AvrupaCoğrafyaSosyolojiTarih

Modern İspanyanın Kısa Tarihi -1-

Bu makaleyi 11 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ahmet Emir Dağdeviren

Giriş

Birkaç bölüm olacak biçimde tasarladığım bu yazıda dizisinde, İspanya tarihini Hz. Âdem’den başlatarak “Roma hâkimiyetinde İspanya, Ortaçağ’da İspanya” gibi bölümlere ayırıp, tek düze bir şekilde genel ansiklopedik bilgileri sıralamak yerine modern İspanya’yı şekillendiren temel dinamikleri, olayları ve isimleri biraz da derinlemesine olacak bir biçimde aktarmayı tercih edeceğim. Dolayısıyla bu yazıda/yazı dizisinde genel bir İspanya tarihi kronolojisi yok, okurken bunu dikkate almanızı rica ederim.

İlk yazıda İspanya’nın coğrafi yapısını, bu yapının İspanya’ya, İspanya’nın tarihine olan etkisine değineceğim. Diğer yazılarda ise sırasıyla Carlist harekete, 30’lu yıllardaki politik şiddete ve iç savaşa, akabinde uzun Franco dönemine değinip, yazı dizisini sonlandıracağım.

İspanya’nın Coğrafyası

“Dağlar, nehirler ve vadilerle dolu olan İspanya adeta siyasi bölünmeler üretmek için yaratılmıştır.”

Tarihte tesadüflere çok az rastlanır. Pek çok tarihi olayın, tarihsel sürecin bir açıklaması, nedeni mutlaka vardır. Mesela hiçbir devlet mucizelerle, başka diyarlardan gelen gizemli yardımlarla yükselmez, hiçbir kralın süper gücü yoktur. Yine aynı şekilde hiçbir şehir kendiliğinden öne çıkmaz, Paris’i Paris yapan –özellikle coğrafi- bazı faktörler vardır. Bazen bir dağ zinciri veya yolculuğa, ticari taşımacılığa elverişli bir nehir pek çok tarihi olayı/süreci açıklar.

İspanya’da kayda değer, ülkenin yapısını etkileyen başlıca beş dağ zinciri vardır. Bunlar kuzeyden güneye olacak şekilde; İber yarımadasını Güney Avrupa’dan ayıran Pireneler, Portekiz sınırından Atlantik okyanusuna kadar uzanan Cantabria, Katalonya ve Aragon’u ülkeden ayıran İberya, yine aynı şekilde Portekiz’den başlayarak Madrid’in kuzeyinden İberya’ya uzanan Central ve son olarak Granada, Alicante arasında yer alan Beatic dağlarıdır.

İspanya’daki başlıca akarsular ise kuzeyden güneye olacak şekilde şunlardır; Ebro, Douro, Tajo ve Guadalquivir nehirleri. İspanya’da nehir taşımacılığı hiçbir zaman bir Thames veya Seine kadar gelişmemiştir. Çünkü ülkedeki akarsuların rejimi oldukça düzensizdir, birçok akarsu yaz aylarında kurumaktadır. Fakat Guadalquvir için ayrı bir parantez açmak gerekir. Zira Cordoba’dan Atlantik’e uzanan bu akarsu gemi seyrine elverişlidir ve İspanya’nın en köklü ve büyük şehirlerinden birisi olan Sevilla’nın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Özetle İspanya, engebeli arazisi, ülkeyi adeta bıçak gibi bölen çetin sıra dağları, taşımacılığa, gemi seyrine uygun olmayan nehirleriyle oldukça zorlu bir coğrafyaya sahiptir.

Fiziki harita ile özerk bölgelerin haritası üst üste konulursa yazıda ne anlatmak istediğim büyük oranda anlaşılır.

İspanya coğrafyasını baş aktörleriyle birlikte kabaca özetlediğimize göre şimdi esas konumuza geçebiliriz.

İspanya’da yerel kültürler ve diller diğer ülkelerdeki muadillerine nazaran çok daha fazla belirgin ve pek çok alanda etkindir. Ulus-Merkezi devletlerin (dolayısıyla tek lehçe/kültür/otorite vs.) mutlak zafer ilan ettiği günümüzde dahi İspanya’daki bu farklılıkların izleri ulusal törenlerden/tatillerden tutun da idare biçimine kadar pek çok alanda görülebilir.

Peki coğrafyanın bununla ne alakası var?

Sınırları belli kara/toprak parçasında yaşayan bir kütleden “ulus” meydana getirmek, merkezi otoriteyi güçlendirmek için öncelikle coğrafyanın elverişli olması gerekir. Açıklayacak olursak ülkenin coğrafyası iç ticarete/dolayısıyla bölgeler arası etkileşime uygun olmalıdır. Böylelikle iç ticaretle birlikte ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan insanlar zamanla kaynaşır ve yerel farklılıklar törpülenerek ulusal değerler oluşturulur ve bu değerler, yerel/bölgesel farklılıklar arasından ön plana çıkar. Pamplona şehrinde yaşayan sıradan bir insan kendisini Navarralı, Katolik veya Carlist olarak tanımlamadan önce İspanyol olarak tanımlamaya başlar. Baskça konuşmak yerine zamanla İspanyolca (Kastil lehçesi) konuşur.

İspanya’da konuşulan “İspanyolca” dışındaki diller.

Bu işin bir de zor yoldan yapılanı vardır. Özellikle 18-19. Yüzyıldan itibaren Madrid -ve tabii diğerleri- devlet aygıtı ve iktidar mekanizması geliştikçe, ulusal sınırlar içerisinde yaşayan halkı okuyabilmek, standartlaştırarak tek bir otorite altında toplamak istemiştir. Halkı okumak için vergi memurları, standartlaştırmak için öğretmenler, otorite için ise Guardia Civil (Jandarma) gereklidir.

İspanya’daki otonom bölgeler… Bu bölgelerin sınırları büyük oranda coğrafi faktörler tarafından belirlenmiştir.

Yukarıda bahsettiğim her iki yöntem için de öncelikle ulaşım yani “yol” gereklidir. “Yolların” başlıca amacı ülkeyi birbirine bağlamak, tüm bölgeleri açılmaya zorlayarak devlet otoritesini dört bir yana ulaştırmaktır. Yine aynı şekilde ticaret için yol gereklidir. Yol içinse (teknolojinin, mühendisliğin zirveyi gördüğü günümüzde bile) coğrafyanın elverişli olması gerekir.

İspanya’da, ülkeyi bıçakla kesmiş gibi 4-5 parçaya bölen sıra dağlar, seyre elverişsiz nehirler vardır. İspanya’da arazi, bu sıra dağların, nehirlerin dışında da zorludur. Limanlar iç bölgelerden kopuktur, engebeli araziden dolayı bazı yerlerde tarım yapılamaz, uzun mesafeli taşımacılık çok pahalı ve seyrektir. Dolayısıyla tarih boyunca bölgeler, coğrafyanın yardımıyla büyük oranda kapalı kalmış, yerel dillerini/kültürlerini kormuş, merkezi otoriteden ayrı olarak yaşamaya gayret göstermiştir.

Kısaca özetlersek merkezi devlet/kaynaşmış ulus inşa etmek için öncelikle yerel kültürlerin/dillerin törpülenmesi gerekir. Bunun ise iki yöntemi vardır. Birinci yöntem yukarda açıkladığım gibi ticaretle birlikte gelen iç etkileşimdir. İkinci yöntem ise merkezin değerlerini zorla dayatmasıdır, bu yol diğerine göre daha zorlu ve muhtemelen acı doludur. İki yöntem için de yol, daha geniş bir ifadeyle altyapı gerekir, bunun içinde uygun bir coğrafya gerekir. İspanya ise coğrafi bakımdan oldukça zorlu bir ülkedir ve yerel kültürler/diller bu coğrafi zorluktan olumlu manada oldukça fazla yararlanmıştır.

Tarih boyunca İspanya’da yerel diller ve kültürler bölgedeki coğrafyanın yardımıyla daima diri ve etkin kalmış, izole bölgeler arasındaki bu farklılıklar zamanla siyasete de yansımıştır. Mesela ultra-muhafazakar, özerkliği savunan Carlism hareketi büyük ölçüde Navarra vadilerinde, heybetli dağların ve tepelerin hakim olduğu Bask bölgesinde doğmuş, gelişmiş ve insan kaynağını buradan sağlamıştır.

Yine aynı şekilde bu durum idare tarzını da etkilemiş İspanya’daki Müslüman hakimiyetinden tutun da Franco sonrası döneme kadar bile merkezi otoriteler, özerklik taleplerinin karşısında duramamıştır. Günümüzde İspanya bir tacın altında birleşen oldukça özerk bölgelerden daha doğrusu ülkelerden meydana gelmektedir.

Özerk bölgeler kendi iç işlerinde neredeyse sınırsız bir serbestliğe sahiptir. İspanya’da tarih boyunca insanlar kendilerini Basklı, Navarralı, Carlist veya Anarşist olarak tanımlamış, “İspanyolluk” bu sıranın sonlarında kendisine yer bulmuştur.

İspanya’daki otonom bölgelerin simgeleri.

Yararlanılan Kaynaklar:

James C. Scott, “Devlet Gibi Görmek”, Koç Üniversitesi Yayınları, 2020, İstanbul

William D. Phillips & Carla Rahn Phillips, “İspanya’nın Kısa Tarihi”, Boğaziçi Üni. Yayınevi, 2018, İstanbul

Joyce E. Salisbury, “The History of Spain: Land on a Crossroad”, The Great Courses, 2017, Virginia/ABD

M. K. Flynn, “Ideology, Mobilization And The Nation: The Rise of Irish, Basque and Carlist Nationalist Movements in the 19th and Early Twentieth Century”, Palgrave Macmillan, 2000, New York/ABD

Francisco J. Tapiador, “The Geography of Spain: A Complete Synthesis”, Springer Press, 2019

 

Comment here