Sinema

İl Conformista, Konformizm ve Kendi Normalliğini Yaratmak

Bu makaleyi 10 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Ömer Faruk Sandıkçı

İl Conformista, faşizmi veya herhangi bir totaliter rejimi anlatan bir propaganda filminin tam tersi bir yönde çalışıp faşizmin kötücüllüğünü ve korkudan beslenen yapısını izleyiciye tamamen vermek istemeyen bir film. Bertolucci, içine doğduğu ve etkisini çok küçük yaşlarda olsa da hissettiği faşizmin insanları neredeyse sistemin bir robotu haline getirme sürecini,  otoritenin insanlara sistemin bir parçası olmaktan başka bir şey sunmamasını ve insanların konformizme yönelmesini anlatıyor. Stanley Milgram’ın meşhur deneyinde Nazi Almanya’sındaki insan davranışların temelinde yatan sebepleri aramak için yaptığı deneyde ortaya çıkarttığı sonuç kesinlikle B.Bertolucci’nin bu filminde işlenen konuyu anlamak için yararlı olacaktır. S. Milgram Almanların neden Nazi yöneticilerin insanlara zarar veren uygulamalarına karşı çıkmadığını, genel olarak Nazi subaylarının neden bu kadar insanlık dışı eylemlere ses çıkarmadığını şöyle açıklamıştır: “Eğer ki birey, karar alma konusunda uzman ve kabiliyetli değilse karar vermeyi gruba ve hiyerarşik düzene bırakacaktır. Ayrıca, boyun eğmenin ana unsuru, bireyin başkasının dileklerini yerine getirmesinden ötürü, kendini yaptığı davranışlardan sorumlu görmemesidir. Basit bir deyişle, bireyler sorumluluklarını başkalarına yükleyebildikleri zaman otoriteye boyun eğerler ve statükoya ayak uydururlar.  

İl Conformista filmi olay örgüsü, karakterleri ve diyalogları ile faşizmin insanlar üzerindeki farklı etkilerini gözler önüne seriyor. Filmde faşizmin yok saydığı ve tek yol olarak ölümü reva gördüğü gruplar üzerinden ince mesajlar verilmiştir. Bunlar, eşcinseller ve entelektüellerdir. Entelektüeller üzerinden genel bir çerçeve çizmek gerekirse ilk söylememiz gereken şey faşist rejimlerin sanata, eleştirel bakış açısına, felsefeye ve daha birçok sosyal bilim ile farklı düşüne biçimlerine düşmanca tavrının filmde çok açık bir şekilde ifade edilmesidir. Faşist Mussolini’nin baskısından Fransa’ya sığınan ve aynı zamanda Clerici’nin felsefe hocası olan bir entelektüelin aslında toplumda ve öğrencileri üzerinde yaratabileceği etki diyaloglarla gözler önüne serilmiş ve Faşist rejimlerin neden entelektüaliteye karşı olduğu çok net bir şekilde anlatılmıştır. Gençliğinde başarılı bir öğrenci olan Clerici, üniversitedeki felsefe hocasıyla yıllar sonra Paris’te gerçekleştirdiği görüşmede hocasının onun üzerinde bıraktığı etkiyi gizleyememiştir. Entelektüeller, bireyler ve doğal olarak bireylerden oluşan toplum üzerinde büyük bir etki yaratabildiği için faşist rejimler tarafından kendi otoritelerine karşı bir tehdit olarak algılanırlar. Modern ve özgür yaşamı temsil eden entelektüeller, toplumun değer yargılarından çok kendi değerleri ve doğrulukları doğrultusunda hareket etmeyi kendilerine bir amaç olarak belirlemiş insanlardır bundan dolayı da muhafazakârlıktan veya tutuculuktan da öteye geçerek bağnaz bir topum yaratmak isteyen Faşist rejimler için en büyük tehlike durumundadırlar. Entelektüellerden konformist bir davranış beklenemez daha açıkça söylemek gerekirse entelektüeller otoritenin isteklerinden, topluma ayak uyduruyormuş gibi görünmekten ve kendi çıkarları için ses çıkarmamaktan kaçınırlar. Milgram’ın çok çarpıcı olan deneyi ile bir bağlantı kurmak istersek yüzeysel olarak şunu söyleyebiliriz ki, deneyde çoğunluğun yaptığını yapmayıp insanların acı çekmesini sorgulayıp, insanlara elektrik vermeyi reddeden azınlık grup entelektüellerdir. 

Faşizmin yarattığı ve her tarafta hissettirdiği korku duygusu Clerici’nin babasının davranışlarında ortaya çıkmaktadır. Clerici’nin babası akıl hastalığından dolayı bir hastanede bulunmakta ve elindeki metinlerle, kendi yazdıkları ile etrafta dolaşarak sesli şekilde herhangi bir kitleye olmaksızın vaaz vermektedir. Faşizm insanları ruhsal sorunların ortasına atmakta ve onlara herhangi bir destek sunmamaktadır ki bu faşizmin ölümü reva gördüğü gruplardan biri olan ‘’Akıl hastaları’’nın hem faşizm tarafından yaratılmasını hem de faşizm tarafından ortadan kaldırılmasını göstermektedir. Clerici’nin babasının sergilemiş olduğu davranışlardan biri sembolik olarak çok önemlidir. Clerici babasına arka arkaya suçlayıcı sorular yöneltiyor fakat baba bunlara cevap vermiyor işte tam da bu sırada hiç alışık olmadığımız, filmlerde, dizilerde nadiren göreceğimiz, hikayelerde ve metinlerde nadiren okuyabileceğimiz bir şeyle karşılaşıyoruz; Clerici’nin babası bir bankın üstüne çıkıp kollarını arkasında kavuşturarak deli gömleğinin bağlanmasını talep ediyor ve hasta bakıcılar tarafından götürülüyor. Babanın bu davranışı insanların faşizme boyun eğmesinin ve teslimiyetçi davranışlarını bir göstergesi, bu da bir nevi konformizm olarak nitelendirilebilir. 

İl Conformista’nın en çarpıcı sahnelerinden biri de ana karakter Clerici’nin günah çıkartma ayini başta olmak üzere birçok sahnede söylediği normal olma fikridir. Clerici’nin kendi normalliğini yaratma isteğini anlamak için küçük bir yol çizebiliriz. Öncelikle bir konformist olan Clerici aslında bazı şeylerin farkındadır çünkü filmde geçen bir diyalogda ‘’Kendimi işte normal hissedemiyorum fakat işten çıkınca normal bir insan oluyorum.’’ ifadesinin geçmesi bir konformist için söylemesi zor olan bir sözdür. Çünkü faşist bir ajan olmak Clerici’nin ‘’kendi isteği’’ ile seçtiği bir yoldur ve bireylerin kendi seçimlerini eleştirebilmesi veyahut bundan mutsuzluk duyması üstüne üstlük bunu bir başkasına söyleyebilmesi ve bunu faşist bir yönetimde söylemesi çok zor olsa gerek. Ayrıca Clerici’nin toplumdan daha doğru diğer bir deyişle faşist olmaya itilen toplumdan en büyük farkı kendi normalliğini yaratma isteğini ortaya çıkartması ve bunu dillendirmesidir çünkü bu eleştirel bakış açısına sahip olmayı gerektirir. Buna ek olarak, Clerici günah çıkarma ayininde hem mimikleri hem de söyledikleri ile rahibin klasik bakış açısına tamamen karşı gelmiştir. O işlediği cinayetten dolayı Tanrı’dan veya bir din adamından af dilemeyi önemsememektedir. Onun için önemli olan toplum tarafından bağışlanmaktır. Peki, bir ajan olan, insanları öldürmeye, gözetlemeye kısacası temel hak ve özgürlükleri tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir rejimde insanlara korku veren bir kurumun üyesi ve çalışanı olarak neden toplum tarafından bağışlanmayı istemektedir? İşte burada Bertolucci’nin anlatmak istediği belki de yazımızın önceki bölümünde bahsettiğimiz faşizm ve entelektüalizm ilişkisiyle bağlantılıdır. Eskiden başarılı bir öğrenci olan Clerici, üniversitedeki entelektüel hocası tarafından etkilenmiştir işte bu etkilenme sayesinde, faşist bir ajan kendi normalliğini yaratmayı düşünebilmektedir. 

Faşizmin dayanağının ve insanların neden faşizme hizmet ettiklerini anlatan diyaloglardan en göze çarpanları Clerici’nin radyo programcısıyla ve ajanlığa kabul edilmeden önce albay ile yaptığı konuşmalardır. Bu konuşmalarda faşizmin yarattığı ‘’korku deryası’’, faşizme inancın çok ender olması, insanları faşizme sürükleyen şeyin para ve korku olduğu dile getirilmektedir. Ayrıca filmin ilerleyen dakikalarında yine kısa tanımlar yapılmaktadır bu tanımlardan en göze çarpanı da klasik bir entelektüelin ‘’Hem muhalif, hem iktidarsız’’ olarak tanımlanması, bunun yanında ‘’Faşist bir ülkede felsefe öğretmek imkansızdır’’, ‘’Herkes bir kere firar etmeyi düşünmüştür’’ gibi metaforlar da ilgi çekicidir. Bu metaforlar ve tanımlar filmde sadece bir kere gösterilen veya dile getirilen ‘’şeyler’’ değil filmin ana mesajını oluşturan etmenlerdir.  

Marcello Clerici’nin ve İl Conformista’nın faşistliği ve konformistliği üzerine de birkaç fikir üretmek yazımızı bitirmek için büyük bir öneme sahiptir.  İl Conformista’da tam anlamıyla bir faşist karakter gördüğümüzü söyleyemeyiz zaten filmin amacı da faşizmin kötü yanını veya tarihi gerçekliğini göstermekten ziyade bu ve benzeri totaliter rejimlerde konformistlerin yol açabileceği sorunlar, yaşayabilecekleri ikilemler olduğu düşünülebilir. Otoriteye hiçbir direnç göstermeden boyun eğen ve otoritenin istekleri doğrultusunda gönüllü çalışmayı göze alan bir konformist olan Clerici, faşizm ve entelektüalizm arasındaki ilişkiyi ve konformizimde denk gelmesi zor olan bir duruşu(!) temsil etmesi bakımından kitlelere farklı bir bakış açısı sunmakta. 

Clerici’nin, Mussolini’nin devrilmesinden sonra fikirlerinin değişmesi kesinlikle şaşırtıcı değildir çünkü Clerici her ne kadar farklı görüşlere sahip olsa da bir konformisttir. Bu davranış tam da bir konformist davranışıdır. ‘’Faşizme inanç çok enderdir ve faşizmin yarattığı korku hissi’’ Mussolini’nin ölümü ile ortadan kalkmıştır ve ‘’çok ciddi bir insan görüntüsü vermeye çalışan’’ Clerici uğruna insanlara zarar vermeyi bile göze aldığı faşist rejimin ‘’ciddiyetini’’ ortaya koyamayıp belki de kendi normalliği olan konformizme uygun olarak statükoyu desteklemiş ve yeni düzenin bir savunucusu olmuştur. 

Comment here