Siyasal Bilimler

Demografik Mühendisliğin Tarihsel Arka Planı

Bu makaleyi 7 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Yetkin

Nüfus ve İnsan Kaynağının, devletler eliyle veya belirli zümrelerin hamleleriyle şekillenmesi dünya siyasi ve jeopolitik tarihini etkilemiştir. Toplumlar, bu coğrafi ve siyasi hamlelerin sonuçlarını iktisadi, teknolojik, içtimai ve psikolojik olarak hissetmiş ve periferindeki cemiyetlere de sirayet ettirmiştir. Tarihin kırılma noktaları açığa çıkarken, bu pratik yansımaları kurgulayıp devrimlere, ihtilallere, dünya içtimai, iktisadi ve metafizik sistemine yön veren teorisyenleri incelemek lazım gelmektedir. Unutulmamalıdır ki ‘’kitle hareketleri ve demografik kütlelerin mobilizasyonu’’ yalnızca milli bir güvenlik tehditi değil uluslararası güvenliğe de sıçrayacak , ‘’ortak önlem’’ alınmasını zaruri kılan bir dinamiktir. Tehdit saptaması yapılırken, ’’niyet ve kapasite’’ çarpanları baz alınmaktadır. Kapasitesi şüphesiz en az on binleri bulan kütleleri hareket ettiren asıl çarpan ‘’niyet’’ sahibi  demografist ve politik kartografyacılar,  tehdit’in niteliğini ve niceliğini teşkil etmektedir. Kimliklerin, etnik yapıların, mezheplerin ve dinlerin bir kozmopolitzm oluşturduğu Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya gibi bölgeler ağırlıkta olsa da Sri Lanka, Ruanda gibi birbiriyle alakasız coğrafyalarda da açığa çıkan bu etkilerin Avrupa merkezli oryantalist ve demografistlerin, kolonyal ve kimliksizleştirme sürecini yarı veya tam sömürge olarak gördükleri devletler üzerindeki tahakkümünü devam ettirme planı olarak algılanagelmiştir. Kahir ekseriyetin yanılgısı şudur ki; Çin, Rusya ve Hindistan gibi kıta jeopolitiğine territoryal olarak hakim aynı zamanda kendi değer ve kıymet hükümlerini periferine aksettirmiş güçler es geçilmektedir. Lakin, bu güçlerin tarihsel uzun erimli periyotta kesintisiz olarak buluştuğu bir payda vardır ki; Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Türkistan, Doğu Sibirya vs. bölgelerde Türk ve Müslüman toplulukların müşahhas veya mücerret izlerinin hem jeopolitik hem de kitlelerin ana kütle ve kıtaya entegre edilip asimile edilmeleri misyonlarıdır. Bu misyonu icra etmek için bölgelerdeki etnik-mezhepsel fay hatlarının kırılarak; muhtelif toplulukların, bölge jeopolitiğinin demografik ve territoryal olarak dizaynı için enstrüman olarak kullanılması hedeflenmiştir. ’’Kelly M Greenhill; stratejik göç mühendisliğini şöyle tanımlamaktadır; Stratejik göç mühendisliği tabiri devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından, belli bir bölgede yaşayan nüfusun güçlendirilmesi, zayıflatılması ya da muhtevasının değiştirilmesini sağlayan yollarla, askeri ve siyasi amaçlar dahilinde kasti şekilde yaratılmış iç ve dış göçleri ifade ediyor…’’ (ÖZDAĞ,2020,s 34)

Tarih boyunca  ‘’zirai-cemiyetlerin’’ nüfusu ittiği ve ‘’sinai cemiyetlerin’’ ise nüfus çektiği ifade edilmiştir.(ARVASİ,2016,s 314) Devletler de dinamik yapılar olarak; tarihin her periyodun da nüfus ve insan kaynağını ‘’nitelik’’ kadar ‘’nicelik’’ olarak da kesafetini arttırıp iktidarı tekeline almak isteğinde olmuştur. Karar Alıcılar ise bir takım demografik teorilerin ışığında hareket ederek bu tasarıları hayata geçirmeye çalışmışlardır.

‘’M. Kovalevski, nüfusun artmasının iktisatta, üretim vasıtalarının ve tekniklerinin değişmesinde ve mükemmelleşmesinde en mühim amil olduğunu belirtirken, A. Coste ve Ratzel gibileri, “içtimai tekamül’’ için nüfus artışını zaruri bulmaktadır. Yani bu üç ilim adamına göre, nüfus ‘’statik’’ olsa ve hiç artmasa idi; insanlar, yeni ihtiyaçların zorlanmasına maruz kalmayacak dolayısıyla iktisadi faaliyetlerini ve tekniklerini değiştirmek ve geliştirmek lüzumunu duymayacaktı. F.Carli, A. Coste, Bougle gibi demografistler de nüfus artışının ‘’içtimai münasebetleri’’ artırdığını ve hızlandırdığını, ’’dil ve kültürü zenginleştirdiğini, katı gelenekleri yumuşattığını, demokrasi ve hürriyet fikir ve hareketlerini kuvvetlendirdiğini belirtirler.’’(ARVASİ,2016,s 309).

‘’Nüfusun artışı karşısında, tamamen farklı düşünceye sahip fikir adamları da mevcuttur. Bilhassa İngiliz rahibi ve iktisatçısı Thoamas Robert ‘’Malthus’’ün (1766-1834) ‘’Essai Sur Le Princip de la Population’’ (Nüfus Prensibi Üzerine Deneme) adlı kitabının yayınlanmasından sonra pek çok fikir ve siyaset adamı, ’’nüfusun artışı’’ konusunda eskisi kadar iyimser düşünemez oldu. T.R Malthus’a göre insanlardaki cinsi temayül devamlı olarak nüfusun çoğalması istikametinde tesir icra eder. Bu temayül daima nüfusun gelişmesine nazaran daha yavaş gelişen beslenme imkanlarının darlığı yüzünden doğan çocuklar tarafından engellenir. Söz konusu olan bu engeller; pozitif engeller (kitlevi ölümler, açlık vs.), koruyucu engeller(sefalet endişesi vs.) ve ahlaki sakınma olmak üzere ayrılmaktadır.’’(ARVASİ,2016,309). Aynı zamanda insan topluluklarının ‘’geometrik olarak’’, kıt kaynak ve yiyecek maddelerinin ise ‘’aritmetik olarak’’ arttığını söylemektedir.

Bu tarihsel arka planda kırılma noktası, Neo-Malthusçu teorilerin dünya nüfusunun azaltılmasına yönelik politikalarının referans olarak alınması ve bu politikaların iktisadi olarak tekamülünü sağlayamamış ve nüfus artış hızının yüksek olduğu İslam Coğrafyasında icra edilmeye başlanması olmuştur. Pek tabii, bu teorilerin artık eski demografik doktrinler yerine ikame edilmeye başlaması ise ‘’Osmanlı İmparatorluğunun’’ özgül ağırlığını yitirerek tüm Türk-İslam coğrafyasında; psikolojik, iktisadi ve jeopolitik bir kırılma yarattıktan sonra meydana gelmiştir.

 

KAYNAKÇA:

ARVASİ, S.A(2016),İlmihal. İstanbul: Bilgeoğuz Yayınevi.

ÖZDAĞ,Ü(2020). Stratejik Göç Mühendisliği. Ankara: Kripto Yayınevi

ÖZDAĞ,Ü(2018). İstihbarat Teorisi. Ankara: Kripto Yayınevi.

Comment here