Siyasal Bilimler

“Kuralsız Oyun”: Türkiye’nin Terörizmle Mücadelesi

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Ömer Faruk Aydın

Giriş:

“Kuralsız Oyun”: Türkiye’nin Terörizmle Mücadelesi” adını verdiğim yazı dizimin birinci bölümünde İran-Irak Savaşı sonucu Türkiye’nin başına örülen çorabın ilk ipliğini tutacağım. Sonraki yazılarda yavaş yavaş ipi çekeceğim. Bu bölümde Prof. Dr. Mehmet Saray’ın hakları Atatürk Araştırma Merkezi’ne ait olan “Türk-İran İlişkileri” adlı eserinden faydalanacağım.

Meseleye Giriş:

İran ile Irak arasında yaşanılan anlaşmazlığın temelinde İran’ın Şat’ül Arap’ın doğusunda hak iddia etmesi yatmaktadır. Doğal olarak Irak bu iddiaya karşı çıkmıştır. İran’ın buradaki emeli Şat’ül Arap’a ve Basra Körfezi’ne hakim olmak ve burayı İran Körfezi haline getirmekti.

 İran, İngiliz baskısı neticesinde bu emelinde vazgeçecek (!) daha doğrusu erteleyecekti. Bağdat Paktı içerisinde Irak ile ilişkileri tatlıya bağlandı. Ancak 1958 senesinde Irak’ta yaşanılan olaylar sonucu İngiltere üslerini boşaltmak zorunda kalmıştı. Baas Partisi lideri Saddam Hüseyin’in 1968 senesinde iktidarı ele geçirmesi “sahanın” 21.yüzyıl’da oynanmak için hazırlandığının ilk ışıklarından biri olmuştur. Yenilenen Irak, SSCB ile ilişkilerini geliştirmiş, mühimmat ve silah alarak ordusunu kuvvetlendirmiştir.

Bu durumdan hoşnut olmayan İran arkasına aldığı Birleşik Devletler ve Birleşik Krallık desteğiyle Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürtleri Bağdat yönetimine karşı kışkırtmıştır. 1974 senesinde Irak yönetimi ve Kürtler arasında yaşanılan kanlı, tatsız olaylar neticesinde mağlup olan Kürtler İran’a sığındı. İran, Kürtleri silahlandırarak tekrar sahaya sürdü. İran ve Irak, Kürtler üzerinden harp eder hale gelmişti ki Cezayir Devlet Başkanı’nın arabulucuğu ile iki devlet barış anlaşması yaptı.

1979 yılında İran’da yaşanılan devrim neticesinde politikalarda değişiklik olmuş, Şiilik ve devrim ihracı dış politikanın temelini teşkil ederek emelini belirlemiştir. Meselenin bu bölümüne “Roma Kartacasız Olmaz” yazı dizisinde değineceğim.

Türkiye’nin Meseleye Bakışı:

22 Eylül 1980 tarihinde İran-Irak Harbi fiilen başladı. Türkiye, iki devlet arasında arabuluculuk yapmaya çalışsa da iki devlet harbe devam edince tam bir tarafsızlık politikası seyretmiştir. Mısır, Ürdün, Kuveyt ve Suudlar Irak’ı desteklemiştir. Suriye ve Libya İran’ı desteklemiştir. İran, SSCB ve Birleşik Devletler tarafından desteklenmemiştir. Silah ve mühimmat teminini Çin’den yapmıştır.

Türkiye iki komşusuna ne yakın ne de uzak davranmıştır. Seyrettiği tarafsızlık politikasını adil bir şekilde yerine getiren Türkiye’nin, savaş öncesinde iki ülke ile ticaret hacmi (petrol hariç) yüz milyon doları geçmezken savaş esnasında bu miktar milyarlarca dolara yükselmiştir. Türkiye’nin dostça yaklaşımından sonra Türkiye’nin adaletine güvenen iki devlet 1987 Temmuz’undan itibaren kendi menfaatlerinin korunmasını Türkiye’nin Tahran ve Bağdat Büyükelçilik kendinden istemiştir.

Kuveyt İşgali ve İran-Irak Barışı

1988’de ateşkes yapılmasına rağmen Saddam yönetimi hızla silahlanmaya devam etmiş, 1990 senesinde Kuveyt’i işgal etmişti. Bu işgale Osmanlı devrinde Kuveyt’in Irak’ın bir parçası olduğunu söyleyerek meşru bir zemin kazandırmaya çalışmıştı.

15 Ağustos 1990 tarihinde İran-Irak Barışı yapılmıştır. İki devlet arası diplomatik ilişkiler 9 Eylül’de tekrardan kurulmaya başlanmıştır.

BAŞLANGIÇIN SONU:

Harp sonrası Türkiye hiç hak etmediği bir tutumla karşılaşacaktır. Irak, uluslararası hukuku çiğnediği olay, Kuveyt İşgali, neticesinde Türkiye’nin hukuka inanan her devlet gibi takındığı tavır yüzünden, Türkiye’ye cephe alacak düşmanca bir tutum sergileyecektir. Bu yazı dizisinin ikinci bölümünde PKK terör örgütün bu bölgeden nasıl doğduğunu, bu doğuma nasıl hazırlanıldığını göreceğiz.

Comment here