Siyasal Bilimler

21.YY’da Milli Güvenlik Stratejisinin Restorasyonu

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Yetkin

 

Devlet entitelerinin var olması için ana amil olan ‘’Milli Güvenlik’’ unsuru, tehdit algılaması yaklaşımı olarak ve devlet harcamaları bakımından ehemmiyetli ve külfetli bir yer iştigal eden bir ana sahadır. 20.YY’da ‘’Devlet Güvenliği’’ kavramının 21.YY’da ‘’İnsan Güvenliği” olgusuna dönüştüğü son günlerde yaşamış olduğumuz hadisede küresel çapta tezahür etmiştir. Lakin günümüzde territoryal toprak harekâtları ve jeopolitik tehditler birincil milli güvenlik unsurları değildir. Bu asrın hedeflenen istila merkezi kitle içerisindeki insan ‘’zihni’’dir. Bu paradigma dönüşümü ‘’ulusal güvenlik’’ stratejilerinde topyekün bir yeniden yapılanma getireceği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

20.YY’daki devlet eksenli klasik kara, hava, deniz hakimiyet jeopolitik doktrinleri bugün analiz ve gelecek projeksiyonu için yetersiz kalmakla beraber salt “sert güç(hard power)’’ odaklı çift kutuplu soğuk savaş döneminden tevarüs eden dar perspektifli değerlendirmeler hüviyetine bürünmüştür. Bugün adeta bir ‘’çifte muvazene’’ kimliğine bürünen milli güvenlik olgusunun diğer kanadını metafizik kavram şemaları, varlık ve nesne uzayına hakimiyet ve başat güçlerin kendi oluşturduğu kıymet hükümleri ve değer yargılarını ihraç etmesiyle oluşan bir ‘’yumuşak güç’’ (soft power) entitesi de bu keskin kılıcın sair yüzünü oluşturmaktadır. Kendi kavramları ile konuşan milletler, “bilgiyi veren, yargıyı koyar’’ ilkesi gereği gözle görülmez bir cazibe ve mücerret bir üstünlükle diğer milletlere galebe çalmaktadır. Pek tabii, başlarken de belirttiğimiz üzere maddi perspektifli ‘’askeri-endüstriyel’’ kompleks gücü hiçbir devletin güvenliğini garantiye almada kafi gelmemektedir.

ABD’de yaşanan 11 Eylül, SSCB’nin Afganistan İşgali, Vietnam vs. örnekler küresel çapta müşahhas örnekler teşkil etmektedir. Başat güçler artık şu gerçeğin farkına kesinlikle varmıştır ki “ölümü göze almış bir insan’’ varlığından daha tehlikeli bir silah yoktur. Ve 21.YY’da denilebilir ki, kesin olarak ‘’insan kaynağının yönetimi ve yönlendirilmesi’’ milli güvenlik şemasının maddi kanadının en önemli umdesi haline gelmiştir. İnsan kaynağı yönetimi, tehdit unsurlarını dönüştürerek bertaraf etmekle iktifa etmez. Onları toplumla mündemiç hale getirerek bir serbestiyet sahası tanır ve legalize eder. Kolombiya’daki FARC, İspanya’daki Bask bölgesi unsuru ETA, Sri Lanka Tamil Kaplanları vs. bir çok silahlı mücadele örgütünün ve eylem repertuarını şiddetle ölçeklendiren mebzul miktarda grubun silah bırakması ve müzakere yolunu seçmesi bir tesadüf değildir. Bununla birlikte toplumunun ‘’tıbbi, psikolojik, sosyolojik, biyolojik, dijital, gıda’’ güvenliklerini tesis etmek 21.YY’da çok büyük bir hayatiyet arz etmektedir.

’’Gıda güvenliği’’ ve  ‘’Medikal güvenlik’’ olgularının son günlerde yaşanan hadisede ‘’Batının medeniyetleştirme ve modernizm’’ (!) ihraç etmeye kendini namzet gören başat güçlerinin, tıbbi ekipmanlara el koyma, gıda yetersizliğinden halkı acziyete sürükleme gibi olaylarda tezahür ettiğini söylemek zor olmasa gerek. Son kertede, ’’Milli Aşı’’ hamlesini başlatmak bir zaruret hasıl olmuştur. Ayrıca Atlantik’te dünyanın en kudretli imparatorluğunu kurduklarını söyleyen insanların, ’’eski dünya’’ dan sağlık personeli korsanlığı yapmakta olması güvenlik temalarının her birinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. ‘’Uzay/Uydu-Siber hakimiyet doktrini’’ ise adeta 20.YY’daki ‘’nükleer güç olmadan hegemonik güç olunmaz’’ vecizesinin yerine ikame edilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninin ve paylaşımı belirleyen aktörlerinin uzayda da bir parsel taksimine gitmesi bunun aleni bir göstergesidir. Bugün uzayda ABD, Rusya, Çin süper uzay güçlerini oluşturmakta olup ‘’uzay taburlarını’’ ulusal ordu birimi listesine almıştır. Hindistan, İran, Güney Kore,  İsrail ve Fransa gibi aktörler orta sınıfta yerlerini alan diğer güçlerdir. Yeni oyuncular ise Türkiye, Brezilya olarak dikkati çekmektedir. Özellikle ‘’Göktürk II’’ uydusunun fırlatılması ve ‘’Türk Havacılık Ve Uzay’’ sanayii, 2018’de de ‘’Türk Uzay Ajansı’’nın kurulması sevindirici ve önemli meydan okuma ve güvenlik hamlelerindendir. Çin’e uzay ekseninde ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Çin kendi ‘’uzay istasyonu’’nu uluslararası uzay istasyonundan ayrı bir şekilde olarak inşa etmektedir. “Uydu vurma’’ kabiliyeti, radar sistemini milli olarak geliştirme ve en çarpıcı gelişme olarak ‘’yapay güneş’’ ve ‘’yapay ay’’ projeleriyle ABD’nin uzaydaki tehdit algılamasında ve gelecek projeksiyonundaki en önemli başat unsurudur. Bunun yanında yadsınamaz bir diğer gerçekte çok uluslu şirketlerin iletişim ve siber uyduları ile uzayda devlet dışı aktörler olarak sürece dahil olmasıdır. Siber güvenlik ve hakimiyet ise ‘’Nato’’nun doktrinlerine eklenmiş olup ‘’yeni dünya düzeninin’’ blokchain tabanlı yapısında devletlerin sinir noktası hüviyetini taşıyacaktır.’

“Veri güvenliği ve korsanlığı” gelecekte ifşa, şantaj ve siber hırsızlık gibi hadiselerle gündeme gelirse şaşırılacak olaylar olmayacaktır. “Gözükmeyen bir güç olarak’’ yumuşak güç kılıcın diğer keskin yönüdür. “Toplum Mühendsiliği’’ ise bu yönün en keskin ve kesafetli eksenidir. Psikolojik savaş, enformasyon operasyonu gibi gayrinizami harbin 21.YY’daki efektif varyasyonları ile devlet imajı tehdit güçler tarafından kara propaganda ve itibarsızlaştırma operasyonlarıyla yerle yeksan edilebilir. Bu sebeple ‘’medya organları ve sosyal medya hakimiyeti’’ kitlelerin hasım haline getirilmesi ve örtülü operasyonlarda araç olarak kullanılmasına set çekecek güçleri devlet lehine oluşturma fırsatı yaratmıştır. Rusya’nın Mail.ru, Yandex, VK gibi kendi sanal sosyal ağlarını, Çin’in ‘’WeChat’’ gibi mesajlaşma portallarını yaratması bu gibi yumuşak güç ve imaj zedelemelerin de önüne geçmek için ulusal bazda alınmış akıllıca önlemler olarak öne çıkmaktadır. Çin ve Rus medyasının çeşitli ülkelerde ve kendi ‘’karakol’’ ülkesi olarak gördüğü coğrafyalarda yerel medya ile işbirliği yaparak ‘’örtülü yumuşak güç ve devlet geleneğini’’ ihraç etme hamleleri göze çarpmakta olan başka önemli gelişmelerdir.

Diğer dikkat edilmesi gereken husus ‘’lokal kimliklerin ve aidiyet şuurunun yok edilmesi’’ ve kozmopolitizm, transhumanism gibi insan fıtrat ve evrensel ahlak yasalarını tasfiye eden algı operasyonlarıdır. Hollywood’un yerini alan Netflix bu işlevin dijital boyutunu görmekte ve her ülkede bu kavram ve metafizik şemaları ihraç etmektedir. Youtube’da ise bu dijital dönüştürme deneylerinin nasıl hasat verdiği test edilmektedir.

“Demografik Mühendislik’’ ise devlet güvenliği ve üniter bütünlük için tehditlerin en büyüğünü teşkil etmektedir. Kırım, Türkistan, Kafkasya ve Balkan sürgünlerinin müsebbibi Rusya, ’’Avrasya’’ hayalini kitle mühendislikleriyle sürdürmektedir. Anadolu coğrafyası da bu şekilde dizayn edilmeye çalışılmış bir coğrafya olmuş fakat Haçlıları ve Modern Haçlıları silip atmıştır. Fakat bugün güneyimizden ve Asya’dan gelen göç dalgalarıyla ‘’düşük yoğunluklu’’ örtülü bir ‘’stratejik demografik mühendisliğe’’ maruz kalmaktadır.

Milli kimliğe sahip olan bir halkın entegrasyonu mümkün olmamakla beraber, Türkiye Cumhuriyeti devletine bir aidiyeti ve bağı olmayan kitlenin güney sınırımızda vatandaşlarımıza oranla ağır bir nüfus oranına sahip olacak olması jeopolitik açıdan da büyük bir tehlike teşkil eder. Gelecek projeksiyonuna bakıldığında güneydeki illerimizin Milliyetçi Arap Terör Örgütleriyle veyahut Marksist Leninist bilimum sol fraksiyon terör örgütleriyle baş başa kalması ve Arap istihbarat teşkilatlarının arka bahçesi olması içten bile değildir. Bu tehditlerin en kısa zamanda bertaraf edileceğine olan inancımız katidir.

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Gelecek 1000 Yılda Da Buradayız, Ümit Özdağ

Algı Operasyonu, Ümit Özdağ

Stratejik Göç Mühendisliği, Ümit Özdağ                       

                                    

 

 

 

Comment here