Siyasal Bilimler

Roma Kartacasız Olmaz

Bu makaleyi 4 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Ömer Faruk Aydın

İran meselesi ile ilgili yazı dizimin birinci bölümünde gelecek yazılarımın kavranması için yeni bir pencere açacağım. Ancak öncesinde değinmek istediğim birkaç husus var:

Uluslararası İlişkiler arenasında Soğuk Savaş artığı analizlerden sıyrılıp, yapısal realizmin getirdiği kelime kalıpları ve kavramlar yerine Türkiye merkezli baktığım dünyaya Türkçe düşünüp yazacağım yahut ihtisas alanımıza yeni bakış açıları kazandırıp ortaya koyacağım ürünlerde bu topraklardan kaynayan kelime ve kavramları kullanacağımı belirtmek istiyorum. Bu açıklamamdan sonra bir iç rahatlığıyla meseleye geçiş yapıyorum:

“Büyük Oyun”un hamle sahalarından birisi olan İran, çalkantılı geçirdiği 20. yüzyılda iki devrim yaşamış (Pehlevî ve Şii-Tudeh), bu yüzyılın ilk yarısını Küresel Güçlerin işgali altında geçirmişti. Sonrasında İran petrollerinin millileştirilmesi mevzusundan sonra Başbakan Musaddık operasyon ile görevden uzaklaştırıldı. Oğul Pehlevi’nin karşısında güçlü muhalif kalmamış, Birleşik Devletler ülke içinde rahatlıkla cirit atar hale gelmişti. Baskılar sonucunda Oğul Pehlevî’nin mollalarla arasının açılması sonucunda yaşanılan 1979 Şii-Tudeh Devrimi hadisesi aslında Birleşik Devletler ’in “Kutsal Topraklar ve çevresi” ne dair politikaları için bugününden (o zamanki) vazgeçip yarınına (şimdilere) attığı bir tohumdur.

Bugünün Roma’sı ayakta kalabilmek ve yayılmaya devam etmek için kendine bir Kartaca, Galya, Judca inşa etmeliydi. 21. yüzyıla bu çabalarla giren Birleşik Devletler bugün bu emellerine ulaşmış, o gün attığı tohumların bugün meyvesini yemekte olduğu gibi bu zokayı hâkimi olduğu Uluslararası İlişkiler arenasında jeopolitik, jeokültür, birtakım siyaset teorileri ile istediği herkese yutturmaktadır.

Konum olarak Batı Türklerinin hükmettiği Türkiye toprakları ile Doğu Türklerinin bulunduğu Türkistan coğrafyasının arasında bulunan İran; İslam Öncesi kimliğini, Müslüman Araplar ve 10 asır boyunca Türklerin hâkimiyeti altında iken yitirmediği gibi Türklerin İslam’a geçişinde etkili olmuştur (konumu hasebiyle). Namaz, peygamber gibi dini kelimelerimiz Farsça asıllıdır.

İslam kültürü içerisinde erimemek için kendine kalkan olarak Şiiliği benimsemiş olan İran, Tarih boyunca Türkistan coğrafyasındaki Türkler ve Türkiye’deki Türkler ile çatışma halinde olmuştur. Milliyetçiliği mezhepleştirmiş, yetenekli devlet adamları yetiştirmiş, ilkel görüş ve düşünceleriyle sağlam bir şekilde Fars kültürünü bugüne dek taşımıştır.

İran, Kutsal Topraklar ve çevresi için geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu politikalarıyla bu bölgede kendinden söz ettirmekte Kartacalık görevini layıkıyla yerine getirmektedir. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin güneyinde yaşananlar bize bunu sarih bir şekilde gösteriyor.

Yazımın ikinci bölümünde Roma’nın Roma ’lığına Kartaca’nın Kartaca ’lığına değineceğim. Devamında Judca, Galya ve Albionları açıklayacak, zehirlerin panzehri Türkiye’nin neler yapması gerektiğini söyleyeceğim. Karnından değil gönlünden konuşanlardanım.

Selametle…

 

Comment here