Ramazan

Temaşa Sohbetleri: Pierre Loti ve Karagöz

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Murat Öztürk 

Lois Maire Julian Viaud; bildiğimiz ismiyle Pierre Loti Fransız edebiyatında egzotizmin kurucusu olarak bilinmektedir. Loti’nin romanlarında kurduğu atmosferi Orta Doğu ve Uzak Doğu’ya yaptığı gezilere borçlu olduğunu söylemek sanırım çok da iddialı olmaz. Osmanlı toprakları da Loti’nin duraklarından biridir ve kendisine şöhret kazandıracak Aziyade romanının büyük kısmı burada geçmektedir. Her ne kadar bir deniz subayı olan Pierre Loti’nin 1. Dünya savaşında Fransız donanması ile birlikte Türklerle savaşmak için yola çıktığı şayiaları üzerine Nazım Hikmet’in “Hattâ sen, Sen Pierre Loti! San muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti senden daha yakındır bize. Fransız zabiti! Fransız zabiti, sen, o üzüm gözlü Âzade’yi bir orospudan daha çabuk unuttun! Kalbimize diktiğin Âzade’nin taşını bir tahta hedef gibi topa tuttun!” şeklindeki pek de yenilir yutulur olmayan cümlelerle bezeli şiirinin hışmına uğrasa da kısa sürede bu iddiaların doğru olmadığı ortaya çıkacak bugün adı bir tepeye verilecek kadar saygı duyulacak Fransız’ın “Türk dostu” kimliği zarar görmeyecekti.

Aziyade ile Türk milletinin gönüllerine taht kuran Loti Türk başkentini sıkça tasvir ettiği eserinde Karagöz’e de değinmeden edemez. Eserin bir bölümü Karagöz’e ayrılmıştır ve şu şekildedir:

Karagöz Efendi’nin maceraları ve bencillikleri sayısız Türk neslini eğlendirmiştir. Üstelik bu kahramana duyulan sevginin tükendiğini gösteren bir belirti de yoktur. Karagöz eski Fransız kuklalarıyla büyük benzerlikler gösterir. Karısı dahil herkesi dövdükten sonra kendisi de Şeytan tarafından dövülür ve seyircilerin mutluluk gösterileri arasında gözden kaybolur. Karagöz, kartondan ya da tahtadan yapılır. Gösterilerde kukla ya da Çinliler’e özgü gölge tiyatrosu şeklinde kullanılır. Her ikisinde de komiktir. Guignol’ün bile aklına gelmeyecek sesler ve duruşlar bulur. Karısına ettiği iltifatlar dayanılmaz ölçüde komiktir. Karagöz’ün seyircilerle konuştuğu ve atıştığı anlar olur. Bazen münasebetsiz laflar eder ve herkesin önünde bir Kapusen’i bile utandıracak hareketlerde bulunur. Türkiye’de bunlar mümkündür. Burada sansür işlemez ve her akşam birçok Türk ailesinin, ellerinde fenerler 56 küçük çocuk gruplarını Karagöz gösterisine götürdükleri görülür. Bebeklerle dolu bu salonlarda, İngiltere’de bir asker alayında bile utanca neden olacak bir gösteri sunulur. Doğu geleneklerinin ilgi çekici bir özelliğidir bu ama bu durumdan hareketle Müslümanlar’ın bizden çok daha ahlaksız olduğu sonucuna varmak son derece yanlış bir çıkarsama olur. Karagöz tiyatroları Ramazan’ın ilk gününde açılır ve otuz gün boyunca dolup taşar. Ay sona erdiğinde, malzemeler toplanır, sökülür ve kaldırılır. Karagöz bir yıllığına kutusuna döner ve hiçbir koşulda çıkmasına izin verilmez.[1]

Hiç şüphesiz Loti’nin Karagöz’le alakalı saptamaları tartışmaya açıktır ve yazarın konuyla alakalı derinlikli bir araştırma yaptığına dair elimizde bir bilgi yoktur. Karagöz’de müstehcenlik olup olmadığı günümüz araştırmacılarının hâlâ tartışmaya devam ettiği konulardan birisidir. Ramazan’da ara ara yazacağım yazılarda bu konuyu da gündeme getireceğim. Şimdilik bu kadar. Sürç-i lisan eylediysek affola!

[1] Pierre Loti, Aziyade, Çev. Birsel Uzma, Oğlak Yayınları, İstanbul 2003, ss. 55-56.

Comment here