İslamTarih

İslâmiyet Öncesi Arabistan Coğrafyası ve Cahiliye Devrine Genel Bir Bakış

Bu makaleyi 7 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Hatice Ersoy

1-Arabistan Coğrafyası 

  Arabistan kıtası, kuzeybatıdan güneye doğru uzanan, güney kısmı doğuya doğru genişleyen bir görünümdedir. Doğuda Umman Denizi ve Acem Körfezi (Basra Körfezi), batıda Kızıldeniz (Şap Denizi), kuzeyde Irak ve Suriye, güneyde Aden Körfezi ve Hint Denizi ile çevrilmiş bir yarımadadır. Bu ülke yalnız kuzey tarafından karaya bağlıdır.(Sevinç,1997,sf.11) 

  Yarımada büyük ölçüde çöllerle kaplıdır. Tabiî âmiller, jeolojik hadiseler ve coğrafî mevkii sebebiyle, kuru bir bitki örtüsüne sahiptir. Bütün bunlar geçmişte olduğu gibi günümüzde de Arap Yarımadası’nda nüfusun azlığına neden olmuştur. Bu bölgede medenî  toplulukların ve büyük merkezi hükümetlerin bulunmaması, Bedevîliğin yayılması ve halk üzerinde etkili olması, halkın ferdî hayatı tercihi ve kabilelerin birbiri ile sürekli bir mücadele içinde olması da aynı sebepten kaynaklanmaktadır. (Nedvî, 2013,sf.50) 

  Arabistan’ın güney bölgesinde durum daha farklıdır. Bu bölge bol yağmurlu ve arazisi de oldukça verimlidir. Ayrıca bu bölge halkı ticaret ile uğraştığı için bir çok milletlerle temas kurma imkânı bulabilmiştir.(Sevinç,1997,sf.11) 

2-Cahiliye Devri’nde Arapların Yaşayış Tarzları 

  Cahiliye; cehl kökünden türetilmiş olup eski sözlüklerde bu kelimeye ilmin zıddı olarak genellikle “bilgisizlik” anlamı verilir.(DİA,”Cahiliye”) 

Sosyal Hayat 

  İslâmiyet öncesinde Arabistan’da sosyal hayat oldukça bozuktu. Araplar henüz ibtidaî yaşayışlarından kurtulamamışlardı. Bu devirde halkı bir arada tutacak manevî bir bağın olmamasıyla birlikte birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygı duymuyor birbirleri yanında gücü miktarınca söz sahibi oluyorlardı. Birkaç toplumsal kural dışında köklü kanunları da mevcut değildi. Kişiler ve kabileler karşılıklı ilişkilerini geçmişten gelen bazı âdet ve anlaşmalarla devam ettiriyorlardı. (Sevinç,1997,sf.18) 

  Kadın servetini kendi hesabına kullanma hakkına sahipti, evlenmede rızası alınıyordu, nikâh akdi sırasında boşanma hakkını kendisinin de kullanabileceği şartını koyabiliyor, boşandıktan veya eşinin ölümünden sonra tekrar evlenebiliyordu. Çok küçük yaştaki kızları diri diri toprağa gömme meselesi vardı, ancak bu bazı sınıflar tarafından uygulanıyordu ve çok seyrek görülen bir durumdu. (Hamidullah,2015,sf.23) 

  Bu devirde Arap halkı hürler, esirler ve mevalî diye üç sınıfa ayrılmıştı. Hürler, halk arasında üstün sayılır, kâhinler, şairler, kahramanlar bunlar arasında çıkardı. Bunlar aile topluluğunun veya kabilenin ortak adını taşıyan, aynı haklara sahip kişilerdi. Esirler, köle ve cariyelerden ibaretti. Fakat bunlar, hürlerin sahip olduğu şeref ve haklardan mahrumdular. Mevalî ise, genel olarak serbest bırakılmış  köleler ve cariyelerdi. Bunlar ara bir sınıf idiler. Köleler gibi alınıp satılmazdı, fakat hürler ile de evlenemezlerdi.(Sevinç,1997,sf.19) 

Ekonomik Hayat 

  Bedevîler deve yetiştirip mevsimlik uygun kırlar bulmak üzere göç ediyorlardı. Ayrıca hayvan kervanları, kılavuzlar ve muhafızları sağlıyorlardı. Kışı çöl havzalarında geçiriyor, ilk yağmurlarla birlikte ince otlaklar aramak üzere göç ediyorlardı. Yaz aylarında genellikle köylerine veya vahalarına yakın yerlerde konaklıyorlardı. Orada hayvanî ürünlerini tahıl, hurma, kap, silahlar ve elbiselerle değiş tokuş ediyorlardı. (Lapidus,2005,sf.44) 

  Şehirlerde yaşayan hadarî topluluklar ticaret ile uğraştıkları için daha rahat bir hayat içindeydiler. Ticaret, mal değiş tokuşu veya para karşılığında yapılırdı. Ticaret malları, daha ziyade deri mamulleri, altın, gümüş, hurma ve kuru üzüm gibi şeylerdi. Demir ve bakırdan yapılan eşyalar ile esirler de ticaret malları arasındaydı.(Sevinç,1997,sf.20) 

Dönemin Bazı İlimleri  

  Kehanet: Bir olayın gerçekleşeceğini önceden bilmek anlamındadır. Gelecekten haber verene kâhin denirdi. Gelecekten haber almak ve sorunlarına çözüm bulmak için kullanılan ilimdi. 

  İlm-i Nücum: Araplar, önceleri yıldızlara bakarak yollarını bulurlar, güneşin ve ayın durumuna göre havanın nasıl olacağının tespiti için çalışırlardı. Daha sonra burçların, yıldızların isimlerini, güneşin ve ayın seyrini ve gezegenleri öğrenerek, buna dair esaslı bilgiler meydana getirmişlerdi. 

  Tıp İlmi: Hastalıkların nedenleri ve tedavileri üzerine çaba göstermişlerdi. Buldukları çözümler zamanına göre önemli sayılacak tedavi yollarındandı. 

  Edebiyat: Araplar için şiir, bir meşguliyet, bir eğlence ve çoğu zaman bir övgü vesilesi olmuştur. Dönemin ünlü şairleri yine Arap toplumundan çıkmıştır.  

  İlm-i Kıyafet: İz sürme ve ayak izinden bu izin sahibini tanıma ilmidir. Bu ilimde söz sahibi olanlara  kâif denirdi. Araplar bu ilmde o kadar ileri gitmişlerdi ki, bazı kâifler yerdeki ayak izinden, iz sahibinin yaşlı veya genç, kadın veya erkek olduğunu bile tespit edebiliyorlardı. (Sevinç,1997,sf.28) 

Kaynakça 

1-Ebu’l Hasen Ali En-Nedvî, Rahmet Peygamberi, İstanbul, İz Yayıncılık, 2013 

2- Hamidullah, Muhammed, İslam’a Giriş, Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı, 2015 

3- Lapidus, Ira M., İslâm Toplumları Tarihi 1, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005 

4-Sevinç, Abdullah, Hz. Muhammed’in Hayatı, İstanbul, Gonca Yayınevi, 1997 

Comment here