OrtaçağTarih

Türkiye Selçuklu Devletinde Merasimler Ve Eğlenceler

Bu makaleyi 16 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: İbrahim Eryiğit

Giriş

Merasimler ve Törenler Türkiye Selçuklu toplumunun içtimai hayatı ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Nikâh, düğün ve cenaze törenleri en önemli misallerdir. Kale şehirlerin içinde sıkışık durumdan bunalan halk için kalenin bir kapısının açıldığı çimenlik alan eğlence yeri olarak ayırmıştır. Eğlence merasimleri ise Nevruz, Hıdırellez, Hızır Nebi, savaş dönüşü şenlikleri, sultanların tahta çıkma törenleri, avlanma şenlikleri, ilkbahar şenlikleri, evlenme törenleri, hasat mevsimi şenlikleri, Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı şenlikleri, sünnet düğünleri, asker uğurlama törenleri, kurtuluş günleri şenlikleri gibi etkinliklerin toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli bir yeri olmuştur.

1.Türkiye Selçuklularında Tören ve Merasimler

Türkiye Selçukluları’nda sultan ve devlet erkanının eğlenceyi çok sevdikleri, türlü eğlenceler arasında müzikli meclisleri sık sık tertip ettikleri göz önüne getirilirse sarayda sürekli müzisyenler bulunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bayram, cülus ve zafer merasimleri, düğün, av şenlikleri, yabancı misafir ve elçilerin kabulü için çeşitli oyun ve eğlenceler düzenlenirdi. Yine sultanların komşu memleketlerden aldıkları kızlar için yaptıkları düğünlerde bazen Anadolu’nun dışından da sanatkârlar getirilmiştir.

Türkiye Selçuklularından bahseden kaynaklar Selçuklularda eğlence hayatının canlı ve renkli olduğundan bahsederler. Bu durum Mısır Memlüklü Sultanı Baybars’ı hayrete boğmuştur. Baybars Elbistan’da Moğol kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra 20 Nisan 1277 günü Kayseri’ye girmiş. Onun yaklaştığını duyan şehir halkı, esnaf, tüccar, halk, çocuk ve kadınları ile beraber karşılamaya çıktı. Sultan ulemaya olan saygısından dolayı onların atları üzerinde kalmalarına izin verdi. Kayserililer nağralar atarak ve tekbirler getirerek, Sultan Keykubaddiyye Sarayı’nın bahçesinde hazırlanan saltanat çadırına götürdüler. Nevbetteler çalındı ve sultanı eğlendirmek için sazandeler getirildi.

Gök meydan denilen bu çimenler; çok geniş ve temiz alanlardır. Bütün şehir halkı bir araya gelip bayram namazlarını burada kılarlar, şenlikleri burada yaparlardı. At koştururlar, güreş yaparlar ve ok atarlardı. Yapılan bu eğlence ve spor etkinliklerinin (güreş, cirit, avcılık, kılıç kalkan) sayesinde hoşça vakit geçirme amaçlanmaktaydı. Yapılan faaliyetlere bazı zamanlar sultan ailesi de katılmaktaydı.

Düğünde müzik eşliğinde düğüne iştirak eden misafirleri eğlendirmek için davul, zurna, kaval ve darbuka gibi müzik aletlerinin çalınıp oynanmasının yanı sıra oyuncuların ve hokkabazların gösterileri izlenirdi. Ayrıca gelen misafirlere düğün yemeği de verilir, gelinin başına; altın, gümüş, inci, badem, şeker, fıstık saçılırdı. ki buna “saçı” denirdi. Yemek ikramına “küden” denir ve düğünün en önemli bölümünü oluştururdu.

Eyyubi hükümdarı Melik Adil’in kızı Gaziye Hatun ile Alâeddin Keykubad’ın Malatya’da yapılan düğünü saray düğünlerine örnek gösterilebilir. Sultan Alaeddin Keykubad siyaset gereği Eyyubilerle dost kalmanın önemini düşünerek Kayseri’de hapsettiği Eyyubilere mensup esirlerle dostluğu kurmak ve kuvvetlendirmek amacıyla Şemseddin Altın Aba’yı el Malik el-Adil’in kızını istemek maksadıyla Şemseddin Altın Aba’yı, el-Melik el Adil’in kızını istemek amacıyla Şam’a göndermiştir. Gelini karşılamak için Sultan Alâeddin Keykubad Malatya’ya gitti. Orada başlayan düğün, şenlik ve eğlenceler Kayseri, Konya, Antalya, Alaiye’ye kadar her şehirde devam etmiştir.

Selçuklu toplumunda sünnet düğününe de önem verilirdi. Mevlânâ, oğulları Bahâuddin (Sultan Veled) ve Alâeddin’i Bedreddin Gevhertaş’ı sünnet ettirmiş ve arkasından da sünnet düğünü yapılmıştır. Eşi benzeri olmayan bir sünnet düğünü yapılmıştır. Düğünde kalenin her yeri değerli kumaşlarla süslenmiş, çeşitli çalgılar çalınmış ve badem şekeri ikram edilmiştir.

Törenlerin en hüzünlü ve buruk olanı da hiç kuşkusuz cenaze törenleridir. Ölenin yakınları üzüntülerinden dolayı yas ve mateme bürünürlerdi ki bu kişilere Mevlânâ; “Anası ölene ağlayıp feryat etmeyi öğretme…” diyerek yakılan ağıtların içten gelen bir duygu olduğunu belirtir.

Yas tutan kişiler giydikleri kaftanları yırtar, külahlarını başlarından çıkarıp yerlere atarlardı. Yas tutma; 3 gün, 7 gün veya 40 gün sürebilmekteydi. Hatta insanlar yüzlerine vurup, tırnaklarıyla yüzlerini yırtmışlardır. Yüksek sesle bağırarak ağlamaktalar, saçlarını ve kulaklarını yolmaktalar, yüzlerini bıçaklarla çizmekteler, elbiselerini yırtmaktalardı. Türkler bu davranışlarına Müslüman olduktan sonra da devam etmişlerdir. Çarşılar ve dükkânlar kapalı tutulur, ölünün ruhu için fakirlere para dağıtılırdı. Defin sırasında elbiseler ve başlıklar ters giyilir, eğerler ters çevrilir, atlara ters binilir, mezara karşı ters oturulur ve ölünün eşyaları mezara ters konulurdu. Bu uygulamanın sebebi; Kadim Türk inancına göre öteki dünya bu dünyanın tersi durumundadır, öyleyse eşyalar da öteki dünya istikametine çevrilmelidir. Ceset yıkanıp “eşük” adı verilen bir kefene sarılır, defin işlemi bitince toplanılarak ölen kişiye ait çadıra gidilir, ölen kişiye ait hayvanlardan bir miktarı kesilir ve “yoğ” aşı (yok anlamına gelen ölü aşı) denilen bir yemek yapılarak halka dağıtılırdı.

Bütün kültürlerde olduğu gibi Selçuklularda da siyah renk ölümü ve yası simgeler. Ayrıca yas tutanların Hîndbârî kumaştan matem elbisesi giydikleri de bilinmektedir. Ancak Abbasi Halifelerinde ise sembol renk beyazdır. Bu yüzden hilafete bağlılığı ifade etmek için devletin resmi matem rengi olarak beyaz seçilmiştir.

I.İzzeddin Keykavus’un ölümünden sonra I. Alâeddin Keykubad yas giysilerini giymiş ve beyler de külahlarını ters çevirerek üç gün yas tutmuşlardır. Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın ölümünden sonra II. Gıyaseddîn Keyhüsrev de yas elbisesi giyerek tahta oturur ve üç gün her yerde matem ve yas tutulur. Cenaze törenlerinde telkin verecek olan okuyucular (mukrîler), ile müezzinler, hafızlar ve def çalanlar bulunmaktaydı. Ölen kişinin cenaze namazı kılındıktan sonra taziyeler kabul edilir ve ardından da yas tutulurdu. Yas sürelerinde farklılıklar görülmekteydi. Selçuklu sultanlarının matemi genellikle üç gün sürerken, Mevlânâ’nın babası Bahâ Veled öldüğünde kırk gün matem tutulmuştur.

Mevlana’nın cenaze törenin de ise yedi öküz çekilmiş. Bu öküzlerin etleri miskin ve sakinlere dağıtıldı. Diğer taraftan İslami geleneklere göre, cenaze kaldırılmadan önce ağlayıcılar mersiyeler söylendiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Eski Türklerde de cenaze merasimindeki bu ağlayıcılara “sığıtçı” deniyordu. İstemi Kağan ile Kül Tegin’in cenaze merasimlerine, birçok milletlerden elçilerde gelmiş ve her millet bu elçilerle birlikte bir de özel ağlayıcılar gönderiyorlar ve Türk Kağanları için ağlıyorlardı. Eski Türkler de ağlayıcıların arkasında ölünün önemine göre, büyük bir halk kitlesi de takip ederdi.

Özellikle Mevlana’nın cenaze töreninde ellerinde kitapları olduğu halde halk gayri müslimlerin katılmasını hoş karşılamıştı. Onun cenaze törenine Hıristiyanlardan, Yahudilerden, Araplardan, Türklerden vs. bütün milletler katılmış, Zebur’dan, İncil’den, Tevrat’tan ayetler okumuşlardı.

2.Türkiye Selçuklularında Eğlenceler

Nevruz, Hıdırelez, Hızır Nebi, savaş dönüşü şenlikleri, sultanların tahta çıkma törenleri, avlanma şenlikleri, ilkbahar şenlikleri, evlenme törenleri, hasat mevsimi şenlikleri, Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı şenlikleri, asker uğurlama törenleri, kurtuluş günleri şenlikleri gibi etkinliklerin toplumsal birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli bir yeri olmuştur.

Türk toplumunda eğlence denince akla müzik gelir. Gerek İslamiyet’ten önce ve gerekse sonra eğlence dünyasında müzik hep ön planda olmuştur. Nedimler, sanatkârlar ve şarkıcılar; kaval, ut, rebab ve çeng gibi sazları çalarlardı. Türk müziği Çin, Hind, İran, Roma-Bizans, Arap ve Avrupa müziğinden etkilenmiş ve özellikle Çin müziği ile karşılıklı etkileşim olmuştur. Türk müziğinin gelişmesinde askeri müziğin de etkisi olmuştur. Savaşlarda askerin direncini ve coşkusunu artırmak için davul, zurna ve kürenay ile yapılan müzikten yararlanılmıştır. Selçuklu sultanları saraylarda her akşamüzeri konserler verir ve bazen bu konserlerin sayısı üçe bazen de beşe kadar çıkmıştır.

Sultan ve saray ileri gelenleri eğlenceye pek düşkündüler. Sarayda müzik eşliğinde içkili ve rakslı eğlenceler sık sık düzenlenirdi. Bu dönemde müzisyenler saraylarda istihdam edilirlerdi. Selçuklu sultanları tarafından düzenlenen ve “bezm” adı verilen bu işret meclislerinde “mutrip”lerden (çalgıcı, şarkıcı) vazgeçilmezdi. Bu sebeple Selçuklular bezmlerde daima sazende ve hânende bulundururlar ve dindar oldukları halde mutripleri saraya davet ederek şarkı söylemelerini isterlerdi.

Abdallar, Bacıyan-ı Rum, Horasan Erenleri (şeyhler) ve dervişler ahlaki değerleri öğretirken ilahi, nefes ve türküler söylerlerdi. Musiki ve semâ; Mevlevi ayinleri ve Ahî zaviyelerindeki ayinlere de girmiştir. Mevlevîlerin kendilerini ifade etmelerinde kullandıkları üç araç; musiki, semâ ve şiirdir. Bunlarla topluma ulaşmaya çalışmışlardır. Mevlevîlerin içinden çok sayıda hânende ve sâzendeler çıkmıştır. Ayrıca Mevlânâ ve oğlu da önemli derecede müzik bilgisine sahipti ve Sultan Veled müzik haramdır diyenlere rağmen “Bayram senin cemâlin, eğlence ancak senin visâlindir” demek suretiyle müziğin Allah’a ulaşmak için bir araç olduğunu belirtmektedir.

Üflemeli çalgılardan; ney, kaval, flüt, zurna, beşaret ve cura, vurmalı çalgılardan; çevgân, def, davul, nakkare, çalpara ve kudüm, telli çalgılardan; rebâb, tanbur, ud, çeng, saz, berbat, çegâne, kanun, keman, kopuz, târ, erganun, kemençe, lavta ve bir ritim çalgısı olan nevbet kullanılan belli başlı müzik aletlerindendi.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin ilk sağlık kuruluşu Kayseri Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı’dır. Bu yapı darüşşifa ve tıp medresesini içerecek şekilde inşa edilmiştir. Darüşşifada; ruh hastaları için odadan meydana gelen Bimarhane bulunmaktaydı. Bu yapının mimari özelliği, müzikle tedaviye uygun bir yapı olduğunu düşündürmektedir. Han ve meyhanelerde halk tarafından eğlenceler düzenlenir ve buralarda gayrimüslim kadınlar müzik çalarlardı. Hokkabazlar kendilerini yanan ateşe atarlar ve kızgın demiri ağızlarına sokarlardı.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye Selçukluları’nda sultan başta olmak üzere devlet erkânı, eğlenceye önem vermiş, hatta bunu adeta protokolün bir parçası haline getirmiş, bu maksatla saraylarda sürekli görev yapan sanatçılar bulundurmuşlardır.

Yaşanılan yaylak ve kışlak hayatının da etkisiyle inşa edilen saray ve köşklerin, seyir ve temâşâ zevkine göre donatılmış ve bezenmiş olmaları, Büyük Selçuklulardan gelen Türk sanat ve mimarisinin gelişmesine ve sürdürülmesine önemli katkı sağlamıştır.

Türkiye Selçukluları dönemine baktığımızda özellikle Mevlevi tarikatının etkisi altında bulunan Anadolu şehirlerinde ise Mevlevilerin düzenledikleri cenaze törenleri gösterişli idi. Cenaze törenlerinde Selçuklu döneminde de Müslümanlıktan önceki bazı geleneklerin gözetildiğini görülmektedir.

Türkler, Orta Asya’daki eğlence kültürlerini Arap, Acem ve Anadolu’nun yerli unsurlarının kullandığı sazlar, şarkılar, yemekler ve içeceklerle zenginleştirerek devam ettirmişlerdir. Aynı zamanda Selçuklular, zenginleştirdikleri bu eğlence kültürünü Osmanlılara taşıyan bir köprü olmuştur.

 

            Kaynakça

 

Aksarayî (Kerîmû’d-din Mahmûd Aksarayı). (2000) Müsâmeretü’lAhbâr ve Müsayeretü’l-Ahyar, (çev. M. Öztürk). Ankara: TTK yayınları.

İbn Bîbî. (1996). el-Evâmîrü’l-Alaiyyefi’l-Umûri’l-Alâ’iye. I-II. (çev. Mürsel Öztürk) Ankara. Kültür Bakanlığı Yay.

Müneccimbaşı. (Ahmed b. Lütfullah). (2001). Selçuklular Tarihi II. (çev. Ali Öngül).

Zercani. El Letâifu’l- Alâiye(Sultana Öğütler). Alâeddin Keykubad’a Sunulan Siyasetnâme. (haz. Hüseyin Adalıoğlu). İstanbul.

Ögel, Bahaeddin. (1988). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul:TDAV Yay.

Türkiye Selçuklularında Devlet ve Ordu Mehteri. Selçuk Dergisi. II/I(1-20).

Taneri, A . (1977). Türkiye Selçuklularında Kültür Hayatı. Konya: Bilge Yayınları.

Turan, Osman. I. Alâeddin Keykubâd. İ.A

Selçuklu Kervansarayları. Belleten, 471-496

Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul: Boğaziçi yayınları.

Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti. İstanbul: Boğaziçi yayınları.

Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar. TTK Yay. Ankara.

Comment here