Siyasal Bilimler

İnsanın Yönetimi ve Kölelik

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Giray Gündoğdu

Yönetmek-yönetilmek hiyerarşik bir ilişkidir. Yönetilen bilkuvve sahip olduğu siyasallıktan feragat durumundadır. Kendi özgürlüğünden, siyasal özgürlüğünden ödün vererek güvenlik ihtiyacını karşılar. Bu tarih boyunca karşılıklı bir uzlaşıya dayalı olarak ortaya çıkmamış, bilakis geçmişe bugünden bakıldığında dile getirilen bir sonuçtur. Bir köle düşününüz. Ne yiyeceği ne giyeceği, düşmanlarından nasıl korunacağı konusunda hür bir bireyden çok daha rahattır. Sahibi onun bu ihtiyaçlarını kendisinden daha çok önemsemek durumundadır ki karşılığında bedeninden, etinden, sütünden faydalanır. Bu noktadan bakılırsa, şayet özgürlük ateşi yoksa, insan için köle olmak hiç de fena değildir. Zaten mesele köle olmak ve olmamakta değil, köle kalmak veya kalmamakta.

İnsan evladı dünyaya geldiğinde düşünme kabiliyeti sıfır kilometrede, dilsiz, uygarlıktan nasipsiz ve vesayet altındadır. Ailesinden dil, din ve kültür öğrenir. Ebeveynlerin tavırlarına göre karakteri şekillenir. Sonra devlet, başta okul aracılığıyla onu şekillendirir; itaat eden bir varlığa evirmeye başlar. Burada Fransız düşünür Althusser’ in devletin ideolojik aygıtları dediği yere geliyoruz. Kendisi bu ideolojik aygıtları din, okul, siyasal sistem, medya ve sendikalar olarak görürdü. Nitekim varlığım Türk varlığına armağan olsun haykırışları hala kulaklarımızdadır.

Bütün benliği ile insan topluma, devlete, inançlara, genel kanılara, geleneklere uyum sağlamak ve onlara itaat etmek üzerine yetiştirilir. Bunun aksine sizler sürüsünüz bense özgür bir bireyim denildiğinde toplum tepki verir, kendisi gibi olmayan bireyden hoşnutsuzluk duyar, onu aforoz eder. Bunlar bir insanı kendi benliğini bizatihi kendisinin değil, dış dünyanın kontrol etmesine göz yummasına, buna alışmasına ve alıştıkça bundan memnuniyet duyup bunu savunmasına götürür. İşte böylece insan toplumsal bir varlık olarak dünyaya gelişinde kendisini yönetme yeteneğinden acizdir. Yönetilmeye, eğitilmeye, itaate mecburdur. Nitekim bu yöneltme, yönlendirme eğilimi o kadar doğaldır ki Platon bile aydınlanmış kişinin karanlıktakileri zorla aydınlığa çıkarması gerektiğinden bahseder.

Bir de yönetilmekten memnun köleler vardır ki devletin ve toplumun şaheserleridir. İnsanın doğası gereği itaate matuf bir canlı olduğundan şüphe duymamış, yerine göre bu itaatin devlete, yerine göre inanca yerine göre topluma olması gerektiğine imandan caymamıştırlar. İnsanın ussallığı elde edemeyeceğini, etse dahi bu ussallığın dar sınırları olduğunu düşünürler. Keza özgürlük yönetilmekten, vesayetten, yönlendirilmekten kurtulmak değil; bunları görmezden gelmek, bunların en şeffaf olduğu alanlarda at koşturmak ve mevcut haklarla yetinmektir. Bunun tam tersi de özgürlüğü kutsamak ve yönetimi pasifize etmek yoluyla yapılmakta. Amerikan Anayasası’nın Özgürlük Bildirgesi’nin cümlelerini kısaca hatırlayınız.

‘’Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır, yaşam özgürlük ve mutluluğa sahip olma hakları vardır.’’

İnsan acziyeti kimilerine o kadar ağır gelir ki düşünmek için fırsatları dahi olmaz. Kimilerinin yüreğindeki özgürlük ateşi o kadar kuvvetlidir ki tam olarak kurtulmayacaklarını bilseler de prangalarından, yine de sürekli tutsaklıktan, yönetilmekten kaçmaya çalışırlar. Beşerdir, yöneltilir. İnsandır yön verir. Biz köle ruhlar devlet, toplum ve kâinat için, onlar da bizim içindir. İnsan yönetilmeye mecbur ve fakat bilkuvve ondan kurtulabilen bir canlıdır. Sonu olmadığını bilse de sürekli tutsaklıktan kaçanlara selam olsun.

Comment here