RöportajTürk Dünyası

Doç. Dr. Ömer Kul ile Uygur Türkleri Hakkında Söyleşi

Bu makaleyi 15 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Kürşat Mücahit Topcugil

Gündemde olan, Türkiye ile Çin arasında yapılan “Suçluların İadesi Antlaşması” etrafında merak edilenleri İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul’a sorduk.

 

Topcugil: Değerli Hocam öncelikle söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için Tarihi Çevir ekibi olarak teşekkür ederiz.

Kul: Arkadaşlar hassasiyetiniz için ben teşekkür ederim.

Topcugil: Türkiye ile Çin arasında yapılan Suçluların İadesi Antlaşması gündemde. Anlaşma ne zaman imzalandı? Yürürlüğe girmesi mümkün mü?

Kul: İki ülke arasındaki “Suçluların İadesi Antlaşması”, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Çin’in en üst düzey lideri Xi Jin-ping arasında Mayıs 2017’de imzalanmıştı. O sırada Sayın Erdoğan Pekin’de düzenlenen “Kuşak-Yol Girişimi Uluslararası Forumuna” katılmış ve iki devlet başkanı, “Adli İade antlaşması, Ulaşım ve Kültürel İşbirliği” belgelerinin imzalanmasına karar vermişlerdi. Çin tarafı 26 Aralık 2020 tarihinde Çin’in en yüksek yasama organı olan Milli Halk Kongresi Daimi Komitesi’nin son toplantısında metni kabul ettiğini duyurmuş, Türkiye tarafı ise 26 Nisan 2019 tarihinde Meclis Başkanı Mustafa Şentop tarafından tali olarak Adalet ve esas olarak Dışişleri Komisyonu’na havale etmişti. O günden beri yasa teklifi Komisyonlar’dan görüşülmek üzere henüz Genel Kurul’a gönderilmemiştir. Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için TBMM’de de kabul edilmesi gerekmektedir.

Topcugil: Anlaşmanın detayları nelerdir? Suçluların iadesi anlaşmasına göre “suçlular” kavramı ülkemizde yaşayan tüm Uygur Türklerini kapsıyor mu? Böyle bir anlaşma onaylanırsa ne gibi sonuçları olur?

Kul: Anlaşmanın tam metnine internet üzerinden ulaşmak mümkün ama bizim açımızdan önemli olan kısmı “suçluların iadesi”ne dair hükümler olup onlar da anlaşmanın 3 ve 4. Maddelerinde yer almıştır. 22 Maddelik anlaşmanın giriş kısmında “Egemenlik ve eşitlik ilkeleri ile karşılıklı saygı temelinde suçluların iadesi kapsamındaki mevcut işbirliğini geliştirmek ve güçlendirmek maksadıyla, aşağıdaki hususlarda mutabık kalınmıştır” denilmektedir. 1. Madde İade etme yükümlülüğü, 2. Madde İadesi mümkün suçlar 3 alt madde ve 2 fıkra ile, 3. Madde Zorunlu Red Nedenleri 8 fıkra 2 bend ile, 4. Madde Takdiri Red nedenleri üç fıkra ile, 5. Madde Talep Edilen Tarafın İşlem başlatma yükümlülüğü 2 fıkra ile, 6. Madde İletişim Kanalları, 7. Madde İade Talebi ve Gerekli belgeleri 3 madde 6 fıkra ile, 8. Madde Ek bilgi 2 fıkra ile, 9. Madde Geçici Tutuklama 5 fıkra ile, 10. Madde İade Hakkında karar 2 fıkra ile, 11. Madde Hızlandırılmış iade, 12. madde Kişinin teslimi 3 fıkra ile, 13. Madde Ertelenmiş ve Geçici Teslim 2 fıkra ile, 14. Madde Eşzamanlı Talepler, 15 Madde Hususilik Kuralı 1 fıkra 3 bend ile, 16. Madde Eşyanın teslimi 4 fıkra ile, 17. Madde TransitGeçiş3 fıkra 4 bend ile, 18. madde Sonuç Bildirimi, 19. madde Masraflar, 20. madde Diğer Anlaşmalarla İlişki 2 fıkra ile, 21. Made uyuşmazlıkların Çözümü ve 22. Madde Yürürlüğe Girme, Değişiklik ve Fesih 4 fıkra ile tamamlanmıştır.

Anlaşmanın 3. Maddesi a fıkrasında geçen “talep edilen tarafın aide talebine konu olan suçun siyasi bir suç olduğunu değerlendirmesi veya talep edilen tarafın kişiye sığınma hakkı” tanımış olması, b fıkrasında geçen “talep edilen tarafın, kişinin ırkı, cinsiyeti, dini, uyruğu veya siyasi görüşü nedeniyle yargılanması veya cezalandırılması amacıyla iadesinin istendiğine ya da yargılama sırasında kişiye bu sebeplerden dolayı önyargılı yaklaşılacağına dair sağlam gerekçeleri” varsa, d fıkrasında geçen “iadesi istenen kişinin talep edilen tarafın vatandaşı olması nedenleriyle iadenin red edileceği” bilgileri yer almaktadır. Bu maddeler Doğu Türkistanlıların iadesini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu anlamda ülkemizde yaşayan Doğu Türkistanlıların vatandaş olanları bu işlemlerin dışında tutulmuştur.
Sorunuzun son kısmına dair söylenebilecek husus “suçluların iadesi anlaşmasına” göre herhangi bir Doğu Türkistanlı, Çin makamlarına iade edilmeyecek olsa da Türkiye uluslararası büyük bir itibarsızlaştırma ile karşılaşabilir ki bu konuda Batılı devletlerde ciddi bir propaganda başlamış durumdadır. Bununa birlikte Çin devleti moral motivasyon açısından kendi kamuoyunu canlandırmış olacak, ülkemizde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar da her an korku ile yaşamak zorunda kalacaktır. Her ne kadar anlaşma maddeleri kişilerin iadesini zorlaştırsa da zaman içerisinde Doğu Türkistanlıların bilhassa eğitimli ve maddi durumu yerinde olanların Türkiye’den ayrılmasına neden olabilecektir. İçeride ve dışarıda ise mevcut siyasi iktidara ve onu destekleyenlere karşı konu üzerinden ciddi bir muhalefetin ortaya çıkma ihtimali de bulunmaktadır. Zikrettiğimiz bu hususlarla ilgili zaten ciddi bir eleştiri ağı oluşmuş durumdadır

Topcugil: Bu iade meselesi gündemde değilken Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, katılmış olduğu bir televizyon kanalında bazı ifadelerde bulunmuştu. Perinçek’e sarf ettiği sözlerden ötürü sosyal medyada bir tepki oluştu. Akıllardaki bulanıklığı giderebilmek adına soruyorum, Uygur Türkleri’nden IŞİD’e katılanlar var mı?

Kul: IŞID ve benzeri oluşumlara Uygurların da olduğu gibi, dünyanın hemen hemen her etnisitesinden katılanlar vardır ve kuvvetle muhtemel katılmaya da devam edilecektir. PKK YPG veya PYD saflarında yer alan Çinliler yüzünden nasıl ki “1.4 milyar Çinli teröristtir” diyemeyeceğimiz gibi İŞID içerisinde bulunan Doğu Türkistanlılar dolayısıyla 30 milyonu mütecaviz bir millete terörist demek vicdani ve ahlaki bir durum olamaz. Sayıları adı geçen şahsın ifade ettiği kadar olmasa da Suriye iç savaşına bir şekilde eklemlenmiş Uygurlar da vardır. Lakin burada gözden kaçırılmaması gereken husus Suriye’ye geçen Uygur gruplarının lojistik desteğinin tamamına yakınını “Doğu Türkistanlılar teröristtir” diyebilmek ve Doğu Türkistan’daki zulüme meşruiyet kazandırabilmek gayesiyle Çin istihbaratı sağlamıştır. Asıl konuşulması gereken husus da bu olmalıdır. En son Afganistan’da yakalan 10 Çinli istihbarat elemanının “Türkistan İslam Partisi” adı altında bölgede yaşamakta olan Uygurları taraflarına çekmeye çalıştığını Afgan hükümeti deşifre etmiştir. Gerçek olan terör gruplarını kuran, destekleyen ve bundan zulmüne meşruiyet kazandırmak isteyen devlet Çin Komünist parti yönetimidir.

Topcugil: Yine medyadaki bazı iddialardan kaynaklanan kuşkuları gidermek amacıyla soruyoruz. Türkiye’de yaşayan Kürtler ile Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerini bağımsızlık hakları bakımından karşılaştırmak mümkün mü?

Kul: Şayet elma ile armut aynı şeydir diyebilirseniz bu iki konuyu da karşılaştırabilirsiniz. Birincisi anayasal olarak Kürtler bu ülkenin aslı kurucu unsurdur, Doğu Türkistanlılar ise Çin anayasasına göre azınlık statüsündedir. İkincisi Doğu Türkistanlıların 1933 ve 1944’te kendi vatanlarında kurdukları iki bağımsız devlet önce Gomindang dediğimiz Milliyetçi Çin Patisi hükümetleri döneminde yıkılmış, ülke 1949’da ise Komünist rejim tarafından işgal edilmiştir. Doğu Türkistanlılar kota fazlası çocuk yapmaları durumunda kimlik alamaz, camiye kartla girer, zorunlu olarak devlete yılın belli dönemlerinde çalışmak zorunda kalır, bölgede tüm yetki Çin Komünist Parti’nin Özerk bölge Genel Sekreterinin elinde olup seçim yapmak sivil toplum kuruluşu kurmak, devletten izinsiz ve devlet politikaları dışında yayın veya faaliyet yapmak mümkün değilken dahası bölge halkının dini ve milli değerleri alenen aşağılanır, milyonlarca inan sözde eğitim özde mankurtlaştırma kamplarına tıkılır, genç kızlar Çinli erkeklerle evlenmeye zorlanır, çocukları sözde “melek evleri” özde Çinlileştirme programlarına tabi tutulurken, temel insan haklarına bile riayet edilmeyen bir coğrafya ile  anayasal hak anlamında hiçbir ayrımı olmayan ülkenin kurucu unsuru kabul edilen bir topluluğun benzetilmesi mümkün değildir.

Ayrıca bazıları daha öteye giderek PKK ile benzetmeye çalışıyorlar. İpi dışarıda bir terör örgütü ile Uygur Türklerini birbirine benzetmek veya mukayese etmeye kalkışmak akıl kârı bir iş değildir. Birisi yok olmamak adına, hiçbir hak tanınmayarak hayatta kalma mücadelesi verirken diğeri bebek katletmekle meşguldür. Birisi bir mahalleden diğerine geçmek için barikatlar aşmak zorunda kalırken diğeri ülkenin başkentinde birlik ve beraberliğine darbe vurmak için insan patlatmaktadır.

Topcugil: En temel insan haklarından olan din ve vicdan hürriyeti hakkını ve bundan da öte yaşama hakkını Uygur Türkleri’nin elinden alan Çin Yönetiminin bu hukuksuzluğunun yıllardır durdurulamamasının sebebi nedir?

Kul: Çok boyutlu bir husus. Evvela Çin devlet yönetiminin şekli bölgenin dış dünya ile irtibatını kesmiş olması, bilgi akışının yok denecek kadar az olması bölgede yaşanılanların öğrenilmesine imkan vermemiş dahası vermemektedir de. 2016 sonrası kurulan kamplar konusunda bile dünyanın ikna edilmemesi hem Çin’in ketum tutumu hem de uluslararası teşkilatlarda Çin’in lobi faaliyetlerinin etkisi gözle görülmektedir. Ekonomik anlamda büyüyen Çin, ilişki kurduğu ekonomisi kötü ülkelere sağladığı kredilerle bir nevi bu ülkeleri hareket edemez hale getirmiştir. Batı’nın bilhassa ABD önderliğinde, 1971 yılında Rusya’ya karşı güçlü bir pakt oluşturmak adına BM’nin beş daimi ülkesinden birisi yapması Çin’i doğunun şımarık çocuğu haline getirmiş ve keyfi uygulamalarına ses çıkarılmayan, Doğu Türkistan’ı Çin’in olmayan insafına bıraktıkları bir süreç ortaya çıkarmıştır. Büyüyen ve gelişen Çin, Batı için bir tehdit haline dönüşünce sesi çıkmaya başlamıştır ki umarım bu ses çıkarma geç kalmadan bir sonuç alınabilir.

Topcugil: Türkiye Cumhuriyeti Devleti sizce Uygur Türkü soydaşlarımızı Çin’e gönderecek mi? Uygur Türkleri’nin Türkiye’den genel olarak beklentileri nedir?

Kul: Kanun teklifi maddelerini yukarıda ifade etmeye çalıştık. Buradan bir iade çıkacağına açıkcası inanmıyorum, inanmak da istemem. 1492’de İspanya’dan kovulan Yahudilere, 1850 sonrası Avrupa’daki mezhep savaşlarından kaçan Hıristiyanlara, 1991 Irak savaşında Peşmergeye, 2011 sonrası Suriye iç savaşında Suriye halkına kucak açan Devletimiz, sayıları 80 bin civarındaki hem din hem de ırk kardeşlerine bu vefasızlığı yapmayacağına inancım tamdır. Bizde güzel bir söz vardır “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Türkiye bundan önce ne ise ilelebet de o olmaya devam edecektir. Bu manada Doğu Türkistanlı kardeşlerimize metanetli olmalarını ve bundan önce olduğu gibi devletlerine güvenmeye devam etmelerini salık verelim. Ülkemize gelebilen Doğu Türkistanlıların en önemli beklentileri bir kimlik sahibi olabilmek ikincisi ise maruz kaldıkları zulme gözbebekleri olarak gördükleri ülkemizin bir ses vermesi.

Topcugil: Söyleşi için tekrar teşekkür ederiz, sağ olun. Tarihi Çevir ekibi olarak soydaşlarımızın yanındayız ve inanıyoruz ki Doğu Türkistan davası muzaffer olacaktır.

Kul: Destekleriniz Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin hayata tutunma azimlerini artıracağını bilmenizi isterim. Onlar 84 milyon ırk ve din kardeşlerinin yanlarında olduğuna zaten eminler. Doğu Türkistanlılar da onur ve haysiyetli bir hayatı tüm insanoğlu gibi hak ediyor ve ümit ederim milli bayraklarını özgürce dalgalandıracakları devletlerine en kısa zamanda kavuşurlar. Sizlere de bir kez daha, hassasiyetiniz için teşekkür ediyor, tüm gönül dostlarımıza kalbî selamlarımı iletiyorum.

Comment here