TarihTürk Dünyası

Türkistan Yazıları: Osman Batur Han 1

Bu makaleyi 22 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Yılmaz

 

Türkistan, tarih boyunca pek çok devletin, hanlığın kurulduğu savaşların eksik olmadığı Türk milletinin mukaddes ata topraklarıdır. Bilinen tarihle kurulan ilk Türk devletinden bu zamana kadar bu topraklar uğruna savaşlar devam etmiştir. Günümüzde ise Türkistan coğrafyası emperyalist yönetimlerin siyaset alanı olmuştur. Türkistan toprakları, Çin ve Rus işgalinin ardından; Rus işgalinde Batı Türkistan ve Çin işgalinde Doğu Türkistan olarak iki bölgeye ayrılmıştır.

Bu konu hakkında Türk Cumhuriyetlerinde bazı çalışmalar yapılsa da Doğu Türkistan’ın durumu değişmemiş. Türkistan halkı çeşitli zamanlarda özgürlüklerini ve tabii haklarını kazanmak uğruna mücadelelere girişmiş fakat bu hareketler kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Türkistan kurtuluş hareketleri nice kahramana ve mücadeleye şahit olmuştur. İşte bu kahramanlardan biri olan Osman Batur’un hayatını ve 1940-1951 yıllarında yürüttüğü mücadelesini anlatacağımız iki bölümlük çalışmamızın ilk bölümünde Osman Batur’un çocukluğu ve 1940-46 yıllarında yapmış olduğu mücadeleleri anlatacağız.

Altay’da Köktogay bölgesinin Öndırka mevkiinde 1899 yılında dünyaya gelmiştir. Kazakların Orta Cüz- Kerey-Abak Kerey–Cantekey–Molkı-Aytuvgan boyuna mensuptur. Babası İslam Bey, annesi Ayça Hatun’dur. Çocukluğu ve gençliği hakkında yazılı belge bulunmasa da bu yıllarının diğer Kazak çocukları gibi geçtiği ve Türk Cemaat okulunda eğitim aldığı bilinmektedir.[1] Osman İslamoğlu’nun, Böke Batur’dan savaş taktiklerini öğrendiği ve yanında eğitim aldığı gibi söylemler pek çok internet sitesi ve çalışmada bulunsa da bunun gerçekliği kesin değildir. Çalışmamızda daha doğru olduğunu düşündüğümüz bu bilgiye yer verdik. Bu iki kahramanın Molkı boyundan olmalarından başka ortak noktaları yoktur[2].

Doğu Türkistan’da 20. Yüzyılın ilk yarısı siyasi karışıklık ve bitmek bilmeyen savaşlarla geçmiştir. Özellikle 1932-1934 yılları arasında Tunganların[3], Kaşgar Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ne karşı savaşması Pan-İslamist düşüncenin yerini Pan-Türkizm’e bırakmış, Kazak ve Uygur milliyetçiliği söylemleri artmıştır[4]. 1935 yılına girildiğinde Doğu Türkistan’ın Çin Umumi Vali’si Sheng Shi-cai Kazak ve Uygur liderlerini sebepsiz yere tutuklayarak, camilere saldırılar düzenlemiştir. Valinin çıkabilecek bir isyandan korkarak halkın elinde bulunan tüm silahları toplamaya kalkması üzerine Osman İslamoğlu buna itiraz etmiş ve mücadelesine başlamıştır[5]. Şu bilinmelidir ki Türk halkından toplanmak istenen silahlar sanılanın aksine pek azdır, çatışmaların pek çoğunda Türkler taş ve sopalarla savaşmış öldürdükleri düşmanların tüfeklerini alarak mücadele etmişlerdir[6]. Bu husus Çin’in Türkistan’da çıkabilecek istiklal mücadelesinden ne denli korktuğunun ispatı niteliğindedir. 1940 yılına kadar Osman Batur’un faaliyetleri hakkında pek bilgi olmasa da zor şartlar altında mücadelesini sürdürdüğü bilinmektedir. Şubat 1940’ta Akit Hacı camisine yapılan saldırı ve sonrasında camiye gelen Çinli Kaymakamın minbere ayakkabısıyla çıkıp konuşma yapmasına halk dayanamamış Kaymakamı ve 37 Çin askerini öldürmüştür. Bu olayın ardından İris ve Esim Hanlar önderliğinde isyan hareketi başlamıştır[7].

Şubat ayında Köktogay karakolu ele geçirilmiş ve mart ayına kadar idare halkın olmuştur. Sheng yönetiminin gönderdiği kuvvetler mağlup edilerek, Sarıtogay karakolu da ele geçirilmiştir. Çingil kazasında da halk isyan ederek harekete katılmış ve Canibek Batur’un sancağı asılarak “Türkistanlıları Zulümden Kurtarma Teşkilatı” kurulmuştur. 25 Mart’ta Çin yönetimi barış teklifi için 4 kişilik heyet yollamış fakat antlaşmaya varılamadan heyet geri dönmüştür. İris Han ve yoldaşları üzerine binlerce askerlik kuvvetler sevk eden Sheng yönetimi Sovyetlerin ve Moğolların desteğine almasına rağmen tam bir başarı yakalayamamış ve Ekim 1940 tarihinde İris Han’ın şartlarının kabul edilmesiyle antlaşma imzalanmıştır. Sheng yönetimiyle yapılan antlaşmanın muhtevası gereği silahları toplama işini, vakit kaybetmeden uygulamak isteyen hükümet halktan tekrar silahlarını toplamaya başlamıştır. Osman Batur “Bugün silah veren yarın canını verir. Benim Çinlilere verecek silahım yok. İstiyorlarsa gelip kendileri alsın. Korkanlar silahlarını teslim edebilirler” diyerek silahını yine teslim etmemiştir[8]. Dağa çıkarak mücadeleyi sürdürmüş ve zaman onu haklı çıkarmıştır. Sheng yönetiminin antlaşmaya uymayarak 5 Temmuz’da Altay madenlerini tekrar Sovyetlere vermesi ve 5 Haziran’da Altay valisi Bukat Beysi ve Canımhan Hacı’ya emir gönderip 8000 işçi istemesi üzerine halk ayaklanmıştır. Altay’da Rus mühendisler ve Çin askerleri Osman Batur tarafından yok edilmiştir[9]. 1941 yılında Altay dağlarında Çin ordularına ağır kayıplar verdirilmiş ve geri çekilmeleri sağlanmıştır bu süreçte Sheng iktidarını Sovyet desteği ayakta tutmuş, Çin merkezi hükümeti Komünist partiye karşı giriştiği mücadelede Doğu Türkistan sorunuyla ilgilenememiştir. 1941 yılında başlayan ayaklanmanın önemli liderlerinden Süleyman Batur’un şehit edilmesi halkta paniğe sebep olmuş pek çok kişi silahlarını bırakıp teslim olmaya başlamıştır. Osman Batur mücadelede kararlı olduğunu gösterip kendisine gelen heyetlere özgürlüğü kazanıncaya kadar teslim olmayacağını bildirmiştir. Sheng yönetiminin Altay liderleriyle görüşme talep edip 13 kişilik heyeti hapsetmesi onu tekrar haklı çıkarmıştır[10]. 2.Dünya Harbi’nin kızıştığı dönemde Rus ordularının Alman ordusuna yenilip geri çekilmesi, Doğu Türkistan meselesinde önemli olaylara vesile olmuştur. Sheng yönetimi Sovyetlerin savaşı kaybedip, Doğu Türkistan siyasetinde destekçisini kaybedeceğini düşünerek, Çin merkezi hükümetine yanaşmış, Sovyetlerle ilişkileri bozulmuştur[11]. Stalin Altay madenlerinin kontrolünü sağlamak ve Sovyet çıkarlarını korumak için Sheng’in bu politikasına karşı, Osman Batur’a destek vererek kontrolü elinde tutmak istemiştir. Sovyet tesiri altında kurulmuş olan Komünist Moğol yönetimi üzerinden Altay direnişine silah ve mühimmat desteği sağlamıştır[12]. 1942 yılının son aylarında aldığı dış destek sayesinde güçlenen Osman Batur Urumçi merkezli Sheng yönetiminin korkusu olmuş, Altay bölgesine, Çin askeri sokmamış ve düşman garnizonlara saldırılar düzenlemiştir. 1943 yılına gelindiğinde Çin yönetiminin tutuklamaları ve idamları arttırması Osman Batur’a katılımı arttırmıştır. Sheng yönetiminden kaçanların Baturlar etrafında toplanmaya başlaması direnişin yayılmasını sağlamıştır. Osman Batur, Çin kuvvetlerini defalarca yenerek gücünü kanıtlamış. Altay dağlarını kendisine ordugah tutup güçlenmiş ve kendisine katılanları sıkı talimlerden geçirip kuvvetlenmiştir. Mücadelesiyle kendisini ispatlayan, 1941 yılından itibaren direnişçilerin tek komutanı olan Osman Batur 22 Haziran 1943’te Bulgun’da Hür Altay teşkilatı tarafından Han ve Batur ilan edilmiştir. Osman Batur Han halka mektuplar yazarak, etrafa adamlar yollayarak halkın memleketin durumunun farkına varmasını ve direnişe destek olmasını sağlamaya çalışmıştır[13]. Bu zamanlarda Sheng’in kurtuluş hareketini yıldırmak gayesiyle göçebe Kazak boylarının bir kısmını esir alması üzerine direnişçiler harekete geçerek Kazak boylarını Moğol sınırına yerleştirmiştir. Halkı kurtarmak için yapılan bu savaşlar 1944 yılına kadar sürmüş halkın çoğu kurtarılabilmiştir. Osman Batur’un, Moğolistan Başbakanı Mareşal Çaybolsan’la Kazak hayvanları karşılığında silah satmak ve destek vermek üzerine anlaşması, direnişin gelişmesini ve büyümesini sağlamıştır[14]. 1944 yılında Çin ordularına verdirilen ağır kayıpların intikamını almak isteyen Guo-Min-Dang yönetimi esir tuttuğu 40 Kazağı öldürmüş, Osman Batur’un ikinci hanımı Mamay’ın gözleri önünde 18 yaşındaki kızını ve 14 yaşındaki oğlunu parçalayarak öldürmüştür, 11 ve 9 yaşlarında olan diğer çocukları ise 20 metrelik kuyulara atılmış katledilmiştir[15]. Osman Batur’un tereddütsüz direnişe devamı onun ne denli istikrarlı ve inanmış olduğunun ispatıdır, inancı gereği yoldaşlarına şehit olmak pahasına savaşmanın onurunu ve tarihte Türklerin kahramanca savaşmayı esarete tercih ettiğini söyleyerek mücadeleyi her zaman ayakta tutmuştur. Osman Batur’un destansı direnişi Urumçi yönetiminin Altay’a yoğunlaşıp diğer bölgelerde fazla asker bulunduramamasına sebep olmuş ve İli’de Alihan Töre’nin başlatacağı ihtilale dolaylı yoldan katkı sağlamıştır. Osman Batur’un askerleri zaferlerine zafer katarken, İli ayaklanması 1944’ün sonbaharında başlamış ve kısa sürede şehri ele geçiren ihtilalciler 11 Kasım 1944 günü Alihan Töre Başkanlığında Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir[16]. Bu ihtilalin başarı kazanması ve Cumhuriyet’in ilanı hadiselerinde Sovyet yanlısı Ahmedcan Kasimi’nin etkisi olduğu ihtilalin Rus askerleri yardımıyla yapıldığı iddiaları mevcuttur. Bu iddialar kuvvetli olmakla beraber Kasimi ve liderliğini yaptığı “İlericiler” grubunun sonraki faaliyetleri bu iddianın gerçekliğini ispatlar niteliktedir. Cumhuriyet’in ilanından 2 yıl kadar sonra Osman Batur’la dostluğu bilinen ve milliyetçi bir kişi olan Alihan Töre’nin Sovyetler tarafından kaçırılması ve yerine Ahmedcan Kasimi’nin geçmesi iddiayı doğrulamaktadır. İli hükümetinin kurulmasında sonra Osman Batur, hükümetle ortak hareket etmek istediğini bildirmiş. Bu karar Alihan Töre tarafından memnuniyetle karşılanarak İli yönetimine yardım etmesi istenmiştir. Osman Batur İli hükümetinin kendi fikirleriyle bağdaşmadığı düşüncesiyle hiçbir vakit yakınlığını arttırmamıştır. Alihan Töre üzerinden irtibatlar sağlanmış ve birlik olunmuştur. Altay yönetimi Türkçü ve İslamcı politikayla yolunu çizerken İli hükümeti Kasimi ve adamlarının etkisiyle Sovyet etkisi altında kalmıştır. Altay’da başlayan direniş hareketinin tam bağımsız Türkistan politikasına karşı olan bu tutum iki yönetimin uyum içinde çalışmasına engel olmuştur. 1944 yılının son aylarında Çin merkezi hükümeti tarafından Sheng görevinden alınmış ve yerine Ou Chong-shin atanmıştır. 1945 Ocak ayının sonlarında Osman Batur 15.000 kişilik kuvvet toplayarak düzenlediği saldırılarla Urumçi çevresinin ve ulaşımının kontrolünü ele geçirmiştir. Osman Batur kuvvetlerinin kesintisiz saldırıları ve yeni atanan Çin valisinin elinde bulunan asker sayısının azalmış olması, Türk kuvvetlerinin önünü açmış ardı ardına zaferler kazanılmıştır. Çin ordularının saldırıları geri püskürtülmüş binlerce Çin’li asker öldürülmüş, esir edilmiştir[17]. Yaza kadar Altay’a çekilme kararı alan Osman Batur burada “Ulusu Koruma Teşkilatını” kurmuş ordusunu düzenlemiş yeni harekatların hazırlıklarını yapmıştır. Nisan ayına gelindiğinde İli Doğu Türkistan Cumhuriyeti tarafından Milli Ordu’nun kurulduğu İli şehrinde yapılan merasimle ilan edilmiştir. Milli Ordu kuvvetleri 31 Temmuz 1945 tarihinde Tarbagatay vilayetini düşmandan kurtarmıştır. 15 Ağustos 1945’te Osman Batur ordusunun başında, Çin birliklerine taarruz etmiş ve düşmanı Urumçi’ye kadar sürerek Altay’ı düşmandan temizlemiştir. Milli Ordu kuvvetleri de durmayarak Kaşgar ve Yarkent üzerine taarruz etmiş ve şehirler Çinli işgalcilerden kurtarılmıştır[18]. Bu taarruzun ardından Türk şehirlerinin neredeyse tamamı düşmandan kurtarılmıştır. Bu başarılar bağımsızlık hareketini hızlandırmış, her bölgede isyanlar artmış ve Altay’ın kontrolü tamamen kurtuluş hareketinin eline geçmiştir. 6 Eylül 1945 tarihinde Osman Batur merasimle savaşın kazanıldığını Türk halkına ilan etmiş mücadelenin tüm Doğu Türkistan için olduğunu ve Çinlilerin şartlarını kabul etmemesi halinde ölünceye kadar mücadeleye devam edeceklerini ilan etmiştir. Moğol ve Rus yönetimleri Osman Batur Başkanlığında Altay Cumhuriyeti’ni tanıdığını söylemiştir[19]. Milli ordu ve Osman Batur kuvvetlerinin Manas nehrinde birleşip Urumçi’ye son taarruzu yapması beklenirken Sovyet ve Çin yönetimlerinin siyasi müdahaleleri devreye girmiş, yapılacak son taarruz öncesinde, kurtuluş hareketinin liderlerini Çin’le barış müzakereleri yapmak zorunluluğunda bırakmıştır[20]. Sovyet Rusya, Doğu Türkistan üzerindeki çıkarları için kurulacak bağımsız Türk devletini zararlı gördüğü için, daha önce bahsettiğimiz İli hükümeti içerisine yerleştirdiği adamları sayesinde kurtuluş hareketinin politikasını ve amaçlarını değiştirerek Rus ve Çin tahakkümü altında kurulacak karma yönetim planı üzerine tartışmalar başlatmıştır. Osman Batur, amaçlarına ve isteklerine ters olan bu durum karşısında İli yönetimine yüz çevirmiş ve gerekirse tek başına kalana kadar mücadele edeceğini ilan etmiştir[21]. 2.Dünya savaşının Sovyet galibiyetiyle sonuçlanması ve bu tarihlerde Japonya’nın koşulsuz şartsız teslimi Doğu Türkistan bağımsızlık hareketine olumsuz etki etmiştir. Sovyet Rusya bağımsız Türk devleti fikrine karşı çıkarken, Çin yönetimi Japon savaşının bitmesiyle 100.000 süvariyi Türkistan’a sevk edip aynı zamanda barış müzakereleri yapmaya devam etmiştir. Süreç devam ederken Rus yönetimi, Alihan Töre ve Osman Batur yakınlaşmasını engellemek, Türkistan yönetiminde Alihan Töre gibi İslami ve milli görüşe sahip bir kişinin bulunmasının çıkarlarına engel teşkil etmesi ve Ahmedcan Kasimi’nin Sovyet yanlısı politikalarını uygulayabilmesi için 16 Haziran 1946 tarihinde Stalin’le gizli bir görüşme yapmak için çağırdıkları Korgas’da Alihan Töre’yi bir uçağa bindirip Taşkent’e kaçırmışlardır[22]. Alihan Töre’nin ortadan aniden kaybolması, Osman Batur’la İli yönetimi arasındaki bağları tamamen koparmış hatta birbirleriyle savaşacak hale getirmiştir[23]. İli hükümeti tarafından Cumhurbaşkanı ilan edilen Ahmedcan Kasimi yönetiminde devlet kademelerine Sovyet yanlısı kişiler yerleştirilmiş ve Altay madenlerinde Sovyet’ler tekrar çalışmaya başlamıştır. Bu durumdan rahatsız olan Osman Batur Altay dağlarına çekilmiş ve bu kararları tanımamıştır. Mücadelede desteklerini kaybetmesi ve Kasimi hükümetinin Sovyet tahakkümü altında çalışması Osman Batur’u Guo-Min-Dang yönetimine yaklaştırmıştır[24].

Altay dağlarında ateşlenen ve tüm Doğu Türkistan’a yayılarak Cumhuriyet’in kurulmasını sağlayan isyanlar ve kurtuluş hareketleri 1946 yılında her zaman olduğu gibi yine büyük devletlerin emperyalist siyasetleriyle durdurulmuş. Tam bağımsızlık fikriyle yürütülen hareket Çin ve Sovyet etkisi altında kukla yönetimden ileriye gidememiştir. Fakat bu olumsuz şartlar altında dahi Osman Batur ülküsünden vazgeçmeyerek nice makama, kazançlara aldanmayarak destanlaştığı ve kahramanca yürüttüğü mücadelesine Altay dağlarında devam etmiş. Millete verdiği sözü canı pahasına tutmuştur. Milletimizin ata topraklarında verilen binlerce şehidin, uğranılan zulümlerin sonu gelmemiş ve çıkarı için hareket eden omurgasız siyasetçiler yüzünden Doğu Türkistan’ın kanla kazanılan son bağımsız devleti antlaşmayla esir edilmiştir.

 

 

 

[1] Ömer Kul, Altay Kartalı Osman Batur, Rumuz Yayınları, İstanbul 2019, s. 27-29; Gülçin Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2006, s. 11.

[2] Bkz., Kul, a.g.e., s. 31-36.

[3] Tungan veya Dungan olarak adları geçen bu insanların, Müslüman olmuş Çin kökenli halkın umumi adı olarak kullanıldığı bilinir fakat karşılaştığımız bazı çalışmalarda Çinlileşmiş Müslümanlar olarak kullanıldığını gördük.

[4] Alihan Töre Saguni, Türksitan Kaygısı, çev. Oğuz Doğan ve Kutlukhan Şakirov, T&K Yayınları, İstanbul 2019, s. 220-221; Kul, a.g.e., s. 18; bkz. Ömer Kul, Osman Batur ve Doğu Türkistan Milli Mücadelesi (1941-1951), Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 2009, s. 134-138  

[5] Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 12; Tekin Tuncer, 1949-1964 Yılları Arasında Doğu Türkistan’da İstiklal Mücadelesi ve Türkiye’ye Yapılan Göçler, Basılmamış Doktora Tezi, Celal Bayar Üniversitesi, Manisa 2015, s.148  

[6] Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 29-30

[7] Hızır Bek Gayretullah, Altaylarda Kanlı Günler, Ahmet Sait Matbaası, İstanbul 1977, s. 88-89; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.15

[8] Kul, a.g.e., s. 36-40; Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 15-29; Tuncer, a.g.t., s. 149  

[9] Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 30-31; Kul, a.g.e., s. 47-48

[10] Kul, a.g.e., s. 49-50; Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 33-35

[11] Saguni, a.g.e., s. 240-241; (Esir Doğu Türkistan İçin 1) İsa Yusuf Alptekin’in Mücadele Hatıraları, Hazırlayan: Ömer Kul, Berikan Yayınevi, Ankara 2010, s. 406-407

[12] Botagöz Autkan, Özgürlüğün Sönmez Ruhu, çev. Nurgül Berikbolova, Kalender Yayınevi, İstanbul 2017, s. 46; Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 38-42; Tuncer, a.g.t., s. 151   

[13] Kul, a.g.e., s. 61-63

[14] Çandarlıoğlu, a.g.e., s.52-54; Çandarlıoğlu, a.g.e., s.71

[15] Kul, a.g.e., s. 99

[16] Şahzada Dauliatova, Çin’in Doğu Türkistan Politikası, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ankara 2007, s.27; Saguni, a.g.e., s.286-292; Kul, a.g.e., s.99; Kul, Esir Doğu Türkistan İçin 1, s .438; Tekin, a.g.t., s. 153

[17] Gayretullah, a.g.e., s. 93; Kul, a.g.e., s. 102-105

[18] Gayretullah, a.g.e., s. 93; Kul, a.g.e., s. 111-112; Saguni, a.g.e., s. 318-321

[19] Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 96-97; Kul, a.g.e., s. 113

[20] Kul, a.g.e., s. 114-116; Çandarlıoğlu, a.g.e., s. 98-101

[21] Kul, a.g.e., s. 118

[22] Saguni, a.g.e., s. 336-337; Kul, a.g.t., s. 336

[23] Kul, a.g.e., s. 118-123

[24] Tuncer, a.g.t., s. 153-154

Comment here