OrtaçağTarih

Selçuklular Devrinde Haşhaşiler

Bu makaleyi 17 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki         

  1. İslam Dünyasında Batıni Hareket’in Başlangıcı- Hasan Sabbah

1046-74 yılında Kum adlı şehirde doğan Hasan Sabbah, 17 yaşına kadar ailesinin ve Kum şehrinin çoğunluğunun inandığı mezhep olan İsnaaşşeriyye mezhebine bağlıysa da kendi yazdığı eserinde de belirttiği gibi Emire Zarrab adlı bir kişiyle girdiği münakaşalar sonucunda İsmailiyye mezhebine girdi. Sonrasında da Batıniler tarafından onaylanarak Mısır’a gitmiştir. Fatımi halifesi El-Muntasır tarafından da bizzat karşılandığı konusunda dönem tarihçilerinin fikir ayrılıkları vardır. İbn-ül Esir bizzat gördüğünü iddia ederken, Reşidüddin ve Cuveyni’nin eserlerinde görüşmedikleri yazılıdır.[1]

El-Muntasır’ın ölümü ile Fatımi taht kavgalarında Hasan Sabbah Nizari’nin tarafında olduğundan propagandaya başlasa da El-Mustali tahtını sağlamlaştırdığında Hasan Sabbah sürüldü ve İsfahan’a kaçtı. Bir rivayete göre ise hapisten bizzat kendisi kaçtı.[2] Daha sonra Nizari’nin taraftarlarını kendi etrafında toplayarak İsmailiyye’nin Nizari kolunu da oluşturmuştur. Dini bir görüş olmaktan çok siyasi bir kol olan bu mezhebe göre, mezhebin düşmanlarının mezhep üyelerince öldürülmesi bir görev idi.[3] Bu göreve gidenlerin haşhaş (esrar) kullandığı bilinmektedir ve bu yüzden bu cemaate Haşhaşiler de denmiştir.[4] Hatta Batı dillerindeki Assassin (suikastçı) kelimesi de buradan türemiştir.

Nizari İsmaililerinin karargahını dönem İran’ının kuzeyindeki Elbruz Dağında bulunan Alamut olarak seçmiştir. Bunun nedeni ise öncelikle güvenlik olsa da o bölgenin halkının daha Sünni İslam ile tamamen anlaşamamış olmasıdır. Gerçekten de İran’ın dağlık coğrafyasında insanlar şehirdekilere nazaran İslam’a daha zor alışıyorlardı.

A.a Hasan Sabbah Dönemi Selçuklu-Batıni İlişkileri

Haşhaşilerin ilk hedefi de kuşkusuz Sünni bürokrat ve din alimleri olmuştur. Özellikle Selçuklu sınırlarında kurulmaları ve rivayete göre kendiyle sınıf arkadaşı olduğu halde bürokraside yukarılara çıkmasına mani olan Nizamülmülk’ün de devletin başında vezir bulunmasından dolayı Hasan Sabbah, Selçuklular üzerine saldırılarda bulunmuştur. Sabbah’ın gücünü küçümseyen Melikşah, birkaç komutanını, Yoruntaş liderliğinde[5], Alamut’a gönderdiyse de başarılı olamamıştır. Nizamülmülk ile de araları taht kavgalarından açılan hükümdar, bu işin üzerinde fazlaca durmuştur. 1092 yılına gelindiğinde Nizamülmülk Sabbah’ın genç bir fedaisi tarafından öldürülmüştür.[6]

Alamut alınmasa bile Selçuklular, İsmaili tarikattan kurtulmanın yollarından bir başkası olan ilmi güzel kullandılar. Önce Bağdat’ta ve daha sonra çevre şehirlerde medreseler kurdular.[7] Hassan Sabbah ile mücadele eden Melikşah aniden öldü. Zaten daha onun zamanında başlamış olan oğulları arasındaki mücadele, Terken Hatun ve Nizamülmülk’ün taraf olduğu, o öldüğünde daha da kızıştı. Terken Hatun tarafından rüşvet ve para dağıtımı suretiyle tahta çıkarılan Mahmut ile kardeşi Berkyaruk arasında çıkan çatışmada gerek Nizamülmülk taraftarlarının gücü gerekse Terken Hatun’un yanlışları sonucu Berkyaruk tahta geçti. Daha sonra yeni sultan Berkyaruk’tan toprak kazanmak isteyen emirler isyanlar çıkarınca Selçuklu tahtı bir süreli fetret devrine dönüştü. Bundan özellikle Haçlılar ve Haşhaşiler karlı çıkmışlardır. Öyle ki çevre bölgelere birçok kaleler inşaa ettirdi. Ayrıca Alamut, ele geçirilmesi zor bir kale olmuştu. Çünkü surlar eskisine göre çok daha kuvvetlendirildi.[8] Ayrıca Batıni hareket, Berkyaruk- Muhammed Tapar mücadelelerinden faydalanarak saraya kadar girmişti.[9] Berkyaruk döneminde İsmaililer ile savaşılsa da özellikle halk Berkyaruk’un İsmaili olduğunu iddia ediyordu. Çünkü rivayete göre Berkyaruk, kardeşiyle savaşırken ordusunda 5000 kadar İsmaili bulunuyordu.[10] Tüm bu rivayetlere rağmen Berkyaruk, 300 kadar Batıni’yi, kendisinin başında bulunduğu bir süvari ordusuyla mağlup etti ve liderleri olan Emir Muhammed Düşmen yakalanıp öldürüldü. Batınilerin mallarına el konuldu.[11]

Ardından Batınilerin kalelerinden olan Tabes Kalesi’ne saldıran Emir Bozkuş, surları yıktığı halde verilen rüşvet üzerine kaleden çekilmiştir. Ardından yapılan ikinci saldırı ise kalenin çevresinedir. Yine kaleye saldırıldıysa da Sancar’ın bir daha kale yapmamak, silah almamak ve kendi mezheplerine kimseyi davet etmemek suretiyle Batınileri serbest bırakması halkı öfkelendirmiştir.[12]

Berkyaruk’un ölümüyle tahta geçen Muhammed Tapar, Batınilere topyekun savaş açan hükümdardır. Savunma durumuna geçen Batıniler, Muhammed Tapar’ın Tikrit Kalesi’ni kuşatması üzerine kaleyi Selçuklulara teslim etmeyerek On İki İmamcı bir emire teslim ettiler.[13] İlk başarılı sefer ise yine Batınilerin elinde bulunan Şahdiz Kalesi’ne oldu.[14] Kalenin lideri Abdülmelik b. Attaş, sultanla anlaşmaya çalışmıştır. İbn Attaş, kaleye karşılık Halincan’ı istediğinde kabul edildiği halde amaçlarının zaman kazanmak olduğu anlaşılınca bu anlaşma sağlanamamıştır. Bunun üzerine ikinci sefer de anlaşmak isteyen İbn Attaş, iki ayrı grubun En-Nazır ve Tabes Kalelerine naklini istedi. Selçuklular isteği yerine getirdiği halde İbn Attaş kaleyi vermeyince az sayıdaki ordusu ve kalesi, halkın da yardımı ile yok edilmiştir.[15]

Muhammed Tapar döneminin en önemli olaylarından biri de Alamut Kalesi’nin muhasara altına alınmasıdır. Halkın yoğun isteği ve Muhammed Tapar’ın Batınileri tamamen bitirme arzusu üzerine veziri Ahmed b. Nizam ül-Mülk, Ziya ül-Mülk ve Atabey Çavlı idaresindeki orduyu Alamut’a gönderdi. Kuşatma yoğun kış şartları nedeniyle başarısız oldu.[16]

Saltanatı boyunca neredeyse her yıl Batınilere sefer açan Muhammed Tapar, h. 505 yılında Emir Anuştegin’i Batıniler üzerine gönderdi. Emir, birçok kale zapt etti. Bu başarılarının ardından Muhammed Tapar tarafından bizzat Alamut seferi görevi verildi. Anuştegin de Alamut’u tam 9 ay boyunca kuşattı. Öyle ki Alamut efradı aç ve susuz kaldığından kadın ve çocukların çıkmalarını istedikleri halde, zaferi kazanabilmek için Anuştegin bunu reddetti.[17] Alamut düşmek üzereyken Muhammed Tapar’ın vefat etmesiyle kuşatma sonlandırılmıştır.

Muhammed Tapar döneminde Batınilik halka ve saraya kadar ellerini uzatmış olsa da Muhammed Tapar bunlarla mücadele etmekten çekinmemiş, en üst rütbelisine kadar şüphelendiği veya yakalanan devlet adamlarını cezalandırmıştır. Batınileri bitirmek üzereyken ölmesi de suikast şüphesini beraberinde getirmiştir. Lakin çoğu tarihçi hastalıktan vefat ettiğine hemfikirdir.

Muhammed Tapar’dan sonra yerine geçmesini istediği oğlu Mahmud ve Muhammed Tapar’ın kardeşi Sencer arasında çıkan taht kavgaları sayesinde gücünü geri toplayan Batıniler, taht kavgalarının verdiği boşluk sayesinde de saraya sızmıştır. Özellikle birazdan değineceğimiz olaylardaki gücü toplayabilmek, bu taht olayları sayesinde mümkün olabilmiştir.

Sencer’in veziri Fahrilmülk, Batıniler tarafından öldürülmüştür. Bu dönemde vezirler önceleri Batınilerin öldürülmesi hakkında fetvalar vermişlerdir. H. 520 de Batınilere büyük bir sefere çıkıldı ve çok sayıda Batıni öldürüldü. Daha sonrasında Hasan Sabbah’ın Sencer’e gönderdiği barış mektuplarından uzun bir süre cevap gelmeyince Hasan Sabbah, sultanın korumalarından birine para vererek görevlendirmiş ve gece sultanın yatağının altına hançer koyulmuştur. Bu olay ile fedailerden çekinen Sencer, Batınilerle mücadeleyi durdurmuştur.[18] M. 1124 yılında vefat eden Hasan Sabbah’ın yerine Buzurg Ümid geçmiştir.

  • Hasan Sabbah’ın Halefleri

B.a Buzurg Ümid Dönemi

Hasan Sabbah’ın bizzat seçimiyle yönetici olan Buzurg Ümid, Rudbar’ın yerlilerinden olduğundan hemen çevresel güçlenmeyi arttırmış ve Alamut’taki gizemli lider kimliğini korumayı da başarmıştır. Bu dönemde Sultan Sencer, Batınilere karşı yönetici değişikliklerinden faydalanarak güçlenmeye çalışmıştır. Bu yüzden de onlara veziri Muinüddin Kaşi aracılığıyla büyük bir ordu göndermiştir. Müinüddin Kaşi, sert bir adam olduğundan Sultan Sencer’i bu konuda bizzat ikna etmiş olabilir.[19] Zaten öncesinde de Batınilerin görüldüğü yerde öldürülmelerini isteyen, Batınilerle mücadele eden biriydi. Sonuçta sefer düzenlendi ve on bin kadar Batıni öldürüldü. Batıniler intikam almak için doğru günü beklediler. İki fedai casus kılığında Kaşi’nin yanına sızdı ve onu öldürdüler. Kaynaklar Kaşi için “Şerefiyle, kendine yaraşır bir biçimde dövüştü”[20]demişlerdir. Ardından Sencer, misilleme yapmak için Alamut’a sefer düzenledi. Yine on bin kadar Batıni öldürüldü.

Yine Sancar’a bağlı bir kuvvet olan Emir Erkuş’un komutasında Girdkuh Kalesi kuşatılmışsa da emir rivayete göre rüşvet almış ve çekilmiştir. Sencer, saldırılara devam etmiş ve Kuhistan’daki Batınilere güçlü bir ordu göndermiştir. Batıniler ise başarılı bir savunma ile kendilerini korumuşlardır. Daha sonra da Şingir’in yeğeni Asil komutasında ikinci bir ordu Rudbar’a saldırsa da yine başarısız olunmuştur. Rudbar’a tekrar ordu gönderildiyse de komutan esir alınınca, Sancar serbest bırakılmasını rica etmiştir.[21] Bu arada Batıniler kendi teşkilatlarını tamamlamışlar ve Suriye’ye kadar yayılmışlardır. Buzurg Ümid ölmeden oğlu Muhammed’i veliaht seçmiş ve taht kavgası yaşanmamıştır.

B.b Muhammed b. Buzurg Ümid ve II. Hasan Dönemleri

Bu dönemde Sünniler ile çatışmalar daha da hız kazansa da Batınilik daha siyasi bir yapıya doğru bürünmüştür. Selçuklu Devleti’ni yıkmak için Harezmşah Atsız, Sultan Sencer’i öldürmeye iki Batıni fedai göndermiş idi. Suikast başarılı olmayınca Sencer Harezm’e sefer etmiştir.

Bu dönemde Batıniler üzerine sefer olmamıştır. Batıniler de kendi iç mücadeleleriyle uğraşmış ve Selçuklu sarayına nufüz için çalışmıştır. Bu dönemde Selçuklu içinde dahi vezirler Batınilerle iş birliği yapmış ve siyasi çıkarları için devlet görevlileri Batıni fedaileri üzerinden birbirlerine suikast tertip etmişlerdir. Özellikle vezir Dergezini önce Aksungur Porsuki, ardından da Emir Şirgir’i öldürtmüştür. Hatta Emir Şirgir Alamut’u kuşatmış, Sultan Muhammed’in ölümü üzerine geri dönünce entrikalar ile suçlu göstermiş ve öldürtmüştür.[22] Bu dönemde Sultan Sencer, Oğuzlara esir düşmüştür ve devamında devlet yıkılmıştır. Batıniler de Irak Selçukluları ile çatışmaya devam etmiştir.

Muhammed b. Buzurg Ümid’in oğlu olan II.Hasan, babasıyla mücadele etmiştir. Hatta oğlunun yönetime geçmesini isteyenleri de öldürmüştür. Bir nutkunda da oğlunu yönetime geçirmek isteyenleri kafir ilan etti.[23] Yine de o öldüğünde oğlu Hasan, tahta geçti.

II.Hasan, sarayda kutlamalar verdirdi ve kendini imam ilan etti. Ondan önceki liderler imamın koruyucuları ve daileri idiler. II.Hasan ise giderek güçsüzleşen Batıni hareketi güçlendirmek için önce kıyamet ilan etti, ardında da kendini imam ilan ederek babalarından ayrı bir yol izledi. Selçukluların yıkılışından sonra yaklaşık doksan yıl kadar daha ayakta duran Batıni hareket, Harezmşahlar, Memlukler ve Moğollar ile çarpışmış ve Moğollar tarafından yok edilmişlerdir.

KAYNAKÇA:

Atıcı Arayancan, A. (2016). Hasan Sabbah ve Alamut. İstanbul: Yeditepe.

Atıcı, A. (2005). Büyük Selçuklu İmparatorluğunda Batıni Hareket. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kaygusuz, İ. (2004). Hasan Sabbah ve Alamut. İstanbul: Su Yayıncılık.

Kesik, M. (2014). Seluklular Tarihi Auzef Ders Notları. İstanbul: İÜAUZEF.

Lewis, B. (2014). Haşhaşiler. İstanbul: Kapı Yayıncılık.

Lewis, B. (2014, Aralık). İsmaililer ve Haşhaşiler. (ç. M. Alican, Dü.) Tarih Okulu Dergisi, 471-504.

Merçil, E. (1985). Müslüman-Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları.

Öz, M. (2019, Mayıs 08). Haşişiye. TDV İslam Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/hasisiyye adresinden alındı

Özaydın, A. (2019, Mayıs 08). Hasan Sabbah. TDV İslam Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-sabbah adresinden alındı

Özaydın, A. (2019, Mayıs 12). Muhammed Tapar. TDV İslam Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/muhammed-tapar adresinden alındı

Özaydın, A. (2019, Mayıs 12). Sencer. TDV İslam Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/sencer adresinden alındı


[1] Ayşe Atıcı Arayancan, “Dağın Efendisi Hasan Sabbah ve Alamut”, İstanbul: Yeditepe, 2016, s.30

[2] Abdülkerim Özaydın, “Hasan Sabbah”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-sabbah

[3] Özaydın, a.g.m

[4] Mustafa Öz, “Haşişiyye”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hasisiyye

[5] Muharrem Kesik, “Selçuklular Tarihi Auzef Ders Notları”, İstanbul: İÜAUZEF,2014 s.174

[6] Erdoğan Merçil, “Müslüman Türk Devletleri Tarihi”, İstanbul: İÜ Yayınları, 1985 s.61

[7] Bernard Lewis, “İsmaililer ve Haşhaşiler”, çev. Mustafa Alican, TOD, Aralık 2014, s.481

[8] İsmail Kaygusuz, “Hasan Sabbah ve Alamut”, İstanbul: Su Yayıncılık, 2004 s.21; Arayancan, a.g.e, s.54

[9] Arayancan, a.g.e, s.55

[10] Ayşe Atıcı, “Büyük Selçuklu İmparatorluğunda Batıni Hareket”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2005, s.78

[11] Atıcı, a.g.e., s.79; Kesik, a.g.e, s.206

[12] Atıcı, a.g.e s. 79-80

[13] Atıcı, a.g.e, s.82

[14] Merçil, a.g.e, s.67; Abdülkerim Özaydın, “Muhammed Tapar”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muhammed-tapar

[15] Atıcı, a.g.e. s.87

[16] Merçil, a.g.e, s.67; Özaydın, “Muhammed Tapar”; Atıcı, a.g.e, s.90

[17] Atıcı, a.g.e, s.91

[18] Atıcı, a.g.e. s.100-101

[19] Bernard Lewis, “Haşhaşiler”, İstanbul: Kapı Yayıncılık, 2014, s.110

[20] Lewis, a.g.e, s.112

[21] Atıcı, a.g.e, s.108

[22] Atıcı, a.g.e, s.111

[23] Lewis, a.g.e, s.120

Comment here