OrtaçağTarih

11.yy’da Bağdat’ta Bir Eğitim Kurumu: Bağdat Nizamiye Medresesi

Bu makaleyi 16 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Musa Yılmaz

Eğitim, insanlığın her döneminde belli bir kıymete sahip olmuş ve bu kıymete nazaran çeşitli biçimlerde eğitim kurumları inşa edilegelmiştir. Ortaçağ İslam dünyasında da durumun  pek farklı olduğunu söyleyemeyiz. Ama bu durumun Selçuklularla beraber değişime uğradığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu değişimin temel unsuru ise Nizamiye Medreseleri olmuştur. Bu değişimi anlamak ve anlamlandırmak için öncelikli olarak Selçuklu öncesinde İslam Dünyasının siyasi ve sosyal yapısına bakmak gereklidir. 

11.yy İslam Dünyasında siyasi ve mezhepsel olarak çift kutuplu bir dünya karşımıza çıkmaktadır. Bir tarafını Şia mezhebinin diğer tarafını ise Sünni mezhebinin temsil ettiği bir dünya mevcuttur. Sünni dünyanın temsilcileri olarak karşımıza çıkan devletler, Abbasîler Karahanlılar, Gazneliller  ve Sâmanilerdir. Bu siyasi yapılar, 11.yy’da hakim oldukları alan ve bu alanda gösterdikleri güç açısından zayıftırlar. Abbasiler, Büveyhiler tarafından kontrol edilen bir devlet konumuna düşmüştür. Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah, Büveyhiler tarafından esir konumuna düşürülmüş ve devletin kontrolünü kaybetmiştir. Bu durum, 1055 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesine kadar devam etmiştir. 10.yy’ın sonlarına doğru gücünü kaybeden Samanilere, Karahanlılar ve Gazneliler tarafından son verilmiştir. Karahanlılar Türkistan olarak niteleyebileceğimiz sahada kendi iç mücadeleleriyle meşguldür. Gazneliler ise Hindistan merkezli politikaları nedeniyle bir doğu devleti olarak bu problemlere cevap verememektedir. 

Şiî Dünya ise daha belirgin ve daha kuvvetli bir halde karşımıza çıkmaktadır. Büveyhiler, Abbasi Halifesini kontrol altında tutmaktadır ve gücünün doruk noktasındadır. Fâtimi Devleti kendi hilafetini ilan etmiş ve hakimiyet alanında siyasi problemlerden uzak bir biçimde varlık  göstermektedir. Netice olarak İslam Dünyası siyasi olarak parçalı ve Şia’nın ağırlık gösterdiği ve yönettiği bir dünya karşımıza çıkmaktadır. 

Sosyal açıdan İslam dünyasına baktığımızda ve odak noktamızı eğitim kurumlarına çevirdiğimizde durum şöyledir; Eğitim, İslam dünyasında Hz. Muhammed devri itibariyle kendisini göstermiştir. Hicretten sonra kurulan ilk kurumlardan biri okul olarak niteleyebileceğimiz ashab-ı suffadır. Bu kurum İslam devletinin eğitim açısından attığı ilk adımdır. Emeviler ve Abbasiler devrinde ise bu adımlar daha sistematik bir hale gelerek Beytü’l-Hikme adı verilen kurum ortaya çıkmıştır. Bu kurumda hem eğitim faaliyetleri kendisini göstermekte hem de Yunan ve Hint bilim ve düşünce dünyasının kıymetli eserleri çevrilmektedir. Fakat bu kurumlar zamanla ihtişamını kaybetmiş ve eğitim kurumları İslam dünyasında bir devlet kurumu olarak değil özel kimselerin girişimleri neticesinde ortaya çıkan kurumlar tarafından sürdürülen veya evde eğitim şeklinde kendisini gösteren bir yapıya bürünmüştür. Şia dünyasında ise eğitim Darü’l-Hikme adı verilen kurum tarafından sürdürülmektedir. Bu kurumda, hem çeviri faaliyetleri gerçekleşmekte hem de eğitim sürdürülmektedir. 11.yy’da İslam Dünyasında eğitimin genel yapısına baktığımızda devlet kurumu olarak değil özel teşebbüsler tarafından sürdürüldüğü görülmektedir. 

Selçuklu öncesinde İslam Dünyası yukarıda izah ettiğimiz gibi parçalı ve buhranlı bir devrededir. Selçukluların İslam dünyasına girmesinin ardından hızlı bir gelişme kaydetmişlerdir; 1040 yılı itibariyle bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. 1055 yılında İslam dünyasında saygın bir konuma gelmiş ve siyasi hâkimi konumuna yükselmişlerdir. 1063 yılında Tuğrul Bey’in vefatının akabinde Alparslan, devletin başına geçmiş ve Selçuklu devletini kabileci bir yapıdan imparatorluk haline getirmiştir. Tâbi olarak bu durum devletin sosyal olarak vazifelerini de getirmiştir. Böylece devlet artık kendisine eleman yetiştirmek ve Şia ile mücadele etmek amacıyla bir kuruma ihtiyaç bu kurumda Nizamiye Medreseleri olmuştur. 

Nizamiye Medreseleri ile ilgili elimizde bulunan ilk kayıt Zekeriya Kazvini’nin Asarü’l Bilad’ında şu şekilde geçmektedir:  

Nişabur şehrine gelen Alp Arslan bir mescidin önünden geçerken kapısında perişan kıyafetli bir fukaha” grubu gördü; onlar, Sultan’a ne saygı gösterdiler, ne de dua ettiler. Belki de ilk defa böyle bir durumla karşılaşan Sultan Alp Arslan,(yanında bulunan) vezir Nizamülmülk’e bunların kim olduğunu sordu  Onlar ilim arayıcıları olup,(perişan kıyafetlerine rağmen) insanların en asilidirler; dünya (nimetlerinden) zevk almazlar. Kıyafetleri fakirliklerine şahitlik etmektedir. Bu açıklama üzerine onlara karşı Selçuklu Sultanı’nın kalbinin  yumuşadığını anlayan vezir sözlerine şöyle devam etti; Eğer Sultan izin verirse, onlar için kalacak yer inşa edeyim, kendilerine “rızık” vereyim. (Böylece) onlar ilim tahsili ile ve Sultan’ın devletine dua ile meşgul olsunlar.”1 

Bu hadise ile birlikte Nizamiye Medreselerini inşa süreci başlamış olur. Önce Nişabur Nizamiye Medresesi açılır. Bu medrese ilk medrese olmasına rağmen Bağdat Nizamiye medresesi her zaman daha çok ön planda olmuştur. Biz makalemizde Bağdat Nizamiye Medresesine ağırlık vereceğiz. 

Nizamülmülk, Sultan Alp Arslan’dan izin aldıktan sonra hemen harekete geçti. Nizamülmülk’ün emriyle Irak amidi Ebu Sa’d tarafından Bağdat Nizamiyesi’nin yapımına başlandı. Ebu Sa’d bu süreçte öncelikli olarak medresenin arazisini belirledi ve bu alanda yer açmak için bazı evleri yıktı. Böylece H.557’nin Zilhiccesinde (Kasım 1065) inşaata başlanmış oldu. İnşaat iki yıl devam etti ve H.459 yılının 10’uncu Zilkadesinde inşaat tamamlandı.2 Medresenin açılışına Bağdat için önemli hadiselerden biri oldu. Fakat açılış olaylı bir şekilde gerçekleşti. Bağdat Nizamiyesi açılışının bütün halk ve Bağdat’ın büyükleri atılmışlardır. Sadece vezir Nizamülmülk açılışa katılamamıştır. Açılış Ebu Sa’d tarafından organize edilmiştir. Medresenin açılış dersinin dönemin önemli âlimlerinden olan Ebu İshak es-Şirazi tarafından verilmesi kararlaştırıldı. Fakat Şirazi bu dersi vermeye gelmedi. Bunun nedeni ise Şirazi’ye medresenin arsalarının gasp edildiğinin söylenmesi olmuştur. Bunun üzerine halktan tepki görmemek maksadıyla İbn Sebbağ, Nizamiye Medresesinin açılış dersini vermek suretiyle bu kurumun ilk müderrisi olmuştur. Bu sırada Şirazi derslerini kendisi Babü’l -Meratib’te ders vermeye devam etmektedir. Bu haberi alan Nizamülmülk, hem Ebu Sa’d’a hem de Şirazi’ye karşı sitemkâr bir tavır takınmıştır. Bunun üzerine Ebu Sa’d, halife ve diğer önemli kimseleri devreye sokarak Ebu İshak Es -Şirazi’yi ikna etmeyi başarmış ve İbn Sebbağ görevinden alınmış ve yerine Şirazi tayin olunmuştur. Şirazi ömrü boyunca vazifesine burada devam edecektir.3 Böylece Nizamiye Medresesi eğitim hayatına başlamıştır. 

Nizamiye Medreseleri bir proje olarak kendisini göstermekte ve sadece Bağdat’ta sınırlı kalmamaktadır. Nizamiye Medreselerinin kurulduğu şehirler şu biçimde sıralanabilir: Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra, Merv, Amul, Musul. 

Nizamiye Medreselerinin açıldığı bu şehirler, Selçuklu dünyasının siyasi ve sosyal açıdan en önemli şehirleridir. 

Ortaçağ İslam Dünyasında sosyal kurumlar, bugün olduğu gibi devletin desteği ve denetimiyle devam eden kurumlar değillerdir. Bu tip kurumlar, daha ziyade vakıflar tarafından himaye edilen ve ihtiyaçları karşılanan kurumlardır. Selçuklu döneminde de durum böyledir. Selçuklu çağında vakıfların konum ve ehemmiyetine geçmeden önce vakıf kurumunun teşkilatına değinmemiz mevzunun anlaşılması için hayli önemlidir. 

İslam dünyasında vakıflar işlevleri bakımından farklılık göstermektedirler. Fakat bizim mevzumuz için önemli olan eğitim için kurulan vakıflardır. Bu vakıflar, belli miktarda bir gelirin bir medreseye vakfedilmesi suretiyle kurulan vakıflardır. Vakfın kurucusuna vâkıf denir. Vâkıflar, genelde devlet erkanından çıkmakla birlikte kimi zaman halktan zengin kimseler olabilmektedir. Vakfın yönetimi mütevelliler tarafından idare edilmektedir. Mütevelli, vakfın gelirini ve işlerini yürütmekle görevlidir. Mütevellinin kontrol ettiği gelire ise akar denir. 

Bağdat Nizamiyesi kurulmasının ardından gelişen hadiseler bize göstermektedir ki, başlangıçta Nizamiye Medreseleri bir vakfa sahip değildir. Bu durum, 16 Cumazi-elahir 462/31 Mart 1071 tarihine kadar devam etmiştir. Bu tarihte Irak amidi Ebu Nasr, Bağdat Nizamiyesi önünde vakfiyeyi ilan etmiştir. Bu vakfiye daha sonra çarşının kapısına asılmıştır. Törene Bağdat’ın önemli kimseleri katılmıştır4. Bu vakfiye maalesef elimize parçalar halinde ulaşmıştır. Bu nedenle vakfın şartlarını tam manası ile bilemiyoruz fakat elimizde ki parçalarla bazı tespitler yapmak mümkündür: 

Nizamiye Medresesinde Şafi ekole göre dersler verilir ve sadece bu mezhebe bağlı kimseler medreseden faydalanabilirler. Medresenin giderleri çarşının gelirleri ile karşılanacaktır. Medreseye müderris, vaiz, kütüphaneci, Kur’an öğreten ve Arapça hocası atanması ve son olarak medresede görevli bulunan kimselerin maaşlarının vakıf tarafından karşılanması söylenmektedir.5 Nizamiye vakıfları, Nizamiye Medresesine sadece maddi bir katkı sağlamanın ötesine geçmiş bir kurumdur. Bu vakıf sayesinde Nizamiye Medresesinin mensupları kendi özerk alanına sahip olmuş ve burada özgür bir şekilde çalışmalarını sürdürmüşlerdir.  

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi İslam dünyasında vakıflar, sosyal kurumların maddi ihtiyaçlarını karşılar. Fakat Nizamiye Medreselerinde durum farklıdır; Medresenin açılış tarihi 1067 yılı olmasına rağmen medresenin vakfiyesinin ilanı 1071 yılında gerçekleşmiştir. Bu durumda, Bağdat Nizamiye medresesinin 1067-1071 yılları arasında tespit edebildiğimiz bir gelir kaynağı yoktur. Aynı zamanda bu dönemde kaynaklara yansıyan bir probleme de yoktur.  Peki bu dönemde medresenin gelir kaynağı neydi ve medrese geçimini nasıl sağlamaktaydı. Acaba Ortaçağ İslam Dünyasında sosyal kurumları besleyen vakıf harici kurumlar var mıdır, var ise bunlar nelerdir? 

Nizamiye Medreseleri, Ortaçağ İslam dünyası için eğitimin sistemli bir hale gelmesi anlamına gelmekteydi. Bu durum, sadece kurumsal anlamda olmayıp aynı zamanda müderrisler ve onların pozisyonlarındaki değişen durumları için de geçerlidir. Müderrisler, medrese öncesi dönemlerde eğitim ve ilim faaliyetlerine kendi kişisel hanelerinde veya elitlerin onlara tahsis ettiği alanlarda devam etmelerine rağmen Nizamiye Medreseleri ile bu durum tümden değişmiştir. 

Müderrislerin, Nizamiye Medreselerinden sonra değişen durumlarını anlamak için vazifelerine başlama biçimleri bize önemli bilgiler sağlar. Nizamiye Medresesine bir müderrisin görevine başlaması, önceleri bizzat Nizamülmülk’ün ve Selçuklu sultanının atamalarıyla gerçekleşmekteydi. Fakat bu durum zamanla değişmiş ve Divan-ı Vezaretten çıkan menşurlarla müderrislerin ataması gerçekleşmeye başlamıştır. Müderrisler atandıkları mevkilerde de ömür boyu kalmaktaydılar.6  Bugün elimizde bulunan menşur örneklerinden anladığımız kadarıyla müderrislerin başlıca vazifeleri şunlardır; Öncelikli olarak öğrencilere karşı iyi bir tutum sergileyerek onları koruyup, kontrol altında tutacaktır. Akabinde medresenin yönetimi de onun kontrolündedir. Vakıftan gelen akarı mütevelli müderrisin kullanımına sunar ve müderris hem kendisinin hem de diğer vazifelilerin ve dahi öğrencilerin giderlerini karşılamaktadır. Tüm bunların yanında başka kadı ve müftülük yapabilmekteydiler.7 Müderrislerin sosyal konumları oldukça yüksektir. Müderrisler toplumun ve devletin nazarında “peygamberlerin varisi” olarak algılanmışlardır.8 Bunun yanında medreseler belli bir müderris için açılması da mevkilerinin ne kadar yüksek olduğunun bir göstergesi olduğu söylenebiliriz. 

Nizamiye Medreselerinde öğretim sadece müderrisler tarafından yapılmamıştır. Müderrisler haricinde eğitimin yapılmasında müidler mesul idi. Muîd, sözlük anlamıyla tekrar eden anlamına gelmektedir. Medresedeki vazife ve konumları şu biçimde tarif edilebilir; Bir müderris dersi işlemesinin akabinde talebenin anlamadığı veyahut anlamakta zorlandığı hususları onlara tekrar anlatmak ve konunun anlaşılmasını sağlamak asli vazifesidir. Muidler, genelde medrese eğitiminin son evresinde olan parlak öğrenciler arasından seçilmekte ve bir nevi hocasının yanında çıraklık etmektedir. Müderrislerin atanmadığı hallerde muid müderrislik vazifesini yerine getirmektedir. Medrese sisteminde muid iki tanedir ve bu muidlerin ihtiyaçları vakıf tarafından karşılanmakta ve ortalama üç dinar ücret almaktadırlar.9 

Sonuç 

11.Yy İslam dünyası Selçukluların gelişiyle siyasi ve sosyal olarak köklü değişimlerin yaşandığı bir devir olmuştur. Siyasi olarak İslam Dünyasının Selçuklu öncesindeki parçalı durumu bir bütün haline gelmiş ve Sünni İslam dünyasını tehdit eden Şia’nın etkinliği azaltılmıştır. Bununla beraber İslam dünyası sosyal açıdan da daha sistematik ve yekvücut biçiminde hareket etmeyi başarmıştır. Nizamiye Medreseleri İslam dünyasında eğitimin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bunu yaparken Nizamiye vakıfları sayesinde eğitimin sadece belli kesimler için değil, toplumun her bir bireyinin ulaşabileceği hale getirmiştir. Bağdat Nizamiyesi ise bu yoldaki ilk taşlardan biridir. Bağdat Nizamiyesi hem kuruluşu hem de eğitime başlaması oldukça sıkıntılı olmasına rağmen dönemin merkezi eğitim ihtiyaçlarını çoğu zaman vakıflarla bazen çeşitli yollarla sağlamak suretiyle karşılamıştır. 

Kaynakça 

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, ElMuntazam Fi Tarihi’l-Ümem(H.430-485= 1038-1092), Çev. Ali Sevim , TTK, Ankara 2014 

Bozkurt, Nebi, “Müderris”, DİA, XXXI, s. 467-468. 

Bundari, Zubbetul Nusra ve  Nuhbet’ul Usra: Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi, Çev. Kıvameddin Burslan, TTK, Ankara 2016. 

El -hoyi, Hasan b. Abdulmümin, Selçuklu İnşa Sanatı, Haz. Cevdet Yakupoğlu- Namıq Musalı, TTK, Ankara 2018. 

El-hüseyni, Sadreddin Ebu’l Hasan Ali b. Nasır, Ahbarü’d– Devlet’s Selçukiye, Çev. Necati Lugal, TTK, Ankara 1943. 

Es-sakar Sami, “Muid”, DİA, XXXI, S.86-87. 

İbnü’l Esir, El Kamil-i Fi Tarih,  Çev. Abdülkerim Özaydın, Bahar Yay., İstanbul 1999. 

İbnü’l-Verdi, Bir Ortaçağ Şairinin Kaleminden Selçuklular, Çev. Mustafa Alican, Kronik Kitap, İstanbul 2017 

Köymen, Mehmet Altay: Büyük Selçuklu İmparatorluğu: Alparslan ve Zamanı, III, TTK, Ankara 2016. 

Makdisi, George Rise of CollegesInsttıons of Learning iislam and  The West, Edinburgh Universty Press, 1981. 

Mirhând, Muhammed b. Havendşah b Mahmud, Ravzatu’sSafa Fi Sireti’l Enbiya ve’l Mülük ve’l Hulefa (Tabaka-i Selçukiyye), Çev. Erkan Göksu, TTK, Ankara 2015. 

Müneccimbaşı Ahmed b. Lutfullah, Camiü’d-düvel, I, (Çev Ali Öngül), Kabalcı Yay, İstanbul, 2017. 

Ocak, Ahmet, “ Nizamiye Medreseleri ve Büyük Selçuklularda  Eğitim”, Türkler  Ansiklopedisi, V, s.721-727. 

Özaydın, Abdülkerim, “Nizamiye Medresesi”, DİA, XXXIII, s.188-191, İstanbul, 2007. 

Sıbt İbnü’l- Cevzi: Miratü’z-zaman Fi Tarihi’l Ayan,  Çev. Ali Sevim, TTK, Ankara 2011. 

Turan, Osman: Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar: Metin, Tercüme ve Araştırmalar, TTK, Ankara, 2014. 

Yakupoğlu, Cevdet: “Selçuklularda Vakıf Kurumu”, Haz. Refik Turan, Selçuklular Tarihi El Kitabı, s.565-606, İstanbul 2014. 

Comment here