CumhuriyetTarih

II. Dünya Savaşının Modern Diplomasinin Gelişimine Etkisi

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Mustafa Şahin[1].

1. Giriş

19. yüzyıldan günümüze kadar dünyada yaşanan değişim, bilinen dünya tarihinde hiçbir zaman bu denli dar bir zaman aralığında meydana gelmemiştir. Siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda yaşanan gelişmelere paralel olarak birkaç kürsü iken yüzlerce parçaya ayrılan sosyal bilimler ile doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak teknolojinin ulaştığı nokta günümüz dünyasını inşa etmiştir. Çalışma kapsamında kanaatimizce modern diplomasinin gelişimini 1815-2018 arası dönemde en çok etkileyen vaka olan II. Dünya Savaşı’nın diplomasiye etkileri açıklanacaktır.

Çalışma kapsamında II. Dünya Savaşı’nın modern diplomasiye etkisi, “aktör tipi”, “uluslararası sistemin yapısı”, “uluslararası konjonktür”, “diplomasi yöntemi”, “aktör tipi ve sayısı”, “anlaşma tipleri”, “diplomasiye başvurma zamanı” ve “diplomasinin uygulama zamanı” kıstasları üzerinden incelenecektir. II. Dünya Savaşı’nın etkisinin diğerlerinden daha büyük kabul edilmesi temelde, II. Dünya Savaşı’yla kurulan sistemin 1815’ten bu yana en uzun süren uluslararası barış ortamını sağlamış olmasına dayanmaktadır. Uluslararası barış ile kastedilen herhangi bir savaşın yaşanmamış olması değildir. Kasıt; herhangi büyük bir savaşın yaşanmamış olması, büyük savaşları başlatabilecek süreçlerin vekâlet savaşları düzeyinde atlatılmış olması veya çatışmasız çözülmüş olmasıdır.

  • II. Dünya Savaşı

II. Dünya Savaşı, I. Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan barış anlaşmalarının barışı değil, galiplerin mütekebbir tavrını yansıttığından çıkmıştır. Ekonomik kaynaklarının çoğunluğu ellerinden alınan ve yüksek savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılan ülkeler, 1929 Buhranı’nın etkisi Avrupa’ya ulaştıktan sonra büyük ekonomik krizler içerisinde girmiştir. Ekonomik krizler siyasi istikrarsızlıkları beraberinde getirerek ilgili ülkelerde güçlü liderliğe sıcak bakılmasına zemin oluşturmuşlardır. Güçlü liderler ise içinde oldukları krizden çıkmanın yolunu savaşta görmüşlerdir.

Savaşa giden süreç, Milletler Cemiyeti’nin savaş bittikten sonra galipler kulübü olarak kurulmasını; İngiltere’nin, Hitler Almanya’sına karşı diğer devletleri yatıştırma çabalarını ve Almanya ile SSCB’nin saldırmazlık anlaşmasını kapsamaktadır. Almanya, Japonya, İtalya, Bulgaristan ve Romanya mevcut durumu değiştirmek isteyen revizyonist Mihver Devletleri ittifakını kurmuşlar; İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD mevcut durumu korumak isteyen statükocu Müttefik Devletler ittifakını kurmuşlardır. Savaş üç farklı merhale geçirmiştir. Birinci merhale Mihver Devletlerin üstün olduğu 01.10.1939-22.06.1941 arası dönemi; ikinci merhale savaşta dengenin sağlanarak üstün tarafın olmadığı Temmuz 1941-Şubat 1943 arası dönemi ve üçüncü merhale Müttefik Devletlerin üstün olduğu Eylül 1943 ve sonrasını kapsamaktadır.[2]

1 Eylül 1939 yılında başlayan savaş 2 Eylül 1945 yılına kadar devam ederek insanlık tarihinin gördüğü en büyük savaş olmuştur.  II. Dünya Savaşı; niteliği, nedenleri, ideolojisi ve liderleri bakımından I. Dünya Savaşı’ndan ayrılmaktadır. Hatta “dünya savaşı” adlandırmasını gerçekte hak eden tek savaştır. Nitelik açısından II. Dünya Savaşı sürekli olarak değişen bir mahiyet arz etmiştir. Savaşın sonunu hangi cephenin getireceği kesin olarak yaşanmadan bilinememiştir. Silah teknolojileri savaşın başıyla sonu arasında ciddi anlamda değişerek gelişmiştir. Uçak gemileri önem kazanmış, kitlesel hava bombardımanları savaşın başında çok önemliyken sonuna doğru önemsizleşmiştir. Tanka karşı üretilen silahlarla piyadenin savaşta konumlandırılışı değişmiş ve son olarak nükleer füzyon kullanılmıştır. [3]Nedenleri açısından II. Dünya Savaşı, açıklaması daha mümkün olan sebeplerle başlamıştır. Versailles ile Almanya ekonomik açıdan içinden çıkılması mümkün olmayan bir krizin içine girmiştir. İtalya, I. Dünya Savaşı’ndan beklediğini bulamamış ve “proleter ulus” ekonomik krizini yaşamıştır. Bölgesinin önde gelen ülkelerinden olan Japonya, ABD ve İngiltere’ye karşı etkisiz kalmıştır. SSCB, 20. Yüzyılda elinden çıkan toprakları geri alma isteğini taşımıştır. Bahsedilen durumlara 1929 Ekonomik Buhranı eklenince savaşın patlak vermesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Dolayısıyla II. Dünya Savaşı, nedenler açısından daha kolay açıklanabilir mahiyettedir.[4] İdeolojik açıdan, “komünizm karşıtlığı” hem savaş sürecinde hem de savaş sonrası süreçte belirleyici olmuştur. Hitler Almanya’sının faaliyetlerine SSCB’ye karşı bir duvar olacağı inancıyla sessiz kalınmıştır. Dünyada ekonomik açıdan iki farklı yol olduğu görülmüş, serbest piyasayı uygulamasına rağmen kalkınamayan ülkeler Almanya ve İtalya’nın takip ettiği devletçi ekonomilere geçiş yapmışlardır. Seferberlikte oluşturulan halk orduları, kendi ideolojilerini yayma motivasyonuyla hareket etmişlerdir.[5] Liderleri açısından II. Dünya Savaşı, daha deneyimli karar alıcıların olduğu bir savaş olmuştur. I. Dünya Savaşı’nda Hitler ve Mussolini bizzat cephede savaşmışlar; Churchill ve Roosevelt yetkili görevlerde bulunmuşlardır. Stalin Rus iç savaşında komuta kademesinde bulunmuştur. I. Dünya Savaşı’nın aksine, II. Dünya Savaşı Liderleri savaş müddetince ülkelerinde yüksek destek görmüşlerdir.[6]

II. Dünya Savaşı, Müttefik Devletler tarafından kazanılmıştır. Savaş sonrasında ABD ile SSCB arasında Soğuk Savaş başlamıştır. SSCB, Orta Avrupa ve Balkanlar’a rejimini ihraç ederek komünist devletler kurmuştur. Japonya’ya karşı atom bombası kullanılmasıyla nükleer çağ başlamıştır. ABD, SSCB’nin nüfuzunu arttırmasını engellemek için Truman Doktrini devreye sokmuştur. Mısır, Hindistan, Pakistan, Tunus, Fas, Cezayir ve Libya bağımsız birer devlet olmuştur. Avrupa, uluslararası dengedeki başat rolünü ABD ve SSCB’ye bırakmıştır. Uluslararası barışı korumak için askeri gücü haiz olmak üzere Birleşmiş Milletler uluslar üstü bir örgüt olarak kurulmuştur. Almanya, İtalya ve Japonya kendi sınırlarına çekilmiştir. Almanya, Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmıştır. İsrail Devleti kurulmuştur. SSCB’ye karşı kolektif bir savunma örgütü olan Kuzey Atlantik Paktı(NATO) kurulmuştur.[7]

  1. II. Dünya Savaşı’nın Modern Diplomasinin Gelişimine Etkisi

II. Dünya Savaşı’nın neticesinde aktör tipi farklılaşmış ve artmıştır. BM, NATO, Bağlantısızlar Hareketi, Varşova Paktı, Terör Örgütleri ve bölgesel olarak çeşitli amaçlara matuf olarak kurulmuş askeri, ekonomik, siyasal, kültürel ve bilimsel birçok uluslararası örgüt diplomasinin öznesi olmuştur. Uluslararası sistemin yapısı, iki kutuplu bir hale evirilerek ABD ile SSCB arasındaki güç dengesine dayanan bir yapı ortaya çıkmıştır. İki kutuplu sistem çok hassas bir yapıda olduğundan bağımsız olmak isteyen ülkelerin seçeceği tarafı dengeleyecek başka bir ülke bulunmadan kimseye bağımsızlık verilmemiştir. Sıcak çatışmalardan kaçınılarak çatışmalar vekâlet savaşları düzeyinde tutulmuştur. Savaş sonrasında uluslararası konjonktür, nükleer korku ve komünizm tehdidi üzerinden şekillenmiştir. SSCB ve ABD kendilerine karşı nükleer silah kullanımından çekinmişler, birçok devlet SSCB’nin etkisine gireceği kaygısını taşımıştır. Savaşta ve sonrasında kullanılan diplomasi yöntemi, açık diplomasi olarak karşımıza çıkmaktadır. BM bile açık görüşmelerde kurulmuştur. Aynı zamanda zirve diplomasisi ve ikili diplomasi sıkça kullanılmıştır. Diplomasiye yoğun olarak başvurulmuştur. Aktör sayısı, kontrollü olarak arttırılmıştır.  Anlaşma tiplerinde herhangi bir değişiklik görülmemiştir. Savaşta ve sonrasında diplomasiye başvurma ve uygulama zamanı çatışma öncesinde sıfıra yaklaşarak azalmış, çatışma esnasında diplomasiye başvurulmamış ve çatışma sonrasında diplomasiye başvurma bir anda yüksek seviyelere ulaşmıştır.

Sonuç

Savaşlar, birey ve toplum üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler konu dışında bırakılmak kaydıyla insanlık tarihinin en kuvvetli itici motorları olmuşlardır. Dolayısıyla diplomasinin gelişim süreci aslında bir çeşit harp tarihi olarak karşımıza çıkmaktadır. Diplomasi tarihi çalışmalarına ve uluslararası ilişkiler disiplinine bakan boyutu geçtiğimiz iki asırlık süreçte bir zaruretin oluşmasıyla ortaya çıkmıştır. İçişleri ile dışişleri arasında eskiden var olan sınırların ortadan kalkmış olması, herhangi bir ülkede meydana gelen herhangi bir vakanın bölgesel/uluslararası etkiye sahip sonuçlar meydana getirmesini mümkün kılmıştır.  Uluslararası siyasetin karmaşıklaşan ve kapsamı sürekli artan yapısı, diplomasi tarihi çalışmalarının sistemi anlamakta, açıklamakta ve geleceği öngörerek tedbir almakta yetersiz kalması evvela diplomasi tarihi çalışmalarının disiplinler arası bir içerik kazanmasına ve sonra uluslararası ilişkiler disiplininin kendine has bir araştırma sahası olmasına zemin oluşturmuştur. 2018 yılında İstanbul’dan bakıldığında modern diplomasinin gelişimini diğer vakalara göre daha çok etkileyenler: 1830 Devrimleri, Mehmet Ali Paşa İsyanı, 1848 Devrimleri, 1854 Kırım Savaşı, Almanya ve İtalya’nın Kurulması, I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’ın bitmesi olarak görülmüştür. Özdal’ın diplomasi tarihi süreç analiz kıstaslarına göre II. Dünya Savaşı’nın süreçte yaşanmış tüm vakalardan daha çok etkisinin olduğu anlaşılmıştır.


[1] Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi, YTÜ, SBE, mustafasahinakademik@gmail.com

[2] Barış Özdal,”İkinci Dünya Savaşı’nın Diplomasinin Gelişimine Etkileri”, Barış Özdal, R. Kutay Karaca, (Ed.), Diplomasi Tarihi 2, (Bursa: Dora Yayınları, 5. Bs, 2018:ss. 159-225), s.165.

[3] Oral Sander, Siyasi Tarih 1918-1994, (Ankara, İmge Kitabevi 25. Baskı, Ankara, 2015), s.112.

[4] Sander, age, s. 114.

[5] Sander,age, s. 115.

[6] Sander, age, s.117.

[7] Özdal, age, s. 217.

Comment here