Genel Türk TarihiTarih

Kavimler Göçü ve Atilla Öncesi Hunlar’ın Avrupa’daki Faaliyetleri

Bu makaleyi 26 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen          

Giriş

Tarihte göç eden her toplum zorlayıcı şartlardan dolayı göç etmiştir. Hiçbir kavim zorunlu olmadıkça keyfiyet için göç etmemiştir. Birçok bölgeye yayılan Türkler’ in de göçleri ciddi sebeplere dayanmaktadır.  Genel manada bu göçler kuraklık, nüfus fazlalığı, iktisadî sıkıntı ve otlak yetersizliği nedenleri ile yaşanmıştır. Bu göçlerle Türkler kendilerine daha uygun yurtlar bulmak amacı gütmüş ve başka topluluklara akınlar yaparak yeni göç dalgaları oluşturmuşlardır. Ekonomik ve coğrafî şartların dışında siyasi olaylarda göçlerin başlıca nedenleri arasındadır. Öyle ki esaret altında yaşamayı kabul etmeyen Türk toplulukları kendi bağımsız devletlerini kurmak adına zaman zaman göç etme durumunda kalmışlardır. [1]Avrupa tarihi ve Türk tarihini derinden etkileyen ve “Kavimler Göçü” olarak adlandırılan bu süreç devrin en büyük siyasi teşekkülü olan Roma İmparatorluğu’nun iç ve dış politikalarını yönlendiren önemli bir etken olmuştur. Öyle ki düzensiz göç dalgaları yıllar boyu sürmüş hem Batı hem de Doğu Roma İmparatorluğu’nu tehdit etmeye devam etmiştir.[2]

Balamir Devri ve Kavimler Göçü

Asya Hun İmparatorluğu iç karışıklıklar ve Çin baskısı gibi nedenlerle dağılma sürecine girmiştir. Bunun sonucunda Çin’e tâbii olmayı teklif eden Ho-han-yeh ile ona karşı çıkan kardeşi Çi-çi arasındaki mücadeleler sonucu bölgede istikrarsızlık ve iç karışıklıklar devam etmiş Çi-çi ve Ho-han-yeh farklı siyasi teşekküller halinde siyasi varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak Güneyde Çinlilerin ve doğuda Tunguzların saldırılarıyla yıkılan Hun kabilelerinden bir kısmı Çi-çi önderliğinde batıya göçmüşlerse de Çi-çi halkı, M.Ö. 36 yılında Çin saldırıları sonucu dağılmıştır. Çin tâbiiliğini kabul eden Ho-han-yeh’e bağlı kavimler ise bir süre sonra iç çekişmeler nedeniyle ayrılmış ve bölünmüşlerdir. M.Ö. 48 yılında Hunlar bir daha birleşmemek üzere Kuzey ve Güney Hunları olarak ikiye ayrılmışlardır. Çeşitli eyalet ve şehirleri ele geçiren Kuzey Hunları kısa zamanda Çin saldırılarının odağı haline gelmiş ve M.S.155 yılında dağılmıştır. Dağınık Hun kavimleri soydaşları Çi-çi hunları ile birleşerek bir süre sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlerini arttırmışlardır. Teşkilatlanmalarını tamamlayıp yeni yurtlar aramak için batıya doğru göç hareketine başlamışlardır. Bunların iklim değişikliğinden göç etmeye mecbur kaldıkları tahmin edilmektedir. Bu dağınık Hun kavimlerinin sonradan Avrupa Hun İmparatorluğu’nun temellerini attığı anlaşılmaktadır.[3]

Türkistan’da hakimiyetleri son bulan Hun boyları IV. Yüzyılın ikinci yarısı başlarında “Kuzey Göç Yolunu” takiple Hazar Denizi kuzeyindeki “Kavimler Kapısı” adı verilen geçitten geçerek Doğu Avrupa’da görülmeye başladılar. “Bu yol, Hazar ve Kıpçak bozkırı adı verilen geniş düzlükler boyunca ilerleyerek “Demir Kapı” geçidinden aşar ve Macar ovasına kadar uzanır.”[4] Avrupa’da görülmeye başlayan bu Hunların yapılan araştırmalarla Asya Hunlarının torunları oldukları açıklık kazanmıştır.[5]

Batıya göç eden ve haklarında neredeyse 200 yıl düzenli kayıt bulunmayan Hunlar M.S. 350’den itibaren Roma kaynaklarında görülmeye başlamışlardır. Jornandes tarafından Balamir adıyla anılan hanlarının önderliğinde M.S 355-365 yılları arasında Alanları mağlup ederek Alania bölgesini ele geçirdiler. Alania’nın zapt edilmesinden sonra batı yönüne doğru hareketlerine devam eden Hunlar ,374-375 yıllarında İtil Nehri’ni geçerek Avrupa önlerinde görülmeye başladır. [6]Avrupalı tarihçiler tarafından      İran menşeli bir kavim olarak kabul edilen ve İtil, Don ve Kafkasya arasındaki bölgede yaşayan Alanlara saldırdılar.[7] Alanlar bu savaştan sonra Hun tâbiiyeti altına girdiler. Hunların Avrupa önlerinde ilk kez görünmeleri Roma kaynağı Ammiaus Marcellinus’un kayıtlarına şöyle yansımıştır: “…tüm harabiyetin ve çeşitli felaketlerin ki, bunları Mars’ın gazabı ortaya çıkarmıştır, orjin ve tohumları her yerde âdet dışı ateşlerle gözükmektedir. Hun insanları, az bilinen tarihî kayıtlarda buzla çevrili okyanusun yanında, Maeotis (Azak) denizine doğru oturmaktadır…Greuthungi ile sınırlı olan ve Alanlarca Tanaites (Don Nehri) adıyla anılan topraklarda Alanları istilâ ettiler, öldürdüler ve birçoklarını soydular, sağ kalanları ittifak antlaşmaları ile kendilerine kattılar. Sonra onlarla birlikte, oldukça zengin olan Ermanarikhus’un topraklarına çok ani saldırılar yaptılar.”[8]

Balamir idaresindeki Hunlar Alan ülkesini ele geçirdikten sonra, 374 yılında İtil kıyılarında göründüler. O tarihlerde Avrupa coğrafyasının güney kısmında Roma İmparatorluğu kuzey kısmında ise birçok küçük kavim mevcuttu. Öyle ki, Karadeniz’in kuzey bölgesi Germen kavimlerinden olan Gotların işgali altın idi. Don-Dinyeper nehirleri arasında Doğu Gotları (Ostrogot), onun batısında Batı Gotları (Vizigot) kavimleri bulunuyordu. Ayrıca daha batıda Gepidler, günümüz Macaristan’ın da Tisza nehri havalisinde Vandallar vardı. Bu dört Germen kavmi dışında aynı bölgede İranlı ve Slâv kavimler de yaşamaktaydı.

Roma İmparatorluğu’nun durumuna bakacak olursak, kuzey sınırları Kuzey Kafkasya ve Ren nehirlerinden geçmekteydi. Bu dönemde Roma İmparatorluğu siyasi ve ekonomik bir bunalım içerisinde idi. Batıda çeşitli kavimlerin imparatorluğa hücumları, liyakatsiz imparatorların idaresi ve iç çekişmeler Roma’yı çöküntüye sürüklemiştir. İmparator Diocletianus, yeni bir düzene gitmiş devleti iki “Augustus” idaresine bölmüştü ancak bu durum iktidarlık için yapılan mücadeleleri arttırdı. Devletin merkezini yeniden inşâ edip kurduğu Constantinopolis’e alan Büyük Constantinus’un dirayetli idaresi gerilemeyi bir süre için durdurdu fakat ölümünden sonra devlet güç kaybetmeye devam etti. Mücadele içinde geçen I.Theodosius zamanın sonunda, 364’ten beri batı ve doğu olarak ikiye ayrılan imparatorluk onun ölümü oğulları arasında kesin şekilde bölündü. Batı Roma’nın idaresini Honorius, Doğu Roma’nın idaresini ise Arcadius aldı. Batı Roma, “barbar” olarak adlandırdığı Kuzey kavimlerinin sürekli akınları ve tahripleri sonucu tamamen siyasi olarak çökecek ve Doğa Roma ise daha çok Grek karakteri alarak hakimiyetine devam edecekti.[9]

Balamir’in komutası altındaki Hunlar, Alanlar’la birlikte Don Nehri’ni aşarak Ermanarik’in idaresindeki Ostrogotların sınırları içerisine girdiler. Çünkü onlara artık İtil boyu dar gelmiş ve hayvan sürülerini otlatmak için yeni meralara ihtiyaç hissetmişlerdir.[10] Ermanarik, Geç Antik Çağ tarihçilerinin İskender’le kıyaslanmasını önerdikleri bir iktidar inşa etmişti[11]. Ermanarik intihar Ostrogotlar, Alanlar ve Hunlar’a direnmek istedilerse de mağlup oldular. Savaşın sonucuna ve ordusunun durumuna üzülen etti. Bu savaştan sonra Ostrogotlar, iç işlerinde serbest, dışta ise Hunlara bağlı bir siyasi teşekkül olarak yaşamışlardır. Ermanarik’in ölümünden sonra Amal ailesinden kral olan Vithimer iktidarı ele aldı. Ancak Vithimer Hun hakimiyetine karşı çıkmak istediği için bizzat Balamir tarafından öldürülmüştür. Yerine geçen Hunimund’u Hunlar tâyin etmişti.[12]

Hunlar batıya doğru kaçan Ostrogotları takip etmiş ve sonunda Vizigotların sınırlarına varmışlardı[13]. Vizigot kralı Athanarik, Hunların ilerlemesi karşısında ülkesini savunmaya karar verdi. Athanarik’in bu kararı almasında Doğu Roma ordularına karşı yıllardır başarıyla sürdürdüğü isyanların etkisi olduğu düşünülmektedir. Athanarik ordusu ile ülkesinin doğu sınırı olan Dinyester’in dik kıyılarına çekilerek orada savunma yeri hazırladı. Ancak Hunların ani baskınlarına dayanamadı ve mağlup oldu[14]. Kral Athanarik, kalabalık kütleleri ile batıya doğru hareket etti. Böylece Hun akınlarının harekete geçirdiği ve çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden uzaklaştırarak, Roma İmparatorluğu’nun kuzey eyaletlerini büyük bir kaosa sürükleyerek İspanya’ya kadar uzanmak suretiyle Avrupa’nın etnik çehresini değiştiren ve oluşturan tarihî “Kavimler Göçü” başlamış oldu[15]. İmparatorluğun çöküşünü hazırlayan bu süreç içerisinde görüldüğü gibi Tuna’da ki bu bunalımı oluşturan ve tohumlarını atan Hunlardı. Ammianus Macellinus’a tekrar dönecek olursak onları “tıknaz, güçlü bacakları ve kalın enseleri olan kişiler olarak tanımlayıp “öylesine çirkin ve kamburdular ki iki ayaklı hayvanlar gibi görünüyorlardı.” der.[16]

Dehşet içerisinde kalan Vizigotlar Tuna’nın kuzeyinde güvende olmadıklarına inandılar. Nehrin ötesine, güneye çekilmeye karar verdiler ve Roma İmparatorluğu’nun korumasını talep ettiler[17]. Bu istek İmparator Valens’e iletildi ve izin verildi. Öyle ki Roma, onları nüfusun küçülmesine engel olacak ve imparatorluğa yeni güç verecek insanlar olarak düşünüyordu. Bu durum daha önce görülmemiş bir örnek teşkil etmiştir. Ancak Doğu İmparatorluğu bu mültecilerin yönetiminde beceriksiz kalacaktı.[18] Öyle ki, Gotların ihtiyaçlarının karşılanması için zaten zor durumda olan imparatorluk bir önlem almadı az sonra yiyecek sıkıntısı cereyan etti. Gerekli malzemeler çok fahiş fiyatlara satılıyordu. Gotlar hayatta kalabilmek adına kendilerini ve çocuklarını köle olarak sattılar. Roma tarafından görülen bu muamelenin Gotlar için bir öfkeye döndüğünü görebiliriz. Öyle ki 377 yılında Marcianapolis civarında, Romalı askerler ile Gotların bir bölümü arasında yaşanan karışıklık tüm mültecilerin isyan etmesine neden oldu. Roma, askerî ve sivil idare ile başa etmekte oldukça yetersiz kalmıştı ve kaçınılmaz son kaynaklara “Hadrianople Muharebesi” olarak geçmişti[19]. Got lideri Fritigern, Hun ve Alan birlikleriyle ittifak yaptı. Gotlar İstanbul’a kadar bütün Trakya’yı yağmaladılar. 378’de Doğu Roma İmparatoru Valens Gotlar ve yardımcı birlik olan Hun-Alan kuvvetleriyle Edirne civarında karşılaştı. Savaş, lejyonların kesin yenilgisi ve imparatorun ölümü ile sonuçlandı. Hunların da katıldığı bu savaş Avrupa’nın geleceği adına çok önemli olmuştur. Öyle ki yapılan antlaşma ile bütün Gotlar imparatorluk sınırlarının içerisine kabul edilmiştir bu da Germen saldırıları için yeni bir safhaya işaret eder. Aynı zamanda imparatorluğun içten dağılmasının önü açılmıştır.[20]

Uldız Devri

Hunlar 376’da ki büyük taarruz hareketinden sonra, devletlerinin teşkilâtlanmasıyla uğraşıp Roma İmparatoru I. Theodosios’un ölümünden sonra 395’te yeniden harekete geçtiler.  Bu hareketin iki kolu olduğunu biliyoruz birinci kol Balkanlar’dan Trakya’ya ilerlerken diğer ve daha büyük sayıda ki ikinci kol Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya akınlar yapmıştı. Biz çalışmamızın muhtevası gereği ikinci kolun hareketlerini ele alacağız.

Batıda Hun baskısı Balamir’in oğlu ya da torunu olduğu düşünülen Uldız devrinde giderek hissedilmeye başlanmıştı. Uldız, Atilla’nın da hüküm sürdüğü süre boyunca takip edeceği Hun dış siyasetinin esaslarını belirlemiştir. Öyle ki, Doğu Roma daima baskı altında tutulacak, Batı Roma ile iyi münasebetler devam ettirilecekti. Çünkü Batı Roma topraklarına sürekli istilalar düzenleyen “barbar” kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanıydı ve imparatorluk ile müşterek hareket gerekiyordu. Buna binaen Vandalları, Suebleri, Burgonyalıları ve Saksonları birliği altında toplayan ve Roma üzerine saldıran Radagais 402 yılında Alp dağlarının eteklerine saldırdı. Roma kumandanı Stilicho, Uldız’ dan yardım istemiştir. Stilicho ve Uldız, Radagais’in birliklerini Floransa yakınında yok ettiler. Bu savaşın sonucu olarak Hun baskısından etkilenen Vandal, Alan, Sueb, Sarmat, Kelt vs. kavimleri Galya’ ya gitmeye zorlandılar ve Hunların batıya yönelik yolları üzerindeki engeller ortadan kalkmış oldu[21]. Artık Uldız devrinde Hunlar, Ural’lardan, Karpat’lara kadar birçok ovanın tek hakimi

olmuşlardır ve Karpatların boğazlarından ya da Eflâk ovasından geçerek Macar ovasına hakim olacaklardır. [22]

Doğu Roma İmparatoru Arkadius’un 408 yılında ölümü ve yerine yedi yaşındaki oğlu II.Theodosios’un geçmesi Uldız tarafından otorite boşluğu olarak değerlendirilmiş olsa gerek ki Uldız bu olayı öğrenince Doğu Roma İmparatorluğu’na saldırdı. Uldız, Tuna Nehri’ni geçip Moesia’nın önemli mevkiilerini ele geçirdi. Bunun üzerin Doğu Roma Uldız ile barışı be ittifakı sağlamaya çalıştı, Uldız bu barış için yıllık olarak altın talep etti. Talebi karşılık bulmadığı gibi Doğu Roma ordusu tarafından süratle Tuna boylarından uzaklaştırıldı. Bu saldırının ardından İmparator II.Theodosios başkentin güvenliği için “Theodosios” surunu yaptırmıştır. Bu sur Bizans’ı bin yıldan uzun süre koruyacaktı.[23]

Uldız’ın 410 yılında ölümünden sonra Hunların başına Karaton geçmiştir. Onun hakkında bildiğimiz yalnızca 412 yılında Doğu Roma İmparatorluğu elçi Olympiodoros vasıtasıyla kendisiyle bir ateşkes yapmıştır. Ancak Hunlar ile Doğu Roma İmparatorluğu arasındaki barış ve dostluk bundan sonra hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.[24]

Rua Devri

422 yılı Avrupa tarihinde yeni bir devrin başlangıcı sayılabilir, o sıralarda Hunların başında hükümdar ailesine mensup dört kişinin yönetimde söz sahibi olduğu görülebilir. Rua, Muncuk, Aybars ve Oktar’ın dört ayrı ordu şeklinde hüküm sürdüğü söylenebilir [25]. Rua’nın Karton ile ne tür bir akrabalık bağının olduğu belirsizdir. Rua’nın kardeşlerinden Atilla’nın babası Muncuk erken yaşlarda vefat etmiştir. Aybars ise Doğu kanadı komutanıdır. Oktar ise Batı kanadı komutanı olarak görev yapmaktadır[26]. Burada gitgide Rua’nın nüfuzunun arttığı görülmektedir [27]. Öyle ki, 422 yılında Rua, Doğu Roma’daki iç çekişmelerden istifade ederek harekete geçti. Doğu Roma’nın Hun ordusunu isyana teşvik etmek istediğini ileri sürerek Balkan seferine çıktı ve Makedonya ve Trakya’yı istila etti. Bu sefer sonucunda imzalanan antlaşma ile Doğu Roma’yı 350 libre altın vergi vermeye mecbur bıraktı.

İmparator II.Theodosios’un 423 yılında henüz dört yaşında iken Batı Roma İmparatoru ilan edilen III.Valentinianus karşısında Roma’ya sahip olma iddiası ile İtalya’ya ordu ve donanma sevk etmesi Batı Roma’yı Hunlara daha çok yaklaştırmıştır. Senato Doğu Roma’ya karşı bir cephe alarak İtalyan soylusu Senatör Johannes’i imparator seçmiştir. Johannes, komutanı Aetius’u Hun İmparatoru Rua’ya göndererek yardım istemiştir. Hun Kaganı Rua 60 bin süvarinin başında İtalya’ya girmeden evvel Johannes bertaraf edildi. 425 yılında Hunlar imparatorluğun iç politikasında var olacak şekilde söz sahibi idiler. Batı Roma İmparatoru III.Valentinianus’un annesi Galla Placidia Aetius ile anlaştı ve Hunların müttefiki Aetius’un imparatorlukta ki nüfuzu arttı. Ancak İtalya’da gitgide iktidarı eline alan Aetius’a karşı Galla Placidia’da kayıtsız kalmadı ve onun üzerindeki başkomutanlık unvanını alarak rakibi Bonifacius’a verdi. Bonifacius’un orduları Rimini civarında Aeutius’u yendi. Bunun üzerine Aetius, Hun Kaganı Rua’ya sığındı Rua ona yardım etti ve Vizigot-Roma ordusunu yenerek Aetius’un Roma’ya ulaşmasını sağladı[28].

Aetius’un Roma’ya geri dönmesinin ardından Roma, Germen kavimleri ile yaptığı savaşlarda Hunları yardımcı kuvvet olarak kullandı Bunun karşılığında onlara Pannonia bölgesini verdi. Bu bölge Hunların yerleşim alanı olacağı gibi ileri de Batı, Doğu ve Güney’ yapılacak seferler içinde avantaj sağlamıştır. [29]

Doğu Roma’nın Tuna boyunda yaşayan ve Hunlara tabii olan Amilsurlar, Itımarlar, Tonosurlar ve diğer kavimlerle ittifak yapması üzerine Rua Hun elçi Esla’yı Constantinopolis’e göndermişti. Elçi Doğu Roma’ya bu ittifaktan vazgeçmelerini yoksa kendilerine müdahale edeceklerini söyledi. II.Theodosios süratle antlaşma yolu bulmak için elçilik heyeti göndermiştir. Fakat bu sırada Kagan Rua ölmüştür (434). Rua’nın ölümünden Roma kaynaklarında bir sevinç söz konusu olsa da kısa sürede Rua’yı gölgede bırakacak bir lider çıkacaktı: Attila.[30]

 

Sonuç

            Türkistan’da hakimiyetleri sona eren Hun kütleleri, yeni yurt arayışları çerçevesinde Avrupa’ya kadar ilerlemiş önlerinde yer alan kavimleri de sürükleyerek büyük bir göç dalgası oluşturmuşlardır. Tarih yazımına “Kavimler Göçü” olarak geçen bu hadisenin uzun ve kısa vadede çok ciddi sonuçları olmuştur. Öyle ki dönemin “süper gücü” Roma İmparatorluğu’nun inhitatına zemin hazırlamıştır. Hunlar Avrupa’da ilk görüldüklerinde çeşitli kavimleri Güney Rusya’nın dışına itti ve onları Balkanlara gönderdi.  Balamir devrinde Ostrogotlar ve Vizigotların mağlup edilmesi ile Avrupa Hunlardan çekinmeye başlamış ve Hunlar bu kıtada cereyan siyasi olayların merkezinde olmuştur. Rua devrinde Batı ve Doğu Roma ile çeşitli ilişkiler kurulmuş hatta iç işlerine karışarak düzeye gelinmişti.

Kaynakça

Ahmetbeyoğlu, Ali, Avrupa Hunları, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2017

Baker, Sımon, Eski Roma Bir İmparatorluğun Yükselişi ve Çöküşü, (çev: Ekin Duru), Say Yayınları, İstanbul, 2020

Bury, John B., Barbarların Avrupa’yı İstilası, ( çev: İslam Kavas- Yusuf Akbaba), Kronik Kitap, İstanbul, 2020

Çapan, Fatma, Güneş, Baran, “Kavimler Göçü ve Batı Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Dergisi, Cilt 6, Sayı 18, Kış 2017, s.629-640

Davıes, Norman, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011

Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, (çev: M. Reşat Uzmen) Ötüken Neşriyat, İstanbul,2017

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014

Kurat, Akdes Nimet, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Murat Kitabevi Yayınları, Ankara, 2002

Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009

Wolfram, Herwıg, Germenler Kökenleri ve Roma Dünyasıyla İlişkileri, (çev: Tuğba İsmailoğlu Kaçar), Kronik Kitap, İstanbul, 2020

[1] Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014, s.54-55

[2] Davıes, Norman, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011, s.243

[3]  Çapan, Fatma, Güneş, Baran, “Kavimler Göçü ve Batı Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Dergisi, Cilt 6, Sayı 18, Kış 2017, s.633. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.68

[4] Ahmetbeyoğlu, Ali, Avrupa Hunları, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2017, s.43

[5] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.69

[6] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.51. Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, (çev: M. Reşat Uzmen) Ötüken Neşriyat, İstanbul,2017, s.103

[7] Kurat, Akdes Nimet, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, Murat Kitabevi Yayınları, Ankara, 2002, s.15

[8] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.52,

[9] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.44.

[10] Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, s.18

[11]  Wolfram, Herwıg, Germenler Kökenleri ve Roma Dünyasıyla İlişkileri, (çev: Tuğba İsmailoğlu Kaçar), Kronik Kitap, İstanbul, 2020, s.81.

[12] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.71

[13] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.54

[14] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.55

[15] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.71

[16] Baker, Sımon, Eski Roma Bir İmparatorluğun Yükselişi ve Çöküşü, (çev: Ekin Duru), Say Yayınları, İstanbul, 2020 ,s.375

[17] Bury, John B., Barbarların Avrupa’yı İstilası, ( çev: İslam Kavas- Yusuf Akbaba), Kronik Kitap, İstanbul, 2020, s.51.

[18] Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009.s.71

[19] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.59

[20] Bury, John B., Barbarların Avrupa’yı İstilası, s.53.

[21] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.73. Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.72

[22] Grousset, Bozkır İmparatorluğu, s.105

[23] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.76

[24] Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.73. Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.80

[25] Grousset, Bozkır İmparatorluğu, s.105

[26] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.81

[27] Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, s.20

[28] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.87. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.73-74

[29] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.87

[30] Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, s.88. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.74

Comment here