EdebiyatTarih

Edebiyatımızda Bir İhtilâl: “Tanzimat”

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Mücahit Kılıç

İçerisinde şiirden hikayeye, efsanelerden masallara birbirinden farklı unsurları barındıran edebiyat kurumu şüphesiz ki gelişime ve değişime son derece açıktır. İnsan ürünü olan edebiyatın insanlar ve toplumlardaki değişime paralel bir seyir izlemesi eşyanın bir gereğidir. Bu değişimi sınırlı bir zaman dilimi içerisinde ele alacağım.

Hududunu Tanzimat Dönemi ile çizdiğim değişime ilk olarak tarih penceresini açarak başlıyorum. Tanzimat adı verilen dönem yahut fikrî akım Osmanlı Devleti’ni başta siyasî olmak üzere pek çok alanda bir değişime doğru sürükledi. Bize bu yazıda düşen elbette işin edebiyat boyutudur.

Anadolu’ya yerleşen ve İslâmiyet’in de etkisiyle Asya’dan getirdiği kültürü ve edebiyatı değişime uğrayan biz Türkler, benzer değişimi 19. asırda tekrar yaşadık. Bu kez istikamet Batı idi. Batı’da yükselen teknoloji ve pozitivist anlayış ile yeni bir devrin kapısı açıldı. Fransız İhtilâli ile başlayan romantik süreç aynı etkiyi edebiyata da yansıttı ve edebiyat coşkunluğun beslendiği en nadide kaynaklardan biri haline geldi. Rousseau’nun açtığı yolu bizde Namık Kemal devam ettirdi. Pozitivistlere Beşir Fuad bayraktarlık yaptı. İbrahim Şinasi tiyatrosu ile değişimde büyük rol oynadı. Yeni türler edebiyatımıza etki etmeye başladı. Hemen birkaç çarpıcı örnek verelim. Şinasi, divan şiirinin yegâne türlerinden biri olan kasidelerin klasik formunu Mustafa Reşid Paşa’ya yazdığı kasideye methiye ile başlayarak alt üst etti. Üzerine bir de Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi eklenince büyük bir değişimin kaçınılmazlığı anlaşıldı. Artık tabiri caizse sekerât’ül mevt halinde olan divan şiirine son darbe iniyordu. Namık Kemal’in Celal Mukaddimesi’nde alaya aldığı ve yerden yere vurduğu divan şiiri o dönemde biçim olarak olmasa da içerik olarak yok olmaya başlamıştı. Namık Kemal’e göre cadılar ülkesine benzeyen divan şiiri içeriğini değiştirmeye mahkumdu. Ulaşılmaz sevgililere yazılan şiirler onun eliyle vatan adı verilen sevgiliye yazılmaya başladı.

Son ve belki de en güzel örneğini Şeyh Galib ile veren mesneviler de uzunluk ve hacim olarak çok benzediği ancak şekil olarak zıt olduğu bir türle karşılaştı. O tür şüphesiz romandı. Ahmet Mithat başta olmak üzere dönemin birçok edibi romanı çok sevdi ve benimsedi. Teknik açıdan başarısı tartışılsa da ortaya çıkan niceliğe bakılınca artık mesnevilerin de pabucu dama atılmıştı.

Yeni türler yeni konularla birlikte geliyordu. Modern tiyatro edebiyatımıza girerken evlilik müessesine istihza ile yaklaştı. Roman gelirken umumiyetle baba parası yiyen züppe tipini getirdi. Gazeteler hararetli tartışmaları doğurdu. Artık Türk edebiyatı dönülmez akşamların ufkuna çoktan yelken açmıştı. Toplumda yaşanan aksaklıkları asırlar önce hikemî gazelleriyle ve mesnevileriyle anlatan Nâbî’nin yerini Ahmet Mithat’ın Felatun Bey ile Rakım Efendi’si aldı. Yine Namık Kemal İntibah ile toplumda yaşandığını düşündüğü sorunları işledi. Sadullah Paşa 19. Asır adlı şiiriyle kendi beldelerini adeta yerden yere vurdu. Devir artık “yeni” olanın devriydi. Hatta bu değişim öyle hararetliydi ki Namık Kemal Ziya Paşa’nın divan şiirini övdüğü Harabat’ına “Bizim gömmeye çalıştığımız eski şiiri yeniden diriltmeye çalışıyorsun.” tepkisini vermiştir.

Yukarıda verilen ve biraz daha derine inilse onlarcasının da açığa çıkacağı misallerden de anlaşılacağı üzere edebiyatımızda adeta bir ihtilâl gerçekleşmiştir. Mesnevi yerini romana, halk tiyatroları modern tiyatroya, sevgili ve onun mahallesi yerini vatan ve hürriyete bıraktı. Elbette ilerleyen dönemde bu iklimde de değişim oldu ancak Tanzimat Dönemi, Meşrutiyet Devri yahut Abdülhamid Devri adı da verilen edebiyat asırlarca süren bir filme son vermiştir. Edebiyatımız her alanda olacağı gibi payına düşen değişimi de alacaktır. Önemli olan değişimi gelişerek gerçekleştirebilmektir. Yahya Kemal’in “Kökü mâzîde olan âtîyiz.” düsturunu benimseyebilmek dileğiyle.

Comments (2)

  1. İstibdat dönemlerinde ulusal ve yerel basına yönelik baskı,sindirme vs. politik eylemlere yönelik olaylar/durumlar olmuştu.
    1- Tanzimat yazarları o istibdat dönemlerinde hangi hukuksuz ve politik olaylarla/durumlarla karşılaşmışlardır?
    2-Bu olaylar sonrasında nasıl çözümlenmiş ve üstesinden gelinmiştir?

    İyi çalışmalar.

  2. Öncelikle 2. Abdülhamit Dönemi ile ilgili bir kaynak önerisiyle başlayayım. Yılmaz Öztuna merhumun 2. Abdülhamit Dönemi’ni anlattığı eserini tavsiye ederim. İlk sorunuza cevap vermek gerekirse Namık Kemal başta olmak üzere ilk dönem sanatçıları eleştirilerini sert biçimde yapmaya çalışmışlardı ancak bu eleştiriler ekseriyetle yurtdışı (Londra, Paris, Malta) kaynaklı yayınlarla yapılmıştır. Vatan Yahut Silistre oyunu sonrası yaşanan atmosfer sonucu sansür. Vatan ve hürriyet gibi kelimelere dahi yapılan sansürleri örneklendirebiliriz. Zaten daha sonra 2. Abdülhamit’in tam yetkili yönetiminde Abdülhak Hamit gibi isimlerin hiç etliye sütlüye karışmadığını görmekteyiz.

    İkinci sorunuza gelirsek olayların çözüme kavuşması gibi bir durum olmamıştır. 1909 yılına kadar tam otoriter bir yönetim ile tüm yayınlar denetimden ve yeri geldiğinde sansürden geçmiştir. 1909 sonrası yaşanan geçici bir özgürlük havasında yayıncılar adeta deli dana gibi kaliteli kalitesiz binlerce eser ortaya koydu. Sonra bir kısım şair ve yazarlar bu kez de o dönemden şikayet etmeye başladı. Yine o dönemde de İttihat ve Terakki aleyhine yazılan yazıların da sansüre uğradığı aşikar. Aslında bu bizim belki de hala devam eden problemimiz diyebiliriz. Belki de hiçbir zaman da çözülemeyecek.

Comment here