Sinema

İradenin Zaferi İnceleme

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Ömer Faruk Sandıkçı

20. yüzyılın ilk yıllarında gelişen silah sanayi ve müthiş bir rekabet ortamına dönüşen sömürge faaliyetlerinin etkisiyle beraber 1900’lü yıllarda Avrupa’daki siyasi rekabet had safhaya ulaşmıştı. Osmanlı ve Avusturya-Macaristan gibi çok uluslu imparatorluklar yaşadıkları toprak kayıpları, sınırları içerisindeki isyanlardan dolayı Avrupa’nın Fransa ve İngiltere başta olmak üzere güçlü devletleriyle rekabet edemeyecek duruma gelmişti. Bu süreçlerin doğal sonucu olarak birçok yeni sistem ve fikir ortaya çıkmış ve bu siyasi ve sosyal konjonktürle beraber 1914 yılında 1.Dünya Savaşı başlamıştı. Savaş insanlık tarihi açısından birçok ilke ev sahipliği yapmıştı. Öncelikle teknolojiden ilk defa bu kadar büyük bir oranda faydalanılıyordu. Geniş telefon ve telgraf hatları, uçaklar, tanklar ve kimyasal silahlar ilk olarak bu kadar büyük bir nüfus tarafından kontrol ediliyor ve kullanılıyordu.

1.Dünya Savaşıyla beraber büyük halk kitleleri müthiş propaganda faaliyetleriyle karşılaştı, bu propaganda faaliyetlerinin öncelikli amacı orduya asker alımıydı. 1914 yılında Büyük Britanya İmparatorluğunun Savaş Bakanı olan Lord Kitchener’ın bulunduğu propaganda afişleri çok etkili olmuş ve bu afişin benzeri 2. Dünya Savaşı sırasında ‘’Uncle Sam’’ tarafından da kullanılmıştı.

Propaganda faaliyetleri sadece asker alımlarıyla sınırlı kalmamış ittifakların tanımlanması için de kullanılmıştır. Avusturya- Macaristan, Osmanlı ve Almanya ittifakının propaganda amacı olarak kullandığı birçok afişte bu devletler aslan olarak tasvir edilmiş ve halka güven aşılanması amaçlanmıştı. Bu yöntem İtilaf devletleri tarafından da uygulanmış ve İttifak devletleri küçük çocuklar olarak resmedilmiştir.Fakat 1. Dünya Savaşı sırasında propaganda filmleri tercih edilmemiştir bunun sebebi ise filmlerin daha büyük imkanlarla ortaya konulması ve filmlerin gösteriminin daha maliyetli ve sınırlı olmasıdır.

Filmlerin propaganda amacıyla kullanılması ise 2.Dünya savaşı öncesi dönemde genel olarak totaliter rejimler ile başlamıştır. 28 Mart 1935’te Almanya’da vizyona giren ‘’Triumph des Williens’’(Afiş 4) adlı Nazi propaganda filmi bu alandaki en iyi örneklerden biridir.

Propaganda filminin içeriğini ve anlatmak istediğini anlayabilmek için ilk olarak Almanya’nın 1.Dünya Savaşı sonrasındaki durumuna kısa bir göz gezdirilmelidir. 1.Dünya Savaşından mağlup olarak ayrılan Almanya Savaş sonrasında stratejik öneme sahip topraklarından bazılarını kaybetmiş, Versailles antlaşması ile askeri, ekonomik ve siyasi birçok alanda büyük kısıtlamalarla karşı karşıya gelmiş ve birçok alanda kısmi olarak bağımsızlığını kaybetmişti. 1920’li yılların başında Faşist ideolojinin kurucusu Benito Mussolini’nin İtalya’da tek hakim güç haline gelmesi ile Irkçılık Avrupa’da ilgi gören bir fikir haline gelmişti. Bu gelişmeler ışığında 1933 yılında Alois Adolf Hitler, Hindenburg tarafından İmparatorluk Şansölyesi ilan edildi ve yine aynı yıl içerisinde yapılan seçimlerde Nasyonal Sosyalist Parti oyların yüzde 49’unu alarak hakimiyeti tam anlamıyla ele geçirdi.

İradenin Zaferi filmi bu ve benzeri siyasi ve sosyal gelişmelerden sadece iki sene sonra kayda alınmış ve büyük etki yaratmıştı. Filmde işlenen temalar ve yaratmak istenilen etkiler birçok totaliter rejimde görünen şeylerden ibaretti fakat Hitler’in başarılı Propaganda Bakanı Joseph Gobbels’in de etkisiyle filmin yarattığı etki büyük olmuştu. Filmde gösterilen görüntülerden yola çıkarak yapabileceğimiz değerlendirmeler ise filmin başarısını anlamamız için yararlı olacaktır.

Totaliter rejimlerin birçoğunda en önemli kişi mutlak hakimiyeti elinde bulunduran devlet başkanıdır ve bu kişi genellikle tek başına devleti yönlendiriyormuş gibi lanse edilir fakat İradenin Zaferinde bu durum biraz daha farklı. Çünkü, Führer tarafından Riefenstahl’a verilen görev Nazilerin ilk kongresinin kayda alınmasıydı dolayısıyla da filmde birçok Nazi devlet adamı ve asker de bulunuyordu. Hitlerin mutlak gücünün yanında devletin sağlam kadroları, teşkilatlanması ve birçok alanda farklı özelliklere sahip yetkin kişilerin gösterilmesi ile beraber rejimin güçlü temellere ve farklı tecrübelere dayandığı gösterilmektedir.

 Bunun yanında, birçok totaliter rejimde olduğu gibi tarihi olaylar ve kişilikler referans noktası alınarak şanlı tarihe gösterilen ilgi ve o günlere duyulan özlem de filmde çokça dile getirilmekte. Almanların savaş tarihi boyunca ağır zırhlı süvarileriyle öne çıkması ve filmde süvari birliklerinin ‘’şanlı yürüyüşlerinin’’ gösterilmesi bu referans noktalarından biridir. Ayrıca Alman milletinin son yıllarda çektiği acılardan kurtulduğu ve diğer ülkelerin çizdiği sınırlarla yaşayamayacağı mesajı filmin birçok sahnesinde vurgulanmakta. NAZİ düşüncesinin de temel yapı taşlarından biri olan ve Dünyadaki Almanların yaşama alanı olarak tanımlayabileceğimiz ‘’Lebensraum’’ fikrinin de üzerinde çokça durulmaktadır.

Ayrıca filmde insanlara biçilen toplumsal roller de kendini açıkça belli etmekte, örneğin filmde kadınların ve çocukların ekseriyetle beraber gösterilmeleri kadınlara biçilen rolün çocuk bakmak ve annelik olduğunu göstermektedir. Bu görüntüler eşliğinde Nazi rejimiminin kadınlara olan yaklaşımı ve ‘’fallokrat’’ olarak nitelendirebileceğimiz bir toplumun oluşturulmak istendiği çok açıktır. İşçilerin uzun boylu cevval olarak tanımlayabileceğimiz kişilerden seçilmesi, tören kıtalarında da uzun boylu ve sarışın kişilerin gösterilmesi de Aryan ırkının fiziksel özelliklerine atıfta bulunmaktadır.

Almanya’nın 1.Dünya Savaşı sonrasında Versailles anlaşması ile iktisadi,askeri ve siyasi anlamda sınırlandırılmasına bir tepki olarak ortaya çıkan ve bu anlaşmaya karşı çıkan söylemleriyle iktidara gelen Naziler İradenin Zaferinde  ‘’yeniden diriliş’’ temasını birçok şekilde dile getirmektedir. Alman gençliği ve özellikle Karayolu işçi kıtalarının gösterildiği bölümlerde izleyiciye hem söylemlerle hem de görüntülerle bu tema aşılanmaktadır. İşçilerin adeta kendilerinden geçerek geleceğin Almanyasını inşa etme hevesiyle yanıp tutuşması ve bunları marşlar eşliğinde yapmalarının yanında Sosyalist düşüncedeki dünya işçisi kavramına karşıt olarak alman işçisi temasının oluşturulması ve ‘’Camarade’’ tabiri ilgi çekicidir. Yine buna benzer olarak Hitler Gençliği ve gençlik kampları da Alman ırkının fertleri arasındaki kolektif bilincin güçlü olması mesajının dayatıldığı noktalardan biridir.

Faşist rejimlerde, ırk üstünlüğü kavramını açıklama çabaları içerisinde tarihe ve mitolojiye birçok atıfta bulunulur ve buradan elde edilen argümanlarla diğer ırklara karşı olan üstünlük ön plana çıkartılır. Mussoli’nin Büyük Roma İmparatorluğu’nu tekrardan canlandırma ve Akdeniz havzasının tamamen kontrol edilmesiyle modern bir Roma imparatorluğu ve medeniyeti yaratma isteği Mussoliniye göre tamamen tarihi temellere dayanıyordu. Aynı durum çağdaşı ve bir nevi öğrencisi de sayılabilecek olan Hitler’in nezdinde de gözlemleniyordu. Irk bilimin gelişmesiyle ortaya çıkan çalışmalara dayanarak Hitler’in ortaya attığı tezlerden biri de Avrupa’nın ve Asya’nın büyük çoğunluğunun Aryan Irkından olduğuydu. Hitler kendince bu tezlere inanarak büyük bir saf Aryan ırkı oluşturmak ve 3. Reich İmparatoru olmak istiyordu. Hitler bu amaçlar doğrultusunda Alman mitolojisine ve kendi uydurduğu mitlere büyük önem verdi. Nat Geo kanalının ‘’Nazilerin Mega Savaş Yapıları’’ adlı programlarında birçok fabrikada görüleceği üzere her yerde Gamalı Haçlar ve farklı mitler kullanılıyordu. Ayrıca Alman ebeveynler arasında çocuklarına mitolojiyle bağlantılı isimler verme gibi davranışlar da artmıştı. İradenin Zaferinde birkaç defa gördüğümüz gece toplantıları ve ayinleri hem mitolojik ögelere atıfta bulunuyor hem de Nazilerin ilk yıllarında genellikle küçük birahanelerin alt katlarında yaptıkları gizli toplantıları hatırlatıyordu ki bu toplantılara filmde Hitlerin bir söylemiyle beraber bir kez daha atıfta bulunuluyor. Klasik alman mitolojisi gösterilirken aynı zamanda Hitler tarafından yaratılan veya ön plana çıkartılan mitler ve kutsal mesajlar da  hedef kitlenin önüne sürülüyor. Törenler boyunca Jakob Grimminger’ın taşıdığı Kanlı Bayrak(Blutfahne) ve Hitlerin diğer bölüklerin bayrağını adeta bu bayrakla kutsaması Naziler tarafından üretilen mitlere güzel bir örnektir.

Leni Riefenstahl’ın Führer tarafından bizzat görevlendirilmesi, emrine sunulan film ekibi ve teknik imkanlar filmin sadece bir propaganda olarak değil aynı zamanda film tekniği ve bütçesi olarak da döneminde ‘’unique’’ bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Filmin ortaya çıkmasıyla beraber Avrupa ve ABD yaklaşmakta olan tehlikeyi hiç olmazsa sezebilmişlerdi.

Sonuç olarak, propaganda araçlarının ve propaganda temasının kullanılması açısından çok iyi bir örnek olan İradenin Zaferi filmi kuru bir propaganda filmi olmaktan sıyrılıp dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik durumunu hedef kitlenin gözlerinin önüne çok başarılı bir şekilde getiriyor. Filmde gösterilen otoyollarla, parti toplantılarla, resmi geçitlerle ve birçok kamuya açık alanla 3. Reich’ın ‘’ihtişamı’’ izleyiciye sunuluyor ve Nasyonal Sosyalist liderlerin konuşmaları ile içinde bulunulan durum ve gelecek planları açıkça ifade ediliyor.

Comments (4)

  1. Çok güzel ve açıklayıcı bir bir inceleme/çalışma olmuş, elinize emeğinize sağlık. Bu tür detaylı bilgiler vererek o zamanın durumunu anlamamıza ve filmi bu şekilde izlememize/yorumlamamıza katkıda bulunduğunuz için çok teşekkür ederim.

  2. Farkli bir konuda guzel ve ilgi gecici bir yazi olmus. Tebrik eder ve basarilar dilerim.

    • Cok başarılı bir çalışma gerçekten. Emeğinize sağlık. Bu çalışmalarımızın devamını ve okumayi sabırsızlıkla bekliyorum. Teşekkürler

  3. Propagandanın insanları yönlendirmede ne kadar etkili olduğunu, iyi kullanıldığında hedeflere daha hızlı ulaşılabileceğini hatırlattı bize.
    Emek harcayanların eline sağlık.

Comment here