Ortaçağ

Türk – İslam Tarihinde Bir Dönüm Noktası: Ayn Calud Savaşı

Bu makaleyi 24 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Erkan Gülbin

Türk-İslam tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Ayn Calud Savaşı, Moğollar ile Memlükler arasında gerçekleşmiştir. Moğollar bu savaşta Memlüklere mağlup olmuş ve onların batıya ilerleyişleri durdurulmuştur. Öncelikle, bazı tarih sayfalarının yanlış olarak aktardığı bir bilgiyi düzeltmek daha doğru olacaktır. Memlük Devleti’nin bu savaş gerçekleştiğinde sultanı, Seyfeddin Kutuz’dur. Baybars el-Bundukdari, öncü kuvvetlerin komutanı olup savaşta büyük başarılar göstermiştir. Kutuz’un savaştan kısa süre öldürülüp Baybars’ın başa geçmesi nedeniyle bu savaş esnasında Baybars’ın Memlüklerin sultanı olduğu yönünde yanlış ifadeler kullanılmaktadır.

Sultan Kutuz, Memlük Devleti’nin başına 5 Kasım 1259 tarihinde geçmiştir.[1] Bu tarihlerde Suriye Moğol istilasına maruz kalmıştı. Kaynaklara göre Sultan Kutuz cesur, kahraman, tedbirli, dindar, iyiliksever ve Moğollar ile mücadelede başarılı bir sultandır. Herkes ondan Yakındoğu’da kimsenin karşılarında durmaya muvaffak olamadığı Moğol tehlikesini durdurmasını bekliyordu.[2]

Moğol birlikleri, Mısır’ın kapısı sayılan Gazze’ye ulaşmışlardı. Bir süre sonra Hülagu’nun elçileri bir mektupla Kahire’ye geldiler. Hülagu Han mektupta: ‘’Doğudaki ve batıdaki meliklerin en büyüğünden, yeri döşeyen ve göğü ayakta tutan Tanrı’nın adıyla, Bizim kılıçlarımızdan kaçarak Mısır’a gitmiş memlûklar sınıfından el-Melikü’l-Muzaffer Kutuz bilmektedir ki, kendileri bu ülkenin nimetlerinden faydalanmışlar ve bilâhare sultanlarını öldürmüşlerdir ve yine el-Melikü’l-Muzaffer, devlet erkânı ve Mısır halkı bilmektedir ki, şüphesiz biz Allah’ın kendi gazabından yarattığı ve haklarında gazabını helal kıldığı kimselere musallat ettiği bir ordusuyuz. Bütün ülkelerde sizin için ibret alınacak şeyler vardır. Başkalarının başına gelen şeylerden ibret alınız ve iş çığırından çıkmadan önce işlerinizi bize teslim ediniz. Aksi takdirde pişman olurusunuz; vebâl siz aittir. Biz ağlayana merhamet etmediğimiz gibi şikayet edene de acımayız. Bizim ülkeler fethettiğimizi, yeryüzünü fesattan temizlediğimizi ve pek çok kimseyi öldürdüğümüzü işitmişsinizdir. Size kaçmak, bize de sizi arkanızdan kovalamak düşer. Nereye sığınabilirsiniz, hangi yol sizi kurtuluşa götürür ve hangi ülke sizi himaye eder? Kılıçlarımızdan kurtuluş ve bizim büyüklüğümüzü tanımaktan kaçış yoktur. Atlarımızı bütün atlardan hızlı, oklarımızı her şeyi delici ve kılıçlarımız yıldırım gibi incidir. Kalplerimiz dağlar gibi sağlam, sayımız kumlar kadar çoktur. Kaleler önümüzde engel teşkil etmez; askerler bizim savaşçılığımız karşısında fayda vermez.

Bizim aleyhimizdeki dualarınız Allah katında kabul edilmez. Çünkü siz haram yediniz; söz sırasında iffeti bıraktınız; ahidlerinizde ve yeminlerinizde durmadınız, sizde itaatsizlik ve isyan zahir oldu. Artık şimdi birbirinize zilleti müjdeleyiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan ötürü bugün, alçaltıcı bir azabla cezalandırılacaksınız. Zulmedenler, yakında hangi dönüş yerine döneceklerini bileceklerdir. Bizimle savaşmaya kalkışanlar pişman, bizden emân dileyenler sâlim olmuşlardır. Eğer bizim şartımıza ve emrimize itaat ederseniz, bizim lehimize olan şeyler sizin lehinize, bizim aleyhimize olan şeyler de sizin aleyhinize olacaktır. Eğer muhalefet ederseniz helak olursunuz. Sakın kendinizi, kendi ellerinizle helak etmeyin. Sizi uyarmak suretiyle biz vazifemizi yaptık. Sizler bizim kâfir bizler de sizin fâcir olduğunuzu biliyoruz. Tanrı bizi size musallat etmiştir. Sizin çokluğunuz bize göre azlık, sizin şerefleriniz bizim katımızda hakirdirler. Melikleriniz için bizim katımızda zelil olmaktan başka bir ihtimal yoktur. Laf fazla uzatmadan ve harp ateşi tutuşup şerri sizi bulmadan önce, hemen cevap veriniz. Aksi takdirde ne makamınız ne de şeref ve itibarınız kalır. Bizim tarafımızdan belanın en büyüğüne düçâr olurusunuz. Memleketiniz sizden boşalır; elçi göndermek suretiyle size insaflı davrandık ve sakındırmak suretiyle gerekli uyarıyı yaptık. Sizin dışınızda başka bir hedefimiz de kalmadı. Selam sizin, bizim, doğru yoldan gidenlerin, felaketinden sonuçlarından önceden korkanların ve yüce Tanrı’ya itaat edenlerin üzerine olsun’’ demiştir.[3]

Moğol tehlikesi karşısında almış olduğu askeri tedbirler yanında daha önce Moğollar ile savaşmış, bu uğura evini, ailesini, yakınlarını, mevkiini, tahtını ve tacını kaybetmiş Harezmli ve Suriye hâkimleri ile uzun uzadıya görüşen Sultan Kutuz; onlardan bu konuda geniş bilgi almıştı. Bu kumandanlardan Nasireddin Kaymerî, Moğollar hakkında; onların kendilerine teslim olanlara daha önce ne yaptılarsa onlara da aynı şeyi yapacaklarını, bu yüzden şu üç şıktan birini seçmek zorunda olduklarını, bunun da barışmak, savaşmak veya kaçmak olduğunu belirtmişti.[4] Sultan Kutuz ise: ‘’ Hâlihazırda bütün Diyarbekir, Diyar-ı Rebia ve Şam memleketi çığlıklarla doludur. Bağdat’tan Rum’a kadar evler, şehirler haraptır. Tamamıyla çiftten ve tohumdan yoksundur. Eğer biz onlardan daha erken davranıp da onları defetmek için harekete geçmezsek, yakın gelecekte Mısır da diğer beldeler gibi tamamıyla harap olacaktır.’’ demiştir.[5]  Toplantıda savaş kararı alındı ve bu karardan sonra Moğol elçilerin vücutları ortadan ikiye bölünerek başları da Kahire sokaklarında asıldı. Böylece Hülagu’nun tehdit dolu tabiiyet talebine aynı sertlikte cevap erildi. Artık iki devlet arasında savaş kaçınılmaz olmuştu.[6]

Memlük-İlhanlı savaşına az kala Memlükler lehine beklenmedik bir gelişme yaşandı. Söyle ki: İlhanlı Hükümdarı Hülagu, ordusunun büyük bir kısmıyla Moğol İmparatorluğu’nun başkenti Karakurum’a dönmek zorunda kaldı. Zira 1259 Ağustos’unda Moğol hanı Möngke Han vefat etmiş, onun vefatı üzerine Kubilay ve Arık Buka arasında taht kavgası başlamıştı. Hülagu bölgeden ayrılmadan önce Suriye’deki birliklerin başına ünlü Komutanı Ketboğa Noyan’ı tayin etmişti. Hülagu’nun bölgeden ayrılışı, tabiatıyla Memlüklerin işini büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.[7]

Sultan Kutuz’un Moğollarla yapacağı büyük savaştan önce dikkatli ve tedbirli bir politika takip ettiği görülmektedir. Daha önce Irak ve Suriye’de Müslümanlara karşı oluşturulan Moğol-Ermeni-Haçlı ittifakını göz önünde bulunduran Kutuz böyle kritik zamanda Suriye’deki Haçlı kontlukları ile çatışmaya girmekten kaçınıyordu. Ayrıca Sultan Kutuz, Moğollara karşı koyabilmek için Suriye ve Mısır’da ortak bir güç teşkil edilmesi gerektiğini, mahalli kuvvetlerle bunlara karşı koymanın mümkün olamayacağını düşünüyordu. Bu sebeple bütün gayret ve dikkatini Moğollara karşı koyabilecek güçlü bir ordu teşkiline yoğunlaştırdı. Böylece Moğollara karşı cihat hareketi başlattı.[8]

Sultan Kutuz, savaş hazırlıklarını ikmal etmek üzere, ihtiyacı olan parayı toplayabilmek için çeşitli yollara başvurdu. Mesela zenginlerden ve tacirlerden mallarının bir yıllık zekâtını hemen topladı. Terekelerin(Miras) üçte birini devlet adına tahsil etti ve büyük küçük herkesten kişi başına bir dinar alınmasını kararlaştırdı. Bunların dışında bazı gelir kaynaklarını ihdas etti. Bu şekilde topladığı 600.000 dinardan fazla parayı ordunun ihtiyaçlarına harcadı.[9]

Memlüklerin tutumunu ve Haçlıların menfi davranışları zamanında öğrenen Ketboğa Noyan, ağırlıklarını Şam’da bırakarak az bir kuvvetle Sultan Kutuz’a karşı yürümüştür. Moğol kuvvetleri 10 günlük yol adlığı sırada, Mısır öncü birlikleri, Baybars’ın idaresinde yola çıkmış ve Hristiyanların elinde bulunan erzak yönünde yönünden zengin bazı kaleleri ele geçirmiştir. Baybars, Gazze’de Moğol öncü birlikleri ile karşılamış ve ani bir saldırıyla Moğolları yenerek Gazze’yi ele geçirmiştir. Bu zafer Müslüman askerlerin morallerini oldukça yükseltmiştir. Bir süre sonra Sultan Kutuz, asıl ordunun başında Gazze’ye geldi. Burada bir gün kaldıktan sonra sahil paralelinde ilerledi. Akka’da Frank Haçlı emiri ile anlaşarak, ondan savaş için topraklarından geçme izni aldı ve olacak savaşta tarafsız kalmasını sağladı. Buradan süratle ilerleyerek Ayn Calut’ta Baybars ile birleşecektir.[10]

İki tarafın savaş alanı olan Ayn Calut, Filistin’de Nablus ile Beysân arasında yer alan küçük bir mevki olup rivayete göre adını Hz. Dâvûd tarafından bir savaş sırasında öldürülen Câlût’tan (Goliath) almıştır. Selâhaddin Eyyûbî 578’de (1182-83) Haçlılardan aldığı bu küçük kasabayı, Hittin Savaşı ve Kudüs’ün fethinden önce bölgedeki Haçlı kontlukları üzerine düzenlediği seferlerde bir üs olarak kullanmıştır.[11]

İki tarafın asker sayılarına bakılacak olunursa, kaynakların verdiği bilgilere göre Moğol kuvvetleri 15.000, Memlük kuvvetleri ise 30.000 civarındadır.[12]

Kutuz’un Ayni Calut’a geldiğini duyan Ketboğa öfkesinden “bir alev denizi gibi” köpürdü. Kendisi Beka vadisindeydi. Hıms hâkimi el-Melikü’l-Eşref ve Kādılkudât Muhyiddin ile görüştükten sonra bazı adamlarının Hülagu’nun dönüşüne kadar beklemesine dair tavsiyelerini dinlemeden el-Melikü’s-Saîd ile beraber Ayni Calut’a hareket etti. Sultan Kutuz ise Ayni Calut’ta kumandanlarını toplayıp Moğollar’ın İslâm dünyasında yaptıkları zulüm, yağma ve tahribatı anlatarak onları galeyana getirdi. Onun sözlerinden çok etkilenen kumandanlar canla başla savaşacaklarına ant içtiler. Savaş 3 Eylül 1260 tarihinde gerçekleşti.  Kutuz ordusunu ikiye ayırıp bir bölümünü ormanlık sahada pusuya yatırdı, geri kalanını da yine Baybars kumandasında ileri sevketti. Aralarında Ermeni ve Gürcüler ’in de bulunduğu Moğol ordusu ertesi gün Ayni Calut’a geldi. Baybars’ın emrindeki Memlük kuvvetlerini gören Ketboğa bütün Memlük ordusunun bundan ibaret olduğunu zannederek hücuma geçti. Sabah güneşin doğuşunu takiben başlayan savaş sırasında Baybars sahte bir ricat hareketiyle pusu kurulan yere kadar geri çekildi. Pusuda bekleyen Memlük kuvvetlerinden habersiz olarak ilerleyen Moğollar her taraftan kuşatıldılar. Bazı birlikler çemberi yarıp kaçmayı başardılar, fakat Ketboğa savaşmaya devam etti. Savaşın bu safhasında kumandayı ele alan Sultan Kutuz da başından miğferi çıkarıp yere attı ve yalın kılıç düşman üzerine saldırdı. Öğleye kadar devam eden savaş sonunda Moğollar sayıca üstün İslâm ordusu karşısında ağır bir mağlûbiyete uğradı. Adamlarının kaçma teklifini reddeden Ketboğa ile oğlu esir alındılar ve sultanın emriyle öldürüldüler. Savaşa Moğol saflarında katılan el-Melikü’s-Saîd de öldürüldü.[13]

Baybars, sultanın emriyle Moğol birliklerini Beysan’a kadar takip etti. Burada yeniden toparlanıp savaşa giren Moğol ordusu tekrar mağlûp oldu ve bozgun halinde Fırat kıyılarına kadar kaçtı. Zafer haberi İslâm dünyasında büyük sevinç yarattı.[14]

Ayn Calut Savaşı, neticeleri bakımından, tarihte vuku bulan mühim savaşlardan birisidir. Moğollar bu savaşta galip gelselerdi Mısır’a kadar ilerleyecekler, Mısır’da yerleşmeseler bile Irak’ta yerleştikleri gibi Suriye’de de yerleşecekler ve Yakın Doğu’daki bütün İslam ülkeleri Moğol hâkimiyetine girecekti. Ayn Calut zaferi Mısır’la birlikte Suriye’yi de Moğol hâkimiyetinden kurtarmıştır.[15]

Ayn Calut zaferinin kazanılmasında Sultan Kutuz başta olmak üzere bütün memlüklerin gösterdiği azim ve cesaret çok önemlidir. Ancak göz ardı edilmemesi gereken durumlar da vardır. Bunlar, Hülagu’nun ordusunun büyük bir kısmı ile Karakurum’a gitmesi, Haçlıların tarafsız kalmaları ve anayurtlarından çok uzaklaşmış bulunan Moğollarda eski hırs ve heyecanın azalmış olmasıdır. Moğollar zayıf bir dönemde yakalanmışlardır. Sultan Kutuz da bu fırsatı değerlendirmesini bilmiştir.[16]

Ayn Calut’un en önemli sonuçlarından  birisi de, Nureddin Zengi ve Selahaddin Eyyubî’nin büyük zorluklarla sağladığı ve Eyyubî hükümdarı Necmeddin Eyyub’ün ölümünden sonra parçalanan Mısır ve Suriye birliğinin yeniden tesis edilmesi olmuştur.[17]

Ayn Calut Savaşı, bölge üzerinde ve İlhanlı-Memlük ilişkilerinde derin izler bıraktı. Memlük yönetimi, bu zaferle sadece meşruiyetini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda, Müslümanların Moğollar karşısındaki tek savunucusu olduklarını da gösteriyordu. İlhanlılar ise, bu yenilgiyi telafi etmek için yıkılıncaya kadar Suriye ve Filistin üzerine askerî seferler düzenlemişlerdir.[18]

Ayn Calut zaferinden sonra Sultan Kutuz ile Baybars’ın araları açıldı. Kutuz’un Baybars’a onu Halep’in yöneticisi olarak atayacağına dair sözünü tutmaması Farüsddin Aktay’ın ölümü ile başlayan Kutuz-Baybars arasında başlayan münaferetin tekrar su yüzüne çıkmasına sebep oldu. Bu nedenle Kutuz Mısır’a dönmek üzere Dımışk’tan ayrıldı. Bunu öğrenen Baybars, Seyfeddin Balaban el-Reşidi, Seyfeddin Bahadır el-Muizzi, Bedrettin Bektut el-Çevkendar gibi memlüklerle anlaşarak Kutuz’u öldürmeyi planladı.[19]

Sultan Kutuz, Salihiyye civarındaki Kusayr’da sahraya tavşan avına çıkmıştı. Onun peşine takılan Baybars ve arkadaşları, ona yaklaşarak bir fırsatını bulup öldürdüler(24 Ekim 1260). Sultan Kutuz Türk-İslam tarihini en önemli simalarından birisidir. İslam tarihinin en kritik bir zamanında iş başına geçtiği halde, henüz mağlubiyet görmemiş Moğolları müthiş bir hezimete uğratarak, onların yayılışını durdurması, Mısır ve Suriye’yi kurtarması, şüphesiz onun en büyük başarısıdır. Bu sayede İslam tarihi yaşadığı en büyük tehlikelerden birini atlatmıştır.[20]

Kutuz öldürüldükten sonra, Baybars, komutanlara özel Salihiyye’de kurulmuş olan otağ geldi ve burada Baybars ittifakla sultan seçildi. Baybars il iş olarak Şam valisi Sancar’ın kendisini sultan ilan etmeye kalkışması üzerine Şam’a yürüdü. 20 Ocak 1261 ‘de Sancar’ı esir edip Kahire’de zindana attırdı. Aynı yıl Moğol katliamından kurtularak Şam’a gelmiş olan Abbasi Halifelerinden Zahir’in oğlu Ahmed’i Kahire’ye getirterek, Mustansır lakabı ile halifelik makamına çıkardı. Halife de bir menşur ile Baybars’ Mısır ve Suriye’nin zaptedilecek bütün ülkelerin sultanlığını vererek onun sultanlığını tasdik etti.[21]

Sonuç olarak Ayn Calut Savaşı bir dönüm noktası olmuştur. Moğollar ilk kez bir meydan muharebesini kaybetmişlerdir. Şüphesiz Hülagu’nun savaş öncesi Karakurum’a ordusunun büyük bir kısmıyla gitmiş olması Memlüklere büyük bir avantaj sağlamıştır. Bu zaferle Memlükler İslam âleminin hamisi konumuna yükselmişlerdir. Moğolların yenilmez olduğu inancı bu savaşla birlikte yıkılmıştır. Moğollar bu yenilgiyi unutmayarak, intikam için pek çok kez Memlüklerle savaşacaklardır. Bu sebeple iki devletin ilişkileri düşmanca bir tavır içinde olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

AKTAN, Ali,  “Sultan Kutuz ve Ayn Calut Zaferi’’, At. ÜİFD sayı 10, 1991, s.181-201.

 

ARSLANTAŞ, Yüksel, ‘’Memlük-Moğol Mücadelesi ve Ortadoğu Tarihine Etkileri’’, Belleten C.67, Sayı 250, 2003, s.781-799.

 

DURMUŞ, Efe, ‘’Siyasî, İktisadî ve Kültürel Açıdan İlhanlı-Memlûk Münasebetleri’’ Yüksek Lisans Tezi, Şanlıurfa, 2005.

 

ERGÜN, Nuray, ‘’Ayni Calut Savaşı ve Neticeleri(658/1258)’’, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, 1999.

 

FAZLULLAH, Reşidüddin, Câmiu’t Tevârih(İlhanlılar Kısmı)(Çev. Aka, İ., Ersan, M., Khelejani, A.) TTK Yay., Ankara, 2013.

 

GÜL, Muammer,‘’ İlhanlı-Memlük Rekabetinden Osmanlı-Memlük Rekabetine: Hicaz Su Yollarının Tamiri Meselesinin Tarihi Arka Planı’’, Belleten C.70, Sayı 259, 2006, s. 845-866.

 

İbni TAGRIBERDİ, En-Nücûmu’z Zâhire(Parlayan Yıldızlar)(Çev. Ahsen Batur), Selenge Yay., İstanbul, 2013.

 

KOPRAMAN, Kazım Yaşar, ‘’Mısır Memlûkleri’’, D.G.B.İ.A. C.6, Çağ Yay, İstanbul, 1992, s. 434-542.

 

ÖZAYDIN, Abdülkerim, ‘’Aynicâlût Savaşı’’, DİA, C.4, s. 275-276.

 

ÖZBEK, Süleyman, ‘’Yakın Doğu Türk-İslam Tarihinin Akışını Değiştiren Bir Meydan Savaşı: Ayn Calud’’, Türkler, C.5, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 2002, s. 127-133.

 

YİĞİT, İsmail, Memlûkler, Kayıhan Yay., İstanbul, 2015.

 

 

 

[1] Memlük tahtında 1257-1259 yılları arasında Nureddin Ali e-Melik el-Mansur bulunmaktaydı. Kendisini henüz 17 yaşında ve zayıf bir kişiliğe sahipti. Saltanat naibi Seyfeddin Kutuz, sultanın yaklaşan Moğol tehlikesi karşısında gerekli devlet adamlığını gösteremeyeceğini biliyordu. Durumu müzakere için, ümerayı, diğer devlet ricalini ve Mısır ileri gelenleri bir araya topladı. Gerçekleşen toplantı sonrasında Kutuz’a hak verildi ve bu zor şartlarda bu işi ancak onun yapabileceği söylenerek “el-Melik el-Muzaffer” unvanı ile sultan ilan edildi. Ayrıntılı bilgi için bkz: İsmail Yiğit, Memlükler, Kayıhan Yay., İstanbul, 2015, s.30-33; A.g.m., “Kutuz”, DİA, C. 26, s. 500.

[2] Kazım Yaşar, Kopraman, ‘’Mısır Memlûkleri’’, D.G.B.İ.A. C.6, Çağ Yay, İstanbul, 1992, s. 452.

[3] Nuray Ergün, ‘’Ayn Câlût Savaşı ve Neticeleri(658/1260)’’ , Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, 1999, s. 35-36.

[4] Abdülkadir Yuvalı, İlhanlılar Tarihi I, Erciyes Üniversitesi Yay. Kayseri, 1994, s. 88.

                [5] Reşidüddin Fazlullah, Câmiu’t Tevârih(İlhanlılar Kısmı)(Çev. Aka, İ., Ersan, M., Khelejani, A.), TTK     Yay., Ankara, 2013, s. 57.

[6] Süleyman Özbek, ‘’Yakın Doğu Türk-İslam Tarihinin Akışını Değiştiren Bir Meydan Savaşı: Ayn Calud’’, Türkler, C.5, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 2002, s. 129.

[7] İsmail Yiğit, Memlûkler, Kayıhan Yay., İstanbul, 2015,  s. 35.

                [8] Yüksel Arslantaş, ‘’Memlük-Moğol Mücadelesi ve Ortadoğu Tarihine Etkileri’’, Belleten C.67 Sayı         250, 2003, s. 783-786.

[9] Ali Aktan, ‘’Sultan Kutuz ve Aynu-Calut Zaferi’’ At. ÜİFD Sayı 10, 1991, s. 193.

[10] Abdülkadir Yuvalı, İlhanlılar Tarihi I, s. 89; İsmail Yiğit, Memlûkler, s. 36.

[11] Abdülkerim Özaydın, ‘’Aynicâlût Savaşı’’, DİA, C.4, s. 275.

[12]  Süleyman Özbek’’ Yakın Doğu Türk-İslam Tarihinin Akışını Değiştiren Bir Meydan Savaşı: Ayn Calud’’, s. 127.

                [13]Abdülkerim Özaydın, ‘’ Aynicâlût Savaşı’’, s. 276; İbni Tagrıberdi, En-Nücûmu’z Zâhire(Parlayan        Yıldızlar) (Çev. Ahsen Batur), Selenge Yay., İstanbul, 2013.  s. 36.

[14] İsmail Yiğit, Memlûkler, s. 38.

[15]  Kazım Yaşar Kopraman’’ Memlükler’’ D.G.B.İ.A. C.6, s. 454.

[16] Ali Aktan, ‘’Sultan Kutuz ve Aynu-Calut Zaferi’’, s. 196.

[17]  Süleyman Özbek, ‘’Yakın Doğu Türk-İslam Tarihinin Akışını Değiştiren Bir Meydan Savaşı: Ayn Calud’’, s. 131.

[18] Muammer Gül, ‘İlhanlı-Memlük Rekabetinden Osmanlı-Memlük Rekabetine: Hicaz Su Yollarının Tamiri Meselesinin Tarihi Arka Planı’’, Belleten, C. 70, Sayı. 259, 2006, s. 847.

[19] Nuray Ergün, ‘’ Ayn Calut Savaşı ve Neticeleri(658/1260)’’ , s. 52.

[20] İsmail Yiğit, Memlûkler, s. 40-41.

[21] Efe Durmuş, ‘’Siyasi, İktisadi ve Kültürel Açıdan İlhanlı-Memlük Münasebetleri’’,  Yüksek Lisans Tezi, Şanlıurfa, 2005 s. 20.

Yorum Yazın (1)

  1. Bu güzel yazı için Erkan Bey’e teşekkürler.

Comment here