Röportaj

Alperen Can ile Erol Güngör Röportajı

Bu makaleyi 13 dakikada okuyabilirsiniz

Söyleşen: Kürşat Mücahit Topcugil

İki ayda bir Ötüken Neşriyat tarafından çıkarılan Milli Mecmua, Ocak- Şubat 2020 sayısında Değerli Mütefekkir Erol Güngör özel sayısını çıkarmıştı. Vefatının seneyi devriyesinde hocayı bir kez daha anabilmek için Milli Mecmua Editörü değerli Ahmet Alperen Can ile Erol Güngör Hoca ve çıkardıkları sayı hakkında bir söyleşi hazırladık.

Kürşat Mücahit Topcugil: Alperen Bey, öncelikle söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için Tarihi Çevir ekibi olarak teşekkür ederiz.

Ahmet Alperen Can: Davetiniz için ben teşekkür ederim.

Topcugil: Değerli mütefekkir Erol Güngör Bey hakkında sanırım benzeri olmayan bir çalışmaya imza attınız. Milli Mecmua’nın Erol Güngör’ü dosya konusu seçmesindeki amacını anlatır mısınız? Niçin Erol Güngör?

Can: Millî Mecmûa dosya konusu usulü ile neşir hayatını sürdüren bir dergi olarak aynı zamanda -adından da belli olduğu üzere- politik bir tavrın temsilcisidir. Salt bu kaygıyla yayın yapmasa da ele alınan problemlerin nirengi noktasını bu tavır oluşturur. Söz ettiğimiz tavır, Türkiye’nin meselelerine “millî” cepheden bakabilmekle ilgilidir ve bundan öteye ideolojik bir aksiyona götürecek bir içerik taşımaz. Erol Güngör entelektüel hayatını bu tavırla sürdürmüş bir portre olarak bizim için iki anlam ifade eder: İlki onun millî tavrımızın gelişmesinde rol oynamasıdır, ikincisi ise akademik ve fikrî anlamda düşünce metodumuzu etkilemesidir. İkinci rolünün vasıtası üzerine dikkat kesildiğimizde; Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Erol Güngör ve Yılmaz Özakpınar’ın kültür-medeniyet üzerine kalem oynattığı eserlerinde bir süreklilik kurabilme imkânı açık görünüyor. Bunun anlamı her birinin selefini tekrar etmesi değildir, Ziya Gökalp ve Erol Güngör arasında metodolojik bir ayrım da söz konusudur; fakat problem bazlı bir geleneğin varlığını düşünmemize imkân tanıyacak eserler kaleme almışlardır. Erol Güngör’ün bu konumu dolayısıyla, Millî Mecmûa’nın Erol Güngör dosyası yapma kararı, Yasin Usta ile dergiyi bu formatta neşretmeye karar verdiğimiz gün verilmişti. Fakat geleneğin izini sürebilmek maksadıyla önce Ziya Gökalp özel sayısını yapmamız gerekti; bu yüzden projeyi hayata geçirmek de üçüncü özel sayımızda, yani 12. sayımızda nasip oldu.

Topcugil: Hayata erken yaşlarda gözlerini yuman Erol Güngör, 45 yıllık ömründe ilmi olarak ne gibi çalışmalar yapmıştır akademiye katkısı nasıl olmuştur? Derginizde bu çalışmaları nasıl ele aldınız?

Can: Erol Güngör’ün hem velût bir kalem olduğu hem de entelektüel merakının hayli geniş olduğu, ne yazık ki kısa denilebilecek ömrüne sığdırdığı pek çok eserinden anlaşılıyor. Güngör’ün hukuk fakültesinden İstanbul Felsefe’ye geçip Mümtaz Turhan ile mesai harcaması da akademik anlamda kaleme alacağı eserlerin hüviyetini belirlemiştir. Akademik hayatını sürdürürken hâsıl olan çalışmalarından da görüldüğü üzere Güngör sosyal psikolog olarak vazifesini icra etmiştir. Güngör, Türkiye’de üniversitelerin ve psikoloji sahasının gelişim aşamasında, telifleri ile ve bilhassa Cretch ve Crutchfil’in Sosyal Psikoloji eseri olmak üzere tercümeleri ile literatüre katkı sağlamıştır. Millî Mecmûa’nın ilgili sayısında Güngör’ün hem akademik hayatına dair vesikaları hem de daha önemlisi, akademik müktesebatını aktüel meseleler üzerinde nasıl kullandığını göstermeye çalıştık. Bu anlamda çalışmamızda bir sosyal psikoloğun İslâm dünyasını, özelde Türkiye’nin sorunlarını ve milliyetçiliğin ilim ve kültür hâdisesi olarak nasıl tasavvur edildiğine odaklanan yazılara yer verdik.

Topcugil: Türk milliyetçileri tarafından “Hoca” olarak görülen isimlerden biri olan Erol Güngör Türk Milliyetçiliği fikrine neler katmıştır?

Can: Erol Güngör’ün Türkiye’de “millî” veya “muhafazakâr” olarak tanımlanabilecek pek çok kesime hitap edebilecek türden bir Türk milliyetçisi olduğu malumdur. Bu yüzden onun ne türden bir milliyetçiliği benimsediği bilgisi, Güngör’ün bence milliyetçiliğe katkısıyla aynîleşmiştir. Nitekim onun ilim ve kültür meselesi olarak gördüğü milliyetçilik, Türkiye şartlarında fikrî bakımdan büyük ölçüde “dönemin sorunlarına yanıt arayış”tan ibaret kalmaktan veya bu arayışın getirdiği enine boyuna tartışamıyor olmaktan mustariptir. Kavga döneminde yaşamış olmasına rağmen, ilim ve kültür işi olarak gördüğü milliyetçiliği, dönem kaygısına kurban vermemiştir; aksine, güne ilişkin sorunların çözümünü, sağlıklı tetkikler neticesinde olması gerekene odaklanarak buradan yaptığı çıkarımlarda aramıştır. Burada Güngör’ün topyekûn haklı olduğunu değil, metolojik olarak gerçekleştirdiği şeyin nadirattan olduğunu söylemeye çalışıyorum. Yani Erol Güngör bir gazeteci olarak değil, sıkı bir entelektüel olarak soruşturmalarını yürütmüştür. Bu anlamda sadece milliyetçiliğe değil, Türk düşünce hayatına katkı sağlamıştır.

Diğer yandan milliyetçilik tartışmalarında önemli gözüken nokta, eleştirel tavrını çekinmeden ortaya koyabilmesidir. Eleştiri doğrulttuğu kişinin Ziya Gökalp gibi bir “otorite” olması ise fikrî cüretkârlığının boyutunu, dönemi ve içinde bulunduğu milliyetçi camia dikkate alındığında gösterir. Nihai olarak Güngör bir ikilik yaratma çabası olmadan, gündelik çıkar yol arayışına girmeden, ifrat-tefrite düşmeden analitik ve ilmî olma gayretiyle eser veren bir kimse olarak oldukça kritik bir misyon yüklenmiştir.

Topcugil: Erol Güngör Hoca’nın İslam Dünyasına ilişkin çalışmalarından bahseder misiniz? Erol Güngör İslam Dünyasına nasıl bakmaktaydı?

Can: Erol Güngör İslâm dünyasına ilişkin iki eser kaleme almıştır: İslâm’ın Bugünkü Meseleleri ve İslâm Tasavvufunun Meseleleri.  Güngör’ün Türk kültür hayatına ilişkin dâhil ettiği her problemde İslâm’ı düşünmek zaruretindeyiz. Zira Erol Güngör’e göre millî kültürün kaynağı İslâm’dır. Bu anlamda Batıcılık ve Kemâlizm eleştirileri, Güngör’ün eserlerinde oldukça yoğundur. Aslında burada kastettiğimiz İslâm dünyası değil, İslâm dinidir. Bu noktada, İslam dünyasıyla irtibatlı olma zarureti de doğar. Güngör’ün milliyetçiliği bu vâdide gündeme gelir: Milliyet-milliyetçilik fikrine karşı mücadeleye girenlerin maksadını, İslâm’da birlik kurabilmek olarak görmez. Fakat pekâlâ bu da döneme ilişkin bir yorumdur, fikrî bir yapı sunmak maksadıyla serdedilmiş kanaatler değildir. Erol Güngör’ün İslâm dünyasıyla ve sorunlarıyla ilgili olduğunu; fakat İslâm dünyasına bir İslâmcı gibi de yaklaşmadığı cevabı, herhalde sorunun maksadını karşılayacak bir yanıt olacaktır.

Topcugil: Hazırlamış olduğunuz sayıda çok dikkatimi çeken başlıklardan biri şüphesiz Lütfi Bergen’in kaleme aldığı “Erol Güngör’de Birlik Düşüncesi ve Milliyetçi İslamcılık” olmuştur. Tartışmaya müsait olan bu konu üzerine, biraz da dikkat çekmek için, sormak istiyorum; Erol Güngör Milliyetçi miydi İslamcı mıydı?

Can: Modernleşme devri düşünce hayatına dair kafa yorarken en çetrefilli problemlerden birisi, radikal görüş benimsemeyen kimselerin hangi “fikir akımına” mensup olduğuyla ilişkilidir. Babanzâde Ahmed Nâim, milliyetçilik eleştirisini kaleme alırken, “Türkçü-İslâmcı”ları muhatap alır. Diğer yandan Peyâmi Safa, Türk İnkılâbına Bakışlar’da bu dönemde sentezcilerin olduğuna işaret eder. Bu aslında yalnız modernleşme devri için değil, genel olarak Türk entelektüel hayatında varlığını sürdüren görüşler açısından da geçerlidir. Yani yalnız “milliyetçi” ya da yalnız “İslâmcı” olarak zikretmek mecburiyetimiz olmayabilir. Bu da hem milliyetçiliğe yakın İslâmcılar hem de İslâmcılığa yakın milliyetçiler açısından geçerlidir. Fakat bugün kavramların içerikleri ve kullanılma maksatları da oldukça değişmiştir. Gökalp’ın fıkıh-sosyoloji üzerinden kurduğu güncelleme çabası veya “İslâmlaşma”ya dair kanaatleri, bugün ondan bir İslâmcı olarak söz etmemiz açısından yeterli midir? Sözgelimi Filibeli Ahmed Hilmi’nin Türk tasavvuru, Türk-İslâm Ülkücülüğünün temellerini atmış olabilecek düzeyde klasik milliyetçilerin tasavvuruna benzerdir. Bu vâdide Atsız’ı da zikredebiliriz. “Irkçı” bir portre çizer; fakat Büyük Âkif’e hürmeti ilgi çekicidir ve onu ideal Türk olarak selâmlar. Bu yüzden onu ancak metafizik ırkçı olarak niteleyebiliyoruz. Hür düşünen insanlar, kalıplara sığabilecek kanaatler serdetmezler. Dolayısıyla bir hüküm vereceksek, bunun hüküm verdiğimiz kimseyi kalıba soktuğumuz anlamına gelmemesi gerekir. Erol Güngör’ün bir Türk milliyetçisi olduğu kendi beyânları ve maksadı ile sâbittir.

Diğer yandan “Milliyetçilik” ve “İslâmcılık” terimlerinden ne anlaşıldığı da önemlidir. Şâyet İttihâd-ı İslâm’a inanmak bir İslâmcılık kriteri ise Erol Güngör bir İslâmcı değildir. İslâmcılık ile kastedilen İslâm’ın çağdaş müdafaası ise şüphesiz Erol Güngör bir İslâmcıdır. Bugünün “yeni nesil milliyetçileri” açısından Erol Güngör, Osman Turan, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi isimlerin “Türk” tasavvuru bile, onları milliyetçi saymamak için yeterli gerekçe olarak görülebiliyor. Bunların sebebi, söz edilen fikir akımlarının Türkiye şartlarında bir “ideoloji” olarak var olmamasıyla da ilgilidir. Erol Güngör’ün İslâmcı olarak nitelenmesi, bütün bu durumların neticesi olarak görünüyor; Müslümanların hesaplaşması gerektiği sorunlara duyarlı olan her Müslüman entelektüel “İslâmcı” olmaz; ona bunu yükleyebilmek için en azından “İslâmcılık” görüşüne ait temel kanaatleri taşıması beklenirdi ki, Erol Güngör’ün millet ve milliyet fikrine bağlılığı daha yüksek gözüküyor. Yine de bildirmek gerekir ki, bir entelektüeli incelemek bakımından, onu “Türk milliyetçisi” ya da “İslâmcı” olarak nitelemenin kendinde bir değeri yoktur. Düşüncelerini problem bazlı mukâyese etmek ve iddialarını temellendirme gücü cihetinden analitik biçimde incelemek gerekir. Aksi hâlde düşünce, Erol Güngör’ün hiç de hoşlanmayacağı şekilde, siyâsete-gazeteciliğe kurban verilmiş olur.

Topcugil: Böyle güzel bir dosyayı bizlere kazandırdığınız için sizin nezdinizde Milli Mecmua ekibine teşekkür ediyoruz. Vefat yıl dönümünde Erol Güngör Hoca’ya Allahtan rahmet diliyoruz.

Can: Umarım Erol Güngör’ün eserlerinin de sıkı tenkitlerle geliştirildiğini görürüz. İlginiz ve nezâketiniz için biz teşekkür ederiz.

Comment here