ÇeviriTıp Tarihi

Mesafeni Koru 

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Çeviren: Sümeyye Bayır Taşdemir

Orjinal: https://muslimheritage.com/history-of-pandemics/

Salgınlar Tarihinden Sağlık Dersleri 

Basit bir soğuk algınlığından ciddi hastalıklara kadar, insanlar her zaman bir başkasından kaptığı hastalıkların riskini yaşamıştır. Neyse ki milyonları etkileyen salgınlar nadir görülmektedir, fakat 14. yüzyılda gerçekleşen hıyarcıklı veba salgını ve 1918’de patlak veren grip salgını tarihe kara bir gölge bıraktı. 

İslam medeniyeti boyunca, insanlar veba ve cüzzam gibi bulaşıcı hastalıklarla yüz yüze gelmiştir. Peki, hekimler bulaşıcı hastalıkların üstesinden nasıl gelmiştir? Bizim öğreneceğimiz herhangi bir ders var mıdır? 

Koruyucu Hekimlik 

Koruyucu hekimlik, İslam medeniyetinin ilk günlerinden beri tıbbi bir çözümdür. Her yaştan insanı sağlıklı tutmak için makul bir yöntemdir. 

Hekimler, sporun, kişisel temizliğin, sağlıklı yeme ve içmenin önemini tıbbı eserlerinde vurgulamışlardır. Onlar endişenin, sinirin ve kaygının doğru yönetilmesi için insanları cesaretlendirmişlerdir. Beden sağlığının ruh sağlığı ile doğrudan ilişkili olduğuna da inanmışlardır. Bu hekimlerden el-Razî’nin eserleri ve İbn Sina’nın el-Kanun fi’t-Tıb adlı eserinin bazı bölümleri bu tavsiyelere örnektir. 

Salgından Kaçınma Önlemleri 

Mesafe 

“Bir aslandan kaçar gibi cüzzamlı birinden kaçmak”; 14. yüzyıl âlimi ve hekimi İbn Kayyim el-Cevziyye’nin, Hz. Muhammed’i kaynak göstererek, insanlara verdiği bir nasihattir. Elbette, hekimler bulaşmayı önlemenin tek yolunun hasta kişiden uzaklaşmak olduğunu biliyorlardı.  

El-Tıb el-Nebevi kitabında İbn Kayyim, hasta bir kişiden ve onun nefesinden hastalığın nasıl yayıldığını tanımlamıştır. 

Karantina 

Emevi Halifesi Velid b. Abdülmelik, İslam Medeniyeti’nin ilk bimaristanını 707 yılında Şam’da inşa etti. Bu hastanede, cüzzamlılar kendilerine ayrılan özel bir serviste bakılırdı ve düzenli olarak ihtiyaçları karşılanır, diğer hastalara bulaşmaması için onlardan uzak tutulurlardı. 

Hareketin Sınırlandırılması 

Salgınlar hakkında insanları yönlendirmek, salgından etkilenen bölgelere gitmek veya oradan ayrılmak anlamına gelmiyordu. Hıyarcıklı vebanın Almeria’da yayılmasının ardından, 14. Yüzyıl da yaşayan hekim ve alim Ebu Cafer Ahmed b. Ali b. Hâtime el-Ensârî bu yöntemi uygulamış ve şehirden ayrılmamıştır. Bu sınırlandırılmadan en iyi şekilde yararlanmış, hastalığın doğası ve yayılışı konusunda incelemelerde bulunmuştur. Bununla birlikte hastalarla ilgilenmiştir. O bu süreçte edindiği bulguları “Tahsîl-ü garaz’il-kâsidfi tafsâli’l-maraz’il-vâfid” isimli kitabına kaydetmiştir. İbn Hâtime’nin öngörülerinden biri hastanın tedaviye cevap verme hızına ve etki etme şiddetine perhizin ve bedenin direnç gücünün oynadığı roldür. 

Sonuç 

Dünya yeniden bir salgınla boğuşurken, geçmişten gelen kayda değer yankılar mevcuttur. İslam Medeniyetindeki hekimler, bulaşıcı hastalıklar ve salgınlar sırasında ellerinden gelen en iyi bakımı yapmaya ve önerilerde bulunmaya çalıştılar. Ve bugün dünya genelinde sağlık çalışanları ve hükümetler tarafından yapılan yönlendirmelere oldukça benzemektedir. 

Sonuçta tıp kavramı, hayatları kurtarmak ve sağlığı korumakla alakalıdır. 

“Tıp, insan vücudunun sağlık ve hastalık durumu ve de onu sağlıklı durumda koruma ve sağlığını kaybettiğinde tekrar nasıl kazanacağı konusunu ele alan bilimdir.” 11. yüzyıl hekim ve âlimi İbn Sinâ. 

 

Comments (1)

  1. bu zamanda medeniyetimizin hala canlılığını gösteren bu yazı için teşekkür ederiz

Comment here