Ramazan

Temaşa Sohbetleri: Ignác Kúnos ve Karagöz I

Bu makaleyi 6 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Oğuzhan Murat Öztürk

Macar âlim Ignác Kúnos’un hayatı boyunca yaptığı çalışmaların ekserisi Türk halk bilimi üzerine yapılmış çalışmalardır. Bugün yaptığı derlemeler Türk halk biliminin en mühim kaynakları arasında görülürler, çocuklarımıza anlattığımız masalların bugüne ulaşmasında dahi büyük payı vardır.

Ignác Kúnos’un Türk halk bilimine yönelmesiyle alakalı Gumru Şehriyar’ın makalesinde çok ilginç bir ayrıntı mevcuttur. Buna göre Kúnos’un Türk halk bilimine ilgisinin başlangıcı Budapeşte’de rastladığı bir Türk şekerciyle alakalıdır. Şehriyar bu durumu şu şekilde  anlatıyor:

Onunla birkaç saat konuşan Kúnos, bu şekercinin konuştuğu Türkçenin hocası Ârmin Vâmberi’nin ona Üniversitede öğrettiği Türkçeden çok daha farklı olduğunu anlar. Bu konuda hocası ile Kúnos arasında uzun bir polemik oluşur, sonunda Kúnos’un “Türklerin halk edebiyatı var mı?” sorusuna Vâmberi “Benim bildiğim kadarıyla çok fazla değil” diyerek cevap verir. Kúnos’un “Nasreddin Hoca’nın bütün dünyada ünlü olan “Letaif” eseri halk edebiyatı değil mi?” sorusuna Vâmberi “İşte Türklerin halk edebiyatı bu kadardır” der.[1]

Ignác Kúnos’un Türk kültürüne olan alakası böylelikle başlamış ve çok kıymetli çalışmaları işaret fişeği böylece atılmış oluyordu. Macar akademisyenin Türk folkloru ile ilgilenmesi yolunu kaçınılmaz olarak Türk kültürünün nadide kıymetlerinden biriyle kesiştiriyordu:

Türk gölge oyunu Karagöz…

Aynı bugünkü gibi bir Ramazan günü Karagöz’le tanışan Ignác Kúnos bu hatırasını şu şekilde kaleme almıştı:

Dostlarımdan birinin devlethanelerinde (evlerinde) iftara davet olundum. O şimdiye kadar hiç tatmadığım âlâdan âlâ yemeklerde o kadar lezzet buldum ki, bazılarına yalnız imam değil, ben bile bayıldım. Hele “kadın göbeği” tatlısı hiç unutulur şeylerden mi! İftardan sonra, dostlarımın birkaçıyla Aksaray civarını gezerken önümüze hayâl meyal bir kahve çıktı. Kahvenin dışarısında bir resim, Karagöz’le Hacivat’ın resimleri asılı idi. Tamam işte çoktan beri aradığımı şimdi buldum diye sevindim. Karagöz zaten Avrupa bilim dünyasında, bilhassa etnograflarca bilinmeyen bir şey değil… Batı’nın birçok milletlerinde halk oyunlarının Karagöz’e benzeyen bir türü bulunduğu uzun yıllardan beri bilinir.

İtalyan’larda Tolçinello, Fransız’larda “Polişinel”, Almanlar’da “Hanzuverst”, Batı oyunlarının en değerli parçalarından sayılır. Fransızların, ünü dünyanın her tarafına yayılan Molyer (Molier)’i, yazdığı komedilerin çoğunu Karagöz gibi halk oyunlarından alıp, Fransız edebiyat tarihinde klâsik sınıfına geçirdi. İtalyanların “Komediya del Arte” adlı oyunları hep İtalyan halkının düşüncelerini, âdetlerini kapsar. Bunların hepsi kukla oyunları idi, tahta parçalarından kesilmiş ve rengârenk elbiseler giyinmiş çocuk kuklaları gibi. Karagöz’e gelince: Bu tür oyunların ancak adı sira­yet etmiş, lâkin oyunların ne tarzda oldukları, nasıl oynatıldıkları ve esasının ne idiği hâlâ bilinmiyordu.

Sade o kadar anlaşıldı ki, Türklerin Karagöz dediği oyunlar, eski Çinlilerden gelme bir türlü “Gölge oyunu -Schattensipel-imiş… Sanki oyuncuların gölgelerini duvara aksettirip oynatıyorlarmış gibi… Çinlilerden başka Cava halkının da kukla oyunları var. Bunlar Batılıların kuklaları gibi değil, kâğıt tasvirleridirler ve hem Karagöz tasvirlerine çok benzerler. Türk edebiyatı tarihinde Karagöz oyunlarına dair konular yok. Bazı eski Türk eserleri (Evliya Çelebi gibi) Karagöz’le Hacivat’ın adını belirtip, fazla bilgi vermeksizin yalnız bu oyunun gerçek olarak var olduğunu yazıyorlar.

Gerek önceleri, gerek sonraları buna pek rağbet gösterilmiyordu. Hele terbiye görmüş ve okumuş adamlar, halkın Ramazan maskarası diye buna hakaret gözü ile bakıyorlardı. Râviyân-ı ahbar’a göre eski zaman padişahları, can sıkıntılarını gidermek için sefere (savaşa) gittikleri vakit, beraberlerinde Karagözcüler götürürlermiş… Karagöz ustalarının en ünlüleri bazı tarih kitaplarında yazılıdır. Bu oyunlar en çok halk arasında yayıldı. Düğün, sünnet düğünleri, bayramlar ve bilhassa Ramazan, Ramazan Bayramı ve Cuma geceleri dolayısiyle Türkiye’nin pek çok şehirlerinde Karagöz oynatılırdı. Gitgide, halkın en makbule geçen eğlencesi ve İstanbul gibi şehirlerde tiyatro yerine geçti. İşte bundan dolayıdır ki, İstanbul’a geldiğimin ilk Ramazan ayında Karagöz oyunlarının ne olduğunu anlamak istedim.[2]

 

Kúnos ve Karagöz konusuna devam edeceğiz.

[1] Gumru Şehriyar, “Ignác Kúnos’un Anadolu Halk Edebiyatına ve Dil Bilimine Katkıları”, Uluslarası Türk Lehçe Araştırmaları Dergisi, Cilt 1 Sayı 1 2017, s. 152.

[2] Ignác Kúnos, Türk Halk Edebiyatı, (Haz.) Tuncer Gülensoy, Tercüman 100 Temel Eser, İstanbul 1978, ss. 56-57.

Comment here