Kitap İncelemesiOrtaçağ

“Selçuklu Devri Türk Tarihi” Kitap İncelemesi

Bu makaleyi 14 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen

 

Kitabın Adı: Selçuklu Devri Türk Tarihi

Yazarın Adı: Mehmet Altay KÖYMEN

Sayfa Sayısı: 321

ISBN: 978-975-16-0119-3

  1. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017.

Yazar Hakkında Bilgi:

13 Mayıs 1916’da Ankara’da dünyaya gelen Altay’ın babası Çanakkale şehidi Ali Rızâ Efendi’dir. Kendisi Ankara, Adana ve İstanbul’da öğretmen okullarında okuduktan sonra 1940 senesinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya  Fakültesini bitirmiş ve Mehmed Fuad Köprülü ile çalışmış, “Muhammed b. İbrâhim’in Târîh-i Selcûkiyan-ı Kirmân” adlı tezi ile de doktorasını tamamlamıştır (1943). Yazarın yerli ve yabancı pek çok üniversitede Türk-İslam tarihi dersleri verdiğini ve çalışmalarının merkezinde Büyük Selçuklu Devleti’nin bulunduğunu belirtmeliyiz.

Giriş:

Selçuklu Devri Türk Tarihi adlı eser, en başta belirtmeliyiz ki, Büyük Selçuklu Devri’nin anlatıldığı bir kitap olup, Türkiye Selçukluları, Suriye, Irak ya da Kirman Selçukluları’na değinmemektedir. Selçuklu tarihi Türk-İslam tarihi için oldukça önemli bir dönemi kapsamaktadır. Türkler arasında, Selçuklular’dan önce de İslamiyet’i seçmiş olanlar vardı ancak Selçuklu Devleti’nin Abbasi Halifeleri ile ilişkileri sonrası Türkler’in yerinin İslam tarihinde oldukça yükselmiş olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte bugün Anadolu coğrafyasında vatan tutmuş olan ve on asırdır bu vatanda yaşamakta olan büyük Türk nüfusunun, bu verimli ve büyük toprakları ele geçirme ve bu toprakları kendi kültürleri ile yoğurma girişimlerinin başlangıcı yine Selçuklular döneminde gerçekleşmiştir. Köymen de bu dönemi araştıran en ünlü ve önemli tarihçilerden birisi olarak, Türk tarihinin bu döneminin ve devletinin yeteri kadar araştırılmadığını, bu alanda halen çok büyük boşluklar olduğunu belirttikten sonra eserinin meydana geliş amacının bu boşluğu doldurmak olduğunu okuyucusuna aktarmaktadır.

            I.Bölüm:

On sekiz sayfa süren ilk bölümde yazar, çok kısa bir süre içerisinde çok geniş sınırlara ulaşan Selçuklu Devleti’nin bu genişlemesini okuyucunun zihninde daha belirgin olması amacı ile açıklama gayretine düştüğünü görmekteyiz. Daha sonra kısaca Türkler’in İslamlaşma serüveni belirli safhalar ayrılmış bir vaziyette okuyucuya aktarılmıştır, ardından Selçuklu Devleti’nin mahiyetine geçilmiştir. Yazarın bu bölümde devleti kendi araştırmaları ve gayretleri sonucunda 5 safhaya ayırdığını görmekteyiz. Yazarımızın belirttiği safhalar şu şekildedir;

“1 – Kuruluş ( Takr. 940-1040 )

              2 – İlk İmparatorluk Devri ( 1040-1092 )

              3 – Fehret Devri ( 1092-1117 )

              4 – İkinci İmparatorluk Devri ( 1117-1157 )

              5 – Bölünme Devri”[1]

Daha sonra devletin sosyal, etnik hayatına değinen yazar bu açıklamalarını Selçuklu Türkleri ile hükmettikleri İranlı yerleşik halk arasında kıyaslamalar yaparak daha da anlaşılır kılmıştır.

            II.Bölüm, Kuruluş Devri:

Bölüme Oğuzlar ve Selçuklu ailesinin ilk fertleri olan Dukak ( Demir Yaylı ) ile oğlu Selçuk’un bulundukları coğrafyada ki faaliyetleri hakkında bilgiler verilerek başlanmıştır. Zayıflamış olan Oğuz Yabgu Devleti’nde barınamayacağı anlayan Selçuk’un ailesi ile birlikte Yenikent’ten çıkıp Müslüman ahalinin çok olduğu Cend bölgesine göçmeleri ve orada Selçuk’un İslamiyet’i benimsesi konularını işleyerek giriş yapan Köymen, Selçuk Bey’in güneye göçmesi ve İslam’ı seçmesi hakkında güzel bir yorumda bulunur; “Selçuk, herhalde batı umumi istikametinde göç eden soydaşlarının umumiyetle Batı ve Doğu Roma (Bizans) imparatorlukları tarafından imha edildiği, güney umumi istikametinde, yani İslam alemi içine göç edenlerin ise daha kazançlı çıktıkları ve devrin en yüksek medeniyetine sahip İslam aleminin cazip tarafları hakkında bir bilgisi olduğundan bu tarafı tarcih etmişrir.”[2]

Selçuk Bey’in büyük oğullarından Mikail’in, ailede ki ilk şehit olduğunu ve onun oğulları Çağrı Davud ile Tuğrul Muhammed’e dedeleri Selçuk’un baktığını biliyoruz. Köymen bu bölümde ayrıca Selçuk Bey’in vefatı sonrası aile reisliğine geçen Arslan İsrail’in faaliyetleri ve coğrafyada bulunan diğer üstün güçlerin Selçuklu ailesi ile olan ilişkilerini aktarmaktadır. Özellikle Selçukle Ailesi ile Gazneli Mahmud ve oğlu Mesud’un birbirleriyle olan etkileşimlerinin çok güzel bir şekilde izah edilmesinin ardından Köymen bölümün sonunda 1040 Dandanakan Savaşı’ndan ve Selçuklu Devleti’nin kurulmasından bahsederek bölümü bitirmektedir.

III.Bölüm, İmparatorluk Devri:

Yukarıda yazarımızın Büyük Selçuklu Devleti tarihini 5 ana safhaya ayırdığını belirtmiştir. İmparatorluk Devri başlığını taşıyan bu bölümümüzün girişinde ise yazarımız devletin ilk imparatorluk devrinde izlediği iç ve dış politikalar ile devletin ikinci imparatorluk devrinde izlediği politikaların birbirlerinden farklı olduğunu örnekler yolu ile açıklamış ve ardından birinci imparatorluk devrinde iç siyaset meseleleri ile dış siyaset meselelerine ayrıntılı bir şekilde değinmiştir.

Köymen iç ve dış meseleleri anlatırken alt başlık olarak o dönemin sultanlarının adları verilmiş yani burada açıklanmak istenen politikalar sultanların hüküm sürüdüğü dönemlere göre tasnif edilmiştir. Vassal devletler ile ilişkiler alt başlığı altında çok kısa bir şekilde Anadolu, Suruye ve Irak Selçukluları ile Büyük Selçuklular arasında bulunan ilişkilere temas edilmştir.

Devletin hem iç hem de dış siyasetinde oldukça önem teşkil eden Türkmen meselesi üzerinde çok duruluştur. Bilindiği gibi Türkmenler Selçuklu Devleti’nin kurucu yapısıydı ve bir nevi bel kemiğiydi desek yanlış olmaz. Ancak devlet kurulduktan sonra, gerek benimsenmiş olan din ve gerekse kurulan coğrafi konum dolayısıyle devlet yöneticilerinin      ( tabi yerli İranlı bürokrasinin çok büyük etkisiyle ) yerleşik bir düzene geçmelerinin ve hatta Sultan Alp Arslan zamanında eski Türk geleneği olan “devletin hanedan üyeleri arasında paylaştırılması” uygulamasının son bularak Sultan’ın mutlak hakim olmasının özellikle konar-göçer Türkmenler için bu şekilde telakki etmiş olan bir devlet düzenine ayak uydurmalarını zorlaştırdığı gibi Türkmenler’in devlet düzenini sık sık bozmalarına neden olduğunu görmekteyiz. Türkmenler’in yarattığı sorunlar karşısında onları sürekli batıya (Doğu Anadolu coğrafyasına) sevk etmek gibi akıllıca bir çözüm üreten devletin yine de onlarla baş edemediğini görmekteyiz. Köymen bütün bu olaylar silsilesini yüksek akademik bilgileri ve değerli yorumları ile süsleyerek kitabında genişçe aktarmaktadır.

Selçuklu Devleti’nin yöneticilerinin ta kuruluştan itibaren Abbasi Halifeleri’ne yakınlaştığını görmekteyiz. Özellikle Tuğrul Bey’in Şiî’ler ve Büveyhiler karşısında Bağdat’ı ve Abbasileri kurtarması onun prestijini çok arttırmış ve Selçuklular’ın İslam’ın kılıcı ve kalkanı olduğu dönemin kapısı aralanmıştır. Ancak bu pozisyon eski gücünü Selçuklu sultanlarına kaptırmak istemeyen Abbasi Halafeleri ile sultanlar arasında sürekli bir rekabetin olmasına neden olmuştur. Bu meseleyi de çok güzel izah eden yazarımız daha sonra Selçuklu Devleti’ni çok derinden etkileyecek olan Bâtınîlik meselesi üzerinde durmuştur.

Köymen daha sonra devletin dış siyasetibi doğu ve batı olmak üzere derinlemesine incelemektedir. Ayrıca burada kısaca Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilmesine değinen Köymen’in şu değerlendirmeleri tarafımca çok öenmli görülmüştür;

“Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethinin başlıca iki masnası vardır:

1-Bu fetih neticesinde İslamlık İspanya’da gerilerken, Anadolu’da, bilahare Balkanlar’da yeni ülkeler kazanmıştır.

2-Bu fetihler neticesinde Anadolu’da, Anavatandan binlerce kilometre uzakta yeni bir Türk Vatanı meydana gelmiştir. Tarih boyunca birbirinden çok uzak coğrafi sahalarda aynı zamanda birçok siyasi teşekküller kuran Türklerin yirminci asırda sadece bu yeni vatanda müstakil bir devlete sahip olmaları, bu fethin ve fetih sayesinde meydana gelen Türk vatanının ehemmiyetini göstermeye kâfidir.”[3]

Aynı zamandan Tuğrul Bey ve Sultan Alp Arslan zamanında ki bizzat sultanların katıldığı ya da önemli Emîr ve kumandanların gerçekleştirdiği Anadolu seferleri ve Malazgirt Savaşı hakkında deyatlı bilgiler veren yazarımız Anadolu’yu Selçuklular’ın yurt edinmeye başlamalarının bir önemli sonucu olan Haçlı Seferleri hakkında da kısaca bilgiler vermektedir.

IV.Bölüm, Yıkılış:

Yukarıda Oğuzlar’ın (Türkmenler’in) devlet için çok önemli olduğundan, devletin kurucu unsuru olmalarının yanı sıra devlet ile uzun süreler çatışan ve devlete sorun çıkaran unsurlar olduğundan bahsetmiştir. İşte Köymen’de eserinin dördüncü ve son kısmında Sultan Sancar’ın Oğuzlar ile gerçekleştirdiği mücadeleleri ve kendisinin Oğuzlar tarafından nasıl esir edildiğini anlatmaktadır. Esareti yaklaşık üç yıl süren son Büyük Selçuklu Devleti Sultanı’nın esaretten sonra her ne kadar devleti toparlamaya çalıştığını görsekte bu çabalarının bir netice vermediği görmekteyiz. Eser Sultan Sancar’ın vefatı ile sona ermektedir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme:

Giriş kısmında belittiğimiz gibi Büyük Selçuklu Devleti tarihi uzmanı olan Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen bu eseri alanda doldurulması gereken bir boşluk gördüğü ve bu boşluğun doldurulması gerektiğini düşündüğü için kaleme almıştır. İlk baskısı 1963 yılında yapılan eser aynı zamanda döneminde bir çok fakültede ders kitabı olarak okutulmuştur.

Eserin genel olarak sade ve anlaşılır bir üslup ile ele alındığını, böylesine büyük bir devrin tek bir ince kitapta çok güzel bir şekilde toplandığını belirtmeliyim. Eser her ne kadar akademik amaç ile yazılmış olsa da yazar hiç bir yerde dipnot göstermemiş ve eserin sonunda indeks yok, bu konuları kitabın birer eksileri olarak görmekteyim. Kaynakça ise kitabın sonunda tamamen verilmek yerine her bölümün sonuna verilmiş, bu düzenin ise verilen kaynakçalar direkt o yazılmış olan bölüme ait olduğu için, bölümün sonunda belirtilmiş olmasının okuyucuya kolaylık sağladığını düşünüyorum.

En sonda Büyük Selçuklu Devleti’nin en geniş sınırlarının belirtildiği bir haritanın bulunuyor olmasının da okuyucuya büyük yarar sağladığı kanaatindeyim. Eserin Büyük Selçuklu Tarihi’ni en uzman isimlerinden okumak isteyenler için mutlaka alınması ve dikkatle okunması gerektiğini düşünmekteyim.

 

 

[1]  Köymen, s. 1.

[2]  A.g.e., s. 29.

[3] A.g.e., s. 252.

Comment here