TarihYakınçağ

18. Yüzyıl Aydınlanma Düşünürlerinin Fransız İhtilali Üzerine Etkisi

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Tuğba Yılmaz

Avrupa’da başlayan Aydınlanma Çağı ile birlikte toplumun her tabakasına mensup grupların, monarşiye karşı ayaklanmalarını ihtiva eden Fransız İhtilali, tarihte geri dönüşü olmayacak değişimlere sebebiyet vermiş ve dünya üzerindeki devletlerin siyasi ve toplumsal yapılarını da değiştirmiştir. Fransa’nın 18. yüzyılda içine düştüğü toplumsal, siyasal ve ekonomik bunalımlar, Fransız İhtilâli’nin çıkmasında başlıca etkenler olmuştur. Zamanında ihtilale karışmak istemeyen birçok Avrupa devletleri dahi, güçler birliğinin bozulmasından ve köklü yönetim değişikliklerinden nasibini almıştır. Bu minvalde Fransız ihtilalinin gündeme getirdiği özgürlük, eşitlik, kardeşlik, milliyetçilik gibi siyasi kavramsal tarihte yerini almıştır. Köylü, işçi sınıfının ve devlet yönetiminde sözünün geçmesini isteyen burjuva sınıfının da desteği ile bu ihtilal 5 Mayıs 1789 yılında gerçekleşmiştir. Liberalizm alt tabanlı birçok siyasi ve toplumsal etkinlikler Fransa’da baş göstermeye başlamıştır. Bunlardan en önemlisi ise, monarşinin ortadan kaldırılıp, beşeri bir yönetime dayanan halkın da yönetimde söz sahibi olduğu bir rejimin teşekkül olmasıdır. Bilahare bu makalede ‘Aydınlanma Felsefesinin’ Fransız ihtilali üzerindeki etkilerinden ve bu felsefeden etkilenmiş olan 18. yüzyıl Fransız toplumundan bahsedilecektir. 

İlk olarak, aydınlanma felsefesinin en önemli temsilcilerinin toplumun düşünce yapısını nasıl değiştirdiğini aydınlanma düşünürlerinin toplumun düşünce dünyasına etkisini açıklayacağız. 18. yüzyıl Avrupa’sında ‘aydınlanma felsefesi’ düşünce ve birey temelli olup toplumda etkili olmuş ve toplumun eski geleneklere bağlı olan dinamiğini değiştirmiştir. Bu dönemde Voltaire, Jean Jacques Rousseau, Montesquieu gibi filozofların “İnsanı kötü ve köleleştirici olduğuna inanılan geleneksel düzenden kurtarıp iyi ve özgürleştirici olduğu kabul edilen aklın düzenine kavuşturmayı” amaçladıkları eserleri, siyasi ve iktisadî gelişmelerin fikrî boyutuna temel teşkil edecek niteliktedir.1 Yönetimdeki değişikliğin, Tanrı’dan insana verilmesi düşüncesi etkinliğini kaybedip hatta siyasi yönetimin ‘tanrısal’ olmaktan çıkarılmaya çalışılmış devletin yönetimin biçiminin insanın mutluluğunu amaç edinen insan aklına dayanan beşeri bir rejim olması gerektiğini savunmuşlardır. Peki bu çerçevede neden ‘aydınlanma çağı’ neticesinde teşekkül olan bu ihtilal diğer Avrupa devletlerinden birinde değil de Fransa’da meydana gelmiştir? Öncelikle 16. yüzyıl Fransız toplumunu bir piramit gibi düşünebiliriz; tepe noktasında saray ve aristokrasi, orta bölümde orta sınıflar ya da burjuvazi, tabanında ise köylüler, şehirli esnaf ve zanaatkarlardan oluşan alt sınıf yer alıyordu.2 Bu piramit kuşkusuz diğer Avrupa toplum yapısında da rastlayacağımız bir resimdi. Fransız toplumunu diğer Avrupa toplumlarından ayıran özellik belirtilmiş olan toplumsal sınıfların birbiri içerisine geçmiş olmasıydı. Monarşinin, alt sınıf olarak kabul edilen ‘köylü ve işçi sınıfına’ baskıları, burjuvazinin daha çok zenginleşerek yönetimde hak sahip olmak istemesi ancak olamaması, giderek ekonominin bozulması, Aristokrasi sınıfının köylüden monarşi dışında vergi istemesi ve bunların dışında okur yazarlığı artan köylü sınıfının ve düşünce adamlarının aralarından çıkması ihtilalin başlamasında önemli etkenlerden sayılmaktadır. 18 yüzyıla adını yazmış önemli aydınlanma çağı felsefecilerinin de Fransa’dan olması ihtilalin şüphesiz o zamanlar monarşi yönetimine sahip Avrupa devletlerinden biri olan Fransa’da görülmüş olmasının kaçınılmaz olduğu bir gerçektir. Aydınlanma felsefesi, Avrupa’daki devletler arasından en fazla Fransa’da yayılma olanağı bulmuştur. Mevcut düzeni hedef almış, aklın ve düşünce sisteminin doğrultusunda felsefe ilmini de baz alarak devlet düzeninin değiştirilmesi gerektiğini öne sürmüştür. 5 Mayıs 1879 yılında ihtilal nihayetlenmiş ve devletin yönetim biçimi değiştirilmiştir. Aydınlanma felsefesinin en önemli temsilcileri olan Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Montesquieu, Diderot Fransa’dan çıkmıştır. Nitekim neredeyse hepsi monarşi düzenini eleştirmiştir. Örneğin, Montesquieu (1689-1755) aristokrat kökenli bir düşünür olmasına karşın, krallık yönetimine karşı çıkmıştır. 1721 yılında kaleme aldığı ‘İran Mektupları’ adlı eserinde Fransa’nın toplumsal kurumlarını hiciv etmiş bununla birlikte 1734-1748 tarihleri arasında yazmış olduğu ‘Kanunların Ruhu’ kitabında ise toplumsal kurumların, anayasaların, yasaların oluşmasında çevre ve gelenekleri başlıca etken olarak saymıştır.3 Devletin yönetiminin yasama, yürütme ve yargı olarak ayrılmasını, halkın seçtiği kişiler tarafından söz sahibi olmasını ifade ederek, ihtilali hazırlayan fikri gelişmeye önemli bir katkıda bulunmuştur. Voltaire ise, krallığın tanrısal haklara dayanmadığını anlatmaya çalışmış ve insan aklını yüceltmiştir. Aydın bir kralın halkın istekleri doğrultusunda toplumu mutlu etmek için gerekli yönetim şeklini uygulaması gerektiğini düşünmüş ve reformların halkın isteği doğrultusunda yapılması gerektiğini savunmuştur. 

 İkinci olarak toplum yapısına baktığımızda köylüler üzerine devlet tarafından ve üst tabakalardan vergi niteliğinde yapılan baskılar neticesinde 1789 tarihli şikayet defterlerinde (cahiers de doleances) gördüğümüz kadarıyla köylüler şikayetlerini dile getirerek feodalitenin geri dönüşünden söz etmişlerdir. Birçok Fransız tarihçisi bu uygulamaları ‘feodal tepkinin’ bir parçası olarak değerlendirmektedir.4 Toplumun dinamiğinin ve siyasi rejimin değişmesinin yanı sıra kiliseye olan güven de bu dönemde azalmış ve kilisenin baskınlığının toplum üzerinde etkisinin azalmasının gerektiğini aydınlar birçok defa dile getirmiştir. Bu dönemde düşünce olarak liberalizmin temelleri atılmış hatta milliyetçi hareketler bu minvalde başlayarak pek çok monarşi rejimine sahip imparatorlukların dağılmasında da önemli bir etken olmuştur. 

Sonuç olarak,18. yüzyılda mutlak monarşi ile yönetilen Fransa, siyasi, ekonomik ve toplumsal çöküntüler yaşamıştır. Bu zamana kadar üst toplumsal tabakanın ezdiği halkın aydınlanma neticesinde ve okur yazarlığının artması neticesinde ekonomik yönden zorluk çeken köylü halkının rejimi eleştirerek, yönetime karşı çıkması ve aydın kesimin de yön vermesi neticesinde, büyük bir rejim değişikliği meydana gelmiştir. Akılcı düşünceyi savunan Fransız düşünürleri egemenliğin kayıtsız şartsız halka ait olduğunu ve yönetimin tanrısal olmaktan çıkıp halk idaresine dönüştürülmesini savunmuşlardır. Fransız İhtilali siyasi ve ekonomik nedenler ile başlamış ve eşitlik özgürlük ve kardeşlik kavramlarını tarihe kazandırarak evrensel bir nitelik kazanmıştır. İhtilal sonucunda siyasi, sosyal ve ekonomik dengeler yerine oturmamış ama mutlakıyet halkın eline geçmiş ve yönetim değişmiştir.  

KAYNAKÇA 

I-George Rude, Fransız Devrimi, İletişim Yayınları, İstanbul 2018 

2-Yrd.Doç.Dr.Kemal Yakut, Fransız İhtilali, Anadolu Üniversitesi Yayınları 

3- Ali Yıldız, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Studies, Ali Kemal’in Fransız İhtilali’ne Bakışı Rical-i İhtilal, Turkish Studies Journal ,2008 

Comment here