İslamOrtaçağTarih

Sultan Unvanını Alan İlk Türk: Eşnas et- Türki

Bu makaleyi 19 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Furkan Uzel

Abbasîlerdeki Türk kumandanlarından biri olan Eşnas’ın isminin tam hâli Ebu Ca’fer Eşnas et-Türkî şeklindedir. Doğum tarihi hakkında mâlûmatımız yoktur. Türk asıllı olduğunda kaynaklar ittifak hâlindedir. Eşnas’ın Göktürkleri kuran Aşina ailesinden olan Toharistan yabgularına mensup olduğunu öne sürenler olmuştur [1]. Hatta isminin Aşina’dan geldiğini rivayet eden tarihçiler vardır [2]. Ancak hangi boydan olduğu konusunda kaynakların bilgi vermediğinin üzerinde duran tarihçilerin olması [3] ve Taberî’de yer alan rivayete göre, Eşnâs, bir savaşta Mu’tasım’ı ölümden kurtarması üzerine, Mu’tasım’ın kendisine “Aşinas mera” yani “kendini tanıt” demesinden sonra bu ismi almıştır [4]. Zaten Toharistan yabgularına mensup olduğu iddiasını nakleden İbrahim Kafesoğlu, bunu “bir görüşe göre” diye dile getirerek temkinli yaklaşmıştır. Eşnâs’ın boyu hakkında şüpheler varsa da nisbesinde yer alan “Türkî” kelimesine karşıt olarak başka ırka mensup olduğuna dair bir nisbe ortaya atılmamasından Türk olduğunu anlıyoruz.

Eşnâs’ın ne zaman Bağdat’a getirildiği konusunda bir tarih verilmemiştir. Bu yüzden tarihçiler eldeki bilgilerin desteğiyle varsayım yaparak bir zaman aralığı belirtmek mecburiyetinde kalmıştır. Ülkeyi Merv’den yönetip Bağdat’a dönmeyen Me’mun’a karşı Bağdat halkı İbrahim b. Mehdi’yi halife ilan etti ve devletin içinde iki başlılık ortaya çıktı. Mehdi b. Ulvan el-Harûrî isminde bir Haricînin isyan etmesi üzerine Halife İbrahim, o zamanlar şehzade olan Mu’tasım’ı isyanı bastırmak için vazifelendirip el-Harûrî’nin üzerine Mu’tasım kumandasında bir ordu gönderir. Çıkan savaşta Mu’tasım’ın önüne kendini siper ederek onu koruyup ölümden kurtaran ve isyanın bastırılmasında mühim rol oynayan Eşnâs, bu savaştaki başarıları sayesinde ilk kez kaynaklarda adını zikrettirmiştir [5]. Bunun esas alınmasıyla Eşnâs’ın, Me’mun döneminde yahut Me’mun’dan önceki halife olan Emin döneminde Bağdat’a getirildiği düşünülmektedir [6].

Bir süre sonra iki başlılık son bulmuş ve Me’mun otoritesini tekrardan sağlama almıştır. Eşnâs da sonraki zamanlarda Me’mun’un tarafına geçmiştir. Onun Me’mun dönemindeki en mühim askerî başarısı Sundus (Nevşehir) Kalesi’ni fethetmesidir. 830 yılında Bizans seferine çıkan Me’mun, Eşnâs’ı müstakil bir birliğin kumandanlığına getirip Sundus Kalesi’ne göndermiştir. Eşnâs ise Sundus Kalesi’ni fethederek askerî alandaki başarısını arttırmıştır [7].

Me’mun’un 833 yılında vefat etmesinden sonra tahta Mu’tasım geçti. Fakat potansiyel rakibi Abbas vardı. Mu’tasım ordu içindeki Türklerden, Abbas ise ordu içindeki Araplardan destek alıyordu. Mu’tasım’ın halife ilan edilmesinden rahatsızlık duyan Arap partisi Abbas’ı halife yapmak istediklerini söyledi. Mu’tasım hem ordudaki otoritesini zayıflatmamak hem de muhalif tasfiyesi yapmak için potansiyel rakibi Abbas’ı huzuruna çağırtıp emr-i vaki yaparak biat ettirdi. Abbas’ın, ordunun baskın unsuru olmaya başlayan Türklerden çekindiği için biat etmiş olması muhtemeldir [8]. Türklerin desteğiyle halife olan Mu’tasım’ın tahta geçerken ki destekçileri arasında Eşnâs’ın olduğu tahmin edilmektedir.

834 yılında Eşnas, Mısır genel valiliği görevini almıştır. Ancak kendisi bölgeye gitmek yerine sürekli temsilen başkasını atamıştır. Temsilci olarak gönderdiklerini yönlendirmiş, onların tavırlarını ve icraatlarını yakından takip etmiş, işinde başarısız olanların görevlerine son verip yeni bir kişiyi temsilci olarak atamıştır. 11 yıl boyunca süren görevi sırasında beş defa temsilci değiştirmiştir [9].

Mu’tasım, 836 yılında başkenti Bağdat’tan Sâmerrâ’ya taşımıştır. Sâmerrâ’nın başkent ilan edilmesi, sosyolojik buhranın neticesidir. Yani keyfî yahut müspet bir durumdan doğan değişim söz konusu değildir. Bu buhranda Türklerin payı olduğu gibi onlar da etkilenmiştir. Fakat bu konuda tek bir mesul bulup tüm faturayı ona kesmek doğru değildir. Zira başkentin Sâmerrâ’ya nakledilmesinin çeşitli sebepleri vardır. Konumuz gereği bu meseleyi uzunca anlatmayacağız.

Eşnâs, Sâmerra şehrinin kurulmasında yer almıştır. Kendisine Kerh-i Sâmerrâ isimli bir bölge tahsis edilip kendisi için bir saray, birlikleri için de kışlalar ve sosyal tesisler yapıldı. Sâmerrâ’nın kurulmasında aktif rol aldı [10].

Halife Mu’tasım 838 yılında Bizans’a karşı Ammûriye Seferi’ni gerçekleştirdi. Bu seferin sebebi, Babek İsyanı ile uğraşan Abbasîleri gören Bizans İmparatoru Theophilos, fırsattan istifade Zibatra’ya saldırdı. Zibatra dediğimiz yer bugünkü Malatya ilinin hudutlarının içerisinde yer almaktadır. Zibatra’ya saldırmakla kalmayan imparator, erkekleri öldürdü, kadınları esir aldı ve şehri yıktı [11]. Ardından Malatya’yı kuşattı [12]. El-Mu’tasım buna öfkelendi ve intikam almaya karar verdi. Ordusunu toplayarak Bizans’a karşılık vermeye niyetlendi [13]. Başka bir rivayete göre Zibatra’nın yağmalanmasıyla oradaki adamlar öldürülmüş, çocuklar ve kadınlar esir edilmişti. Esirler arasında bir Hâşimî kadının “Ey Mu’tasım yetiş” dediği duyuldu. Bu kadının söyledikleri Mu’tasım’a iletilince hemen kalktı ve sarayında “sefere, sefere!” dedi [14]. Savaş nedeni olarak ilk rivayeti esas alınmalıdır. Zira sadece Hâşimî kadının feryadı yüzünden saldırmaktan ziyade toprakları ve tabiiyeti altındakilerin üzerinden Bizans tehlikesini bertaraf etmek gayesiyle sefer düzenlemiş olması daha makûldür.

Bu seferde Mu’tasım, Eşnâs’ı öncü kuvvetlerin komutanı olarak tayin etmiştir. Eşnâs, emrindeki öncü kuvvetlerle ana ordudan bir gün önce yola çıkarak Tarsus geçidinden geçip Mercü Uskuf denilen bir bölgede Bizans ordusu hakkında bilgi toplamıştır. Eşnâs, ele geçirdiği esirlerden Bizans ordusunun Toros geçitlerinde pusu kurduğu ve İslam ordusunun gelişini beklediği bilgisini alınca durumdan halifeyi haberdar ederek Abbasî ordusunu olası bir mağlubiyetten kurtarmıştır [15]. Eşnâs’ın bu sefer sırasında Abbasîlerin askerî istihbarat alanında etkin bir rol aldığını söyleyebiliriz.

Ankara’da toplanan Abbasî ordusu yeniden düzenlenerek sol kanat kuvvetlerine Eşnâs, sağ kanat kuvvetlerine Afşin kumandan tayin edildi. Ordu, Ammûriye’ye doğru ilerledi. Orada Abbasîler, Bizans’ın sert ve şiddetli direnişiyle karşılaştı. Bu da bittabi kuşatmanın uzamasına yol açtı. Daha önce Hıristiyan olup Manicophagus adını alan ve Ammûriye’ye yerleşen bir Arap esir, surlardaki zayıf noktayı Abbasî ordusuna gösterdi. Böylelikle Abbasîler bu noktaya daha çok yoğunlaştı. O cephenin komutanı bir süre sonra teslim oldu ve Abbasî ordusu şehre girdi [16]. Böylece sefer zaferle neticelendi. Bu savaşın ehemmiyeti büyüktür. Zira Ammûriye, Bizans için çok değerliydi. Bizans’ın ikinci başkenti durumunda olması [17] ve bu şehre “Küçük Konstantiniyye” denmesi [18], bunu açıklamak için kâfidir. Bu şehrin fethedilmesi, Abbasîlerin Bizans karşısında prestijini arttırmıştır. İlaveten Halife Mu’tasım’ın bu hareketini mukâbele-i bi’l-misl örneği olarak gösterebiliriz [19].

Eşnâs, bu sefer sırasında Halife Mu’tasım’a yapılacak bir darbe teşebbüsünün önüne geçmiştir. Arap ve Acem unsurlarının, Türkler karşısında arka plana düşmesi onları hayli kıskandırmıştır. Bunun için harekete geçen Acem ve Arap unsurları, potansiyel rakip Abbas’ı yeniden sahaya sürmüşlerdi. Hatta Türklerin bir kısmını da kendilerine çekmeyi başarmışlardır [20]. Ordu, Sâmerrâ’ya dönerken Mu’tasım’a muhalif olanlar Me’mun’un oğlu Abbas’ı halife yapmak için gizlice yürüttükleri faaliyeti sonuçlandırmaya karar verdiler. İlk hedef ordu ve halife üzerindeki Türk nüfuzunu kırmaktı. Bu sebeple halife ve onun Afşin ve Eşnâs gibi Türk kumandanlarını öldürmeyi planlayan muhalifler ganimetlerin taksimi sırasında planlarını uygulamak istediler. Eşnâs, Abbas taraftarlarının şüpheli hâllerini takip ederek suikast teşebbüsünü ortaya çıkardı [21]. Uceyf b. Anbese liderliğindeki bu darbeci grup, Amr b. Fergânî, Hâris b. Semerkandî ve Ahmed b. Halil tarafından organize edilmiştir. Darbe planı deşifre olunca Halife Mu’tasım bunlardan Abbas’ı Afşin’e, Uceyf’i İnâk’a, Ahmed b. Halil’i de Eşnâs’a teslim etti ve darbeye iştirak edenler cezalandırıldılar [22]. Bu darbe teşebbüsünde Arap ve Acem unsurlarının, kimi Türk kumandanlardan da destek alma yoluna başvurarak Türk nüfuzunu kırmak için işlerini sağlama almaya çalıştıklarını görmekteyiz. Bu, Türk nüfuzunu içten çökertmek için başvurulmuş bir yöntem olarak yorumlanabilir. Ayrıca Eşnâs’ın yine istihbarî olarak faal olduğunu görmekteyiz.

İtibarı artan bir başka kumandan Afşin’in tasfiye edilmesinden sonra, 841 yılında ordunun başkomutanlığına ve hâcibliğe Eşnâs et-Türkî getirilmiştir. Eşnâs’ın bu göreve getirilmesi içtimaî olarak da olumlu bir sonuç vermiş olmalı ki, 841 yılında hacca giderken uğradığı her yerde büyük bir hürmetle karşılanıp hutbelerde onu dualar okunmuştur [23].

Mu’tasım’dan sonra halife olan oğlu Vâsik, babasının yaptığı gibi Türkleri destekleyerek onların devlet idaresindeki nüfuzlarının artmasına yardımcı olmuştur. Hatta Vâsik devrinde Türkler askerî alandaki etkilerini idarî alana kaydırmışlardır [24]. Vâsik, idaresini, vezirleri ve Türk komutanlarının telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışmıştır [25].

Vâsik, Eşnâs et-Türkî’ye “sultan” unvanı vererek ona mücevherli bir kuşak ve taç giydirdi. Bilindiği kadarıyla Eşnâs’ın Türk-İslâm tarihinde “sultan” unvanı alan ilk Türk olmasının [26] yanı sıra Vâsik kendisine vekil tayin eden ilk halife olmuştur [27]. Vâsik’in bu hareketi, devlet yönetiminin adeta Eşnâs’a bırakıldığı şeklinde yorumlanır [28].  Eşnâs et-Türkî, vefat edene kadar idarî ve askerî görevlerini devam ettirdi [29]. 845 yılında Sâmerrâ’da öldü [30].

Dipnotlar:

[1] Édouard Chavannes, Documents sur les Tou-kiue (Turcs) occidentaux, Pétersbourg 1903, Sayfa 20, Not: 2’den nakleden: İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2018, Sayfa 149.

[2] Hakkı Dursun Yıldız, “Eşnâs et-Türkî”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995, Sayfa 472.

[3] Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 130.

[4] Taberî, Tarihu’l-Rusul ve’l-Muluk, Cilt: 8, Tahkik: Muhammed Ebu’l-Fedl İbrahim, Beyrut 1967, Sayfa 558’den nakleden: Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 130.

[5] Casim Avcı, “Mu’tasım-Billâh”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 31, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2006, Sayfa 380; Taberî, Tarihu’l-Rusul ve’l-Muluk, Cilt: 8, Tahkik: Muhammed Ebu’l-Fedl İbrahim, Beyrut 1967, Sayfa 558’den nakleden: Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 130.

[6] Fatih Güzel, “Abbâsî Dönemi Önemli Türk Komutanlarından Eşnâs et-Türkî”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 60, 2018, Sayfa 1296.

[7] Fatih Güzel, “Abbâsî Dönemi Önemli Türk Komutanlarından Eşnâs et-Türkî”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 60, 2018, Sayfa 1297.

[8] Hakkı Dursun Yıldız, Makaleler, Cilt: 1, Hazırlayanlar: E. Semih Yalçın – Selçuk Duman, Berikan Yayınevi, Ankara 2007, Sayfa 249.

[9] Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 133-134.

[10] Hakkı Dursun Yıldız, “Eşnâs et-Türkî”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995, Sayfa 472.

[11] Belâzurî, Fütûhu’l-Büldân (Ülkelerin Fethi), Çeviren: Mustafa Fayda, Siyer Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 223.

[12] Casim Avcı, “Mu’tasım-Billâh”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 31, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2006, Sayfa 381.

[13] Belâzurî, Fütûhu’l-Büldân (Ülkelerin Fethi), Çeviren: Mustafa Fayda, Siyer Yayınları, İstanbul 2013, Sayfa 223.

[14] İbnü’t-Tıktaka, El-Fahrî, Çeviren: Ramazan Şeşen, Bilge Kültür Sanat, İstanbul 2016, Sayfa 170; İbnü’l-Esir, El-Kâmil Fi’t-Tarih, Cilt: 6, Çeviren: Abdullah Köşe, Bahar Yayınları, İstanbul 1991, Sayfa 418.

[15] Fatih Güzel, “Abbâsî Dönemi Önemli Türk Komutanlarından Eşnâs et-Türkî”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 60, 2018, Sayfa 1297.

[16] Abdülazîz ed-Dûrî, Abbâsîler Tarihi: Siyasî, İdarî, Sosyal ve Ekonomik Açıdan, Tercüme: Kasım Koç, İstanbul 2020, Sayfa 232.

[17] Casim Avcı, İslâm – Bizans İlişkileri (610 – 847), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, Sayfa 253.

[18] Ebû Hanîfe ed-Dineverî, el-Ahbâru’t-Tıvâl (Eskilerin Haberleri), Tercüme: Zekeriya Akman – Hüseyin Siyabend Aytemür, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2017, Sayfa 458.

[19] Tafsilatlı bilgi için bakınız: Ahmet Özel, “Mukābele bi’l-misl”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 31, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2006, Sayfa 103-17.

[20] Fatih Güzel, “Abbâsî Dönemi Önemli Türk Komutanlarından Eşnâs et-Türkî”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 60, 2018, Sayfa 1297.

[21] Hakkı Dursun Yıldız, “Eşnâs et-Türkî”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995, Sayfa 472.

[22] Âdem Apak, Ana Hatlarıyla İslâm Tarihi, Cilt: 4, Ensar Neşriyat, İstanbul 2019, Sayfa 215.

[23] Hakkı Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2019, Sayfa 149; Hakkı Dursun Yıldız, “Eşnâs et-Türkî”, İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 11, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1995, Sayfa 472.

[24] Nahide Bozkurt, Abbâsîler, İSAM Yayınları, Ankara 2018, Sayfa 86.

[25] Âdem Apak, Ana Hatlarıyla İslâm Tarihi, Cilt: 4, Ensar Neşriyat, İstanbul 2019, Sayfa 246.

[26] Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 142-143.

[27] Celâleddîn Suyûtî, Halifeler Tarihi, Çeviren: Onur Özatağ, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2015, Sayfa 351.

[28] Hidayet Önderleri, Cilt: 12, Telif Komisyonu: Dünya Ehl-i Beyt Kurultayı, Tercüme: Vahdettin İnce, Kevser Yayınları, İstanbul 2010, Sayfa 97.

[29] Ekrem Pamukçu, Bağdat’ta İlk Türkler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, Sayfa 143; Fatih Güzel, “Abbâsî Dönemi Önemli Türk Komutanlarından Eşnâs et-Türkî”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 60, 2018, Sayfa 1300.

[30] Şihabeddin b. Fazlullah el-Ömerî, Mesâliku’l Ebsâr (Türkler Hakkında Gördüklerim ve Duyduklarım), Tercüme: Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2019, Sayfa 181.

Comment here