Siyasal Bilimler

Aslolan Çıkarlar: Reel Politik

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ali Göktürk Akkaya

Uluslararası ilişkiler, içinde barındırdığı yüzlerce kavramla geniş kitlelere hitap eden bir sosyal bilimdir. Nitekim yaşadığımız dünyayı ve devletlerin güttüğü politikaları anlamak için bu kavramların muhtevasını da bilmek lazım. “Reel Politik” kavramını ve anlamını bilmek, bugün pek çoğumuzun anlayamadığı devletlerin güttüğü uluslararası siyaseti anlamlandırmamıza yardımcı olacaktır. O nedenle sizlere bu kavramı açıklamaya çalışacağım. Günümüzde bu kavrama örnek teşkil edecek olaylar yaşanmaktadır ama bu kavramı açıklarken vereceğim örnekler gündelik siyasete girmemek adına bugünden değil dünden olacaktır.

Reel politik,  basit olarak herhangi bir ideale veya kurama bağlanmaksızın tamamıyla mevcut gerçeklere uyum sağlayarak amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmak anlamında kullanılan Almanca terimdir. Uluslararası ilişkiler alanında önemli çalışmalar yapmış Hans Morgenthau’ya göre de “Reel politik dış politika, aktörlerin hedeflerini ve ulusal çıkarlarını takip etmede zorlayıcı olan ve olmayan araçlarını yasal kuralları veya ahlaki değerleri göz önünde bulundurmadan kullanmaları” olarak tanımlanmaktadır. “Reel politik dış politikanın temelini oluşturan uluslararası ilişkilerin ana akım teorilerinden olan realizm, temel aktör olarak kabul ettiği devletlerin doğası gereği kendi çıkarını maksimize etmeye çalıştığını ileri sürmektedir.”

Konuyu daha iyi anlayabilmek adına örnek vermemiz gerekiyor. Bu konuda vereceğim bir örnek yakın tarihimizden bir diğeri de dünya tarihinde olacaktır:

Gerek ulusal siyasette gerekse uluslararası siyasette güttüğü politikalarla muadillerine örnek olan Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı döneminde SSCB ile güttüğü ilişkileri incelemekte fayda görüyorum. Tarih sahnesine çıktığından bu yana genişleme sahası olarak Türk coğrafyalarını seçen ve asırlardır Boğazlar üzerinden sıcak denizlere inme emelleri olan Rus aklı ne oldu da Milli Mücadele’ye destek verme durumunda kaldı? İşte burada iki tarafın da çıkarları devreye girdi. Zira Bolşevik Devrimi sonrası yıkılan Çarlık Rusya’sının bazı generalleri batılı devletlerin de desteğiyle Beyaz Ordu teşekkülüyle SSCB’nin Kızıl Ordu’suna karşı harekete geçip Rus iç savaşını başlatmışlardı. Bu ahvalde ortak düşmana karşı hareket etmek her iki taraf içimde gayet karlı bir durumdu. SSCB Milli Mücadele’ye verdiği destekle Batılı devletlerin kendilerine karşı olan tutumunu bir nebze olsun hafifletmiştir. Milli Mücadele’yi yürüten kahramanlar bu sayede SSCB’den silah, mühimmat ve maddi destek görmüşlerdir.  Bu süreçte “Atatürk’ün Bütün Eserleri” külliyatı (Nutuk hariç) incelendiğinde Mustafa Kemal’in 23 Nisan 1920’den 23 Ocak 1923’ kadar geçen sürede sol terminolojiden kullandığı kavram sayısı 151’dir. 23 Ocak 1923’ten 1 Kasım 1929’a kadar geçen sürede ise kullandığı kavram sayısı 8’dir (Kullanılan kavramları daha iyi inceleyebilmeniz ve daha farklı tabloları görebilmeniz adına faydalandığım kaynağı yazımın sonunda sizlerle paylaşacağım). İşte normal şartlarda oluşması zor olan bu durun iki tarafın da çıkarları mevzubahis olunca oluşabiliyor ve bu iki taraf için da gayet tabii bir durum olabiliyor.

Aslında bu kavramla alakalı araştırma yaparken beni en çok şaşırtan ve devletlerarası ilişkilere bakışımı değiştiren olayı şimdi sizlerle paylaşacağım. Birçok devletin bir araya geldiği olayda dahi yan yana gelmemiş iki devlet, çıkarları uyarınca aleni olmasa da birtakım karşılıklı içinde bulunabildiler. Hangi devletler bahsediyoruz? Tabii ki İran’dan ve İsrail’den…

İsrail, İran’da iktidarı ele geçiren mollalar ile ilişki kurmaya çalışmıştır. Bu ilişki, İran’da yaşayan ve İsrail dışındaki en büyük Yahudi nüfus olan İran Yahudileri üzerinden yapılmaya çalışılmıştır. Bu çabaların sonucu olarak, devrim sonrası ilişkiler kopmuş gibi görünse de perde arkasında özellikle askerî ilişkiler artarak devam etmiştir. Bu dönemde İsrail’de hiçbir zaman İran tehdidinden bahsedilmezken tam tersine İsrail, İran-Irak Savaşı sırasında kendisini ‘küçük şeytan’ ve ‘İslam düşmanı’ olarak adlandıran Humeyni rejimine askerî destekte bulunmuştur. İran’ın karşı cephesinde bulunan görece iyi ilişkileri olan ılımlı Arap ülkeleriyle yakınlaşmış olmasına rağmen, Irak’ı daha potansiyel düşman olarak görmesi nedeniyle İran yanında konum almış ve 1982 yılının ortalarına kadar stratejik nedenlerle İran’a askeri destek sağlamıştır.

Bireyler kimi zaman devletlerinin başka devletlerle, özellikle de tarihsel süreçte mücadele ettikleri milletlerin meydana getirdiği devletlerle kurulan ilişkileri anlamlandırmakta güçlük çekebilirler bu doğaldır. Burada bu ilişkilerin doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirmek rasyonel bir değerlendirme olmaz. Çünkü beklentiler göreceli olduğu için değerlendirmesi de o minvalde olacaktır. Ama şu da su götürmez bir gerçektir ki hiçbir devlet kendi çıkarları aleyhinde bilerek hareket etmez. Milli duygularla ve dostane tavırla hareket edildiğini düşündüğümüz noktada dahi çıkar elbet vardır. Bu açından bakarsak “devletlerin dostları olmaz; çıkarları olur” ifadesi için “aslında çok da yanlış bir ifade değil” dediğimizde yanılmış olmayız herhalde…

 

KAYNAKÇA

Akyol, Taha (2008), Ama Hangi Atatürk, İstanbul (Atatürk’ün kullandığı sol kavramlar ile alakalı bölümü incelemek için kitabın 542-549 sayfalarına göz atabilirsiniz)

Tunçarslan, Nilay (2018), Uluslararası Sorunların Çözümünde Normatif ve Reel Politik Araçların Karşılaştırmalı Bir Analizi: İran ve Suriye Krizi’nde Türkiye’nin Arabuluculuğu (Makale)

Oruç, Haydar (2016), Stratejik Ortaklıktan Radikal Söyleme Evrilen İlişkiler Örneği: 1979 Sonrası İsrail-İran İlişkileri (Makale)

Morgenthau, Hans J. (1978), Politics Among Nations: Struggle for Power and Peace, New York

Comments (1)

  1. Kalemine sağlık abi…

Comment here