EskiçağTarih

Stoacılık Çerçevesinde Cicero’ya Dair Bir İnceleme

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ömer Burak Sert [1]

Stoacılığın, M.Ö. 300’lü yıllarda Atina’da, Kıbrıslı Zenon tarafından açılan ve kendisinin de ders vermiş olduğu bir okuldan doğduğu bilinmektedir. Zenon’un ölümünün ardından başlayan süreçte okul üç evre halinde ele alınmıştır: Eski Stoa, Orta Stoa ve Roma Stoası. Roma Stoası olarak ele alınan dönem “İmparatorluk Stoası” olarak da anılmıştır. Bu dönemin öne çıkan isimlerinden biri de Cicero’dur. Cicero ise M.Ö. 106- M.Ö. 43 yılları arasında yaşamış ve Roma’da aktif olarak siyaset yapmış bir siyasetçi, aynı zamanda da düşünürdür. Hayatı boyunca birçok eser meydana getirmiştir. Bunun yanında iyi bir hatip ve savunma avukatıdır. Cicero, Stoacı bir düşünür olarak kabul edilmektedir.

Cicero’nun siyasal manadaki bakış açısının, büyük ölçüde Stoacılık felsefesinin etkisiyle meydana geldiği söylenebilir. Stoacılık, hem Aristoteles hem de Platon için büyük kıymette olan bireysel ile kolektif arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması adına büyük bir işleve sahiptir.[2]

Cicero’nun metodunun temelini, Stoacı düşünce Yunan felsefesini temel alan fakat ondan daha kapsayıcı bir doğa görüşü oluşturmaktadır. Cicero, bilinen ilkeler üzerine oturan bir rejimin savunusunu yapmış ancak bununla birlikte bu rejime ait bazı ilkeleri ve hukukî yapıyı yeniden düzenlemiştir. Cicero’nun doğal hukuk üzerine olan görüşleri, onun felsefî açıdan bıraktığı en değerli miraslardan biri olarak değerlendirilebilir. Cicero, bu kavramı birçok seküler ve dinî düşünüre tesir edebilecek şekilde ortaya koymuştur.[3]

Yunan siyasal düşüncesi, polis içerisindeki ortak yurttaşlık vurgusunu yapar ve bunu teşvik eder. İçe dönük bir bakış açısı benimsemiştir. Stoacılık ise, Yunan siyasal düşüncesinde yer alan bu anlayış yerine, şehir devletinin daha da ötesine odaklanmıştır. Stoacılık, her bireyin yerel manada sınırlı bir devletin parçası olmasının yanında, bir de sınırları aşan, evrensel bir toplumun parçası olduğunu hatırlatır ve bu gerilimi gösterir. Seneca bunun hakkında şu sözleri sarf eder: “İki toplum olduğu gerçeğini de kavrayalım: Büyük ve gerçekten olan, tanrıları ve insanları kapsar; dünyanın o veya bu köşesine bakmadan bu devletimizin hudutlarını güneş ile ölçeriz. Diğeri, arızî olarak doğumumuzda belirlenen toplumdur.” [4]

Cicero da Seneca’nın bu benzetmesini benimser. Cicero’nun Stoacı bakış açısı, onu, tüm insanların evrensel bir toplumun üyesi olduklarını ifade eden bir düşünceyi vurgulamasını sağlar. Nerede yaşıyor olursa olsun ve hangi toplumsal sınıftan gelirse gelsin tüm insanları, evrensel bir toplumun bileşeni olarak düşünür. İnsanlar bağımsız bireyler değil, büyük ve rasyonel bir nizamın parçasıdır. Doğa, rasyonel bir yapıya sahiptir; bundan dolayı doğanın bir parçası olarak kabul edilen insan da rasyonel bir yapıya sahip olarak görülür. İnsanları birleştirip toplum meydana getiren akıl ise evrenin yaratıcısı konumunda bulunan ve bununla birlikte doğa yasasının da müellifi durumundaki tanrının aklıdır. İnsanlar, her rasyonel eylemlerinde bu tanrının aklını ortaya çıkarmış olurlar. Bu manada, tüm insanlar bu tanrının çocuklarıdır ve tabiî olarak tüm insanlar birbirinin kardeşi ve her türlü yerel siyasî organizasyondan münezzeh bir şekilde evrensel insanlık ailesinin bir ferdi durumundadır. Dolayısıyla bu insanlar birbirlerine eş ve eşittirler. Cicero, bu konu hakkında şöyle der: “… bizi hayvanlardan üstün kılan tek şey olan akıl tabiî ki hepimizde ortaktır; ve öğrenilen şeyler farklı olsa da öğrenme yeteneği değişmezdir. Aslında, hangi milletten olursa olsun, bir rehber bulduğunda erdeme erişemeyecek insan yoktur.”[5] Bu sözler de, Cicero’nun yapmış olduğu doğal hukuk veya evrensel yasa vurgusunu destekleyecek niteliktedir.

Bir Stoacı olan imparator Marcus Aurelius yasa, akıl ve insan eşitliği üzerine şunları söylemiştir:

“Düşünen yönümüz ortak ise bizi rasyonel varlık kılan akıl da ortak olmalı; eğer bu doğruysa, ne yapmamızı ve ne yapmamamızı emreden akıl da ortak olmalı; eğer bu doğruysa, ortak bir yasa olmalı; eğer bu doğruysa hepimiz hemşeri oluruz; eğer bu doğruysa, aynı siyasal toplumun üyeleri oluruz; eğer bu doğruysa, dünya bir nevi devlettir. Zira başka hangi ortak siyasal topluluk için tüm insan ırkının onun üyesi olduğunu söyleyebiliriz?”[6]

Sunulan bu düzene göre varlık göstermek doğanın peşinden gitmek olacaktır. Bu doğrultuda ilerlemek, aynı zamanda tüm insanî emelleri ve siyasî hırsları terk edip ona göre bir yaşam arzulayan insanların da içerisinde olduğu tüm varlıkları yönetebilen bir evrensel yasanın varlığını meydana getirir. Bu yasa, insanlara neyin adil olduğunu, neyin adil olmadığını fısıldayarak akla hitap eder. Her ne kadar içerisinde yaşadığımız toplum bir uyumsuzluk abidesi olsa bile, o, bize uyumlu olarak yaşayabilmenin yollarını gösterir ve bu doğrultuda bir yaşam sürmemize katkı sağlar.[7]

Cicero, bahsettiği doğal yasaları kendi gelenek ve yasaları ile birlikte uygulayan devletin Roma Cumhuriyeti olduğunu söyler. Onun sahip olduğu evrensel devlet düşüncesinde, Roma’nın yayılmacı ve emperyalist devlet politikasının izlerini görmek de mümkündür. Cicero, dünya üzerindeki bütün insanların Roma Cumhuriyeti’nin boyunduruğu altında girmesi düşüncesini tabiî ve mantıklı bulur. Çünkü Roma Cumhuriyeti, doğal yasaların uygulayıcısı olan bir devlettir.[8]

Cicero, bilhassa “Devlet Üzerine” ve “Görevler Üzerine” adlı eserlerinde, siyasete karşı mesafeli durmanın ve kamu görevlerine talip olmamanın yanlış olduğu yönündeki düşüncesini aktarır ve bununla birlikte kamusal hayata katılınması hususunda da teşvik edici cümleler kurar. O, iyi ve cesur adamların mutlak surette kamusal hayatın içerisinde yer almasının şart olduğunu ve res publicanın, beceriksiz kimselerin elinde mahvolmasına izin verilmemesi gerektiğini ifade eder. Ona göre yönetim işine doğuştan yatkın olanlar, siyaset yapmakta maharetli olanlar tüm tereddüt ve endişelerini bir kenara bırakıp derhal vazifeye talip olmalılardır.[9] Cicero’nun, eylemlilik üzerine kurulu bu erdem düşüncesi Aristoteles’e dayandığı kadar, aynı zamanda da Stoacı bir temele sahiptir.[10]

Roma Cumhuriyeti döneminde yaşayan Cicero ile Roma İmparatorluğu döneminin Stoacılarından Seneca arasında bazı görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bunlardan biri de bilge kişinin siyasete girip girmemesiyle alakalı olan meseledir. Her iki düşünürün siyasete dair fikirlerin temelinde Stoacı felsefe yatıyor olmasına rağmen Cicero, bilge kişinin mutlak surette siyasetin içerisinde yer almasını düşünür. Bunun bir zaruret olduğunu ifade eder. Ancak, Seneca, Cicero’nun tam tersine, bilge kişinin asla siyasete girmemesi gerektiği yönünde fikir beyan eder. Ona göre bilge kimse, kati surette politikayla uğraşmamalıdır. Cicero döneminden itibaren Aristokratlar arasında görülen politikadan soğuma eğiliminin yüz yıl kadar sonra Seneca’nın döneminde, kendini belli edecek derecede arttığı görülmektedir. Seneca’nın bu fikri, politikadan soğumayı temsil eder. Öyle ki, Seneca’nın “De otio”, yani “Kamu İşlerinden Uzak Durmak” adlı bir eseri de mevcuttur. Ona göre bilge kişi kendisini, devletin kötü siyasal yaşantısının etkilerinden kurtararak felsefeyle uğraşmalı ve evrensel devlete hizmet etmelidir. Bu hizmet, ancak felsefeyle uğraşarak insanlara erdemin ne olduğunu öğretmekle gerçekleşecektir.  [11]

Cicero’nun hukuk ve devlet felsefesi ile ilgili görüşlerinin temelinde Stoacılık vardır.[12] Dolayısıyla, onun felsefe anlayışında Stoacılığın büyük etkisi olduğunu ifade etmek gerekir. Stoacılığın yanında şüpheciliğin de Cicero üzerinde büyük bir tesiri olduğunu belirtmek gerekir. Cicero’nun bilgi anlayışı bakımından Akademia Şüpheciliğine bağlı olduğunun ifadesi mümkün olsa da ahlaki yönden Stoacılığın etkisinde kaldığının söylenmesi doğru olacaktır. Cicero’nun sahip olduğu felsefe anlayışı, Akademiacılıkla yorumlanmış bir Stoa öğretisi olarak ifade edilmesi mümkündür.[13]


[1] Kocaeli Üniversitesi, Siyaset ve Sosyal Bilimler Programı yüksek lisans öğrencisi.

[2] Donald Tannenbaum, Siyasal Düşünce Tarihi,çev. Özgüç Orhan, Ankara: BB101 Yayınları, 2017,s. 79.

[3] Tannenbaum, Siyasal Düşünce Tarihi, s. 90.

[4] Tannenbaum, Siyasal Düşünce Tarihi, s. 79-80.

[5] Tannenbaum, Siyasî Düşünceler Tarihi, s. 80-81.

[6] Tannenbaum, Siyasî Düşünceler Tarihi, s. 85.

[7] Tannenbaum, Siyasî Düşünceler Tarihi, s. 85.

[8] Zafer Yılmaz, Roma Siyasal Düşüncesi, Mehmet Ali Ağaoğulları (Ed.), Sokratates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015, s. 164-197.

[9]“Yönetime doğuştan yatkınlıkları olanlar, duraksamaksızın devlet işlerine girmelidirler. Çünkü yurttaş topluluğu başka türlü yönetilemez, ruh yüceliği başka türlü gösterilemez.”

Alâeddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 1995,s. 197.

[10] Yılmaz, Roma Siyasal Düşüncesi, s. 164-197.

[11] Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, s. 199.

[12] Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, s. 196.

[13] Abrim Gürgen, Cicero ve De Officiis Eserinde Romalı Erdemleri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eksiçağ Dilleri ve Kültürleri Anabilim Dalı Latin Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, 2016, s. 67. 

Comment here