin yıkılsa da BDT ile geri döndüğü, Çin denilen moderniteyle taban tabana zıt, halen imparatorluk refleksleri ile hareket ettiği ve 21.yy’da eşine az rastlanır bir baskı ortaya koyduğu, Asya’da devam eden dinamizmin nereye evirileceği gayet açık.

Türkistan’da sadece tüm çevreler kabul edecek ki, siyasi ekonomik ve diplomatik anlamda iki temel tehdit var. Rusya ve Çin.

BASKICI VE OTORİTER ÇİN’İN UYGUR KİMLİĞİNİ YOK ETME HAMLESİ

Çin ile Orta Asya ülkelerinin arasındaki ticari ilişki milyar dolarlarla ifade ediliyor. Bu nedenden dolayı, konunun ekonomik de bir boyutu olduğu görülüyor. Adeta Çin’e midesinden bağlı olan bu ülkeler, Çin’in hiçbir insan hakları ihlalleri ve baskılarına karşı çıkamıyor.

Uluslararası arenada, gitgide kendini gösteren özellikle BM bünyesinde sıkça masaya yatırılan Doğu Türkistan’da Çin’in, aslında Çin Komünist Partisinin, asimilasyon ve baskı politikaları ayyuka çıkmış bulunuyor. Şu anda, uluslararası bağımsız kuruluşların resmi verilere göre, 3 milyonun üzerinde Uygur Türkünün toplama kampları zulmü altında olduğu açık. Bu insanların aileleri kendileriyle hiçbir şekilde irtibat kuramıyor. Bu insanların ne halde olduğuna dair bir objektif verilere sahip değiliz. Çin, Doğu Türkistan’daki tarihi camilerden kültürel ögelere, sosyal yaşamdan dini hayata Uygurların her türlü varlığını yok etme politikasını dünyanın gözleri önünde uygulamaya devam ediyor.

Ne yazık ki, özellikle Kazakistan’da kurulan Atajurt’un ortaya koyduğu tanıklık videoları da gösteriyor ki, Çin, Uygur kimliğini açık bir şekilde yok etme politikasını ciddi bir şekilde ortaya koymuş görünüyor.

RUSYA FEDERASYONU VE AYININ PENÇESİNDEKİ VATAN KIRIM

Rusların tarih boyu en önemli politikası, ülkeler milletler gruplar arasındaki birlikteliği bozma ayrılığı artırma hamlelerini ortaya koyması.

  1. yy’da uluslararası kamuoyunun gözleri önünde, Kırım Tatarlarının ana vatanını hukuksuzca işgal eden Rusya’ya AKPM’ye dönüyor, AKPM’de BM’de oylama yapılıyor bir tane bırakınız Müslüman, “Türk” ülkesi bulunmuyor. Buradan nasıl bir dünya çıkacak? Türkiye, doğal müttefikleri olan etrafı farklı dünyalarla çevriliyken, bu dünyalar birbiriyle çatışma halindeyken kendi dünyasını neden kuramıyor.

2019 yılı sonlanırken Kırım Tatar halkının ana vatanı Kırım’daki hukuksuz işgale ve 21.yy’da dünyadaki en büyük insanlık dramının yaşandığı, modern dünyanın endişe içinde seyrettiği Doğu Türkistan’daki toplama kampları meselesine çok özel bir parantez açmak gerekiyor.

Hiçbir ahvali şartta kabul edilemez bu iki durum, Türk dünyasının iki önemli kolunu yok olmanın eşiğine getirmekte ve Türk dünyasının yeniden kurulumuna karşı en ciddi 2 risk olarak karşımıza çıkıyor.

Kırım’daki işgali meşru göstermek için her türlü yolu deneyen Kremlin ile her türlü hile ve propaganda ile modern dünyanın gözünü boyamaya çalışan Kızıl Çin ve ÇKP Faşizmi ile Pekin’in şüphesiz ki, en büyük propaganda ve eylem alanı Türkiye.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile entegrasyonu ve modern dünya ile bağını kopararak, işledikleri insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukları örtbas etmeye çalışan bu otoriter, baskıcı ve en önemlisi barbar ülkeler, içerideki işbirlikçileri ile her geçe gün negatif propagandalar yoluyla emperyal amaçlarına ulaşmak için her yolu deniyorlar.

Tüm bunlar olurken, ülkemizde, Türk dünyasının yeniden çökmesi adına Türk’ün bağrına saplanan hançerlere; cahilce, akılsızca, ahlaksızca destek veren “Avrasyacı” zihniyetin çabaları ve faaliyetleri son derece dikkate değerdir.

Avrasyacılığın teorisyeni Aleksandr Dugin’in de bahsettiği üzere, Avrasya’daki ik büyük güç Rusya ve Çin’in, Türkiye’deki faaliyetleri de hayli önem arz ediyor. Başta radikalizm ile dinci aşırıcılık ya da fundamentalizm ile savaştığını söyleyerek batı dünyasının ve kendileri dışındaki dünyaların gözünü boyamaya çalışan Pekin ve Kremlin, perde arkasında emeperyal hedeflerine ulaşmak için bar gücüyle çalışıyor.

Radikalizm kisvesi altında Rusya’nın son bir yılda gözaltına aldığı ve Rus hapishanelerine attığı Kırımlıların sayısı her geçen gün artıyor. Benzer şekilde, kitlesel soykırımın yapıldığı Doğu Türkistan’da insanların sözde “eğitilmek” için toplama kamplarına götürülmesi, milyonlarca Uygur Türkünün akrabalarından haber almasına engel olan ÇKP faşizmi, akıllara durgunluk veren bir projeyi yürütüyor.

TÜRK TOPLUMU VE TÜRK MEDYASININ BASKICI REJİMLERİN PROPAGANDALARI İLE İMTİHANI

2019’da imparatorluk ve Ortaçağ Avrupa’sındaki dönemlerdeki gibi bir tutumla hareket eden Putin güdümündeki Rusya Federasyonu ve ÇKP faşizminin elindeki Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Türkiye’deki üç beş kendini bilmez Rusya ve Çin sevici güruhun;  “o devletler terörle savaşıyor” “Uygurlar, Suriye’de cihatçılara katılıyor” “Başka ülkelerin işine karışmayalım” “Rusya, Kırım’ı ihya ediyor”, “Kırım’da Ukrayna’nın yapamadığını Rusya yaptı” “Putin büyük devlet adamı” gibi özünde NATO ve ABD karşıtlığı kokan ahlaksız propagandaları bugün Türkiye’de Türk dünyasına yönelik en büyük tehditlerden biridir.

Türk dünyasını Avrasyacı tezlerle, Rusya ve Çin’in boyunduruğu altında kuracaklarını zanneden tarih bilmez, strateji bilmez, diplomasi bilmez güruh, özünde Türk düşmanlığı yatan projelere bilerek ve ya bilmeyerek angaje olmuş durumda. Tarihten ders almak gerek derdim ama siyasi tarih bilmeyenlerin bunu başarması da mümkün değil.

Bu meydan okumaya karşı asgari akıl şunu diyor: Türkiye’nin de bir şey yapması gerekmez mi?

Bugün Türk dünyasının birliği, yalnızca kültürel entegrasyondan, dil birliğinden vs. geçmiyor. En azından realist dış politika tavrı dahi, doğal müttefik olan bu ülkelerle siyasi yakınlık ve birliği gerektiriyor.

Türkiye ve bağımsız Türk cumhuriyetleri, Rus işgali altındaki Kırım’a ve Çin Komünist Partisi faşizmine maruz kalan Doğu Türkistan’a, rasyonel ve insan hakları perspektifiyle hareket ederek somut adımlar atmadığı sürece “Türk dünyası” yalnızca lafızda, mazideki hoş bir hatıra ve mitolojik bir öge olarak kalacaktır.

Comment here