Siyasal Bilimler

Ortadoğu

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

      Hazırlayan: Taha Polat

Bir önceki yazımızda çok kısa şekilde uluslararası sistemlerin geçirdiği olayları modern devlet ve modern uluslararası ilişkilerin doğuşu kabul edilen Vestfalyen düzenden itibaren sistemde gerçekleşen kırılmaları, olan olayları özet şeklinde anlatmaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise Medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu’yu bu coğrafyada yaşanan ve sonuçları bu coğrafyayı aşan krizleri tarihi arka planları ve aktörleri genel ve kısa bir şekilde incelemeye çalışacağız.

Neye Göre Ortadoğu Kime Göre Ortadoğu?

“Başat Güç Kavramı” veri alınarak yapılan uluslararası analizlere göre Sovyetler Birliği’nin 1990’da yıkılmasıyla başlayan yeni uluslararası konjonktür hala yönü belirli bir düzen ortaya koyamamıştır. Bu küresel sıkıntıların başında Ortadoğu bölgesi gelmektedir. Bölgenin dünyada sıcak çatışmaların en çok yaşandığı yer olması ve bu sıkıntıların tüm dünyayı etkiliyor olmasının altında tarihsel yapısı, jeopolitik konumu, yer altı zenginlikleri olduğunu söyleyebiliriz. Tarihsel yapısına kısaca değinecek olursak ; Amerika kıtası keşfedilmeden önce Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları biliniyordu. Bilinen dünyanın merkezi ise bugün Ortadoğu diye isimlendirdiğimiz bölgeydi (aslında bu isimlendirme 20.yüzyıl’da Amerikalı bir subayın koyduğu bir kavramdır ancak dünyayı kendine göre merkez alarak gücü elinde bulunduranların isimlendirmesi günümüzde genel kabul görmektedir ve eski isimler kullanıldığı zaman bölgenin anlaşılması güçleşmektedir o yüzden biz de bu şekilde isimlendirme yoluna gitmekteyiz.) Tarihteki ana medeniyet merkezleri, semavi dinlerin beşiği oluşu stratejik açıdan ve tarihi derinlikten ötürü bölgeyi önemli kılmaktadır. Sanayi devrimine kadar olan büyük değişme ve gelişmeler hep bu bölgede  meydana gelmiştir. Bölgede önemli bir husus olarak ele alınacak şey ise,bu bölgenin bir bütün olarak yönetildiği  zaman istikrar ve huzurun sağlandığı görülmektedir. 1516 Yavuz Sultan Selim’in seferleri sonucunda bölgedeki  istikrar yaklaşık olarak 300 yıl devam etmiştir. Bölgenin kaybı ile Osmanlı’nın dünya siyaset sahnesinde bir alt lige düşmesinin neticesinde bölgede olan lokal çatışmaların yerini emperyalist güçlerin istilası almıştır. Emperyalistlerin bu istilası sanayi devrimi ile ortaya çıkan enerji ihtiyacının bölge tarafından karşılanabilir oluşu anlaşılınca hız kazanmaya başlamıştır 1.Dünya Savaşı’nın çıkış sebeplerinden en önemlisi de bölgede paylaşılmaya çalışan bu enerji alanlarının çok fazla bulunması ve emperyalist güçlerin iştahını kabartmasıdır. 1918’de 1.Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından paylaşılan bölge de istikrarsızlık baş göstermiştir. Bölgenin tarihine baktığımız zaman büyük devletler olduğu zaman burada huzur tesis edilmiş ancak parçalı yapı dışarıdan istilacıları beraberinde getirmiş ve bölge suni olarak parçalara ayrılmıştır. Bugün Ortadoğu’nun karmaşık olan bu yapısını parçalanmış oluşuna bağlayabiliriz. Osmanlı sonrası Ortadoğu’nun bugün mevcut sınırları halen değişmeye devam etmektedir. Yaşanan süreçle hukuki sınırların ötesine taşan jeopolitik sınırlardan kaynaklanan sorunlar, dinamik bir şekilde bölge içi dengeleri sarsmaktadır. Bu ortam kimi zaman hammadde kontrolü, kimi zaman etnik köken, kimi zaman güvenlik politikaları üzerinden sınır anlaşmazlıklarını sürekli olarak gündemde tutmaktadır. 2.Dünya Savaşı’nın bitmesi ile İngiltere’nin yerini alan ABD içinde bölge çok önemlidir ve bugün Ortadoğu petrol kaynaklarının ve boru hattı güzergahının denetlenmesi ABD’nin dünya çapındaki emperyalist amaçlarının merkezinde yer almaktadır. Hedef hem Ortadoğu’da olan petrolün kontrolü hemde diğer emperyalist güçler arasında üstünlüğü sürdürme isteğidir. Amerika Çin’in Ortadoğu ve Hazar petrollerine serbest (yani Amerikan denetiminde olmayan) erişim planlarını engellemek için çeşitli adımlar atmaktadır. Bölge bizim için ise hem sınır güvenliği açısından hem tarihsel açıdan oldukça önemlidir. Bölgede bugün yapılanlar analiz edildiğinde daraltılan coğrafya Selçuklu Türkmen coğrafyasıdır. Önce demografi, sonra yer isimleri ve sonrada hudut değişimleri amaçlanmaktadır. Türkiye ise bu gelişmelerle kararlılıkla mücadele etmek zorundadır.

Yıldızlı göklerde dolaşan hilalin mahzun olmasına gönlü razı olmayanlar bu mücadeleyi kararlılıkla devam ettirecektir.

Comment here