Röportaj

Nihal Fırat Özdemir ile “Bilim Tarihi” Söyleşisi

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

 

Hazırlayan: Mustafa Can Tiryaki

Mustafa Can Tiryaki: Bilimin teşekkülünde mitoloji ve felsefenin nasıl bir yeri olmuştur?

Nihal Fırat Özdemir: Bu soruyu Antik Yunan örneği üzerinden cevaplandırabiliriz: Homeros ve Hesiodos Yunan kültürünü bize tanıtan iki şairdir. Aynı zamanda mitoloji geleneğinin önemli temsilcileridirler. Mitolojiler sayesinde eski medeniyetlerin köklerini tanır, dönemi hakkında bilgi alır, zaferlerini destansı hikâyelerle aklımızda tutarız. Homeros, bize ege kıyılarını ilk tanıtan metinlerdir. Buranın davranış ve görgü kurallarını aktardığı gibi Antik Yunan’ın doğa felsefesine dair bilgiler de içerir: Egeli denizcilerin coğrafya bilgilerini, ilk evren modellerini dönemin tıp bilgilerini tanıtır. Neden tıp? Çünkü bu destanlar en çok savaşlara yer ayırırlar ve savaşlar yaralanmalar sebebiyle tıbbi izahlara da ihtiyaç duyar. Savaşın mitolojiye bir diğer yansıma biçimi ahlak-davranış alanındadır. Bu metinlerde savaş sonrası çöken ahlakın yeniden inşası için ahlak felsefesinin ve davranış psikolojinin ilk örneklerini görebiliriz. Bu disiplinlere dair bir tarih yazımı yapılacak olsa başlangıç noktası olarak mitolojileri temel alabiliriz diye düşünüyorum; hatta kendi çapımda psikoloji tarihi üzerine böyle bir metin yazma girişiminde de bulundum. Yine dönemin tarım, sanat ve zanaatına dair fikir edinebiliriz. Böylece yazıldıkları dönemlerin kültürel ve ilmi iklimlerini daha iyi anlayabiliriz.

Mitolojiler didaktik metinlerdir. Hesiodos, Theogonia ve Erga Kai Hemerai adlı şiirlerinde hem kozmogoniye dair hem de ziraat ve denizciliğe dair kıymetli bilgiler sunar. Yine ahlak felsefesi alanına dair iyilik-kötülük, adalet-adaletsizlik gibi meselelerle de ilgilenir. Hatta sadece kendi dönemlerini değil bir önceki medeniyetin mirasını da aktarırlar tıpkı Hesiodos’un Sümer takviminden bahsetmesi gibi. Bunu yaparken bir köylünün günlük hayatına dair sunduğu kesitleri kullanır.

Ünlü Antik Yunan filozofu Platon, bu iki şairin dilinden etkilendiği gibi her ikisinde ortak olarak geçen adalet kavramını konu alır. Hatta bu açımlamaları ile Homeros ve Hesiodos mitolojilerini bize daha iyi tanıtır. Günümüz siyaset ve ahlak alanında bile bu ünlü filozofların etkisi olduğunu düşünürsek temellerinde yer alan mitolojiden bağımsız düşünülemeyeceğini de anlamış oluruz. Mitoloji ve felsefe bu anlamda birbirini beslemiş ve birbirinden beslenmiş iki alan olarak karşımıza çıkar.

 

Tiryaki: Bilim tarihinde radikal dönemlendirmeler yapabilmek mümkün müdür?

Özdemir: Dönemlendirme dediğimiz olay bir yönü ile tarihçinin amacı etrafında şekillenir. Yani tarih yazımında rol oynayan kişilerin soruları neler? Bu soruların kriterleri: Yüzyıllar mı? Hanedanlar mı? Padişahlar mı? Epistemolojik kırılmalar mı? Hangisini belirleyici prensip alıyor? Bir diğer yönü de aslında hangi bilgi alanını dönemlendiriyor? Mesela bir sanat tarihçisinin aradığı ile bir bilim tarihçisinin aradığı kırılmalar aynı değildir. O halde hem alanımız hem sorularımız hem de amacımız dönemlendirmeyi direk etkileyen unsurlardır.

Gelelim şu kısma; radikal dönemlendirmeler yapmak mümkün mü? Bir kere birbirinden farklı zamansal evreleri tek bir dönem olarak ele almak, farklılıkları yutmak, coğrafya fikrinden yoksun matematiksel uzamda tarih yazmak Jack Goody’nin eseri ile aynı adı taşır: Tarih Hırsızlığı. Biz bunu dönem hırsızlığı olarak da düşünebiliriz. Diyelim ki bu kriterlere dikkat ettik hatta vigist tuzaklara bile düşmedik ama yine de dönemlendirmeler için seçilen tarihler temsil kabiliyeti yüksek işaretlerdir. Bu dönemler izli ve geçişkenlidirler asla keskin sınırlarla birbirinden ayrılmazlar. Modern bilim örneğinde olduğu gibi değişimin iki unsuru yeni ve eski bir müddet beraber var olurlar zamanla biri yerleşir diğeri kaybolur. Bir de aynı yüzyılı farklı ilmi ve kültürel seviyelerde yaşayan coğrafyaları blok bir dönemlendirme içine hapsetmek ne kadar doğru olabilir? ‘Karanlık Ortaçağ’ demek gibi.

 

Tiryaki: Tarih boyunca bilim ve din arasındaki irtibat nasıl olmuştur?

Özdemir: Bu soru epey uzun bir cevap gerektirebilir ve farklı bakış açıları üzerinden izahın mümkün olduğu bir alandır. Ancak hem okuyucuyu sıkmamak hem de konuyu dağıtmadan cevaplamak adına soruyu bilim tarihi küreleri üzerinden cevaplamak istiyorum. Bilim tarihi derslerinde dönemleri anlatırken 4 küreden yola çıkıyorum: Mısır-Mezopotamya, Antik Yunan, İslam ve Modern Bilim. Bu küreler dönemlerinin öne çıkan medeniyetleridir. Elbette oldukça genelleyici ve sınırlıdır ama takdir edersiniz ki çok uzun bir zaman aralığından bahsederken belirli referansları seçmek zorunda kalırız yoksa ne anlatacaklarımızın ne de yazacaklarımızın sınırını çizemeyiz. Şimdi bu dört küre üzerinden bir genel değerlendirme yapabiliriz: İlk medeniyetlerimiz Mısır ve Mezopotamya küresinde dönemin ilim insanı aynı zamanda din adamıdır. İnanç-büyü ve ilk bilim kaynakları tek bir kişide temsil edilir. Yani din ve bilim arasında çatışma olmadığı gibi aynı hayat görüşleri gibi birbiri ile ayrı düşünülemeyen iki alandırlar. Gelelim ikinci küreye; ünlü çağdaş bilim tarihçisi Steven Shapin, Batı bilim tarihi yazımında kendi deyimiyle ‘atalarının tarihi’nin başlangıcı olarak aldıklarını ifade ettiği dönemdir. Colin Ronan Bilim Tarihi kitabında dönemin ünlü doğa filozofu Pisagor’u bir tarikat lideri olarak tanıtır. İster din temelli ister laik bir evren modeli oluştursunlar bu dönem için din-bilim çatışmasına rastlamıyoruz. Bir sonraki küremiz karanlık addedilen ama İslam Medeniyeti’nin en gelişmiş zaman aralığına: Burada hem Batı Avrupa hem İslam Medeniyeti din temelli bir değer-bilgi dünyası inşa ederler. İlahi metinleri temel alırlar ve modern bilim küresine kadar da din-bilim alanında yine hem dini hem ilmi temsilciler aynı bünyede var olarak çatışma yaşamadan üretimlerine devam ederler. Gelelim son küreye modern bilimin ortaya çıkışı; işte burası bir takım kırılmaların başlangıcı sayılabilir. Özellikle kutsal metinlerin ilmi bilgiler içermesi ve dönemin paradigması değiştiğinde bu bilgilerin güvenilirliğinin sorgulanması aslında bu iki alanın arasının açılmasının başlangıcıdır. Adeta birbirimizden bağımsız da var olabiliriz dedikleri yılların başlangıcıdır. Ancak aslında İslam medeniyetinin temel aldığı ilahi metin ahlak alanında keskin düzenlemeler içerirken ilmi anlamda farklı paradigmaların gelişimine açık alanlar bırakır. Burada öznel davranıyor olabilirim ama bizim medeniyetimizin ana tartışması değildir din bilim çatışması diye düşünüyorum.

 

Tiryaki: “Bilim” ve teknik arasındaki irtibat, bilimin mahiyetini değiştirmiş midir?

Özdemir: Teknoloji (Technelogos) kelimesi, felsefe kelimesinde olduğu gibi etimolojik olarak iki sözcükten oluşur. Tekhne içerdiği birçok anlam yanında el işi, zanaat, pratik yetenek, marifet vb. anlamlarına gelir. Aynı zamanda sanat ve ustalığın bir potada eritir. Logos ise anlamlandırma, mantığa bürüme, akılla temellendirme gibi anlamlara gelir. Teknoloji bu anlamda pratik uygulamalara yönelik bilgi olarak açıklanabilir.

Bilim ve teknik arasındaki irtibat ilk dönemlerden itibaren bazen ayrıştırılamayacak kadar iç içe olmuştur bazen de Roma örneğinde olduğu gibi Yunan biliminin sağlaması ve teknik kısmı olarak değerlendirilip sadece tekniğe ağırlık veren yönüyle bilimsel gelişmenin önünü tıkamakla suçlanmıştır. Ortaçağ Avrupasında üniversite derslerinde ayrışan teori ve pratik anlatım (Lecturer ve Demonstrator) zamanla bilim ve teknik arasındaki ayrımın da bir göstergesi sayılmıştır. Hatta modern bilim, teknikerlerin ve bilim insanlarının tekrar iş birliği olarak da yorumlanır. Kendi teleskopunu yapabilen Galileo örneğinde olduğu gibi artık bu iki alan arası iletişimin tekrar güçlenmesi devrim olarak adlandırılan bu dönemin belirleyici özelliklerinden biri olur.

Kısa bir mühendislik tarihi üzerinden de bu iki alan arasındaki irtibata bir göz atabiliriz:

“Halen hayat kurtarmada bir generalden daha az gücü var. Kendisini bir avukatla aynı sınıfa yerleştirebilirsin. Sen, kendisini ve mesleğini küçümseyerek, onu serzenişle mühendis olarak çağırırsın ve kızını oğluna vermek istemezsin.” Bu ifade Platon`un mühendisler hakkındaki değerlendirmesinden.

Bir de Albert Einstein`in ifadesine bakarsak: “Bilim insanları var olanı inceler; mühendisler var olmayanı yaratır”

Bakın Platon’da aşağılanan işin teknik yönü Einstein’da adeta tanrısal bir alan olarak ilan edilmiş. Yorumu okuyuculara bırakıyorum.

 

Tiryaki:  “Bilim” kültürel ihtiyaçlara nasıl bir cevap vermiştir?

Özdemir: Bilimi içinde geliştiği toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik parametrelerinden ayrıştırarak incelemediğimiz için bu sorunun cevabını da bu ilke bağlamında vermek istiyorum.

Bilim, teknik yönüyle yaşam standartlarımızı geliştirerek kültürel hayatımıza katkılar sunsa da aslında bir toplum için en önemli kültürel kazanımlarının yazı malzemeleri ve kitap-kütüphane kültürünün oluşumu alanında olduğunu düşünüyorum. Sözlü geleneğin yazma eserlere dönüşme süreci artık zihnimizde depoladığımız bilginin görünür, dokunulur, taşınabilir  hale gelip dolaşıma girmesini kolaylaştırır. Taşınabilir bilgi daha çok insana ulaşan kitap formuyla, kitleye hitap eden kütüphanelerle o toplumun kültürel kazanımlarını ileri seviyeye taşır. Bilginin taşındığı malzemeler her topluma göre farklılık göstererek kültürel karakteristiklerini yaratır. İlim insanları tek başlarına mekansız kütüphaneler olabilirler ama etkileri ancak çevreleri kadar olur. Bu çevrenin genişlemesi ve etkilerinin daha büyük alanlara yayılması bilgi alışverişinin ve dolaşımının artması ile mümkün olur. Bilimin üretimlerinin toplumun kültürel kazanımlarına dönüşmesinde bilgi alışverişini artıracak karşılaşma mekânları aracı olmuştur. Karşılaşma mekanları ile kast ettiğim girdiğiniz halinizle çıkmadığınız yani yeni bilgiler ile buluşabildiğiniz ortamlar. Bu ortamlar her dönem değişiklik gösterse de kitap yazımının, üretiminin ve ticaretinin yapıldığı mekânlar her dönem kültürel canlılığın ana damarları olmuşlardır. Bu konuda detaylı bilgileri Sayın İhsan Fazlıoğlu hocamın danışmanlığında tamamlamış olduğum doktora tezimin kitaplaşmış baskısında bulabilirsiniz.

 

İyi sorular sorabilmek, iyi cevaplar vermekten zordur. Bu anlamda sizlere sorularınız için teşekkür ederim. Okuyucunuz bol, çalışmalarınız ilham kaynağı olsun.

 

Comment here