BiyografiOrtaçağTarih

Doğu Roma İmparatoru Herakleios ve Dönemi

Bu makaleyi 37 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen

Babası Kartaca valisi Herakleios, ile aynı ismi taşımaktadır. Annesinin ismi ise Epiphania’dır. 575 yılında bugünkü Ermenistan civarından dünyaya gelmiştir. Herakleios’un fiziksel görünümü; güçlü, göğüs kafesi geniş, saçları altın sarısı, gözleri mavi ve gür sakallı şekilde tasvir edilmiştir. Ayrıca iyi eğitim almış, kültürlü ve astroloji bilgisi olduğu da bilinmektedir. Baba Herakleios, Mavrikios’un devrinde sırasındaki seferlerinin ardından 595 yılında magister militum per armeniam olarak görev yapmıştır. Babasının bu seferleri sırasında oğul Herakleios’un babası ile seferlere katılıp katılmadığı bilinmemektedir. Maalesef Herakleios’un gençlik yılları ile ilgili ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Baba Herakleios, imparator Mavrikios’un tesis ettiği eksarhlık düzeni gereği sivil ve askeri yetkilerle 600 veya 602 yılında merkezi Kartaca olan Afrika genel valiliğine atanmıştır.[1]

İmparator Justinianus’un ölümüyle yerine yeğeni II.Justinos (565-578) tahta çıktı. Bu dönemde İran’la savaş yeniden başladı. Ancak Maurikios (582-602) döneminde Bizans lehine olan bir antlaşma ile sona erdi. Lombardlar’ın İtalya’ya girişi ile yarımada işgal edildi. Devletin elinde yalnızca birkaç kıyı şehri kalmıştı. İran ile savaşı bitiren Maurikios döneminde Avarlar sürekli sınırlar ihlal etti ve sonunda Selanik’i tahrip ettiler. Avarlar Tuna’nın diğer yakasına püskürtüldüler. Ancak orduda çıkan isyanla Maurikios öldürüldü yerine Phokas askerler tarafından tahta oturtuldu (602-610). Devri anarşi ve istikrarsızlık ile geçerken Sasani orduları Suriye, Filistin ve Anadolu’yu işgal ettiler. [2] Öyle ki anarşi dolu yılların üstüne bir de bu toprak kayıpları eklenince Phokas’ın otoritesi ciddi anlamda sarsılmıştı. Phokas’a karşı ayaklanan Afrika eksarhı Herakleios, yeğeni Niketas’ı Konstantinopolis’in tahıl ambarı olan Mısır üzerine gönderdi ve Niketas burayı ele geçirdi. Öte yandan oğlu Herakleios’un kuvvetleri Kıbrıs’ı ele geçirdi ve 610 yılında patrik Sergios Yeşiller hizbinin de desteği ile şehre girdi. Phokas öldürüldü ve Afrika eksharhının oğlu Herakleios imparatorluk tacı giyerek tahta çıktı.[3]

Herakleios’un İlk Yılları ve İmparatorluğun Durumu

Herakleios’un tahta çıktığı sırada devlet ekonomik anlamda çökmüş vaziyetteydi, hazine de harcama yapacak para bulunmuyordu. Hazine de para olmadığı ücretli asker toplamaya dayanan ordu sistemi işlerliğini yitirmişti. Batıda Slavlar ve Avarlar özgürce hareket ediyor ve devletin Balkanlarda ki arazisine saldırıyorlardı. Doğuda ise Sâsânîler yaptıkları akınlarla Anadolu’nun içlerine kadar uzanmışlardı.  Avar kitleleri Balkan yarımadasından Adriyatik kıyılarına ve Ege sahillerine kadar yağma ve tahribat yapmakta idi. Slav kitleleri ise Balkanlara kuvvetle yerleşiyor ve özellikle Selanik üzerine çok şiddetli akınlar düzenliyorlardı.

Öte yandan doğu Sâsânîler tarafından ciddi bir şekilde tehdit altındaydı.[4] 613 yılında imparatorluk ordusu Antakya’da ağır bir yenilgi aldı ve Sâsânî kuvvetleri Şam’ı ele geçirip Suriye’yi hakimiyetleri altına aldılar. Ardından kuzeye doğru ilerlediler ve Tarsus kentini ele geçirdiler. Armenia bölgesinde ki hakimiyetini de kaybeden Bizans için en sarsıcı darbe 614 yılında kutsal şehir kabul edilen Kudüs’ün kaybedilmesi oldu. Yirmi günlük bir muhasaranın ardından şehre giren Sâsânî ordusu şehri yağmalayıp Hıristiyanlara ait kutsal mekanları tahrip ettiler ve çok ciddi katliamlarda bulundular. Hıristiyanlığın en değerli sembollerinden olan Kutsal Haç’ı başkentlerine götürdüler. Doğu eyaletlerinin kaybedilmesinde burada yaşayan halkın dini inanç olarak Nasturi ve Monofizit öğretilere bağlı olduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır.

Halk devlet tarafından sürekli tahakküm altında olduğundan Sâsânî hakimiyetini Bizans hakimiyetine tercih ettikleri söylenebilir. Sâsânî saldırları yalnızca Suriye ve Filistin’le kalmadı. Ordunun bir kısmı Kadıköy’ü ele geçirip Üsküdar’a kamp kurdu. Diğer bölümü ise 619 yılında Mısır’ı işgal etti.  Mısır’ın kaybı imparatorluk için oldukça sarsıcı olmuştur. Çünkü Mısır başkentin tahıl ambarıydı. [5]  Bütün bu gelişmelerin üzerine İmparator Herakleios başkenti Konstantinopolis’ten Kartaca’ya taşımayı dahi düşünmüştür ancak patrik Sergios ve halkın karşı çıkması üzerine bu düşüncesinden vazgeçmiştir.[6]  İmparator bundan sonra devletin içine düştüğü askeri ve idari buhrandan çıkmak için birtakım reformlara ve düzenlemelere başvurmaya karar vermiştir.

Herakleios’un İdari Düzenlemeleri

Devleti içerisinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için imparator Herakleios bir takım askeri ve idari düzenlemelere başvurmuştur. Bu düzenlemelerle Bizans ordu ve idare sistemini temelden değiştiren themalar ortaya çıkmıştır. Sâsânî harekâtından etkilenmeyen Anadolu arazisi askeri themalara taksim edilmiş ve böylece Bizans eyalet idaresinde yüzyıllar boyu kalıcı olacak sistem ortaya çıkmıştır. Thema’lar, Ravenna ve Kartaca eksarhlıkları gibi tamamen askeri mahiyette idare birlikleridir. Bu thema’ların başında askeri ve sivil yetkilerle görevlendirilmiş strategos’lar bulunur. Bu düzen askeri birliklerin Anadolu’daki bölgelere iskân ettirilmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Thema kelimesinin kolordu manasına gelir ve sonradan bu yeni askeri bölgelere ad olarak kullanılmıştır. Thema müessesi devleti güven vermeyen yabancı paralı birliklere mecbur olmasından kurtarmıştır.

Aynı zamanda bu paralı askerler çok pahalıya mal oldukları için ekonomide de gözle görülür bir rahatlama sağlanmıştır. Themalara yeni asker ihtiyacı da bölgeden sağlanmıştır. Toprağa bağlı asker köylülerden bu ihtiyaç karşılanmıştır. Bu askerler çağrı olduğu vakit donatılmış şekilde ve bir at ile sefere katılmakla mükellefti.[7] Böylece Anadolu’da dört thema meydana geldi. Bunlar; Opsikion, Armeniakon, Anatolikon ve Kibyrraioton themaları idi. Kısaca bu müessesenin en belirgin özelliği bölgeye yerleştirilen askere toprakları verilmesiydi. Bu sistem kuvvetli bir yerel ordunun oluşmasına zemin hazırlamış ve uzun yıllar Bizans ordusunun temel direği olmuştur.[8]

Sâsânîler’le Mücadeleler

İmparator Herakleios idari düzenlemeleri yaptıktan sonra Sâsânîler’e karşı sefere çıkmaya karar verdi. Ancak imparatorluk hazinesi bitap durumdaydı. Herakleios bu durumu gidermek için kiliseye başvurdu. Çare olarak Konstantinopolis ve eyaletlerde bulunan kiliselerin değerli mallarına el koydu. Büyük miktarda altın ve gümüş para elde etti. Ardından İstanbul önlerine kadar gelen Avarlarla 619 yılında yapılan barış antlaşması ile imparator yüzünü tamamen doğuya dönmüş oluyordu. Seferin maliyetini tertip ettikten sonra kaybettiği toprakları özellikle de Kudüs’ü ele geçirmek için 622 yılında Anadolu’ya hareket etti. Gerek patrik Sergios’un bu sefer için bütün mali koşullar için destek vermesi gerek Bizans ordusunda askerlerin yürüyüş sırasında İsa’nın tasvirini taşıması bakımından bu sefer sonraki nesiller için “ilk haçlı seferi” olarak kabul edilmiştir. Bu seferin bir başka özelliği ise Büyük Theodosius’tan sonra ordusunun başında sefere giden ilk imparatorun Herakleios olmasıydı.[9]

Herakleios ilk olarak Armenia bölgesinde Sâsânî kumandanı Şahrbaraz’ın ordusu ile karşılaştı ve bölgeyi Sâsânî işgalinden kurtardı. Yapılan savaştan sonra Konstantinopolis’te artan Avar tehlikesi baş gösterince imparator Konstantinopolis’e geri döndü ve Avarlara verdiği haracın miktarını artırarak bu tehlikeden kurtulmuş oldu. Ardından tekrar Armenia bölgesine dönen imparator Dvin gibi birçok Sâsânî kentini ele geçirdi. II. Hüsrev’in tahtının bulunduğu Ganzak şehri ele geçirildi. Şehrinin düşmesiyle II. Hüsrev, Bizans ordusuna yakalanmadan kaçma fırsatı buldu. Şehrin tamamını kısa bir süre içerisinde ele geçiren Bizans ordusu Ganzak’ı yağmalayıp tahrip ederek buradan ayrıldı. Özellikle Kutsal Haç’ın Sâsânîler tarafından kaçırılmasına misilleme yapmak isteyen Bizans ordusu, Zerdüşt ateşe vererek yaktı. [10]

626 yılına gelindiğinde Herakleios’un ilerlemesini başkentten gelen kötü haber durdu. Öyle ki, tekrar hücuma geçen Sâsânî ordusunda Şahin adlı kumandan Armenina üzerinden, Şahrvaraz ise Kilikya’dan Konstantinopolis’e karşı harekete geçti. Bu saldırı hareketi Avarlarla eş zamanlı olarak planlanmıştı. Avar kağanı, Balkanlardan Avar, Slav, Bulgar, Gepid kavmi ile beraber 30.000 kişilik ordusuyla 626 Haziran sonunda Konstantinopolis önlerine gelmişti.[11]  Herakleios Anadolu’da Şahin’in kuvvetlerini mağlup etse de Şahrvaraz ve Slavlarla takviye edilmiş Avar kuvvetleri Khalkedon’a çoktan kamp kurmuşlardı. Avarlar şehri karadan ve denizden kuşattı. Ancak başkentin tecrübeli muhafızları bütün saldırıları bertaraf etti. Özellikle Patrik Sergios’un gayretleriyle dini bir amaç uğruna birlik sağlandı ve halkın morali yüksek tutuldu.

En şiddetli darbe Miriadron (Edirnekapı) ve Topkapı arasındaki surlara yapıldı. Fakat sağlam surlar karşısında Avar ordusu hiçbir olumlu sonuç elde edemedi. Ayrıca bu kuşatmada Avarların kuşatma kuleleri kullandıklarını bilinmektedir ve bu kulelerin yaptığı taarruz “Grek ateşi” ile önlenmiştir. 10 Ağustos’ta kazanılan deniz zaferinden sonra Avar ordusu geri çekildi. Şahrvaraz ise birlikleriyle Suriye’ye geri döndü. Kuşatmanın başarısız olmasında müttefiklerin boğazı geçecek gemi sıkıntısı çektikleri söylenmelidir. Böylece Herakleios elde ettiği başarı sayesinde Sâsânîler karşısındaki baskısını arttıracaktı.[12]

Bu zafer toplumda derin izler bırakmış ve “Büyük Perhiz’in 5. haftasındaki cuma günü” bayram ilan edilmişti. Aynı zamanda kiliselerde yapılan ayinlerde söylenen “Akathistos” ilâhisininin Avar kuşatmasıyla ilgili olduğu anlaşılmıştır. Bu kuşatmadan sonra Avarlar nüfuzlarını büyük ölçüde kaybederek zayıflamışlar ve yıkılma evresine girmişlerdir.[13] Avar siyasi teşekkülünün zayıflamasıyla bölgede Samo idaresindeki ilk büyük Slav devleti kurulacaktı.[14] Ayrıca Avarların nüfuzlarının azalmasıyla bölgede görünmeye başlayan Hırvat ve Sırplara Hıristiyan olmaları koşulu ile topraklar verildi ve bölgenin bugünkü etnik yapısının temelleri atıldı.[15]

Konstantinopolis kuşatmasının ardından Herakleios dikkatini Kafkaslar’da nüfuzu gitgide artan Göktürk bakiyesi bir Türk boyuna yöneltmişti. İmparator, Bizans kaynaklarında adı Ziebel olarak geçen Göktürk hanedan üyesi ile temas kurmuş ve onu müttefik olarak güneye davet etmişti. Komutan Ziebel Herakleios ile görüşerek Batı Göktürk Hükümdarı T’ung Yabgu’nun izniyle ittifak anlaşmasını kabul etti. Yabgu, Herakleios’a 40.000 kişilik yardımcı kuvvet göndereceğine söz verince imparator bu ittifakın nişanesi olarak kızı Epiphania’yı Hazar Yabgusu ile evlendireceğine dair söz verdi. [16]Zeibel ve ordusu 630 yılına kadar Bizans ordusu ile bölgede etkin bir şekilde savaşmıştır. [17] İmparator 627 yılında Zagros dağlarını aşıp eski bir şehir olan Ninova yakınlarında Sâsânî ordusu ile çarpıştı.

Bu savaştan zafer elde eden Herakleios için Sâsânî başkenti Ktesiphon’a giden yol açılmış oluyordu. Bu başarılı savaşın ardından İmparator Herakleios, II. Hüsrev’i tahttan indirmek ve onu öldürmek için Tigris nehrini geçti, Dastagerd’e doğru ilerdi. Herakleios Sâsânî topraklarında ilerlemeye devam ederken Müttefik Hazar ordusu da Çorpan Tarhan’ın komutasında 627’de Tiflis’in zaptı ile uğraşmaktaydı. İki taraflı hareket eden ordular artık Sâsânî Hükümdarı II. Hüsrev’i sıkıştırmış durumdaydılar.[18] Herakleios’un kendisine doğru ilerlemekte olduğunu haber alan II. Hüsrev, Dasdagerd’deki sarayını boşaltarak karısı ve çocukları ile birlikte Ktesiphon’a doğru yola koyuldu. Herakleios, Dasdagerd’e girip buradaki sarayı yaktı ve askerlerine yağma ettirdi.

Bu esnada alınan başarısız sonuçlar nedeniyle II. Hüsrev tahttan indirilip öldürüldü ve yerine geçen oğlu Şîrûye Herakleios ile barış antlaşması yaptı. Bu barışa göre 591 yılında yapılan sınır antlaşması uyarınca Armenia, Suriye, Filistin ve Mısır Bizans’a geri iade edildi. İmparator bu zaferinin ardından kutsal haçın yeniden Kudüs’e götürülmesine bizzat başkanlık etti ve Kudüs’ü ziyaret eden ilk Bizans imparatoru oldu. Doğu Roma ile yaptığı savaşlardan sonra Sâsânîler’de süreklilik arz eden taht kavgaları baş gösterdi ve devlet yıkılma sürecine girdi. Yakında gelecek olan İslam ordularından sonra ise devlet siyasi teşekkül olarak tamamen son buldu.[19]  Herakleios devrinde bu başarıların elde edilmesinde onun ordu da getirdiği düzenlemeler etkilidir. Öyle ki, IV. yüzyıldan beri Roma ordularının ayırt edici özelliği olan süvari gücünde ki ısrardan vazgeçildi ve Herakleios döneminde piyadelerin hâkim olduğu seferler düzenlendi.[20]

Dini Sorunlar

Birçok Doğu Roma İmparatoru gibi Herakleios’da Hıristiyanlık’ın bütün inanları birleştirmesi gerektiğine inandı ve o da dini konularla ilgilenmek durumunda kaldı. Doğu eyaletlerinin tekrar imparatorluğa katılmasıyla Monofizit öğreti önem kazanmıştı. İmparator ve patrik Sergios hem beşerî hem de ilahi yönleri olmasıyla beraber Hz. İsa’nın tek bir “enerji”ye sahip olduğunu iddia ettiler. Ancak Kudüs patriği Sophronios buna karşı çıkarak yalnızca Khalkedon’da kabul edilen görüşleri destekleyeceğini açıkladı. İmparatorun uzlaşma çabaları sekteye uğrasa da başka bir görüşle bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Hz. İsa’nın tek bir “iradesi” olduğu öne sürüldü. Herakleios Monotelit görüşü destekledi ve 638 yılında Ayasofya’da halkın huzurunda Ekthesis (iman açıklaması) adıyla bir ferman yayınladı. Ancak bu fermanda Khalkedon ve Monofizit gruplar tarafından reddedilince imparatorun bu uzlaşma çabaları netice vermedi.[21]

İslâm- Doğu Roma İlişkileri

  1. Muhammed Dönemi

İmparator Herakleios’un Sâsânîler’i mağlup edip kutsal haçı Kudüs’ iade etmesinden sonra. Konstantinopolis’te yaşayan bir Romalı belki de altın çağın yeniden başlamış olduğunu düşünmüştür. Ancak durum hiç de böyle olmadı. Herakleios’un Sâsânîlere karşı tertip ettiği ilk seferinin yılı 622’de Hz.Muhammed kendisine tebliğ edilen yeni dinin yayılmasını kolaylaştırmak için Mekke’den Medine’ye hicret etmiştir. Bu yıl İslâm çağının başlangıcı olarak kabul edilir. Bundan kısa bir süre sonra İslâm orduları kısa bir süre sonra Paris’in iki yüz elli kilometre yakınına ve Konstantinopolis’in kapılarına kadar gelecekti.[22]

İslâm kaynaklarında “Hirakl” ve “kayser, kayserü’r- Rûm, melikü’r- Rûm” unvanlarıyla anılan Herakleios döneminde bu iki devlet nizamı ve kültürü ilk defa karşılaşıyordu. Herakleios’un Sâsânîler mücadelesi sırasında İslam Devleti’nin Ehl-i kitap olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun tarafını tuttukları bilinmektedir.[23]

Hz.Muhammed Hudeybiye Antlaşması’nın ardından Doğu Roma, Mısır ve Habeşiştan hükümdarlarına İslâm’a davet mektubu göndermiştir. İmparatorun bu mektubu aldığı sırada Sâsânîler’den kurtardığı Kudüs’te olduğu kaydedilmektedir. Herakleios’un İslâm’la ilgilendiği söylense dair yapılacak savaş bu durumun tam zıttını gösterir. Hz. Muhammed’in gönderdiği mektubun bir rivayetten öte gitmediği tartışılsa da Muhammed Hamidullah gibi araştırmacıların birçoğu mektubun orijinal olduğunu kabul etmişlerdir. Mektup şu şekildedir;

“Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a,

Hidayete uyanlara selam olsun. İslâm’ı kabul et ki, kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğger kabul etmezsen sorumlulugun altındaki insanların (çiftçilerin, tebaanın, Ariusçuların [Erisiyyin]) günahını sen çekersin. “Ey Ehl-i kitap! Sizin ve bizim aramızda müşterek olan söze gelin: ‘Sadece Allah’a kulluk edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birimiz diğerini rab edinmesin.’ Eğer yüz çevirirlerse ‘şahid olun biz müslümanız’ deyiniz.”[24]

Esasında Doğu Roma İmparatorluğu, başlangıçta İslâm’ı Aryanizmin bir şubesi olarak görüp onu sapkın bir Hıristiyan mezhebi olarak nitelendirmiştir. Hz. Muhammed’den “Sarazenlerin lideri ve sözde peygamber” şeklinde ilk bahseden Roma kaynağı IX. yüzyılda eser veren Theophanes’tir. Batılı yazarlar sıklıkla İslâm fetihlerinin sebebini araştırmışlardır. Örneğin Vasiliev bu hızlı fetihleri açıklamada kullanılan Arap fanatizmi ve gaza ruhunu yani ölümü kendilerine hakir gördüklerinden iştahlı bir şekilde savaşan Arapların dini iştiyakıyla açıklayan görüşleri temelsiz bulmuştur.[25]

Ona göre doğal kaynakları sınırlı olan Arabistan kalabalıklaşan bu nüfusu kaldıramaz olmuş ve halk yeni yerler ve kaynaklar fethetme ihtiyacı hissetmiştir. Elbette ki Suriye, Filistin ve Mısır gibi fethedilen yerlerin iç koşulları da fetihlerde etkilidir. Öyle ki, Monofizit ve Nasturi öğretinin takipçileri olan halk yıllarca Roma tarafından hor görülmüş ve devlete karşı asla sempatik bir tutum sergilememişlerdir. [26] Ayrıca imparatorluğun çok çetin bir savaştan çıktığı unutulmamalıdır. Bakıldığında devletin kaynakları yok olma noktasına gelmişti ve eski refahına ulaşmak için zamana ihtiyacı vardı. Ancak bu zaman sağlanamadı ve ilk Hz. Muhammed zamanında iki devlet savaşsa da onun ölümünden iki yıl sonra halefleri Suriye ve Filistin dahil olmak üzere Doğu topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirecekti.[27]

İslâm- Doğu Roma ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması 629 yılında Hz. Muhammed’in İslâm’a davet için Busrâ valisine gönderdiği elçinin Roma tahakkümü altındaki Hıristiyan Gassani emiri Şürahbîl b. Amr’ın topraklarından geçerken öldürülmesiyle başlar. Hz. Muhammed bu olay üzerine Zeyd b. Harise kumandasındaki 3000 kişilik orduyu sefere çıkarmıştır. Mu’te bölgesine varan İslâm ordusunun 100.000’i aşan düşman kuvvetle karşılaştığı kaynaklarda yer etmektedir.[28] Savaş esnasında Zeyd b. Harise’nin de içinde bulunduğu üç önemli kumandanını kaybeden İslâm ordusu Halid b. Velid ani hücum emri ve taktiği ile geri çekildi ve bozguna uğramaktan kurtuldu. [29]

Herakleios’un emri ile Gassaniler 630 yılında savaş hazırlıklarına başladı. Bunun üzerine Hz. Muhammed 30.000 kişilik bir ordu tertip etti. İslâm kuvvetleri Medine’ye 700 km. uzaklıktaki Suriye yolu üzerinde karargâh kurdu ancak bu sefer sırasında herhangi bir çatışma yaşanmadı yalnızca çevredeki kabileler İslâm’a davet edildi.[30]

  1. Ebû Bekir Dönemi

Hz. Muhammed’in 632 yılında vefatından sonra artık devlet şeklini alan siyasi teşekkülün başına halife sıfatıyla Hz. Ebû Bekir geçmiştir. Hz. Ebû Bekir Ridde savaşları ile iç karışıklara son verdikten sonra 633 yılında her biri 3000 kişiden oluşan üç ayrı birliği Suriye sınırlarına göndermiştir. Bu fetih hareketleri neticesinde, Vâdilarabe savaşının ardında Filistin’de bulunan Gazze ve Kaysâriyye şehirleri fethedildi. Bu sırada Hâlid b. Velid kumandasında ki birlik Mercirâhit karargâhı yakınlarında Roma askerlerini yenilgiye uğrattı.  Daha İslâm kuvvetleri birleşerek Busrâ şehri fethedildi. Herakleios düşmanlarının Suriye’nin güneyine yaptıkları akınları önlemek için kardeşi Theodoros kumandanlığında bir ordu gönderdi. 634 yılında yapılan Ecnâdeyn Savaşı ile Hâlid b. Velid kumandasındaki İslâm ordusu Roma kuvvetlerini mağlup etti ve Filistin yolu İslâm kuvvetlerine açılmış oldu. [31]

  1. Ömer Dönemi

Hz. Ömer’in halifeliği devrinde İslâm istilasının şiddeti giderek artmaktaydı. Ecnâdeyn Savaşı’ndan kısa bir süre sonra yapılan Fihl Savaşı’nda Roma birlikleri büyük kayıp verdiler. Ardından 635 yılında Mercüssuffer’ de gelen yenilgi ile Romalılar Dımaşk’ı kaybettiler. Aynı yıl içerisinde Mercürrûm Savaşı’da kaybedelince Ba’lebek, Humus ve Hama şehirleri Müslümanların eline geçti. Art arda gelen bu yenilgilerin ardından İmparator Herakleios büyük bir ordu hazırladı. Suriyeli Hıristiyan Arapların ve Ermeniler’in de katıldığı bu seferde Roma ordusunun sayısının 50.000 ila 100.000 kişi arasında olduğu iddia edilmektedir. Roma’nın hazırlıklarından haberdar olan Hâlid b. Velid kuvvetleri ile birlike Yermük vadisine geldi. 636 yılının Ağustos ayında iki ordu burada çarpıştı ve nihai zafer İslâm ordusunun oldu.

Bu savaş ile bölgedeki bütün şehirler Müslümanların eline geçmiş oluyordu. İmparator Herakleios İslâm orduları ile yapılan mücadelelerde bizzat ordusunun başında bulunmamış, Humus ve Antakya’dan yönetmeyi tercih etmiştir. Bu savaşta alınan mağlubiyetten sonra ordusunun toplamak için uğraştıysa da başarılı olamamıştır ve büyük buhranlar içerisinde Konstantinopolis’e dönmüştür. İslâm ordusu ilerlemesine devam etmiş ve 637 yılında Antakya, Halep ve bölgenin birçok önemli şehrini ele geçirdi. Ardından Filistin’in fethine devam edilmiştir. İslâm ordusu 638 yılında Kudüs şehrini kuşattı ve şehir patrik Sophronios tarafından bizzat Hz.Ömer’e Hıristiyanlara ve kutsal yapılara zarar verilmemesi şartıyla teslim edildi.

İslam Devleti için bir sonraki hedef Suriye ve Filistin’de aldıkları yenilgilerin ardından kaçan Romalı kumandanlar ve askerlerin sığınma yeri olan Mısır’dı. 640 ve 642 yılları arasında Mısır’ın fethi tamamlandı. [32] Hz. Ömer ile beraber İslâm dini devletleşme sürecine girdi. Kurumları ve idari yapılarıyla başkenti Şam olacak yeni bir devletin temelleri atıldı. Suriye’nin ele geçirilmesinden sonra Kuzey Afrika ve Anadolu’nun bazı şehirleri İslâm Devleti’nin eline geçti. Nihayet İslâm ordusu 653 yılında Khalkedon önlerinde görüldü.[33]İlk İslam milleti böylece, Constantinopolis’in Hıristiyan imparatorluğunun monoteizminden veya Sâsânilerin Mazdacı geleneklerinden tamamen bağımsız bir şekilde, siyasal ve dinsel bağlılığın tam bir kaynaşmasını başardı.”[34]

İmparator Herakleios’un Son Yılları

İmparator Herakleios’un Sâsânîler karşısında gösterdiği kararlılığı İslâm ordularına karşı gösteremediği görülmüştür. Roma ordusu Yermük vadisinde yenilgiye uğradıktan sonra büyük buhranlar içerisinde Konstantinopolis’e dönmüştü. İmparatorun Khalkedon’a geldiğinde aklı dengesinin yerinde olmadığı ve anlam verilemeyen bir deniz korkusuna kapıldığı rivayet edilmiş ve karşıya geçemediği söylenmiştir. Ancak başkentte kendisine karşı gerçekleştirilecek bir isyan teşebbüsün ardından kendisine deniz gösterilmeden karşıya geçirilmiştir. Bu bir rivayettir ancak Herakleios’un manen ve madden zarar gördüğü çıkarı yerinde olacaktır. Öyle ki Sâsânîler’ karşı bizzat kendisi halkına ve devletine öncülük edip mücadele etmiştir. Ancak kısa bir zaman sonra dinî mahiyetlerle ele geçirilen toprakların hızlıca kaybedilmesi ve devletin kaynaklarını tükenmesi onun buhranlarını açıklayabilir. İmparator 638 yılında oğlu Heraklonas’ı eş imparator olarak ilan etti ve 641 yılında öldü ardından Büyük Constantinus’un yanına, Kutsal Havariler Kilisesi’ne defnedildi.[35]

Sonuç

Herakleios’un 610 yılından 641 yılına kadar süren hükümdarlık yıllarında Doğu Roma ve Sâsânî arasındaki son büyük savaşlar meydana gelmiştir. Herakleios’un idari ve askeri reformları ile devlet toparlanmış ve Sâsânî orduları mağlup edilerek kaybedilen toprakların geri alındığı gibi Sâsânîler’in yıkılış süreci başlamıştır. Ancak Balkanlardaki Roma tahakkümünün sona erdiğini ve Yakın Doğu coğrafyasında imparatorluk nüfuzunun bittiğini söylemek gerekir. Herakleios döneminde imparatorlukta önemli kültürel gelişmeler görülmüştür. İdari teşkilat ve orduda Latince sıklıkla kullanılmaktaydı ve bu durum iletişim kopukluklarının yaşanmasına sebebiyet veriyordu. İmparator bu durumu önlemek için Yunancanın resmi dil olarak kabul edilmesini hükmetti. Kendisine ait Latince eski Roma unvanlarını kaldırdı ve Yunancada kral anlamına gelen Basileios sözcüğünü kullandı. [36]  Yaşanan tüm olumsuz durumlara rağmen kendisinin dönemi ile yeni bir Roma ortaya çıkmıştı. Yaptığı düzenlemeler imparatorluğun bundan sonra temelini teşkil edecekti. Artık yüzünü tamamen Helenizm’e ve Asya’ya dönen bir Roma vardı.

Kaynakça

Avcı, Casim, İslâm Bizans İlişkileri, Klasik Yayınları, İstanbul, 2003.

Brook, Kevin Alan, “Hazar-Bizans İlişkileri”, Türkler, II, Ankara, 2002, 473-480.

Dıehl, Charles, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Selim Sezer, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2018.

Demirkent, Işın, “Bizans”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1992, VI., s.230-244.

Demirkent, Işın, “Herakleios” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1998, XVII, s.210-215.

Greogory, Tımothy E., Bizans Tarihi, çev. Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013.

Hizmetli, Sabri, İslâm Tarihi -İlk Dönem-, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2015.

Fayda, Mustafa, “Dört Halife/ Hulefâ-Yı Râşidîn Dönemi (632-661)”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014, s.229-302.

Kaçar, Turhan, “Konstantinopolis Önlerinde Avarlar ve Sâsâniler”, Bizantion’dan Constantinopolis’e İstanbul Kuşatmaları, (Ed. Murat Arslan, Turhan Kaçar), İstanbul, 2017.

Kaegi, Walter Emil, Heraclius Emperor of Byzantium, Cambridge University Press, United Kingdom, 2003.

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014.

Mıtchell, Stephen, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi MS 284- 641, çev. Turhan Kaçar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2016.

Norwıch, John Julıus, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), çev: Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2013.

Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015.

Özcan, Altay Tayfun, “Doğu Avrupa’da Türkler”, İslamiyet Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, ed. Muhammed Bilal Çelik, Nobel Yayınları, Ankara, 2020, s.127-152.

Sarıçam, İbrahim, “Hz. Peygamber Dönemi”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014.

Vasiliev, Alexander, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017.

[1] Walter Emil, Kaegi, Heraclius Emperor of Byzantium, Cambridge University Press, United Kingdom, 2003, s.19-25.

[2] Işın, Demirkent, “Bizans”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1992, VI., s.232.

[3] Stephen, Mıtchell, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi MS 284- 641, çev. Turhan Kaçar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2016. s.613.

[4] Georg, Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015, s.87-88.

[5] Alexander, Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017, s.231-232.

[6] Işın, Demirkent, “Herakleios” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1998, XVII, s.211.

[7] Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi,89-91.

[8] Demirkent, “Herakleios”, s.211.

[9] Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s.233.; John Julıus, Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), çev: Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2013, s.236.

[10] John Julıus, Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), çev: Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2013, s.236-237.

[11] Turhan, Kaçar, “Konstantinopolis Önlerinde Avarlar ve Sâsâniler”, Bizantion’dan Constantinopolis’e İstanbul Kuşatmaları, (Ed. Murat Arslan, Turhan Kaçar), İstanbul, 2017, 175.

[12] Demirkent, “Bizans”, s.211.; Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), s.240.; Tımothy E., Greogory, Bizans Tarihi, çev. Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013., s.179.

[13] İbrahim, Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014, s.158.

[14] Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi,97.

[15] Charles, Dıehl, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Selim Sezer, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2018, s.67.

[16] Kevin Alan Brook, “Hazar-Bizans İlişkileri”, Türkler, II, Ankara, 2002, 473.

[17] Altay Tayfun, Özcan, “Doğu Avrupa’da Türkler”, İslamiyet Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, ed. Muhammed Bilal Çelik, Nobel Yayınları, Ankara, 2020, s. 138.

[18] Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, 168.

[19] Mıtchell, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi MS 284- 641, s.619-620.; [19] Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s.234-235.

[20] Mıtchell, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi MS 284- 641, s.621.

[21] Tımothy E., Greogory, Bizans Tarihi, çev. Esra Ermert, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013., s.180.

[22] Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), s.245.

[23] Demirkent, “Herakleios”, s.212.

[24] Casim, Avcı, İslâm Bizans İlişkileri, Klasik Yayınları, İstanbul, 2003, s. 51.

[25] Bknz: Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), s.246.

[26] Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s.244-246.

[27] Greogory, Bizans Tarihi, s.181.

[28] Demirkent, “Herakleios”, s.212.; Sabri, Hizmetli, İslâm Tarihi -İlk Dönem-, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2015, s. 356.

[29] Demirkent, “Herakleios”, s.212.; Sabri, Hizmetli, İslâm Tarihi -İlk Dönem-, s. 356.

[30] İbrahim, Sarıçam, “Hz. Peygamber Dönemi”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014, s.169.

[31] Mustafa Fayda, “Dört Halife/ Hulefâ-Yı Râşidîn Dönemi (632-661)”, İslam Tarihi, ed. Eyüp Baş, Ankara, 2014, s.239.

[32] Fayda, “Dört Halife/ Hulefâ-Yı Râşidîn Dönemi (632-661)”, s.252.; Demirkent, “Herakleios”, s. 213.

[33] Dıehl, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s.62-63.

[34] Mıtchell, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi MS 284- 641, s.630-631.

[35] Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), s.250-251.; Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi,97.

[36] Norwıch, Bizans I: Erken Dönem (MS 323-802), s.253.

Comment here