RamazanRöportaj

Sahaf Söyleşileri: Halil Bingöl

Bu makaleyi 12 dakikada okuyabilirsiniz

İstanbul’un güzide sahhaflarından biri olan Barış Sahhaf’ın kurucusu Halil Bingöl Bey ile onun hayatı üzerinden genel bir çerçeveyle her şeyi konuştuk. Her ne kadar Halil Bey’in engin tecrübelerinin hepsini aktaramayacak olsak da bir nebze onu anlatabilmenin, çorbada bir tuzumuzun olmasından dolayı bahtiyarız. Arzumuz burada anlatılamayacak kadar uzun olan mevzuları ayrı bir röportaj olarak yayınlamaktır. İyi okumalar diliyoruz.

Mehmet Eren GÜR: Halil Bey öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Doğma büyüme İstanbullu birisiniz. Bu derece kitap sevgisi ve sevginin getirdiği muazzam bir kitap bilgisi için erken yaşta okumaya başlamış olmalısınız. Acaba sizi okumaya iten şevkinizin arkasında nasıl bir çevre vardı?

Halil BİNGÖL: Öğretmenlerimiz bize verilen ödevler de ders kitabına bağlı kalmadan kütüphaneden faydalanmamızı öğütler, buradan faydalandığımız kaynakları ödev sayfasının alt kısmına kaynak olarak belirtmemizi isterlerdi. Kitabı bana sevdiren bu çalışmalar oldu. Okuldan arta kalan zamanlarda Hüsrevpaşa Kütüphanesine doluşurduk. Okulumuzun da (Eyüp Lisesi) muhteşem bir kütüphanesi vardı. Ama orada nedense rahat çalışamazdım. Sinemadan başka bir eğlencemiz olmadığından öncelikle çizgi romanlara yöneldik. Pekosbill bu çizgi romanların (Teksas, Tom Miks, Kinova ve Koca Teks) atasıdır. Bahsi geçen romanlar burada sayfa boyutunda yayınlandı. Sonradan Samim Utkun’un çizgileri ile forma haline dönüşerek efsane haline geldi. Ben de bunların tutsağı oldum. Yani kitaba âşık oldum.
Mehmet Eren GÜR: Sizi mesleğe iten faktörler neler oldu?

Halil BİNGÖL: İlk başlarda okul harçlığımı çıkarmak gayesi ile okuduğum kitapları değiş/tokuş sistemi ile çoğalttım. Yeni alıp okuduğum çizgi romanı (yeni sayı) eski sayılarla 1/3, bazen 1/5 olarak değiştiriyordum. Tezgâh açacak hale gelince Eyüp’te Şafak Sineması önünde (sinema sahibini izniyle) tezgâh açmaya ve para kazanmaya başladım.

Mehmet Eren GÜR: 1966’da Eyüp’te çizgi roman tezgâhı açtığınızdan hareketle hayatınızın ilk safhasında çizgi roman okuduğunuzu anlıyorum. O günlerin çizgi romanlarını anlatabilir misiniz bize?

Halil BİNGÖL: Tabi ki. Örneğin Pekosbill, İngilizceden çevriydi. Amerika’nın batıya doğru, Teksas’ın Güneybatısı, New Mexico, Güney Kaliforniya ve Arizona’ya doğru genişlemesi sırasında geçen hikayelerde geçen kurgusal bir kovboydu. Beni uzaklara götürmüş, hayal gücümü geliştirmişti. Tommiks ve Teksas İtalyancadan çeviri idi. Çocuklar ve gençler arasında çok büyük ilgi görmüştür. Bu romana olan ilgi o dereceye varmıştır ki Türkiye’de bütün çizgi romanlar Teksas-Tommiks adıyla anılmaya başlanmıştır.

Mehmet Eren GÜR: Bir çizgi roman okuru olarak dönemin fumettilerinin yarattığı etkiyi neye bağlıyorsunuz?

Halil BİNGÖL: Beni alıp götürmüştür çizgi romanlar. Onlar sayesinde dünya seyahatine çıkmışımdır. Harita üzerindeki yol çizgilerini takip ederek bir hayli yol kat etmişimdir.

Mehmet Eren GÜR: Türkler neden İtalyan çizgi romanlarını bu kadar sevmiş olabilir?

Halil BİNGÖL: Çizgi romanın milliyeti beni ilgilendirmezdi. Roman kahramanlarıyla arkadaş oldunuz mu problem kalmazdı.

Mehmet Eren GÜR: O dönemin çizgi roman piyasası biraz kaotik bir ortamdı. Basılan eserlerin tedariki, takibi zor muydu?

Halil BİNGÖL: Basılan eserlerin takibi, gazete bayilerinin dergi tezgâhı bölümünden takip edilirdi. Geçmiş sayılar için benim gibi sinema önlerinde tezgâh açanlardan takip edilirdi. Bence herhangi bir zorluk olmamıştı.

Mehmet Eren GÜR: Sonrasında Beyazıt’ta bir kitap sergisi açmışsınız. Eyüp ile Beyazıt arasında ciddi bir fark oldu mu gelen insan çeşidi açısından?

Halil BİNGÖL: Eyüp’deki sergi tamamen çizgi roman okurlarına hitap ediyordu. (Bayezid) kitap sergileri ise pazar günleri açılıyordu. Kısıtlıydı. Ama çeşit olarak eski olan her şey vardı. Cıvatadan tutun, eski şemsiyeye, mobilyadan tutun eski elbiseye kadar aklınıza gelmeyen her şey vardı. Biz sahhaflar çarşısını kapısına yakın bir yerde tezgâh açardık. Çeşit olarak TTK kitaplarından tutu Peyami Safa’ya kadar uzanan bir çeşitlilik sunardık kitap meraklılarına. Tabi ki bu durumda hem çeşit hem de müşteri açısından ciddi bir fark oluşturdu.

Mehmet Eren GÜR: 1982’de de o yılların sahhaf merkezi diyebileceğimiz Beyazıt Sahhaflar Çarşısına geliyorsunuz. Bu gelişi, o yıllardaki sahhaflar çarşısını ve müdavimlerini bize biraz anlatır mısınız?

Halil BİNGÖL: (Bayezid) Sahhaflar Çarşısı İÜ taşınmadan öncesi yani. Müdavimler arasında: Adnan Erzi (Ankara’dan), Kemal Elker, Alaattin Eser, Niyazi Ahmet Banoğlu, Baykan Sezer, Adnan Kınay, Şükü Hanioğlu, Erol Şadi Erdinç, İ. Gündağ Kayaoğlu, Faruk Ilıkan, Nuri Akbayar, Muhlis Gök, Ferruh Yanardağ, İsmail Diler, Özkan Karayel, Mustafa Ayataç, Sabri Koz, Mehmet Şenay, Hayati Tezel, Hasan Arzık, Sacit Kutlu, Muhittin Nalbantoğlu, İsmail Eren, Şevket Demirci gibi kendi araştırma alanlarında belli bir yere gelmiş kitap tutkunları vardı. Bu zat-ı muhteremleri ve aklıma gelmeyen diğer kitap tutkunlarını burada anlatmak çok uzun sürer. 

Mehmet Eren GÜR: Sahhaflar arasında sizin gördüğünüz bir çekişme veya daha çok bir rekabet var mıydı? Mesela Sahhaflar Çarşısına gelen kitablar müzayede yoluyla Muzaffer Hoca’nın dükkanında satılıyordu, sahhaflar birbirleriyle böyle mekanlarda kıyasıya rekabet eder miydi?

Halil BİNGÖL: Rekabet diye bir şey söz konusu olamazdı. Çünkü satıcının sattığı kitap tek nüsha olduğundan yani diğer dükkanlarda bir başka nüshası bulunmadığından sorun yoktu. Çarşıya müzayede için gelen kitaplar genellikle Muzaffer Hoca’nın dükkanına müsait değilse Nihal Kitabevi’ne inerdi. Burada ustaların nezaretinde biz çıraklar veya kalfalar tarafından tasnif edilir, müzayedeye hazırlanırdı. Her sahhafın kategorisi ayrı olduğundan çatışma halinde tatlı bir rekabet olurdu.Mehmet Eren GÜR: Eski yıllarda sahhaflar çarşısı saat sabah 07.00’da tüm sahhaflarıyla beraber açık olurmuş. Bendeniz gibi 2000’li yıllarda doğanlar maalesef böyle zamanları göremedi günümüzde bu değişimi siz neye bağlıyorsunuz?

Halil BİNGÖL: O dönemler eski lonca sisteminin, disiplininin, terbiyenin ve görgünün bir tezahürü. Usta, kalfa, çırak üçlemesi harfiyen uygulandığı için kimsenin üzerine güneş doğmazdı. Cümle esnaf işinin başında idi. Günümüzde her iş kolunda olduğu gibi maalesef bizde de bir tembellik, bir uyuşukluk arız oldu. Adam kapısına levha astı: saat 10.00-18.00 arası açığız diye. Hal böyle olunca bet bereket kalmadı.

Mehmet Eren GÜR: Bir usta, kalfa, çırak üçlemesinden bahsettiniz. Siz bu -tabir caizse- eğitimi kimin yanında sürdürdünüz? Ve tabi kitaplarda nasıl uzmanlaştınız?

Halil BİNGÖL: Bu mesleğin gereği çıraklıktan başlanır (15 yaş idealdir) Çıraklık kayıtsız şartsız ustaya biat etmek, onun işaret ettiği kalfa yanında bu işin inceliklerini, adabını, ahlakını sabırla öğrenmektir. İkinci husus ise sebat etmektir. Ne kadar çok kitap görülürse o kadar çabuk yetişilir. Ben kitap sevdası ile çıraklık dönemini sahada geçirdim. Sahhaflar çarşısındaki esnaftan (ustalardan, kalfalardan merakım mucibi çok şey öğrendim. Önderlerimiz İbrahim Manav, Sinan Gözen, Turan Türkmenoğlu ve Pirimiz Muzaffer Ozak’ın denetiminde kendimi geliştirdim. Olmazsa olmazlarımızdan Arap harfli (eski yazı=Osmanlıca) Türkçe kitapları okumasını öğrendim. Grek harfleriyle yazılmış Türkçe kitaplar üzerine yoğunlaştım.

Mehmet Eren GÜR: Sahhaflar Çarşısından sonra sanırım şimdiki sahhafınızın da olduğu Beyoğlu’na taşındınız değil mi? Sizi bu taşınmaya iten sebepler nelerdir?

Halil BİNGÖL: 1985 yılında Pirimiz Üstadımız El-Hacc Muzaffer Ozak hakka yürüdü. Kutbumuz söndü. Yerine İbrahim Manav üstadımız geçti. Amma velâkin çarşı sahhaf hüviyetini bitirme sürecine girdi. 1994 yılında dükkanını kiraladığım Hasan Harman vefat edince bana da yol göründü ve Beyoğlu’na Aslı Han’a geldim. Halen buradayım…J

Mehmet Eren GÜR: Bu zamana kadar sattığınız en değerli kitabın adı ve özelliği neydi? Veya sattıktan sonra üzüldüğünüz kitab hiç oldu mu?

Halil BİNGÖL: Bizim sattığımız kitaplar genellikle başkalarını pek ilgilendirmeyen, araştırmacılara, koleksiyonerlere hitap eden kitaplardır. Bu meyanda Müteferrika baskısı kitaplar her zaman değerlidir. Tarih-i İzzi’yi tamir ettirip satmıştım. O zamanın parası ile 9 milyon (9 bin TL.) liraya. Sattığımız kitapları tanıdık bildik müşterilere satarız. Üzülmek diye bir şey olamaz. Nihayetinde kitap bir ticari metadır.

Mehmet Eren GÜR: Sahhaflık hayatınızda ömrünüzde hiç unutamadığınız güzel bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

Halil BİNGÖL: Bu ayrı bir konudur.

Mehmet Eren GÜR: Son olarak gençlere kitablarla alakalı ne önermek istersiniz bir tavsiyeniz var mıdır?

Halil BİNGÖL: Kitabı sevin, bol bol okuyun. Ama illâki okuyun. O kadar.

Comment here