RöportajTarih Metodu

Ahmet Şimşek İle Tarihyazımı Üzerine Röportaj

Bu makaleyi 17 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Yasin Usta

Yasin Usta: Hem Türkiye’de hem de dünyada tarihçiliğe dair eserlerin editörlüğünü yapmış biri olarak, Türkiye tarihyazımı ve metodoloji üzerine yapılan çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ahmet Şimşek: Türkiye’de tarihçilik, eski bir geleneğe sahip. Türk tarihçiliğinin ilk örnekleri olarak Orhun kitabelerini kabul etmek mümkünse eğer, devleti idare edenlerin yaptığı başarılı işler ve kazandıkları zaferleri kendilerinden sonra gelenlerin okuması için yazıya geçirdiğinin örneklerini, kesintisiz olmasa bile birçok önemli durakta görebiliriz. Selçukluların Şehnameleri, Osmanlı Devleti zamanında ilk örnekleri İskendername ile başlatılan, anonim Tevarih-i Ali Osmaniler ya da müellifinin ismi ile anılan “Tevarih”leri kapsayan kronikler bu cümledendir. Modernleşme süreciyle birlikte modern tarihçilik usullerine uygun örneklerle bu gelenek devam eder. Buna karşın Osmanlı zamanından 17. yüzyıldan Katip Çelebi, 19. yüzyıldan Şanizade Mehmet Ataullah, Ahmet Vefik Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa dışında bilginin mahiyeti ve tarihsel bilginin mahiyetindeki değişim üzerine kafa yoran birilerini bulmak güçtür. Çünkü tarih, her ne kadar sürekliliği vurgulamak iddiasında ise de değişimin bilgisi olarak tanınır. 13. yüzyıldan, İslam dünyasının bir bilgini olarak İbni Haldun bu mantalitenin farkında olarak yazar. Ancak malumdur ki Osmanlı bürokratlar/münevverlerince fark edilmesi 19. Yüzyılda olur.

Cumhuriyetle birlikte Fuat Köprülü başta olmak üzere, özellikle milli tarihimizin nasıl yazılacağı konusunda fikirler ortaya koyan pek çok aydının, profesyonel tarihin üniversitelerde (Ankara DTCF ve İstanbul Edebiyat fakültelerinde) bir kürsü olarak yapılanmasından sonra doğrudan kendi sahasında araştırmalara yönelerek, işin metodolojisini pek düşünmediği söylenebilir. 1930’lı yıllarda Türk Tarih Tezi’nin etkisiyle özellikle devlet yayını olarak Seignobos, Bernheim, Monod’un tarih metodolojisi kitaplarının çevirilerinin çıktığı görülür. Ahmet Refik’in kıymetli çevirilerini de burada anmak gerekir. Konuya ilişkin telif eser içinse 1950’lerde Zeki Velidi Togan’ın Tarihte Usul adlı meşhur eserini beklemek gerekecektir. Sonraki yıllarda da tarih metodolojisi konusunda yenilikçilik bağlamında “dişe dokunur” bir eserin verilmediği görülür. Bu durum belki 1931 yılında kurulan ve Türk Tarih Tezi’nin tüm tarihçilerce kabulüyle meşgul olan Türk Tarih Kurumu’nun (Türk Tarih Tetkik Cemiyeti) çabalarından, belki de 1945 sonrası beliren Soğuk Savaş dönemindeki iç siyasetin kültürel alanda çok sesliliğe olan bir tür tahammülsüzlükten dolayı tarih bilgisinin ne’liği, araştırma ve yazım yöntem ve tekniklerinin neler olması gerektiğiyle ilgili yeni tartışmaların açılmadığı, dolayısıyla yeni çalışmaların yapılmadığı görülür. Bu dönemden 1990’lı yıllara kadar yapılansa, Zeki Velidi Togan’ın Tarihte Usul kitabını öğrencilerin “daha kolay anlamaları için” içerik ve sunum bakımından hafifleterek sunmak ya da metodoloji kitabında Osmanlı tarihçilerinin klasik araştırma ve fişleme yöntemlerini anlatmak şeklindedir. Bu durum 1990’lar Tarih Vakfı’nın Peter Burke, John Tosh, George Iggers gibi önemli tarih kuramcıların eserlerinin Türkçede yayınlamasına kadar sürmüştür.

1990’lardan sonra gerek yurtdışı tarih doktoralıların öğrenim süreçlerinde edindikleri yeni metod ve yaklaşımlar, gerekse Tarih Vakfı’nın Türkçeye çeviri olarak yayınladığı kitaplardan yararlanan genç tarihçilerin, yöntem üzerine düşünüşleri biraz daha canlanmıştır. Bu süreçte ortaya çıkan tarih eğitimi alanında doktoralarını tamamlayan genç akademisyenlerin gerek tarih eğitimi gerekse tarihçilik alanındaki yeni metotlara ilişkin doğrudan arayışları, Türkçe literatürü makale bazında daha da zenginleştirmiştir. Editöryal bir çalışma olarak yayınladığımız Türkiye’de Tarihyazımı ve Tarih Nasıl Yazılır? adlı kitapları bu yönelişin ortak akla evrilişi şeklinde değerlendirmek gerekir.

Bugün Türkiye’de tarihçilik, özellikle çeşitli yabancı dil bilgileri ve iletişim araçlarını iyi kullanabilmeleri dolayısıyla dünyadaki çeşitli tarihçilik ağlarıyla bağlantıları olan genç tarihçilerin, buralardan gelen enformasyon neticesinde farklı çalışmalar yapmalarıyla zenginleşmektedir. Ancak bu sürecin, Türkiye’de tarih felsefesi, metodolojisi ve tarihyazımı üzerine yapılan çalışmalar bakımından hala işin çok başlarında olduğunu da söylememiz gerekir.

Usta: Ülkemizde çeşitli çalıştay ve programlar düzenlemektesiniz ve bu programlarda tarihyazımının problemleri üzerine tartışmalar yapılmakta ve buna benzer hususlar tartışılmaktadır. Sizi bu tip faaliyetler tertip etmenize neden olan motivasyon kaynağınız nedir ve bu programlara nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Şimşek: Açıkçası bu girişimin sürmesi belki benim gibi birkaç arkadaşımızın emeği ve gayretiyle oluyor. Biz buna “dengeler ve ortak akıl stratejisi” diyoruz. Lakin başlangıcının, çoğu bölüm yazarının birbirini tanımadığı halde katkı sağlamasıyla ortaya çıkan Tarih Nasıl Yazılır? adlı editöryal çalışma sonrasındaki gelişmedir. Kitabın kısa sürede birden çok baskı yapması üzerine, konuya çok duyarlı olduğunu tanışınca gördüğüm, bölüm yazarlarımızdan Prof. Dr. Levent Yılmaz hocamın (o zaman Bilgi Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanıydı), diğer bölüm yazarlarını da davetle bir günlük bir toplantı planlamamıza imkan vermesiyle başladı. İlkini düzenlediğimiz tarihyazım toplantısının, sonrasında çalıştay olarak, her yıl gönüllü olan bir üniversitenin ev sahipliğinde ve belli bir temada yapılmasını kararlaştırdık. Sırasıyla Süleyman Demirel, Hacettepe, Kocaeli, Selçuk, Anadolu ve Rumeli üniversitelerinde gerçekleşti. 8. Tarihyazımı Çalıştayı’nı geçtiğimiz 3-4 Nisan 2020’de Bandırma Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapmayı planlamamıza rağmen, salgın döneminde olduğumuz için ileri bir tarihe erteledik. Her yıl önemli bir temada, Türkiye’de konunun uzmanı ya da konu hakkında yayını olanları davet ederek gerçekleştirmeye çalıştığımız bu çalıştayların konuşma akışını, klipler halinde tarihyazimi.org sitesinde, son üç yıldır gerçekleşenleri de konuşma ve müzakereleriyle kitap olarak yayınlıyoruz. Bu çalıştaylarımızı gerek doğrudan katılımla, gerekse video ve kitap yayınlarıyla takip eden geniş bir genç tarihçi kitlesinin varlığı bizi mutlu ediyor. Bu bağlamda bizim tek derdimiz, Türkiye’deki tarihçilikte üzerinde hiç konuşulmamış, ya da konuşula konuşula çözümsüzlüğe itilmiş araştırma ve yazım sorunlarını yeniden konuşarak çözümler önermek, bunları dünyadan yeni yaklaşım ve örneklerle aşmaya çalışmak, Türkiye’deki tarihçiliğin mantalite bakımından zenginleşmesine katkı sağlamaktır. Bu sebepten platform olarak tanımladığımız, tamamen gönüllülük esasıyla yürüyen bu çalıştaylarımızın amacını, sitemizde söyle belirtiyoruz:

Türkiye’de tarihçiliğin salt belge yayıncılığının ya da olgu sıralamacılığının dışında tarihsel bilginin özgün anlamını kavrayarak eser ortaya koyması, dünyadaki çağdaş araştırma ve yazım yaklaşımlarından haberdar olarak bundan yararlanması, tarihyazımının kaba bir ideolojik hesaplaşma kaygısı ile biçimlenmesi yerine geçmişin bilgisini, şimdiki zamanda rafine bir biçimde inşa etme süreciyle gerçek söylemine karşılık gelen çok çeşitli yazım tarzlarını fark ederek metodolojik olarak zenginleşmesi amaçlanmaktadır. Bütün bunlar için de tarihyazımı (historiography) akademik disiplininin çağdaş dünyada olduğu gibi Türk akademisinde de hak ettiği yeri almasıdır.

Usta: Türkiye’de tarihyazımı üzerine çalışmanın zorluklarından bahseder misiniz?

Şimşek: Türkiye’de tarihyazımı, tarih yazıcılığı, tarihçilik ya da tarih felsefesi maalesef bağımsız bir çalışma disiplini hüviyetine sahip değildir. Durum böyle olunca o alanda master ve doktorasını yapmış, akademik serüvenini o alanda sürdüren tarihçi bulmak mümkün olmuyor. Bu da açıkçası, her bir tarihçinin bazen samimi ilgi duyduğu, bazen de “aklına eseni söyleyebileceği”,  “sahipsiz” bir alana dönüşüyor. Türkiye’de tarihyazımı üzerine üzerine literatür birikimi her geçen gün artmakla birlikte hala çok yeterli sayılmaz. Yukarıda dile getirdiğimiz bazı temel kavramların sınırları bile tam olarak çizilememiş durumdadır. Bu durum çoğu zaman tarihyazımı, tarih yazıcılığı, tarihçilik, tarih felsefesi bazen de metodoloji gibi kavramların birbirlerinin yerine kullanılması yanlışını da beraberinde getirebilmektedir. İngilizce literatürde historiography olarak görülen kavramla aslında bunların tamamına yönelik çalışmaların yer alabildiği de görüldüğü için Türkçedeki bu kavram karmaşasının önüne henüz geçilememiştir. Diğer yandan konuyla doğrudan ilgili akademisyenlerin sayısı oldukça azdır. Bunların telif eser üretimleri hala yenidir. Bu sebepten editöryal çalışmalarla ortak akılı harekete geçirerek bazı “patikalar” açmaya çalıştık ve en son girişim olarak da tarihyazımı dergisini yayınlamaya başladık. Zaman içinde Türkiye’de de bu alanın akademik disiplin olarak belli bir yapı kazanacağını, konuya ilişin yayınların hem nicelik hem de niteliksel olarak artacağını düşünüyorum.

Usta: Tarihi bir roman kurgulamakla, bir bilim dalı olarak tarihi kaynaklardan yola çıkarak tasarlamak arasında ne fark vardır? Tarih hayallerin sınırı mıdır?

Şimşek: Tarih yazmak da diğer yazma eylemlerinde olduğu gibi şüphesiz ki hem yazarın hem de dilin literatürüne sirayet etmiş “tahayyül” dünyasından beslenir. Bundan kaçınmak mümkün olmadığı gibi bu aynı zamanda gereksiz bir çabadır. Lakin bir farkla. Elbette ki roman yazanlarda çok meşakkatli bir işi neticeye ulaştırıyorlar. Tarih alanındaki yazım ise ancak ve ancak, ele alınan geçmişi resmetmemizde ya da analiz etmemizde gerekli olan “kanıt”lara dayalı olarak gerçekleştirilebilir. Kanıtın olmadığı yerde tarihçilikten bahsetmek mümkün değildir. Buna karşın zaman zaman “Efendim, öyle ama, çok gizli var olan teşkilat ya da gerçekleşen olaylar söz konusu. Onların tarihini yok mu sayacağız” gibi eleştiriler olabiliyor. Elbette ki tarihçi, ilgi alanına girdiği ölçüde toplum tarafından hiç bilinmeyen bazı gizli konuları da kaleme alabilir. Tek şart, bunu kanıt(lar)a dayalı yazmasıdır. Tekrar söylememiz gerekirse “kanıt yoksa tarih de yoktur”. Zira tarihçi, yazdıklarının kanıtlarını sunarak her zaman hesap verebilir bir durumda olmalıdır. Kanıtlanamayan iddialar, afaki yorumlar, “anlat anlat heyecanlı oluyor” kıvamından öteye geçemez. Son zamanlarda çokça dillendirilen “Lozan’ın gizli maddeleri”, ya da “Dünya üzerinden etkili olduğu varsayılan (Masonluk, İlimunati ya da Tapınak Şövalyeleri vs.) türlü gizli örgütler” gibi meseleler, ancak kanıtlarıyla işlenip-sunulabilirse tarih olabilirler. Bazılarının iddia ettiği gibi “Lozan’ın gizli maddeleri nerededir ve nelerdir?” diye sorduğunuzda size “çok gizli olduğu için bilmiyoruz” deniyorsa, gülüp geçmekten başka bir imkanınız kalmamış demektir.

Usta: Lynn Hunt, Küresel Çağda Tarih Yazmak isimli eserinde tarihçiliğin bir tıkanma yaşadığını ve yeni bir tarih anlayışına ihtiyaç olduğunu ifade ediyor siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şimşek: Hunt’un dile getirdiği biçimde yeni tarih yaklaşımları her zaman için mevcut yazımın “tıkanmasını” bir gerekçe olarak sunabilir. Bugün açıkçası dünyada tarihe yönelik ilgi, ülkemizdeki gibi değil. Özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde STEM olarak tabir edilen, fen/doğa bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik dışında kalan tarihi bir meslek olarak okumak kabul etmek gerekir ki artık daha az ilgi görüyor. Bu gelişme, tarih alanında çalışanları dolaylı olarak etkiliyor. Diğer bir mesele ise tarihçiliğin de diğer meslekler gibi değişen dijital teknoloji ve “piyasa koşulları” içinde varlığını nasıl sürdüreceğidir. Tarihçilik Herodotostan beri pek çok farklı yazım tarzını denedi ve deniyor. 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan (mikro tarih, görsellerle tarih, ulus-aşırı tarih, global tarih vs.) bir çok tarihyazım yaklaşımı aslında klasik historisizmde görülen krizleri aşmak adına ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yazım formları ve yaklaşımları bakımından herhangi bir sınırlılık sorunu yaşamadığını düşünmekle birlikte tarihin, artık bundan sonra gelişen yapay zeka ve dijital imkanlarla bambaşka boyutlarda varlığını sürdüreceğini düşünüyorum. Dijital teknolojideki yakın zamandaki şaşırtıcı gelişmelerin sadece tarih değil, başta diğer sosyal ve insani bilimleri de temellerinden sarsarak yeni arayışlara yönelteceğini düşünüyorum. Belki zaman içinde sadece yapay zekanın kendine sunulan veri tabanından yararlanarak, tarihçiler gibi araştırma yapacağı ya da metin oluşturacağına şahit olacağız. O zaman tarihe ilişkin tartışma sorularımızın çok farklı olacağını düşnüyorum.

Usta: Gelecekte yapmayı planladığınız eserler veya sempozyumlar var mı, varsa nelerdir?

Şimşek:  Tarih Çalıştaylarına devam etmeyi, tarihyazımı dergisini düzenli olarak yayınlamayı planlıyoruz. Tarihçilik alanında bildirileri de kabul ettiğimiz ISHE’nin (Uluslararası Tarih Eğitimi Sempozyumu) devamını yine tarih eğitimi bağlamında çok önemsiyoruz. Şahsen tarih eğitimi ile tarihçiliğin sanıldığından daha güçlü bağları olduğunu düşünüyorum. Bu ara editöryal kitaplara biraz ara vererek, tarihyazımı ve düşüncesiyle ilgili bireysel telif eserler vermeye gayret edeceğiz. Zira son yıllarda editöryal çalışmaların çok zaman ve emek istemesinden dolayı bireysel ya da ikili çalışmalarımızın ikmal edilmeyi beklediğini belirtmiş olalım. Son on yılda geniş bir çevre ile yürüttüğümüz bu çalışmaların diğer arkadaşlarımızın da katkılarıyla müstakil telif eserler biçiminde süreceğine inanıyorum.

Teşekkür ederim.

Comment here