Siyasal Bilimler

Mısır-SSCB İlişkisinin Gelişimi ve Bölgeye Yansıması

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Namık Yıldızalkan

 

Çok uzun yıllar Osmanlı hakimiyeti altında varlığını sürdüren Mısır, daha sonra İngiltere tarafından işgal edilmiştir. Kral Faruk tarafından yönetilen ülke, 1952 yılında “hür subaylar” [1]adı verilen askeri bir grup tarafından ele geçirilmiş ve Kral Faruk’un halk üzerindeki egemenliğine son verilmiştir. Bu darbe sonrasında İngiltere, 1882 yılından bu yana devam edegelen bölgedeki etkinliğini yitirmiştir. Bu darbeye giden yolun en önemli sebeplerinden biri 1948 yılında İsrail’e karşı Mısır’ın almış olduğu yenilgidir. Bu yenilgi neticesinde ordu içerisinde bulunan Arap milliyetçisi subaylar, bu darbeyi gerçekleştirmiştir.” Yeni iktidar, 1948 yenilgisinden dolayı, hızlı bir şekilde askeri kuvvetlerini güçlendirme gereksinimi duymuştu. Mısır 1948 Savaşı’nda uğradığı yenilgi ve İsrail’le gerginliğini koruyan ilişkiler nedeniyle silahlı kuvvetlerini güçlendirmek amacıyla modern silahlar elde etmek istemişti. İkinci olarak, iktidara gelen yeni yönetim ülkeyi hızla kalkındırmak amacıyla acil olarak dış ekonomik yardım sağlamak istemekteydi. Özellikle bu iki olgu Mısır’ın 1950’lerin ortalarında yeni bir dış politika çizgisini benimsemesinde büyük rol oynadı. Bu iki beklentisinin ABD tarafından karşılanmaması, Mısır’ın yeni bir iş birliği aramasına neden oldu.”[2] Bölgesel bir güç olan Mısır’ın iş birliği yapacağı ülkelerin başında SSCB geliyordu.

Diğer taraftan ABD, İsrail Devleti’nin hamisiydi. Bundan dolayı Mısır ile kurmuş olduğu ilişkiler pek sağlam değildi. Ek olarak ABD, Mısır’dan İsrail ile iyi ilişkiler kurmasını istiyordu. Ancak bunun gerçekleşmesi hemen hemen imkansızdı. ABD Mısır’ın, Mısır ise ABD’nin beklentilerini karşılayamıyordu. Bu süreç ABD ve Mısır arasındaki ilişkilerin daha da soğumasına sebep olmuştur. Ek olarak Mısır, Arap dünyası için önemli bir konuma sahipti. İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi Mısır için bir itibar kaybı olacaktı. Bunun haricinde, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinin önündeki engellerden biri de Cemal Abdülnasır’ın karakteri ve söylemleriydi. Cemal Abdülnasır Arap dünyasının liderliğine oynama politikası güdüyordu. Aynı zamanda bu olgu Mısır’ın dış politikasının temel unsurlarından biri haline gelmişti. “Zamanla Nasır’ın kişisel karizmasıyla birleşen ve önce milliyetçi ve anti-emperyalist “pan-Arabist”, daha sonra SSCB ile yakınlaşmanın da büyük etkisiyle anti-kapitalist “sosyalist” bir ideolojik söylemle doktriner bir veçhe de kazanan Mısır’ın Arap dünyası içinde liderliğinin sağlanması politikası, bu döneme damgasını vurdu.”[3] Arap dünyasında elde etmiş olduğu konumdan vazgeçmek istemeyen Nasır, ABD ile iş birliğini reddetmiş, İsrail ile ilişkilerini normalleştirmemiştir. Gerginliğin arttığı bu dönemde Süveyş Kanalı’nın akıbeti de gündeme gelmeye başlamıştır. İngiliz ve Fransız kontrolünde olan bu kanalın çoğu gelirinin büyük bir kısmı İngiltere ve Fransa’nın kasasına giriyordu. Bu sıralarda Batı’dan ve ABD’den istediği ekonomik yardımları alamayan Mısır, Nasır’ın vermiş olduğu ani bir kararla Süveyş Kanalı’nın artık Mısır’a ve gelirlerinin Mısır Halkı’na ait olduğunu belirtmiştir. Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi sonucu ortaya çıkan ve İngiltere, Fransa ile İsrail’in Mısır’a karşı kuvvet kullanmasıyla sıcak çatışmaya dönen 1956 Krizi’nin Mısır dış politikası ve Mısır-SSCB ilişkileri açısından birkaç önemli sonucu oldu:

Bunlardan birincisi, başta askeri bakımdan büyük bir yenilgiye uğramış olan Nasır’ın ABD ve SSCB’nin müdahale ederek işgalci güçleri geri çekilmek zorunda bırakarak bu krizi siyasi bir zafere dönüştürmesi gerek ülkesinde gerekse Arap dünyasında prestijinin inanılmaz derecede artmasına neden olmasıdır. Bu da 1950’lerin sonunda birçok Arap ülkesinde devrimci akımların güç kazanmasına ve bölgenin bir kaos ortamına girmesine sebebiyet verdi. İkinci olarak, ABD’nin savaşın ertesinde 1957 yılı başında ilan ettiği “Eisenhower Doktrini”nin Mısır-ABD ilişkilerinin tamamen soğumasına neden olmasıdır. Böylece Mısır ve SSCB arasındaki ilişkiler hızla gelişmeye başladı. Üçüncü olarak, o sırada Sovyet yönetiminin Macaristan’daki sorunlarla uğraştığı bir sırada SSCB’nin doğrudan Mısır yanlısı bir tutum alarak İngiltere ve Fransa’yı askeri güç kullanımıyla tehdit ederek uyarması, SSCB’nin prestijinin hem Mısır’da hem de tüm Arap dünyasında artışını sağladı.”[4] Süveyş Krizi sonrasında hem Nasır’ın hem de SSCB’nin bölgedeki prestijinin artması, ABD ve İsrail için büyük endişelere sebep olmuştur.

Tüm bu yaşananlar bölgede hareketliliklere neden olmuş ve SSCB’nin Orta Doğu’da gücünün artmasına neden olmuştur.” SSCB ve Mısır arasında bu dönemde 1957, 1959, 1961 ve 1963 yıllarında olmak üzere 4 büyük silah satışı ve askeri iş birliği anlaşmasının imzalandığı görülmektedir. Bu anlaşmalarla SSCB’den savaş uçaklarından destroyerlere, tanklardan top sistemlerine uzanan geniş bir ölçekte silah alımı yapıldı. Bunun yanı sıra imzalanan anlaşmalarla Sovyet ve Doğu Avrupalı askeri uzmanların Mısır’a gelmeleri, Mısırlı subayların bu ülkelere giderek askeri eğitim görmeleri de sağlandı. Çok uygun koşullarla zaman zaman da hibe şeklinde verilen Sovyet silahları Mısır’ın askeri gücünü hayli attırdı. Bu sayede Mısır İsrail’e karşı askeri dengeyi belli oranda sağladı. Bu dönemde SSCB’nin Mısır’a sağladığı silahların toplam değerinin 1 milyar 250 milyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.””[5]

 

KAYNAKÇA

[1] Hür Subaylar Darbesi hakkında daha detaylı bilgi almak için bkz: ÖZDEMİR Ahmet Yusuf, KAPAK DOSYASI, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, C:8,76, s.32-36

[2] ERDEM Gökhan, a.g.e, s.75

[3] ERDEM Gökhan, a.g.e, s.78

[4] Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları 1948-1988, Ankara, İş Bankası Kültür Yayınları., 1989, s. 170-171

[5] ERDEM Gökhan, a.g.e, s.85

Comment here