Osmanlı

Asporça Hatun ve Mekece Vakfiyeleri Işığında Osmanlı’nın Kuruluş Devrine Dair Bazı Meseleler

Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Büşra Güler

Vakfiyeler ya da diğer bilinen adıyla vakıfnameler, özellikle Ortaçağ İslam Medeniyeti içinde önemli bir yere sahiptirler. Bu belgelerin yazılış amacı, vakfedilen bir malın kullanılacağı alanı bildirmesi ya da harcanacağı yeri ve bağışlanan malın ne şekilde yönetileceğini göstermesidir. Vakfiyeler bu amacının yanı sıra tarihçiler için tarihte karanlık kalan muhtelif noktaları aydınlatması bakımından da son derece önemlidir.

Malum olduğu üzere Osmanlı İmparatorluğu gibi muazzam bir imparatorluğun kuruluşu hakkında elimizde çok az belge vardır. Tarihçiler tarafından da “kara delik” olarak adlandırılan kuruluş dönemine dair, XIV. yüzyıla ait Asporça Hatun (1323) ve Mekece (1324) vakfiyeleri son derece önemlidir. Osman ve Orhan Gazi dönemlerinde oluşturulan bu vakfiyelerin hangi dönemlere ışık tuttuğunu inceleyelim.

Osman Gazi dönemine ait en önemli belge Asporça vakfiyesidir. Belge Orhan Gazi’nin eşi Asporça Hatun’un vakıflarına Alâeddin Paşa’yı vekil kılması üzerine 1323 yılının başlarında düzenlenmiştir. Vakfiyeye bakıldığı zaman ilk olarak bürokratik uygulamaların Osman Gazi hayattayken başladığı çıkarımı yapılabilmektedir. “Hasan Hüsameddin’e göre ilk vezir, Asporça Hatun vakfiyesinde adı geçen ulemâdan Kemâleddin oğlu Alâeddin Paşa’dır.” (İnalcık; 2009)

Vakfiyelerden yola çıkılarak aydınlatılan bir mesele de Osman Gazi’nin ölüm tarihidir. Halil İnalcık, Asporça ve Mekece vakfiyelerinden yola çıkarak Osman Gazi’nin ölüm yılını tespit etmiştir. Buna göre 1323 tarihli Asporça yazıldığında Osman Gazi hayattadır, ikinci vakfiye olan 1324 tarihli Mekece vakfiyesi yazıldığında ise vefat etmiştir. İnalcık bu belgelerin tarihinden hareketle Osman Gazi’nin ölüm yılını 1324 olarak tespit etmiştir. Aynı zamanda Halil İnalcık, Osman Gazi’nin ölüm yılının tespitinden mütevellit ölüm yaşını altmış dokuz, saltanat süresini ise yirmi yedi yıl olarak saptamıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı da vakfiyelerden yola çıkarak Osman Gazi’nin ölüm yılını “1324’ten evvel veya o tarih başlarında olarak kabul etmek lazım” geldiğini belirtmektedir.

Mekece vakfiyesinde en mühim husus, Osman Bey’in aile mensuplarının isimleridir. Şahitler kısmında yer alan isimlere göre Osman Gazi’nin, Orhan Gazi dışında, oğullarının isimleri Çoban, Melik, Hamid, Pazarlu’dur; kız çocuğu olarak da Fatma Melek’in ismi yer almaktadır. Bu isimler arasında en çok dikkat çeken isim ise Osman Gazi’nin eşi, Orhan Gazi’nin ise annesi olarak yer alan Mâl Hatun’dur. Fakat adı geçen kişinin Orhan Gazi’nin öz annesi olup olmadığı, eğer öz annesiyse diğer öz çocuklarının kim olduğu hâlâ yanıtı aranan sorulardır.

Yukarıda geçen isim hakkında saptamalar yapan önemli bir isim olarak karşımıza İsmail Hakkı Uzunçarşılı çıkmaktadır. Şahitler arasında yer alan “Mâl Hatun binti Ömer Bey” ismi, bize Orhan Gazi’nin annesi olan Mâl Hatun’un babasının, tarihçilerimizin ekseriyetle kabul ettiği Şeyh Edebâli’nin kızı olmadığını düşündürmektedir. Osmanlı tarihçilerinin bir başka rivayetine göre de bu vakfiye yazılmadan önce Şeyh Edebâli ve kızı vefât etmiştir. Vakfiyede adı geçen Mâl Hatun ise Edebâli’nin kızı değildir ve Osman Gazi’nin vefatından sonra da hayattadır. Yine Osmanlı tarihçilerinden Neşrî’ye göre Orhan Gazi’nin annesinin adı Balahun, Aşıkpaşazade’ye göre Malhun, Oruç Bey tarihine göre de Rabia’dır. Bu ihtilaflı ve çetrefilli meseleye dair Uzunçarşılı; “Acaba bunlar ayrı ayrı kadınlar mıdır? Eğer böyle ise, Mal Hatun binti Ömer, Orhan’ın ve Balahun ve Malhun Hatun da Alaüddin Beg’in valideleri olabilirler.”(Uzunçarşılı;1995/285) ifadesine yer vererek ihtimalleri değerlendirmiştir. Bu meselenin sonucunda vakfiye bazı bilgileri verirken yeni sualleri de beraberinde getirmektedir.

Bu bulguların ortaya çıkardığı bir meselede Ömer Bey’in kim olduğu meselesidir. Bu kişinin “bey” lakabına istinaden Osmanlı’ya bağlı Türk emirlerinden olan Umur Bey olması ihtimaller dâhilindedir. Fakat bu meselenin aydınlatılması döneme dair başka belgelerin bulunmasıyla aydınlatılabilecek bir husustur.

Özellikle Mekece vakfiyesinde dikkate değer olan bir mesele de Osman Gazi’nin meşhur ve malum oğullarından Alâeddin Paşa’nın vakfiyede yer almaması hususudur. Bu konuda Uzunçarşılı’nin çeşitli teorileri bulunmaktadır. Bunlar, Osman Gazi ve Alâeddin Bey’in hükümdarlık mücadelesi hasebiyle ya da herhangi maslahata görevli olması sebebiyle kardeşinin yanında bulunmamakla açıklanabileceği ihtimalleridir. Hâlbuki hükümdarlık mücadelesi konusunda Halil İnalcık; “Orhan, 1305’ten beri seferlerde kumandan olarak ordunun başında olduğundan babasının ölümünde olaysız beylik tahtına oturmuştur.” ifadesini kullanmaktadır. Bunun yanı sıra Uzunçarşılı, Pazarlu Bey’in Alâeddin Paşa olabileceğini de belirtmiştir.

Osman Gazi’nin hayattayken bulunan oğullarının sayısının, bütün Osmanlı tarihçilerine göre iki olarak belirlenmesine karşın; Mekece vakfiyesinden yola çıkarak bu sayının beş ya da altı (Pazarlu Bey ve Alâeddin Bey meselesinden ötürü) olduğu sonucuna varmaktayız.

Son olarak Orhan Bey’in üç oğlunun da şahitler arasında yer aldığını görmekteyiz. Bu döneme dair farklı kaynaklardan da anlaşıldığına göre Orhan Gazi’nin altı oğlu olduğunu görüyoruz. Vakfiyede geçen isimler sırasıyla Sultan, Süleyman ve İbrahim’dir. Sultan isminin çocukları arasında en başta bulunmasına bakarak en büyük oğlu olduğu çıkarımında bulunulabilir. Ayrıca Sultan’ın adı ilk ve tek kez bu vakfiyede geçmektedir.

Sonuç olarak 1323 tarihli Asporça Hatun ve 1324 tarihli Mekece vakfiyeleri, Osmanlı’nın kuruluş dönemine ışık tutmak açısından son derece önemli belgelerdir.

 

İNALCIK, Halil; “Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481)”, İsam Yayınları, 2010

İNALCIK, Halil; “Osmanlı Sultanı Orhan, (1324-1362) Avrupa’da Yerleşme”, Belleten, C. LXXIII, S.266, 2009

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; “Gazi Orhan Bey Vakfiyesi”, Belleten, C.V, S.19, 1941

Comment here