CoğrafyaTarih

Geçmişten Günümüze Dünyada Ve Türkiye’de Tarihi Coğrafyanın Gelişimi

Bu makaleyi 41 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Batuhan Taşkın

Giriş

 İnsanlık tarihinin iki döneme ayrıldığını ve bu ayrılışında en kesin sınırlarını belirleyen yazı, insanlar var olduğu sürece maceralarını, savaşlarını, yaşayışlarını, yaşadıkları coğrafyayı vb. gibi bütün konuları geleceğe aktarılmasında önemli bir yere sahiptir. Yazı ile taşa, deriye, kağıt vb. gibi madde veyahut cisimlere yazılan bilgiler, çizilen çizimler, şekiller vb. gibi bir çok buluntu gerek tarihçiler gerekse coğrafyacılar için önemlidir. Zira belgesiz ve buluntusus bir tarih yazımı söz konusu olmadığı gibi aynı zamanda da bulunulan coğrafya ve onun özelliklerini bilmeden de tarih yazımı mümkün değildir.

Kişilerin görüşleri, yorumları ve analizleri neticesinde tarih kelimesinin birden fazla anlamı oluşmuştur. Tarih kelimesinin anlamını Ahmet Şimşek şöyle yorumlamıştır:

‘Geçmişe ilişkin toplumsal anlamda değerli bulduklarımızdan (seçip ayırdıklarımızdan) ‘şimdi’ de inşa ettiğimiz gerçeklikler ve bu gerçeklikleri inşa etme sürecidir.[1]

Mübahat S. Kütükoğlu ise tarih kelimesinin anlamını ‘İnsanların toplumları etkileyen faaliyetlerinden doğan olayları; zaman ve yer göstererek anlatan, olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı ilişkilerini gösteren bilim dalıdır.[2]olarak yorumlamasıyla burada belli bir bütünlük arasındaki ilişkiyi göz önüne sermeye çalışmıştır.

Verilen bilgiler ekseninde tarih kelimesinin anlamını değerlendirecek olursak eğer                      geçmiş-gelecek, neden-sonuç ve yazı-inşa süreci ekseninde bir değerlendirme yapmamız gerekmektedir. Zira yazı ile tarihin inşa süreci insanlık tarihinin her döneminde görülmekle beraber ayrıca geçmiş zamanın içerisinde yaşanan siyasi, askeri, ekonomik ve coğrafi olayların geleceğe neden-sonuç ilişkisi ekseninde aktarılmasına tarih denilebileceğini düşünmekteyiz.

Tarih kelimesinin anlamı gibi Coğrafya kelimesinin de anlamı konusunda oldukça farklı yorumlar elde edilmektedir. Nitekim Osman Gümüşçü, coğrafya kelimesinin anlamı için şöyle demektedir:

‘Doğal ortam ile insanlar arasındaki karşılıklı etkileşimi araştırarak sonuçlarını sentez olarak veren bir bilim.[3]

Coğrafya kelimesinin kökenlerine bakacak olursak eğer ‘geograpihe’ yani ‘yerin tasviri’ anlamına gelmektedir[4]. Eski Yunanda geçen bu anlamına karşılık coğrafya kelimesi, İslam literatüründe ‘sıratü’l arz’, ‘coğrafiyyun’, ‘coğrafi’ gibi kelimeler ile kullanılmış[5] ve Müslüman coğrafyacılar yazmış oldukları eserlerde hem coğrafyayı hem de tarihi bir arada vererek çok yönlü ve oldukça itina ile çalışılmış başarılı eserler kaleme almışlardır.

Tarihsel bir düzlem içerisinde coğrafya biliminin oluşumunu incelediğimiz zaman haritacılık biliminin de coğrafya bilimi ile paralel olarak ilerlediği gözlemlenmektedir. Yani kısacası coğrafya harita ile; harita ise coğrafya ile ortaya çıkarak varlığını sürdürmüştür. Çatalhöyük’te yapılan çalışmalar neticesinde insanlık tarihinde kullanılan ilk haritalardan biri bulunmuş ve bu buluş neticesinde insanların harita kullanım bilgilerinin ne kadar eskiye dayandığını gözler önüne sermiştir[6]. Çatalhöyük çalışmaları sırasında çıkarılan bu harita yerleşme sırasında yapılmış olan düzeni göstermesiyle beraber[7], aynı zamanda yapılan arkeolojik kazılara da oldukça etkili olacaktır. Tarihin babası olarak bilinen Heredotos ise kendi bulunduğu konumu baz alarak bir dünya haritası çizmiş ve kendi döneminin dünyasını iyi bir şekilde anlamaya çalışmıştır[8].

Ortaçağ Batı Dünyası ve Doğu Dünyasına bakıldığı zaman ise Batı Dünyası bilimsel anlamda tam bir ‘karanlık çağ’ yaşarken; Doğu Dünyası ise ‘aydınlanma çağı’ adı altında bilimsel anlamda oldukça ilerleme kat etmişti[9].  622 senesinde kurulan İslam Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ve kendinden önceki kadim medeniyetlerin mirasçısı olması ile beraber        ‘tercüme faaliyetleri’ adı altında eski Grekçe ve Latince eserler Arapça ve Farsçaya tercüme edilerek o dönemin Batı Dünyasında pagan olarak sayılan ve reddedilen eserler, İslam bilginleri tarafından defalarca okunmuş ve bu okumalar neticesinde de eksik görülen yerler tespit edilerek yeni eserler kaleme alınmıştır[10]. İlerleyen süreçlerde Endülüs Emevilerinin de etkisi ile Batı Dünyasında Reformların ve Rönesan çağı olması ile beraber pagan sayılan birçok eser tekrardan Arapça’dan Latinceye çevrilmeye başlanmış ve böylelikle bir ‘aydınlanma çağı’ meydana gelerek dini kısıtlamalar bir kenara itilmiştir[11]. Böylelikle her geçen gün güçlenmeye başlayan Batı Dünyası, Coğrafi Keşifler ve Sömürgecilik faaliyetleri ile beraber ekonomik anlamda da bir refah seviyesine gelerek Doğu Dünyasının ekonomisine büyük bir darbe vurmayı başarmıştır. Böylelikle aklın kullanımı ile bilimsel anlamda da büyük bir ilerleme kaydetmeye başlayan Batı Dünyası, ekonomik anlamda da bir refaha kavuşunca ‘Ortaçağın Karanlığı’ tabirinden kurtulmayı başarmışlardır.

Makalemizin konusu olan Dünyada Tarihi Coğrafyanın gelişimi kısmı ile yukarıda bahsedilen bilgilerin birbiri ile bağlantısı olması hasebiyle giriş kısmında kısaca değinilerek makalenin ana muhtevasının bozulmamasına özen gösterilmiştir.

 

Coğrafyanın Geçmişini Araştıran Bir Bilim Dalı: Tarihi Coğrafya

Yukarıda tarih ve coğrafya kelimelerinin farklı farklı yorumlamalarının olduğu gibi tarihi coğrafya kelimesinin de birden fazla anlamı mevcuttur. Bu yorumlamaların hepsini vermek yerine birkaç tanesini vermeyi uygun görülmüştür. Mike Hefferna, ‘Tarihi coğrafya, geçmişin coğrafyaları ve bugünün ve geleceğin coğrafyalarını şekillendirmede geçmişin etkisiyle ilgilenen beşeri coğrafyanın bir alt disiplinidir[12].’ olarak tarihi coğrafya kelimesini yorumlamıştır. Hefferna’nın bu yorumu ekseninde tarihi coğrafya kelimesine bakacak olursak eğer nasıl ki tarih geçmişteki olayları, coğrafya ise günümüzdeki fiziki ve beşeri olayları inceliyorsa; tarihi coğrafya ise geçmişin coğrafyasını inceler ve buradaki birçok hususta tarihçilerden, coğrafyacılarından, arkeologlardan ve sanat tarihçilerinden de yardım alarak daha kapsam bir çalışma gütmektedir diyebiliriz.

Osman Gümüşçü ise tarih coğrafya kelimesinin şöyle yorumlamaktadır:

‘Tarihi coğrafya, geçmişin coğrafyasıdır ve geçmişteki herhangi bir periyottaki artan veya azalan insan faaliyetlerini, tarihi uyum içinde basitçe inceleyen/dile getiren coğrafi çalışmadır.[13]

Gümüşçü’nün içinde bulunduğu ve bir grup halinde yazılan başka bir eserde ise tarihi coğrafya kelimesi için ‘geçmişin yeniden inşa edilerek zaman içinde mekanda meydana gelen değişikliklerin tespit edilmesi[14] olarak yorumlanmış ve tarihi coğrafyanın geçmişin coğrafyası ile ilgilendiğinin altı çizilmiştir.

Murat Ağarı ise ‘Milletlerin ve devletlerin hatta kültürlerin meydana gelmesinde etki imkânlarını açıklayan ve böylece tarihî olayların anlaşılmasına yarayan metotlu coğrafya bilgisine Tarihî Coğrafya denir. Bir diğer görüşe göre de Tarihî coğrafya; geçmişten günümüze ya da geçmişteki bir zaman diliminde dünyanın tamamının ya da bir parçasının çağdaş ilke ve yöntemlere uygun olarak yapılan coğrafyasıdır.[15]diyerek tarihi coğrafya kelimesini yorumlamıştır.

Adnan Eskikurt ise tarihi coğrafya kelimesini şu şekilde yorumlamıştır:

‘Tarihî coğrafyacı temelde tarih dönemlerinde yeryüzünde herhangi bir bölgenin coğrafî özelliklerinin araştırılması ve tasvirini konu edinir ve bu amaçla da yeryüzü üzerinde insan topluluklarının dağılımı ve kurdukları devletlerin coğrafî durumlarını (mekân özelliklerinin, devletlerin kuruluş ve gelişme süreçlerindeki etkileri ile demografik, iktisadî ve sosyal yönlerden beşerî ortamı tayin esasları vb.) inceler.[16]

 İlker Yiğit ise ‘Modern coğrafya ilke ve yöntemlerini kullanarak bir sahayı geçmiş bir zaman diliminde araştıran coğrafya bilim koluna denir. Kısaca geçmişin coğrafyası olarak ifade edilir[17] olarak tarihi coğrafya kelimesini yorumlamıştır.

Yukarıda tarihi coğrafya kelimesinin farklı yorumlarının/tanımlarının verilmesinden sonra kendi kanaatimizce tarihi coğrafya kelimesine bir yorum getirecek olursak eğer bir coğrafyanın ya da bir bölgenin bir mekanının belli başlı metot ve yöntemler eşliğinde diğer sosyal bilimlerden de yardım alarak incelendiği bir bilim dalı olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımımıza ise Anadolu coğrafyasının iki farklı çağından örnek gösterebiliriz. Antik Çağda Anadolu’da Lidyalıların oluşturduğu ve önemli ticaret yollarından biri olan Kral Yolunun güzergahı hakkında Heredot’un vermiş olduğu bilgilerin[18] tarihi coğrafya bilimi ile yanlış olduğunu anlayabildiğimiz gibi aynı zamanda Kral Yolunun gerçek güzergahına yakın bir güzergahı da bulmamız mümkün olabilir. Başka bir örnek olarak ise Ortaçağ’a damgasını vurmuş olan ve Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli bir rol oynayan Türkiye Selçuklu Devleti’nin yazılı kaynaklarda geçmeyen ve muallakta kalan konuları hakkında çalışma yapılırken de tarihi coğrafya biliminden ve diğer farklı bilimlerden de yararlanılarak, disiplinlerarası bir bakış açısı ile farklı yorumlar ortaya çıkarılabilir[19].

Batılı araştırmacıların gözüyle Tarihi Coğrafyanın önemine bakacak olursak eğer George Adam Smıth’ın yapmış olduğu değerlendirme bu husus hakkında oldukça yerinde bir değerlendirme olmasının yanında aynı zamanda ‘Ortaçağ Karanlığı’ algısını da karşı getirilmiş önemli bir yorumdur. Smıth, ‘Filistin’in tarihi coğrafyası incelendiği zaman tarih ile coğrafyanın ilişkisi, İncilin eleştirilmesini sağladığı gibi aynı zamanda da elde bulunan malzeme ve yöntemler işe de eski bulguların değişmesine yardımcı olmuştur.[20] diyerek tarihi coğrafyanın gerek tarihi gerekse arkeolojik bilgi ve buluntularının eksikliklerini bulabildiğinin ve yanlış bir olguyu değiştirebileceğinin altını çizmektedir.

Nitekim Ian D. Clark ise eserinde yapmış olduğu değerlendirme de turizm ekseninde Tarihi Coğrafyanın önemine dair bir örnek vererek açıklamıştır. Clark, ‘(Avusturalya) Lal Lal Şelalelerinin kutsallığın Aborjinler tarafından oldukça önemlidir ve turizm açısından da değerli bir bölgedir. 1990’daki toprak kayması ile iki kişinin ölmesi neticesinde şelalenin, ziyaretçiler tarafından belli başlı kısıtlamalarla ziyaret edilmektedir.[21] demesi ile birlikte tarihi coğrafyanın turizm açısından da oldukça önemli olduğunu göstermiş ve doğal afetlerin hem turizme hem de insanlara zarar vermesinin önüne geçilmiştir. Bu durumda da tarihi coğrafya ile kültürel mirasında korunmuş ve tarihi coğrafya bilimini bilmenin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Tarihi coğrafya, turizm ve kültürel miras konuları ile alakalı Gümüşçü’nün de bir çalışması bulunmaktadır. Gümüşçü çalışmasında bu konu ile alakalı ‘Günümüzde çok sayıda disiplin, kültür ve kültürel miras ile bağlantılı araştırmalar yürütmekte ve bu konuya çok çeşitli açılardan yaklaşmaktadır. Bunlar arasında tarih ve coğrafya eskiden beri ilk akla gelen disiplinler arasında olup ülkemizdeki hâliyle tarih geçmişteki; coğrafya ise günümüzdeki kültürel konulara yoğunlaşmış görünmektedir. Dolayısıyla, tarihi derinliği olmadan mekânsal araştırmalar yapan coğrafya ile çoğunlukla mekânsal açıdan konuya bakmadan geçmişi ele alan tarih disiplini arasında kalan “tarihi coğrafya”, bu bağlamda çok daha geniş bir bakış açısına sahiptir.[22] diyerek bu konu ile alakalı oldukça anlaşılır bir yorum yapmıştır.

Yukarıda saydıklarımızın yanında Tarihi Coğrafya, kartografya ve harita bilmek savaşlarda da oldukça önemli bir avantaj sağlamaktadır. Nitekim David Fedman ve Cary Karacos’un birlikte kaleme almış olduğu araştırmada II. Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın Japonya’ya karşı en erken yıkıma gitmek için başlatmış olacağı hava saldırısına hazırlık aşamasında Japon coğrafyası ve haritası ile ilgili çalışmalar yapıldığı ve bu çalışmalar neticesinde de askeri harekatların gerçekleştirildiğini söylemektedirler[23].

Tarihi Coğrafya gerek bilimsel anlamda gerekse ülkelerin kendilerini belli başlı alanlarda geliştirmeleri için oldukça önemlidir ve biz tarihçilerin bu bilim dalına sık sıkı bağlanması gerektiği kanaatindeyim. Zira üzerinde yaşadığımız topraklar hem tarihi hem de kültürel anlamda bir medeniyetler beşiği olması hasebiyle tarihi bilgilerimiz eşliğinde saha araştırmaları sırasında tarihi coğrafya bilimi ile alakalı yapılmış eserlerin incelenmesi ile daha verim alınabileceği düşünmekteyiz. Şahsım yapmış olduğu Menteşeoğulları Beyliği saha araştırması sırasında Muğla’nın Milas beldesinde bulunan Beçin Kalesi’nin yolunun değiştirilmiş olması ile asırlarca kullanılmış yolunu kullanamamak belki de ileride bize tarihi coğrafya bilimi ile paralel olarak yeni bir tarihi çalışma ortaya koymamıza vesile olur.

Bu başlık altında Tarihi Coğrafyanın çeşitli tanımları, kullanım amaçları ve alanları ile öneminden kısaca bahsedilmiştir. İlerleyen başlıklarda ise Tarihi Coğrafyanın Dünya ve Türkiye’de yayılmasına değinilecektir.

 

Coğrafya Geçmişinin Araştırılması Dünyada Gelişiyor

Tarihi Coğrafya ismini ve geçmişin mekanlarını ile coğrafyasını inceleyen bir işlev olduğunu ilk kez Alman coğrafyacı Philipp Clüver bahsetmiştir[24]. 1700 senesinde Edward Wells’in Tarihi Coğrafya ismini yazmış olduğu eserinde ilk kez kullanmasına istinaden bu tarih, Tarihi Coğrafya bilimin kuruluş tarihi olarak kabul edilmiştir[25]. Tarihi Coğrafya bilimine aslında 1700 senesinden önce de rastlamamıza rağmen Tarihi Coğrafya adının kullanılmamasından ötürü bu tarih kuruluş tarihi olarak belirlenmiştir. Nitekim Heredot’un Nil Deltasının oluşumu ve Anadolu’daki kral yolunun istikametinden de bahsettiği ‘Historia’ adlı eseri ile İbn Haldun’un ‘Mukaddime’ adlı eserinde coğrafyanın insanlar üzerinde etkisi olduğunu belirten birden fazla örnek vardır ve bu örneklerde Tarihi Coğrafya’ya örnek olarak gösterilebilecekken sadece isminin kullanılmamasından ötürü kuruluş tarihi 1700 senesi olarak kabul edilmiştir.

Edwar Wells’in yayınlanan bu kitabından sonra Avrupa’da bu konu ile alakalı birden fazla eser çıkmış olmasına rağmen bu eserlerin konusu Hristiyanlık dini ve bu din ile ilgili konular olmuştur[26]. Nitekim bu eserlerin konuları genellikle üç semavi dinin kutsal gördüğü Kudüs şehrinin coğrafyası hakkında olduğu gibi aynı zamanda Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde bulundurduğu Anadolu coğrafyası da bu eserlerin konusu olmuştur. Bu durumda asırlar 1095 senesinden itibaren başlayan Haçlı ruhunun Avrupa’dan gitmediğini ve her daim tekerrür ederek devam ettiğini bizlere göstermekle beraber tarihi süreç içerisinde yaşanan olaylarda bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Tarihi Coğrafyanın ‘Klasik/Kuruluş Devri’ olarak bilinen ilk evresinin içerisinde oluşan durum yukarıda zikrettiğimiz gibidir.

Tarihi Coğrafya biliminin kuruluşu ile alakalı Heffernan şöyle demektedir:

‘20. yüzyıldan önce, ‘tarihi coğrafya’ terimi en az üç farklı entelektüel çabayı tanımlamak için kullanılıyordu: İncil’de ve ‘klasik’ Yunan ve Roma anlatılarında anlatılan coğrafyaların yeniden yaratılması; devletlerin ve imparatorlukların değişen sınırları ve sınırlarının ortaya çıkardığı ‘tarihin arkasındaki coğrafya’; ve coğrafi keşif ve keşif tarihidir.[27]

Hefferna’nın yukarıdaki yorumunu baz alarak tarihi coğrafyanın ilk olarak sınır belirleme ve keşif tarihi açısından kullanıldığını ve XX. yüzyıldan itibaren yeni bir amacının oluşumuna girilerek farklı bir boyuta eğildiğini bizlere göstermektedir. Nitekim ilk olarak tarihi coğrafyanın dini konular ve dini konular ile ilgili meseleleri konu edinmesinin de nedeni kısmen de olsa belirtmektedir.

İlerleyen süreçte XIX. yüzyıla gelindiği vakit coğrafyanın önemi yavaş yavaş anlanmaya başlanmış ve özellikle tarihi anlamanın en iyi yolunun coğrafyayı anlamak olduğu[28] fikri kabul edilmiş ve buna müteakiben XX. yüzyılda ise İngiltere’nin önderliğinde birçok ülkede üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlanmış[29] ve tarihi ile coğrafyanın ayrılamayacağı fikri benimsenmiştir.

Tarihi Coğrafyanın ‘Klasik/Kuruluş Devri’ aşamasında ve sonrasında özellikle coğrafyanın üniversitelerde öğretilen bir ders olmasıyla beraber aynı zamanda dini konuların ekseninden de çıkarak ülkeler ve bulundukları coğrafyalar hakkında eserler verilmeye başlanmış ve böylelikle 1920 senesine kadar sürmüş olan ‘Klasik/Kuruluş Devri’ aslında bir nevi hazırlık dönemi[30] olmuş ve sistemleşmesinin temelini oluşturmuştur. Kanaatimizce Tarihi Coğrafya bu evrede günümüzdeki sisteminin temelini oluşturmuş ve konu bakımından da belirli bir zümreyi ilgilendiren konulardan daha evrensel ve tüm insanlığı ilgilendirecek konulara geçiş yapılmıştır.  Bununla birlikte, görsel olarak etkileyici tematik haritacılık oluşturmak için tarihsel veri kaynaklarının dikkatlice analiz edildiği belirli bir metodoloji oluşturulmuş ve böylelikle haritacılıkta farklı boyutlara gitmenin önü de açılmıştır[31].

1920 senesinden itibaren ‘Modern Coğrafya Devri’ aşamasının temelini atmış olan Tarihi Coğrafya bilimi, 1930 senesine kadar bir nevi ‘Yeniden Yapılanma’ olarak niteleyebileceğimiz bir evre[32] geçirerek yukarıdaki paragrafta da bahsettiğimiz değişikliklerin hızlanması sağlanmıştır. Ayrıca 1930 senesinden itibaren kendi içinde üç evreye ayrılan Tarihi Coğrafya, ilk evresini 1930-1960 seneleri arasında jeomorfoloji eksenli bir tarihi coğrafya yazımı olarak, ikinci evresini 1960-1970 seneleri arasında deneysel eksenli bir tarihi coğrafya yazımı ve üçüncü evresinde ise 1970 senesinden günümüze kadar süren bir hümanist perspektif eksenli bir tarihi coğrafya yazımı olarak meydana gelmiştir[33]. Bu saydıklarımız evrelerin geneli ise 1930 senesinden itibaren başlamış ve 1970 senesinden günümüze kadar da gelen ‘Modern Coğrafya Devri’ aşamasını oluşturarak, Tarihi Coğrafyanın daha sistemli bir hale gelmesi, bu bilim ile alakalı araştırmaların artması ve coğrafyasız tarihin; tarihsiz coğrafyanın olmayacağı algısının tüm dünyada etkili olmasını sağlamıştır. 1922 senesinde Uluslararası Coğrafya Birliği’nin kurulması ile beraber 1976 senesine Moskova, 1980 senesinde Tokyo ve 1984 senesinde Paris’te gerçekleştirilen kongrelerde Tarihi Coğrafya olarak ayrı bir bölüm yer almıştır[34].

Tarihi Coğrafya bilimi ekseninde Batı Dünyasının bilimsel anlamda ciddi bir yol kat etmesi, geriden gelerek oldukça ilerlemesi ve gerisinde bulunduğu Doğu Dünyasını geçmesi kanaatimizce yine Doğu Dünyası sayesinde olmuştur. Zira Batı Dünyası kendi klasiklerini pagan inancı neticesinde değerlendirmesi ile başlayan süreçte Müslüman alimlerin bu eserleri Arapça ve Farsçaya tercüme etmesi ve İspanya’da kurulan Endülüs Emevileri ile bu eserlerin  Batı Dünyasına geri dönmesiyle beraber Batılıların kendi klasiklerini Arapça nüshalarından tanıyarak onları tekrardan kendi dillerine tercüme etmeleriyle beraber bir aydınlanma çağına girilmiştir. Bu aydınlanma çağı ile kilisenin de etkisini kırmayı başaran Batı Dünyası, ilerleyen süreçlerde Coğrafi Keşifleri gerçekleştirmiş ve bu keşifler içinde haritalara, coğrafi bilgilere gerek duymuşlardır.

Gerek duyulan bu haritaları ise Müslüman coğrafyacıların haritalarından da yararlanarak yeni haritalar ortaya koymayı başarmışlar[35] ve ilerleyen süreçte ekonomik anlamda bir refah seviyesine erişince de bilimsel anlamda daha da fazla ilerlemişlerdir. Nitekim farklı coğrafyalarda sömürgeler elde eden Batılılar, elde ettikleri coğrafyanın özelliklerini ve geçmişini öğrenmek içinde büyük bir uğraş vermişler ve yukarıda bahsettiğimiz coğrafyasız tarih; tarihsiz coğrafya olamaz anlayışı ile Tarihi Coğrafya bilimini bu amelleri doğrultusunda kullanmışlardır.

Coğrafya Geçmişinin Araştırılması Türkiye’de Gelişiyor

 Yukarıda verdiğimiz bilgiler neticesinde Batı Dünyasının bilimde ve Tarihi Coğrafya biliminde hangi şartlar altında ve nasıl geliştiklerine dair verdiğimiz malumatların farklı bir boyutu Doğu Dünyasını ve Türkiye yani Osmanlı Devleti’ni de etkilemiştir. Coğrafi Keşifler ve Sömürgecilikten olumsuz bir şekilde etkilenen Osmanlı, bilhassa ticaret yollarının işlevlerini kaybetmesi neticesinde ekonomik olarak ciddi anlamda bir gerileme yaşamıştır. Ekonomik anlamda gerileme yaşayan bir ülkede bilimsel faaliyetlerin de durması gayet doğaldır. Zira işleyen ticaret yollarında ticaretin dışında kültür ve bilgide taşınarak etrafa dağılması hasebiyle ticaret yollarının işleyişi durduğu anda bilgi alışverişi de durmaktadır. Bu durumda Doğu Dünyası bilimde ve birçok alanda Batı Dünyasının gerisinde kalmış ve adeta Batı ile karşılıklı bir yer değiştirme yapılmıştır.

Geri kalma nedeninden bahsedildikten sonra Doğu Dünyasının temsilcisi niteliğinde olan Osmanlı Devleti ve onun mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde yapılan Tarihi Coğrafya araştırmalarının birbiri ile paralel olduğu ve kronolojik bir sıra gittiğini belirtmekte fayda vardır.

Yaşadığımız bu topraklarda geçmişten bu yana Tarihi Coğrafya bilimine oldukça önem verilmiş ve birçok eser neşredilmiştir. Lakin Tarihi Coğrafya isminin kullanılmamasından ve bilimsel bir literatür ekseninde bir metot anlayışı geliştirilemediğinden ötürü bu alanda da Batı’ya göre oldukça geri kalınmış ve daha geç bir dönemde başlanmıştır[36]. Osmanlı dünyasında edebiyat anlamında Batı Dünyasından oldukça fazla çeviri yapıldığı sırada bazı aydınlarımız Tarihi Coğrafya adında basılan yabancı literatürdeki eserleri Türkçeye tercüme etmişlerdir. Bu aydınlarımızdan en önemlisi ise İbrahim Müteferrika’dır. Müteferrika Osmanlı’da ilk Müslim/Türk matbaasını 1727 senesinde açmasıyla beraber burada birçok coğrafya eseri basmıştır (Bunlardan biri 1729 senesinde yayınladığı ‘Kitab-ı Lügat-ı Vankulu’ adlı eserdir)[37].  Nitekim Müteferrika’nın bu eseri çeviri bir eser olmasından ötürü asıl dili Türkçe olmamasından ötürü ilkler arasına girememiştir. İbrahim Müteferrika’dan sonraki dönemde ise Şemsettin Sami’de Batı literatüründen yapmış olduğu çeviriler neticesinde tarihi coğrafya kelimesini öğrenmiş ve sürekli olarak kullanmıştır[38]. 1881 senesinde ise Yağlıkçızade Ahmet Rıfat, ilk defa Tarihi Coğrafyadan bahsedilen bir Türkçe ansiklopedik eser kaleme almasıyla[39] beraber Tarihi Coğrafya serüveni başlamıştır. Tarihi Coğrafya ismini taşıyan ilk kitap ise 1899 senesinde İonnis Kalfoğlu tarafından Grek harfleri ile Türkçe yazılmış eserdir[40]. Tarihi Coğrafya adıyla yazılmış ikinci eser ise 1918 senesinde Celal Nuri İleri tarafından kaleme alınmıştır[41].

Cumhuriyet Dönemine gelindiği vakit ise Tarihi Coğrafya ismiyle çalışma yapan ilk kişi Kadim tarihçilerimizden biri olan Zeki Velidi Togan’dır. Togan’ın bu konu ile alakalı yapmış olduğu ‘Türk İllerinin Tarihi Coğrafyasına Ait Derslere Methal’ adlı eseri 1928 senesinde yayınlanmış ve akabinde de 1932 senesinde ‘Azerbaycan Tarihi Coğrafyası’[42] adlı makalesini yayınlayarak bu alanda bir tarihçi olarak eserler vermeyi ihmal etmemiştir. Aynı zamanda genç tarihçilere araştırma metotlarını öğretmek için Tarihte Usül adlı eseri kaleme alan Togan, tarihi coğrafya için şöyle demiştir:

‘Tarihçiler için bilhassa tarihî coğrafya ve tarihi atlaslar mühimdir[43].’, ‘Tarihî coğrafyaya ait eserlerden Türk hâkimiyetiyle ilgili olanları[44].’

 Tarihi Coğrafya bilimi ile coğrafyacılar dışında bir de özellikle arkeologlar ilgilenmişlerdir. Özellikle ülkemizde yapmış olduğu kazılar ve Antikçağ eserlerini incelemesi neticesinde A. M. Mansel’in 1948 senesinde ilk baskısını yapan ‘Türkiye’nin Arkeolojik, Epigrafi ve Tarihi Coğrafyası İçin Bibliyografya’ adlı eseri bu alanda ilk olma özelliğini koruduğu gibi[45] aynı zamanda bizim de metin içerisinde kullanmış olduğumuz ve Veli Sevin tarafından kaleme alınan ‘Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I’ adlı eseri de bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Günümüze doğru geldiğimiz vakit İslam coğrafyacılarının kitaplarını Arapça’dan dilimize kazandıran Ramazan Şeşen[46], ülkemizin sayılı Arapça dili uzmanlarından olmasının yanında aynı zamanda uzman tarihçilerinden de biridir. En son baskısını Bilge Kültür Sanat Yayınlarından yapan ‘İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri’ adlı eserinde İslam coğrafyacıların Türklerin yaşadıkları bölgelerden nasıl bahsettiklerini kaleme almıştır. Selçuk Üniversitesinin çıkarmış olduğu Selçuklu Araştırmaları Dergisi/Selçuk University Journal of Seljuk Studies adlı dergi 2020 senesinde çıkarmış olduğu 12.sayısını                              Prof. Dr. Ramazan Şeşen Özel Sayısı olarak hocaya ithaf etmiştir. Bu sayının içerisinde Ramazan Şeşen’in asistanlığını yapmış olan Aydın Usta’nın kaleme almış olduğu               ‘Hocam Prof. Dr. Ramazan Şeşen’ adlı yazıda[47] ise Ramazan Şeşen’in bugüne kadar neşretmiş olduğu tüm eserleri bir liste halinde bulmakta mümkündür.

Son olarak ise ülkemizde Tarihi Coğrafya konusunda araştırmalar yapmaya, eserler vermeye ve öğrenciler yetiştirmeye devam eden Osman Gümüşçü’nün yapmış olduğu çalışmalar ülkemizde ilk defa kapsamlı bir şekilde Tarihi Coğrafya konusun ele alındığı göstermektedir[48].

Gümüşçü’nün kaleme almış olduğu ve bizim de bu makaleyi kaleme alırken kullanmış olduğumuz eserleri muhtevası bakımından Tarihi Coğrafyanın geçmişini, ortaya çıkışını, literatürünü, metotlarını, araştırma kaynakları vb. gibi konuları anlatırken aynı zamanda da coğrafya ve tarih gibi sosyal bilimlerin iki mühim kolu olan bilimler hakkında da bilgiler vererek aynı zamanda Tarihi Coğrafya ile olan ilişkilerini de değinmeyi ihmal etmemiştir.

Sonuç

Tarihi Coğrafya biliminin geçmişine, ortaya çıkışına, gelişmesine, bu bilim ile alakalı yazılmış yerli ve yabancı kaynaklara, tarih ve coğrafya ile olan ilişkilerine ve çeşitli tanımlarına bu makalede yer verilmiştir. Tarihi Coğrafyanın önemi hakkında birkaç kelam edecek olursak eğer tarihsiz coğrafya; coğrafyasız tarih olmayacağı düsturu ile hareket ederek bir nevi İnsanlığın Serüveni olan tarih bilimini ve bu bilime şahitlik ederek hem etkilenen hem de etkileyen coğrafya bilimini bilmeden tarihi olayların daha iyi anlaşılması sağlanamayacağı gibi aynı zamanda gerçek bir tarihçi de olunamaz.

 

Dipnotlar:

[1] Ahmet, ŞİMŞEK, ‘Giriş ya da Heredotos’tan Bugüne Tarihyazımına Kısa Bir Bakış’, TÜRKİYE’DE TARİH YAZIMI, ed. Vahdettin ENGİN, Ahmet ŞİMŞEK, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017, s.1.

[2] Mübahat S., KÜTÜKOĞLU, ‘TARİH ARAŞTIRMALARINDA USUL’, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017, s.3, Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘TARİHİ COĞRAFYA’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2016, s.59.

[3] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘COĞRAFYA’YA DAVET’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017, s.229.

[4] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.15.

[5] Hatice, GÜLER, ‘Ortaçağ İslâm Dünyası Coğrafî Eserlerine Genel Bakış: El-Ömerî ve Eseri Mesâliku’l-Ebsâr Örneği’, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017, C.III, S.17, s.90-101.

[6] Murat, TANRIKUL, ‘HARİTA’YA DAVET’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017, s.33,34.

[7] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.77.

[8] Murat, TANRIKUL, ‘a.g.e’, s.48.

[9] İbrahim, KALIN, ‘İSLAM VE BATI’, İsam Yayınları, İstanbul, 2007, s.33.

[10] Ramazan, ŞEŞEN, ‘İSLAM MEDENİYETİ TARİHİ’, İsar Vakfı Yayınları, İstanbul, 2012, s.167.

[11] Merry E. Wiesner, HANKS, ‘ERKEN MODERN DÖNEMDE AVRUPA 1450-1789’, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s.73.

[12] https://archives.history.ac.uk/makinghistory/resources/articles/historical_geography.html (Hefferna’nın yazısı internette bir blog sayfasında yayınlanmasından ötürü yazının yayınlandığı blog sayfasının linki koymanın daha iyi olacağı düşünülmüştür.)

[13] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.165.

[14] Osman, GÜMÜŞÇÜ, Çetin, ŞENKUL, Hasan Hüseyin, YILMAZ, ‘TEMELLERİ GELİŞİMİ VE YAPISIYLA TARİHİ COĞRAFYA’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2014, s.322.

[15] Murat, AĞARI, ‘İSLAM COĞRFYACILIĞI VE MÜSLÜMAN COĞRAFYACILAR DOĞUŞU GELİŞİMİ VE TEMSİCLİLERİ’, Kitapevi Yayınları, İstanbul, 2002, s.XXXVIII.

[16] Adnan, ESKİKURT, ‘TARİHÎ COĞRAFYA ÇALIŞMALARININ METODOLOJİSİ KONUSUNDA GENEL BİR DEĞERLENDİRME’, Marmara Coğrafya Dergisi S.11, Ocak- 2005, İstanbul, s.39-64.

[17] https://www.academia.edu/9282641/Tarihi_Co%C4%9Frafyaya_Dair_ (Alıntı yapmış olduğumuz bu metin yazarın kendi ders notlarından oluşması ve hiçbir dergide yayınlatmış olmamasından ötürü metni bulduğumuz internet sitesinin linkini koymanın daha iyi olacağını düşündük.)

[18] Veli, SEVİN, ‘ANADOLU’NUN TARİHİ COĞRAFYASI I’, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2019,          s.8-13.

[19] Adnan, ESKİKURT, ‘TARİHÎ COĞRAFYA’NIN SELÇUKLU TARİHİ ARAŞTIRMALARINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ’, Selçuklu Tarihçiliğinin Temel Meseleleri, ed. Mehmet Ali HACIGÖKMEN, Muharrem KESİK, Osman KUNDURACI, Sefer SOLMAZ, Zehra ODABAŞI, Selçuklu Araştırma Merkezi Yayınları, Konya, 2019,                s.577-595.

[20] George Adam, SMITH, ‘THE HISTORİCAL GEOGRAPHY OF THE HOLY HİSTORİCAL’, Herder and Stoughton, London, 1984, s. XIV.

[21] Ian D., CLARK, ‘AN HİSTORICAL GEOGRAPHY OF TOURİSM İN VİCTORİA, AUSTURALİA-CASE STUDİES’, De Gruyler Open, Berlin, 2019, s.6.

[22] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘TARİHİ COĞRAFYA VE KÜLTÜREL MİRAS’, ERDEM, Aralık 2018; Sayı: 75,                 s.99-120.

[23] David, FEDMAN, Cary, KARACOS, ‘A CARTOGRAPHİE FADE TO BLACK: MAPPİNG THE DESTRUCTİON OF URBAN JAPAN DURİNG WORLD WAR II’, Journal of Historical Geography, S. 38,           s.306-328.

[24] https://www.academia.edu/9282641/Tarihi_Co%C4%9Frafyaya_Dair_

[25] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.200,201.

[26] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.201.

[27] https://archives.history.ac.uk/makinghistory/resources/articles/historical_geography.html

[28] https://www.britannica.com/science/historical-geography

[29] https://www.britannica.com/science/historical-geography

[30] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.241.

[31] https://archives.history.ac.uk/makinghistory/resources/articles/historical_geography.html

[32] https://archives.history.ac.uk/makinghistory/resources/articles/historical_geography.html

[33] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.202,203,204.

[34] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.206.

[35] Rüştü, ILGAR, ‘KARTOGRAFİK VERİLER İLE ORTA ÇAĞ KARANLIĞINDA AYDINLIK COĞRAFYA v

VE ÇEVRESEL GEZİ GÖZLEM ÇALIŞMALARI’, Sosyal Bilimler Dergisi, C.7, S.2, 2017, s.192-209.

[36] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘TÜRKİYE’DE TARİHİ COĞRAFYA LİTERATÜRÜ’, Türkiye Araştırmaları Literatür Derisi, C.17, S.33, 2019, s.105-158.

[37] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.156.

[38] https://www.academia.edu/9282641/Tarihi_Co%C4%9Frafyaya_Dair_

[39] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.208.

[40] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.262.

[41] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.263. Aynı zamanda bu çalışmada coğrafya tabirinin bir Türk tarafından ilk kez kullanılmıştır (Coğrafyay-ı Tarihi Mülk-i Rum).

[42] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.216, Azerbaycan Yurt Bilgisi Dergisi, S.I, s.35-48.

[43] Zeki Velidi, TOGAN, ‘TARİHTE USÜL’, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019, s.243.

[44] Zeki Velidi, TOGAN, ‘a.g.e’, s.246.

[45] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.261.

[46] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.217.

[47] Aydın, USTA, ‘HOCAM PROF. DR. RAMAZAN ŞEŞEN’, Selçuklu Araştırma Dergisi, S.12, 2020, s.1-10.

[48] Osman, GÜMÜŞÇÜ, ‘a.g.e’, s.220.

 

 

BİBLİYOGRAFYA

AĞARI, Murat, ‘İSLAM COĞRFYACILIĞI VE MÜSLÜMAN COĞRAFYACILAR DOĞUŞU GELİŞİMİ VE TEMSİCLİLERİ’, Kitapevi Yayınları, İstanbul, 2002.

CLARK, Ian D., ‘AN HİSTORICAL GEOGRAPHY OF TOURİSM İN VİCTORİA, AUSTURALİA-CASE STUDİES’, De Gruyler Open, Berlin, 2019.

ESKİKURT, Adnan, ‘TARİHÎ COĞRAFYA ÇALIŞMALARININ METODOLOJİSİ KONUSUNDA GENEL BİR DEĞERLENDİRME’, Marmara Coğrafya Dergisi S.11, Ocak- 2005, İstanbul, s.39-64.

ESKİKURT, Adnan, ‘TARİHÎ COĞRAFYA’NIN SELÇUKLU TARİHİ ARAŞTIRMALARINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ’, Selçuklu Tarihçiliğinin Temel Meseleleri, ed. Mehmet Ali HACIGÖKMEN, Muharrem KESİK, Osman KUNDURACI, Sefer SOLMAZ, Zehra ODABAŞI, Selçuklu Araştırma Merkezi Yayınları, Konya, 2019, s.577-595.

FEDMAN, David, KARACOS, Cary,  ‘A CARTOGRAPHİE FADE TO BLACK: MAPPİNG THE DESTRUCTİON OF URBAN JAPAN DURİNG WORLD WAR II’, Journal of Historical Geography, S. 38, s.306-328.

GÜMÜŞÇÜ, Osman, ‘TARİHİ COĞRAFYA’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2016.

__________, ‘COĞRAFYA’YA DAVET’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017.

__________, ŞENKUL, Çetin, YILMAZ, Hasan Hüseyin, ‘TEMELLERİ GELİŞİMİ VE YAPISIYLA TARİHİ COĞRAFYA’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2014.

__________, ‘TARİHİ COĞRAFYA VE KÜLTÜREL MİRAS’, ERDEM, Aralık 2018; Sayı: 75,                 s.99-120.

__________,‘TÜRKİYE’DE TARİHİ COĞRAFYA LİTERATÜRÜ’, Türkiye Araştırmaları Literatür Derisi, C.17, S.33, 2019, s.105-158.

GÜLER, Hatice, ‘Ortaçağ İslâm Dünyası Coğrafî Eserlerine Genel Bakış: El-Ömerî ve Eseri Mesâliku’l-Ebsâr Örneği’, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017, C.III, S.17, s.90-101.

HANKS, Merry E. Wiesner, ‘ERKEN MODERN DÖNEMDE AVRUPA 1450-1789’, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019.

ILGAR, Rüştü, ‘KARTOGRAFİK VERİLER İLE ORTA ÇAĞ KARANLIĞINDA AYDINLIK COĞRAFYA VE ÇEVRESEL GEZİ GÖZLEM ÇALIŞMALARI’, Sosyal Bilimler Dergisi, C.7, S.2, 2017, s.192-209.

KALIN, İbrahim, ‘İSLAM VE BATI’, İsam Yayınları, İstanbul, 2007.

KÜTÜKOĞLU, Mübahat S., ‘TARİH ARAŞTIRMALARINDA USUL’, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017.

USTA, Aydın, ‘HOCAM PROF. DR. RAMAZAN ŞEŞEN’, Selçuklu Araştırma Dergisi, S.12, 2020, s.1-10.

SMITH, George Adam, ‘THE HISTORİCAL GEOGRAPHY OF THE HOLY HİSTORİCAL’, Herder and Stoughton, London, 1984, s. XIV.

SEVİN, Veli, ‘ANADOLU’NUN TARİHİ COĞRAFYASI I’, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2019.

ŞEŞEN, Ramazan, ‘İSLAM MEDENİYETİ TARİHİ’, İsar Vakfı Yayınları, İstanbul, 2012.

ŞİMŞEK, Ahmet, ‘Giriş ya da Heredotos’tan Bugüne Tarihyazımına Kısa Bir Bakış’, TÜRKİYE’DE TARİH YAZIMI, ed. Vahdettin ENGİN, Ahmet ŞİMŞEK, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017.

TANRIKUL, Murat, ‘HARİTA’YA DAVET’, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017.

TOGAN, Zeki Velidi,‘TARİHTE USÜL’, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019.

https://www.academia.edu/9282641/Tarihi_Co%C4%9Frafyaya_Dair_

https://archives.history.ac.uk/makinghistory/resources/articles/historical_geography.html

https://www.britannica.com/science/historical-geography

 

Comment here