Ortaçağ

Sa’düddîn (Sadeddin) Köpek ve Faaliyetleri

Bu makaleyi 42 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen

 

Giriş

Türkiye Selçuklu Devleti’nin en müreffeh dönemi olan Alâüddîn Keykubâd (1220-1237) zamanında Anadolu gerek siyasî gerekse iktisadî bakımdan gayet istikrarlı bir durumda idi. Sultan ticareti canlı tutmak amacıyla Venediklilerle anlaşma yapmasının yanında ilk seferini günümüzde Alanya olarak bilinen Kalonoros üzerine tertip etmiştir. Ticaret açısından çok önemli olan bu liman kentinin fethi ile Selçuklular Akdeniz ticaretinde üzerlerine düşen payı artırmaya muvaffak olmuşlardır. Yine ticaret açısından Karadeniz’in bir liman kenti olan Suğdak’ın fethi kayda değer bir gelişmedir. Sultanın Anadolu’da Türk birliğini sağlamak adına Hısn-ı Keyfa Artukluları ve Erzincan Mengücek Beyliği’ne karşı harekete geçip tabiiyetlerini sağlamıştır. Erzincan Mengücek Beyliği’ni yöneten Davut Şah ile Alâüddîn Keykubâd arasında bir ahidname imzalanmıştır. Ahidnamenin bu dönem tercümanlık vazifesinde bulunan Sa’düddîn Köpek tarafından meclise getirilip imzalandığı kaynaklarda bulunur. Bu dönemde Türkiye tarihi açısından kısa ve uzun vadede birçok sonucu olan Yassıçimen Savaşı cereyan etmiştir (1230).  Celâleddîn Harezmşâh ve Alâüddîn Keykubâd arasında olan bu savaşta Keykubâd Eyyubîlerden Melik Eşref ile ittifak kurmuş ve Harezşahları yenilgiye uğratmıştır. Bu savaştan sonra Moğol saldırıları Türkiye Selçukluları için tehlike haline gelmeye başlamıştır. Öyle ki, sultan özellikle doğu sınırında birçok tedbire başvurdu ve nihayetinde Moğol Han’ı Ögedey’in elçisi olarak Kazvinli Emir Şemseddîn Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın huzuruna geldi. Moğol saldırıları için kendini yetersiz gördüğünü düşündüğümüz sultan, usta bir siyasetle Moğol tabiiliğini kabul etti. [1]

Yaşanan bu siyasi gelişmelerin yanında bu dönem meydana gelen iki önemli hadisenin çalışmamızla bağlantılı olduğunu düşündüğümüzden bunları açıklamak faydalı olacaktır. Bu hadiselerden ilki, Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın saltanatının ilk yıllarında emîrlerin büyük nüfuz sahibi olmalarıdır. Öyle ki II. Gıyâsüddîn Kehüsrev döneminde emîrlerin yadsınamaz bir rolü vardır. Emîrlerin yüksek nüfuzlu olup karar mercii durumuna gelmelerinin tohumlarının bu Alâüddîn Keykubâd döneminde atıldığı söylenebilir. Ancak sultan dirayetli yönetimi ile Beylerbeyi Çaşnigir Seyfeddîn Ayaba ve Emîr-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah gibi emîrleri bertaraf etmeyi başarmıştır.[2] İkinci hadise ise sultanın ölümüdür. 1237 yılında Ramazan Bayramı’nın ardından çıkılacak Amid seferi öncesi sultan ve ordu Meşhed Ovasında büyük bir tören düzenlemişti. Sultan burada tertip edilen ziyafette bir av eti yemesi sonucu rahatsızlanmış ve Keykubadiye Sarayı’nda vefat etmiştir (1237).  Sultanın ölümüne dair devrin kaynakları pek fazla bilgi vermezken yalnız Anonim Selçukname yazarı Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın şehzade Gıyâsüddîn Kehüsrev ve onu destekleyen emîrler tarafından zehirlendiğini kaydetmektedir.[3] Hadise Hamdullâh Müstevfî-i Kazvînî’nin, Târîh-i Güzîde adlı eserinde de cinayet olarak kaydedilmiştir: “Oğlu Gıyâsüddîn Keyhüsrev ona cahilliğinden dolayı zehir verdi.”[4] Yine Mîrhând’ın Ravzatu’s- Safâ adlı eserinde bu olay şöyle tasvir edilmiştir: “Sonunda oğlu Gıyâsüddîn Kehüsrev o adâlet şiârı, cehâlet ve bilgisizlik yüzünden zehirledi ve mesned-i cihân-bânîyi öldürdü.”[5] Araştırma eserlerinde bir çoğu Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın ani ölümünü yerine geçen oğlu II. Gıyâsüddîn Keyhüsrev ve Sa’düddîn Köpek’in izlediği siyaseti göz tutarak bir zehirlenmeye bağlarlar.[6] Fakat bunların yanında devrin ana kaynağı olan İbn Bibî’nin, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye adlı eserinde sultanın zehirlendiğine dair küçük bir ima dahi yoktur.

Bu çalışmada, II. Gıyâsüddîn Keyhüsrev dönemine damgasını vuran emîr Sa’düddîn Köpek’in iktidara ulaşmak için yapmış olduğu faaliyetler ele alınacak ve bunun kısa ve uzun vadede olan sonuçları incelenecektir. Öyle ki, Köpek’in bertaraf ettiği devlet adamlarına bilhassa Moğol istilası döneminde ihtiyaç duyulduğunu söylemek mümkündür.

 

  1. Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in Vesâyet Altında Tahta Çıkması

Alâüddîn Keykubâd’ın, İzzeddin, Rükneddin ve Keyhüsrev adlı üç çocuğu vardı. İzzeddin ve Rükneddin, sultanın Eyyubî hanedanına mensup eşi Melike Adliye Hatun’dan idi. Keyhüsrev’in annesi ise Kalonaros hâkimi Kirfard’ın kızı Mâh-peri Hatun idi. Sultan, çocuklarının en büyüğü Keyhüsrev olmasına rağmen İzzeddin’i veliaht tayin etmiş ve emîrlere yemin ettirmişti. Ancak emîrler sultanın ölümünden sonra tahta Keyhüsrev’i geçirdiler. Atabey Şemseddin Altun Aba, Tâceddîn Pervâne ve Sa’düddîn Köpek, Üstâdü’d-dâr Lala Cemâleddîn Ferruh ve Gürcüoğlu Zahîreddîn gibi emîrler zaten Keyhüsrev’i desteklerken Beylerbeyi Kemaleddin Kâmyâr, Sivas Valisi Kâyırhân ve Hüsâmeddin Kaymerî gibi emîrlerde İzzeddin Kılıç Arslan’ın zayıflığını görerek Gıyâsüddîn Keyhüsrev’e biat etmişlerdir ve bir bakıma olası bir iç çatışmayı önlemişlerdir. [7] Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in tahta çıkmasında çağdaş kaynak Simon de Saint Quentin’in kaydı dikkate değerdir. Ona göre Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın emîrlerinden olan Sa’düddîn Köpek, Gıyâsüddîn’e kendisini sultan yapacağını söylemişti. Onu Kayseri’den Keykubadiye Sarayı’na götürdü. Yolda Frank askerlerine rastladılar ve Sa’düddîn onlara “İşte efendiniz ve sultanınız! Onu tahta çıkarınız” dedi. Böylece onu Saltanat evine götürüp tahta çıkardılar.[8] Böylelikle Gıyâsüddîn Keyhüsrev 1237’ de Türkiye Selçuklu tahtına çıktı. İhtilaflı olmakla beraber Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in tahta çıktığında on altı yaşında olduğu kabul edilir. [9] II. Gıyâsüddîn Keyhusrev Selçuklu tahtına oturduktan sonra babasının sağlığında Kayseri’ye gelmiş yabancı ülke elçilerini kabul etti ve onun Ögedey Han için hazırladığı elçiyi Moğolistan’a gönderdi. Daha sonra Dımaşk Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Kâmil Muhammed ve Halep Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’n-Nâsır Yûsuf ile Alâüddîn Keykubâd’ın dönemide yapılan tâbiiyyet antlaşmalarını yeniledi. Buna ek olarak el-Melikü’n-Nâsır’ın kız kardeşi Gaziye Hatun ile evlenip kendi kız kardeşini de ona vermek suretiyle aralarında bir akrabalık bağı kurdu. [10]Ardından diğer Eyyûbî melikleriyle Artuklu emîrleri de ona tâbi oldular. Anlaşılıyor ki, görünüşte de olsa Alâüddîn Keykubâd’ın genişleme siyaseti açısından dış politikada bir değişiklik olmamıştır. [11]Ancak Keyhüsrev’i tahta çıkaran emîrlerden onu en çok tesiri altına alan Sa’düddîn Köpek’in hırsları ve iktidar mücadelesi sebebiyle iç işlerinde Selçuklu devleti büyük bir bunalıma sürüklenecekti.

Sa’düddîn Köpek’in İlk Faaliyetleri

Sa’düddîn Köpek’in çocukluk ve gençlik yıllarına dair elimizde herhangi bir malumat bulunmamaktadır. Ayrıca onun Selçuklu devlet hizmetine nasıl girdiğine dairde kayıtlar mevcut değildir. Emîr-i mimar olarak Konya-Aksaray yolu üzerinde yaptırdığı Zazadin Hanı kervansarayı bugünde mevcuttur. Yaptırmış olduğu kervansarayın kitabesinden anlaşılacağı üzere “Köpek” adı ona hakaret maksadıyla sonradan verilmiş bir lakap değil, bizzat kendi ismidir. Kitâbede adının Köpek b. Muhammed olduğu anlaşılmaktadır.[12] Adının Kepek ya da Köbek olabileceği iddiaları ortaya atılmıştır.[13] Köpek adının Türkçe’de yaygın olduğu görülmüş ve Artuklular’da bir Türk beyinin de bu ismi kullandığı bilinmektedir.[14] Sa’düddîn Köpek, Sultan Alâüddîn Keykubâd’ın Eyyûbiler’e karşı giriştiği doğu seferinde,1226’da Harput civarında cereyan eden savaşta Selçuklu ordusunun sol kanat kuvvetleri komutanıydı. O, bu dönemde, tercümanlık, emîr-i şikârlık, emîr-i mimarlık ve nakkaş görevlerine tâyin edilmiştir. Öyle ki, yukarıda da değindiğimiz gibi Mengücek Beyi Davut Şâh ve I. Alâüddîn Keykubâd’a tâbiiliğini bildirmek için Kayseri’ye geldiğinde kendisine verilecek ahidnâmeyi Sa’düddîn Köpek sunmuştur. Ayrıca çağdaş tarihçi İbn Bibî, I. Alâüddîn Keykubâd’ın 1226-1236 yılları arasında Beyşehir gölü civarında yaptırdığı Kubâdâbâd Sarayı’nın mimarının Sa’düddîn Köpek olduğunu kaydetmiştir.[15]

Keyhüsrev tahta çıkana kadar çok güçlü bir emîr olmayan Sa’düddîn Köpek’in genç sultanı nasıl etkilediği ve tesiri altına aldığı açık değildir. Çünkü çağdaş olarak en detaylı bilgileri veren İbn Bibî’de bu konuyla ilgili herhangi bir kayıt yoktur. İbn Bibi Gıyâsüddin’in hükümdarlığı sıkıntılı bir dönem başlatmaktadır. On üçüncü yüzyılın ikinci yarısı için şöyle demiştir: “O zamandan beri, fitne ve ızdırap Anadolu ve Suriye topraklarını ele geçirmiş, günümüze kadar devam etmiştir.”[16] Bir Selçuklu melikine en yakın olabilecek devlet adamı şüphesiz atabeyidir. Ancak durum bu dönemde böyle değildir Köpek sultanın atabeyi Şemseddin Altun Aba’yı bir şekilde saf dışı bırakmış ve onun iltifatını kazanmayı başarmıştır. Ayrıca Gıyâsüddîn’in tahta çıkışı sırasında evvelki örneklerden farklı bir durum söz konusu olmuştur. Emirler tarafından bir birlik tesis edilmemiş ve rekabet üst düzeyde bulunuyordu. İş birliği yapmak şöyle dursun birbirlerinin aleyhlerine faaliyet gösteriyorlardı.[17]

Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in tahta çıkışında belki de en büyük rolü alan Sa’düddîn Köpek, genç sultanın yanından ayrılmıyor ve ona icraatlarında rehberlik etmeye başlıyordu. Sultan saltanat mücadelesi sırasında ilk andan itibaren kendisini desteklemeyen emîrlerin hâlâ kendisine düşman olduklarına kolaylıkla inanmıştı. Bu beylerin başında da Alâüddîn Keykubâd devrinde büyük nüfuza sahip olan Harezm beylerinin lideri Kayır Han yer alıyordu. Sa’düddîn Köpek onu kendisine rakip olarak görüyordu. Öyle ki, Harezmliler Alâüddîn Keykubâd döneminde birçok savaşa katılmış ve Selçuklu ordusu için önemli bir güç haline gelmişlerdi. Sa’düddîn Köpek, Kayır Han’ı ortadan kaldırmak için bahanesini sultana sundu: “Kayır Han, siz cihan padişahımızın itaatinden ayrılacaktır. Eğer o, bu ülkeden başka bir yere giderse, ordumuzun sayısı ve gücü hakkında bilgi sahibi olduğu için düşmanları devletinize karşı kışkırtacaktır. Beldeleri zor duruma sokacaktır. O zaman saltanatta zayıflama görülecektir”.[18] Böylece sultan Kayır Han’ın tutuklanması ve hapsedilmesini emrini verdi. Kayır Han sultanın huzuruna davet edilip yakalanarak Zamantı Kalesi’ne hapsedildi. Kayır Han’ın burada bir süre yaşadığı bilinmektedir ancak ağır şartlardan dolayı ölmüştür. Bu hadiseden haberdar olan Harezm beyleri Selçuklu hizmetini bırakarak Kayseri’yi terk etmişlerdir. Arapkir yolundan Fırat nehrini geçtiler ve yolları üzerindeki yerleşimleri yağma ettiler. Sultan Beylerbeyi Kemâleddin Kâmyâr’ı Harezmlilerin üzerine yolladı. O da Malatya sü-başısı Seyfüddevle Er-Tokuş’u onları takip etmek için Harput’a yolladı. Onlar Harput sü-başısı Seyfeddin Bayram ile Harezmliler ile savaştılar. Bu savaş sonucu Selçuklu ordusu mağlup oldu. Seyfeddin Bayram öldürüldü ve Seyfüddevle Er-Tokuş tutsak alındı. Harezmliler Harran, Urfa ve Rakka şehirlerine yerleştiler.[19] Böylece Harezmlilerin Kayır Han’ın tutsak edilmesinden sonra göstermiş oldukları tepki ile onlardan duyulan endişenin yerinde olduğu gözükmüştür. Ancak onların devlet hizmetinden çıkmalarıyla özellikle Selçuklu ordusunun güç kaybına uğradığı söylenebilir. Ayrıca Kemâleddin Kâmyâr’ın bu taşkınlığı bastırma konusunda başarısız olması Sa’düddîn Köpek tarafından istismar edilecekti. Bir diğer sonuç olaraksa devletin nizâmı ve güç sallantısı ilk defa bu dönemde Harezmliler vasıtasıyla başlamış oluyordu.[20] Sultan babası Alâüddîn Keykubâd’ın denge politikasını uygulamamış ve siyasi karar almada yetersiz olduğunu daha saltanatının ilk yıllarında göstermiş oluyordu.

Sa’düddîn Köpek’in İktidarı Parmağına Alması

Harezmliler’e karşı alınan mağlubiyetten sonra Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, maiyetini ve Sa’düddîn Köpek’i de yanına alıp, 1238 yılı kış mevsiminin iki ayını Antalya Kışlağında geçirdi. Sa’düddîn Köpek, devlet erkânının kışlıkta bulunmamasından dolayı çocuk yaştaki sultanı tamamen etkisi ve kontrolü altına alabilmesinin daha kolay olduğunu söylemek mümkündür. Bundan sonra Atabey Şemseddin Altun Aba gidişattan endişe ederek, “Bu köpeği saltanat memurluğundan uzaklaştırmak gerek, o sonunda herkese darbe vuracak…” demiştir.[21] Sa’düddîn Köpek’ de Antalya’da sultanla bulunduğu süre içerisinde sultanı Atabey Şemseddin Altun Aba’ya karşı doldurmuştur. Onun aleyhinde birçok suç ve iftiralarda bulunmuştur bu tertibi hazırlarken de Tâceddin Pervâne’yi kendi yanına çekmiştir. Saltanat divanının düzenlendiği bir sırada Şemseddin Altun Aba, divan fermanları üzerine nişan koyarken Pervane ve Köpek divana geldiler. Köpek’in parmağında sultanın yüzüğü vardı. Köpek’in gücünü bizzat buradan aldığını söylemek mümkündür. Köpek, divana gelince Şemseddin Altun Aba’nın sakalından tutarak onu aşağı çekti ve muhafız Candar’a teslim etti. Candar onu şehrin dışına çıkararak öldürmüştür.[22] Görüldüğü üzere II. Kılıç Arslan (1156-1192) ve II.Rükneddîn Süleyman Şâh (1196-1203) zamanından beri Selçuklu devlet hizmetinde bulunan Şemseddin Altun- Aba gibi bir devlet insanı öldürülmüştür. Şemseddin Altun- Aba Türkiye Selçuklu Devleti’ne askerî hizmetler, siyasî ve diplomatik hizmetler ve hükümdarların şahsi hizmetlerinde bulunmuş bir devlet adamı idi. Alâüddîn Keykubâd devrinde Eyyûbîlerle yapılan savaşlarda ordu kumandanlığı yapmış yine sultan tarafından Celâleddîn Harezmşâh’a elçi olarak gönderilmişti. [23]

Sa’düddîn Köpek Keyhüsrev’in adamı ve tahta çıkmasında hizmeti olan Tâceddin Pervâne’yi bertaraf etmeye karar verdi. Tehlikenin farkında olan Pervâne ıktâsı olan Ankara’ya giderek kurtulacağını düşünmüştü. Bu sırada Sa’düddîn Köpek, sultandan aldığı bir fermanla Melike Âdiliyye’yi Ankara’ya gönderip yay kirişi ile boğdurttu. Ondan sonra veliaht ilan edilen İzzeddin Kılıç Arslan ile diğer melik Rükneddin’i de hapsettirdi. Henüz erkek evladı olmadığı ve saltanatı tehlikeye atmak istemediğinden sultan onları öldürtmedi. Fakat Hıristiyan karısı Berduliye’den İzzeddin Keykavus, Rûm eşinden Rükneddin Kılıç Arslan ve Gürcü prensesinden Alâüddîn Keykubâd adlı üç çocuğu olduğunda Mübârizeddin Armağan Şâh’ı kardeşlerini öldürtmekle görevlendirdi. Rivayete göre Mübârizeddin melikleri öldürmemiş ve onların yerine iki gulamı öldürtmüştür. [24]

Sa’düddîn Köpek, melikleri Borgulu kalesine bırakıp dönerken Akşehir’de bir dedikodu duydu. Buna göre Tâceddin Pervâne buraya geldiğinde Harput melikinin çalgıcı ve şarkıcı bir cariyesi ile münasebette bulunmuştu. Köpek, planını uygulamak için muhteşem bir fırsat bulmuş oluyordu. O, hemen şehrin imamlarından kadılarından fetva aldı. İslâm hukukunda zina suçunun cezası recm idi. Köpek’in fetvayı aldıktan sonra sultandan ferman alması zor olmadı. Pervâne’nin ölümüne ve mallarının müsadere edilmesine yönelik bir ferman ve yine sultanın yüzüğü ile Ankara’ya geldi. Ona göre, Taceddin Pervane’nin cezasız kalması, devlet otoritesini ve toplum ahlakını derinden zedeleyebilirdi. Ankara meydanına getirilen Tâceddin Pervâne recm edilmek suretiyle öldürüldü ve bütün malları müsadere edildi. [25]

Tâceddin Pervâne’de Sultan Alâüddîn Keykubâd döneminin önemli devlet adamlarından birisiydi. Sultan onu gelen Harezmlileri karşılamak üzere görevlendirmişti. Pervâne onları Ahlat’ta nizâma sokup memlekete iskânları için sevk etmişti. Görülüyor ki, Kayır Han ve öteki Harezmlilerin hizmete alınmasında rolü mühimdir. Ayrıca Diyarbakır’ı kuşattığı ancak teslim alamadığı kaynaklara yansımıştır. Pervâne, Gıyâsüddîn Keyhüsrev’in tahta çıkışında da onu destekleyen arasındadır. Ancak sonrasında Sa’düddîn Köpek’in iktidarı tekelinde bulundurmak istemesiyle yollar ayrılmış ve devlete önemli hizmetler vermiş bir devlet adamı daha öldürülmüştür.[26]

Göstermelik Zafer: Sümeysat Kalesi’nin Fethi

Sa’düddîn Köpek’in etrafındaki devlet adamlarını teker teker ortadan kaldırılması memlekette hoşnutsuzluklara ve huzursuzluklara sebep olmuştur. O hem bu havayı dağıtmak hem de başkomutan olarak kazanacağı bir zafer ile ayaklarını yere daha sağlam basmak istiyordu. Bu düşünceden hareketle Eyyûbîlerin parçalanmış ve zayıf durumda olmaları ona istediği fırsatı verdi. Eyyûbîlerin zayıf bir noktası olan Sümeysat Kalesi’ne doğru gösteri seferine çıktı. [27] Nitekim Cezire’de Eyyûbîlere karşı askeri ve diplomatik kazanımlar Selçuklu seçkinleri için güç, zenginlik ve ün kazanmanın en emin yoluydu.[28]

Mancınıklarla kuşatılan şehir Selçuklu ordusuna dayanamadı ve teslim oldu. (1238). Burada Hıristiyanların elinde meşhur bir haç bulunuyordu. Farklı yerlerden gelenler bu haçı ziyaret ediyorlardı. Bu haça dokunulmaması şartıyla kale barışçıl bir şekilde Selçuklulara verildi. Gücü iyiden iyiye elinde toplayan Sa’düddîn Köpek bu zafer ile eksiliğini hissettiği askerî başarıyı kazanıyordu. Artık ona muhalefet edebilecek hiçbir güç kalmamıştı.

Hüsâmeddin Kaymerî, Kemâleddin Kâmyâr ve Celâleddîn Karatay’ın Uzaklaştırılmaları

Sa’düddîn Köpek, Sümeysat seferinden döndüğünde Hüsâmeddin Kaymerî’ye detayını vâkıf olmadığımız bir suç yüklemiştir. Onu yakalatarak Malatya’da hapsettirip mallarına el koymuştur. Daha sonra Köpek, Konya’ya gidip sultanın emri ile Kemâleddin Kâmyâr’ı Gavele Kalesi’ne hapsetti ve orada öldürttü.[29] ile Kemâleddin Kâmyâr, Alâüddîn Keykubâd döneminin önemli devlet adamlarından biriydi. Sultan tarafından kendisine verilen menşurda “doğumundan bugüne kadar saltanatımızın nimetlerini tattığına” dair ibarenin var olması onun küçük yaştan itibaren devlet nazarından hizmette olduğunun göstergesidir.1228 yılında Erzincan’ın alınmasıyla bölgedeki asayişi sağlamak için Kâmyâr’ın buraya kadı olarak atandığı bilinmektedir. Sultan Alâüddîn Keykubâd, Celâleddin Harezmşah’ı Ahlat muhasarasından vazgeçirmek için elçi olarak onu göndermişti. Harezmşahlar’a karşı Eyyûbîler ile ittifak kurmak için yine elçi olarak o gitmişti. Ayrıca Moğolların Sivas’a kadar uzanan keşif hareketi sonucu Kâmyâr sultanın emri ile Moğolları takip etmiş ve Gürcistan seferine çıkmıştır. Gürcü kaynaklarının bu seferden hiç bahsetmez. Rivayete göre bu sefer sonucu kırk kale ele geçirilmiştir. Bu seferden sonra Kâmyâr karşımıza 1232 yılındaki Ahlat, Urfa, Harran ve Amid Seferi ile çıkmaktadır. Sultan Keykubâd Moğollar’a karşı müdafaa tedbirleri almak için Kâmyâr’ı Ahlat ve Bitlis’e sefere göndermiştir. Ayrıca Eyyûbîler’e güç tesisi etmek için sefere çıkan ordu Urfa, Harran ve Rakka kalelerini ele geçirmiş Amid kuşatılsa da başarılı olunmamıştır. Bunlara ek olarak Kemâleddin Kâmyâr’ın Kayseri sübaşılığı görevini de yapmış olduğu bilinmektedir.[30] Kemâleddin Kâmyâr’ın siyaset ve diplomasi dışında örnek olduğu diğer alanlarda vardı. O, Yunan felsefesine dair geniş bilgisi sayesinde herkesin takdirini kazanmış imam Nizâmeddin Hasîrî’den fıkıh öğrenmiş Şehâbeddin Sühreverdî’nin felsefesinden yararlanmıştı. Bu entelektüel devlet adamının kaybı Türkiye Selçuklu Devleti’nin önemli bir “devlet aklını” ve “devlet geleneğini” de kaybetmesi anlamına geliyordu.

Bu sırada hazinedâr görevliliğiyle sorumlu ola Celâleddîn Karatay vazifesinden tasfiye uzaklaştırıldı. Karatay da bu dönem bu duruma itiraz etmeden inzivaya çekildi ve bir bakıma canını kurtarıyordu.[31] Bütün gücü elinde bulunduran Köpek, Sahip Şemseddin İsfahânî’yi vezirlikten azlettirdi yerine Sahib Mühezzibüddin Alî tayin edildi. Görülüyor ki Selçuklu devlet mekanizması artık tamamıyla Köpek’in kontrolü halindeydi ve Köpek’in tek bir rakibi kalmıştı.

Sa’düddîn Köpek’in Selçuklu Tahtına Çıkma Teşebbüsü ve Ölümü

Dirayetsiz Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in kendine güvensizliğinden ve tahtını kaybetme korkusu ile Sa’düddîn Köpek hırsları ve siyasi manevraları ile bütün devlet adamlarını birer birer ortadan kaldırmıştır. Gıyaseddin Keyhüsrev, tahtının teminatı olarak gördüğü için Sa’düddîn Köpek’e karşı hiçbir muhalefet göstermedi. Ancak artık Köpek’in okları bizzat sultanın üstüne yönelmişti. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahttan indirmek için ispat edilmesi mümkün olmayan ve inanılması son derece güç olan bir hikaye ve iddia ile ortaya çıktı ve bizzat tahta oturmaya teşebbüs etti. Ancak bu soydan olmayan kimsenin tahta çıkması düşünülemezdi. Öyle ki, Moğollar yıllarca Anadolu’yu yönetmelerine rağmen Selçuklu soyundan gelen melikleri sultan tayin etmişlerdi. Karamanoğulları’ da Moğollar’ a karşı isyan edip Konya’yı ele geçirdiklerinde Selçuklu soyundan olduğunu iddia ettikleri Siyavuş’u tahta çıkartmışlardı. [32] Köpek’in ortaya attığı iddiaya göre, annesi Şehnaz Hatun, Konya’nın ileri gelen bir ailesinin kızıydı. Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev onun güzelliğine kapılmış ve ona iltifatlarda bulunup kimseler görmeden sarayına almıştır. Köpek’in annesi babasıyla evlendiğinde iki aylık hamiledir. Köpek, yedi ay sonra doğdum diyerek kendisinin Selçuklu soyundan geldiğini iddia etmiştir. Daha sonra ise sultanın durumunu güçleştirmek ve onu İslâm dünyası nezdinde alçaltmak için Abbasî Halifeliği’ne bağlılığı temsil eden siyah çetr rengini maviyle değiştirmekle suçlamıştır. Bunu yaparak eğer kendisi sultan olursa Abbasî Halifeliği’ne yani Sünniliğe tekrar dönüşü sağlayan olacaktı ve saltanatı II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahakkümünden kurtarmış olacaktı. Öte yandan devletin kötü gidişatından sultanı sorumlu tutmuştur. [33] Yine çağdaş tarihçimiz İbni Bibi, onun sultanın huzuruna kılıçla çıkmaya başladığını ve sultanın bu durumdan korkup çekindiğini söyler.[34] Simon de Saint Quentin’in kayıtlarında ise Sa’düddîn Köpek’in sultanı boğmak için elinde devamlı bir ip taşıdığı yer almaktır.[35] Görüldüğü üzere sultan artık sıranın kendisine geldiğini anlayarak bir an evvel Köpek’in ortadan kaldırılmasını emretmiştir.

Sultan hassa kölelerinden birini yanına çağırarak onu Sivas sü-başısı Hüsâmeddin Karaca’ya göndermiştir ve ona Köpek’i ortadan kaldırmasını söyletmiştir. Hüsâmeddin Karaca Kubadabad Sarayı’na vardığında ilk olarak Sa’düddîn Köpek’i görmüş ve Köpek ona, “Cihan padişahını görmeye mi geldin” diye sormuştur. O da “Ben, siz Pervane Melikü’l-ümera hazretlerinden izin almadan nasıl Sultan’ın huzuruna çıkarım ve kendimi onun yakını sayarım?” cevabını vermiştir.[36] Bu diyalog rivayetinden anladığımız üzere Karaca öncelikle onun güvenini sağlamaya çalışacak ve ona olan saygısını belirtip, dikkat çekmemek istemiştir. Ardından Karaca Candar ile bir süre vakit geçiren Köpek, ona güvenmiş ve sultanın kendisine karşı hazırladığı tertipten haberiz bir akşam eğlence meclisine katılmıştır. Şüphe yaratmayacak bir şekilde yenilip içildikten sonra Köpek, dışarı çıktığında daha önce dışarıda bekleyen Karaca Candar ona elindeki sopa ile vurduysa da bu hamle Köpek’in omzuna isabet etmiş ardından Emir-i alem Togan’ın da kılıç darbesi sıyırıp geçince canını kurtarmak ümidiyle kendini sultanın şaraphanesi atmıştır. Şarabsalar onu korkmuş bir halde bulmuş ve yanındakilerle beraber bıçak, kılıç ve gürz darbeleriyle öldürmüştür. Köpek’in parçalanmış bedeni Kubadabad Sarayı’nın bir burcuna kafese konularak asılmıştır. İbni Bibi’den aldığımız rivayete göre; Köpek’in cesedini taşıyan asılı kafes halktan seyretmeye gelenlerin olduğu bir sıra düşerek bir kimsenin ölümüne sebep olmuştur. Onun üzerine Sultan, “O alçağın kötü ruhu, öbür dünyadan da cisimler alemine kötü etki yapıyor” demiştir.[37]

İbni Bibi vaka tarihi vermemesi sebebiyle Sa’düddîn Köpek’in ölüm tarihi tam olarak belirlenememiştir. Çeşitli yazarlar tarafından iddia edilen tarihler 1238, 1239 ve 1240’dır.[38]

Köpek’in ölümünden sonra Celâleddîn Karatay tekrar hazine-i hassa emirliğine getirildi. Vezirlikten uzaklaştırılan Şemseddin İsfahânî saltanat naibliğine tayin edildi. Pervânelik makamına Veliyüddîn Tercüman’a, tercümanlık görevi de İbni Bibi’nin babası Mecdüddîn Muhammed Caferî’ye verilmiştir. [39]

Sonuç

Alâüddîn Keykubâd döneminde “altın çağını” yaşayan Türkiye Selçuklu Devleti bir meyvenin en oluştuğu zamanda çürümeye başlamasına benzetilebilir. Keza bu dönem siyasî, askerî ve bilhassa iktisadî anlamda Türkiye memleketinin en zengin ve en müreffeh çağını yaşamaktaydı. Ancak emirlerin nüfuzları giderek hissedilmeye başlanmış ve Moğol tabiiliği öyle ya da böyle kabul edilmişti. Uluğ Keykubâd, siyasî manevraları ile bu emirleri uzaklaştırmayı başarsa da oğlu II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanatının ilk yılları bir emirin tahakkümü altında geçmiştir. Sa’düddîn Köpek’in genç sultanı tahta çıkarırken ön planda yer alan bir emir olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü o siyasi ihtiraslarını gerçekleştirmek için sultanın iznini alırken sultan nezdinde bir koruyucu kişi hüviyetine bürünmüştür. Genç ve dirayetsiz sultanda tahtından olmamak adına Köpek’in bütün girişimlerini onaylamıştır. Sa’düddîn Köpek iktidarı tekelinde toplamak için Selçuklu Devleti’ne yıllarca hizmet etmiş devlet adamlarını katlederek bir bakıma Selçuklu “devlet geleneğini” ve Selçuklu “devlet aklını” zedelemiş ve onulmaz yaralar açmıştır.  Kısacası, 1237 ve 1238 yıllarında Köpek’in faaliyetleri devletin askeri kaynaklarını zayıflatmış ve Moğolların yaklaşan tehdidi ile ihtiyaç duyulan bir zamanda deneyimli devlet adamı kadrosu bulunamamıştır.

İbni Bibi Sa’düddîn Köpek’in faaliyetlerini anlatırken ondan hakaretamiz sözlerle söz eder. Ancak onun halka iyi davrandığını, mazlumlara yardım ettiğini adaletten taviz vermediğini yazar. Özellikle iktâ sahiplerinin çiftçilerden haksız vergiler almasını önlediği için halkın onu sevdiğinden bahseder ve halka karşı cömert olduğunu belirtir.[40] Ancak şu açıktır ki Selçuklu tarihinde her zaman kötü bir imaj ile hatırlanmıştır.

 

Kaynakça

Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2002.

İbn, Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, çev. Mürsel Öztürk, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996.

Hacıgökmen, Mehmet Ali,Türkiye Selçuklu Devlet Adamları, Çizgi Kitabevi, Konya, 2018.

Kaymaz, Nejat,“Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.

Kesik, Muharrem, “Sâdeddin Köpek”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2008, C.XXXV, s.392-393.

Koca, Salim, “Türkiye Selçuklu Tarihine Damgasını Vuran Menfûr Bir Cinayet: Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın Zehirlenmesi”, Selçuklu Devri Türk Tarihinin Temel Meseleleri, Berikan Yayınları, Ankara 2011, s. 379-402.

Köymen, Mehmet Altay, Büyük Alâeddîn Keykubad ve Zamanı, Haz. Salim Koca, Sinan Tarifçi, Kronik Yayınları, İstanbul, 2020.

Mecit, Songül, Anadolu Selçukluları Bir Hanedanın Evrimi, çev. Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, 2017.

Muhammed bin Hâvendşâh bin Mahmud Mîrhând, Ravzatu’s- Safâ fî Sîreti’l- Enbiyâ ve’l- Mülûk ve’l- Hulefâ (Tabaka-i Selçûkiyye), çev. Erkan Göksu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015.

Sevim, Ali, Merçil, Erdoğan, Selçuklu Devletleri Tarihi: Siyaset, Teşkilât ve Kültür, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,2014.

Simon de Saint Quentin, Bir Keşişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu: 1245-1248, çev. Erendiz Özbayoğlu, DAKTAV Yayınları, Antalya, 2006.

Sümer,Faruk, Türk Devletlerinde Şahıs Adları II, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999.

Uyumaz, Emine Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2003.

Uyumaz, Emine, “I. Alâeddin Keykubat Devri Türkiye Selçuklu Tarihi (1220-1237)”, ed Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, C.6, s.1022-1035.

Turan, Osman, “Sadeddin Köpek”, İslâm Ansiklopedisi, C.X., İstanbul,1969, s.33-35.

Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016.

Turan, Osman, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar Metin, Tercüme ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.

Yıldız, Sara Nur, “The rise and fall of a tyrant in Seljuq Anatolia: Sa‘d al-Din Köpek’s reign of terror, 1237–8”, Ferdowsi, the Mongols and the History of Iran: Art, Lıterature and Cultere From Early Islam To Qajar Persıa, ed. Robert Hillenbrand, A.C.S. Peacock and Firuza Abdullaeva, I.B. Tauris, 2013, s. 92-103.

[1] Emine, Uyumaz, “I. Alâeddin Keykubat Devri Türkiye Selçuklu Tarihi (1220-1237)”, ed Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, C.6, s.1022-1035.

 

[2] Uyumaz, “I. Alâeddin Keykubat Devri Türkiye Selçuklu Tarihi (1220-1237)”, s.1023.

[3] Emine Uyumaz, Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2003, s.94.

[4] Hamdullah Müstevfî-yi Kazvinî, Târih-i Güzide, çev. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2018, s.318.

[5]Muhammed bin Hâvendşâh bin Mahmud Mîrhând, Ravzatu’s- Safâ fî Sîreti’l- Enbiyâ ve’l- Mülûk ve’l- Hulefâ (Tabaka-i Selçûkiyye), çev. Erkan Göksu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2015, s.272.

[6] Detaylı bilgi için bknz. Osman, Turan, “Sadeddin Köpek”, İslâm Ansiklopedisi, C.X., İstanbul,1969, s.33.; Salim, Koca, “Türkiye Selçuklu Tarihine Damgasını Vuran Menfûr Bir Cinayet: Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın Zehirlenmesi”, Selçuklu Devri Türk Tarihinin Temel Meseleleri, Berikan Yayınları, Ankara 2011, s. 379-402.; Nejat, Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.22.

[7] Claude, Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2002, s.88.

[8] Simon de Saint Quentin, Bir Keşişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu: 1245-1248, çev. Erendiz Özbayoğlu, DAKTAV Yayınları, Antalya, 2006, s.52.

[9] Osman, Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, s.423.

[10] Ali, Sevim, Erdoğan, Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi: Siyaset, Teşkilât ve Kültür, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,2014, s. 577.

[11] Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s.89.

[12] Turan, “Sadeddin Köpek”, İslâm Ansiklopedisi, C.X., s.32.; Muharrem Kesik, “Sâdeddin Köpek”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, 2008, C.XXXV, s.392.

[13] Faruk, Sümer, Türk Devletlerinde Şahıs Adları II, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999, s.655.

[14] Kesik, “Sâdeddin Köpek”, C.XXXV, s.32.

[15] Turan, “Sadeddin Köpek”, İslâm Ansiklopedisi, C.X., s.32.; Kesik, “Sâdeddin Köpek”, C.XXXV, s.32.

[16] Sara Nur, Yıldız, “The rise and fall of a tyrant in Seljuq Anatolia: Sa‘d al-Din Köpek’s reign of terror, 1237–8”, Ferdowsi, the Mongols and the History of Iran: Art, Lıterature and Cultere From Early Islam To Qajar Persıa, ed. Robert Hillenbrand, A.C.S. Peacock and Firuza Abdullaeva, I.B. Tauris, 2013, s. 92.

[17] Songül, Mecit, Anadolu Selçukluları Bir Hanedanın Evrimi, çev. Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, s. 227.

[18] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, çev. Mürsel Öztürk, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996, s.23.

[19] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.427-428.; Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.41-42.

[20] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.428.

[21] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.25.

[22] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.25-26.

[23] Mehmet Altay, Köymen, Büyük Alâeddîn Keykubad ve Zamanı, Haz. Salim Koca, Sinan Tarifçi, Kronik Yayınları, İstanbul, 2020, s.198-199.

[24] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.27-28. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.429-430.; Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s.89.

[25] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.28-29.; Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.430.; Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.48-49.

 

 

[26] Köymen, Büyük Alâeddîn Keykubad ve Zamanı, s.224.

[27] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.430.; Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.49.

[28] Yıldız, “The rise and fall of a tyrant in Seljuq Anatolia: Sa‘d al-Din Köpek’s reign of terror, 1237–8”,s.97.

[29] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.30.

[30] Osman,Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar Metin, Tercüme ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.74-79; Mehmet Ali, Hacıgökmen, Türkiye Selçuklu Devlet Adamları, Çizgi Kitabevi, Konya, 2018, s.89-109.

[31] Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.50.

 

[32] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.431.

[33] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.29.

[34] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.33.

[35] Simon de Saint Quentin, Bir Keşişin Anılarında Tatarlar ve Anadolu: 1245-1248, s.52.

[36] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.34.

[37] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.35-36.

[38] Detaylı bilgi için bknz: Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s.91; Turan, “Sadeddin Köpek”, C.X., s.33.; Kesik, “Sâdeddin Köpek”, C.XXXV, s.393.; Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.55.; Yıldız, “The rise and fall of a tyrant in Seljuq Anatolia: Sa‘d al-Din Köpek’s reign of terror, 1237–8”,s.99.;  .

[39] Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Sultanlarından II.Gıyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri”, s.56.

[40] İbn Bibi, El Evamirü’l- Ala’iye Fi’l- Umuri’l- Ala’iye II, s.31.

Comment here