Ortaçağ

Memlük Sistemi

Bu makaleyi 18 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Ozan İlter

İnsanlık kadar eski bir geçmişe sahip olan kölelik, eskiçağ boyunca ekonominin değişmez bir unsuru olmuştu. Başlangıçta savaş esirliği ile ortaya çıkan ve sosyal hayata yerleşen kölelik kurumu, zamanla oldukça geniş bir kullanım alanına yayılmıştır.[1] Orta Çağ ile tamamen farklı bir hâl alacak ve güçlü ordularda kendini gösterecek olan bu sistem siyasi nüfuz kazanan köle kökenlilerin, devlet idaresini ele almasına kadar sürecek ve böylece zirvesini yaşayacaktır.

İslam dininin ortaya çıkışı bile köleliğin kaldırılacağına dair beklentileri güçlendirmiştir. Zaten kula kulluk düşüncesinden hareketle kölelik, İslamiyet’e uygun değildir. Fakat köleliğin kaldırılması hususunda ortaya çıkan bazı siyasal sorunlar, köleliğin farklı bir boyutta İslam medeniyetlerinde diğer medeniyetlerden çok farklı bir kurum olarak devam etmesine neden olmuştur.  Kur’an-ı Kerim, Beled Suresi’nin 13. ayeti (Fekkü rakabe) ile köleliği, âzâd etme formatıyla gündeme getirmiş, insani ve vicdani yönlerine dikkat çekerek köleye âzâd edilme hakkını (mukatebe) tanımıştır.[2] Burada geçen “Fek” ifadesi köle âzâd etme veya bu yönde bir harcama yapmanın ya da ağır bir borç altında bulunan kimsenin yükünün hafifletilmesine işaret eder.[3] Hz. Peygamber köleler ile yakın ilişkiler kurmuştu. Bu ilişkiden suretle âzâd edilen ile âzâd eden arasında bir bağ kurularak toplumsal bir bütünleşme hedeflenmişti. Dört halife dönemi, kölelik açısından peygamber döneminin bir devamı niteliğindeydi. Peygamber ve ashabının köleleri genelde âzâd etmeyi tercih ettiği bilinirken, Emevîler savaş yoluyla insanları köleleştirmekten çekinmediler. Türkçe anlamıyla “köle”; başka birisine bağlı, esir anlamlarına gelmektedir. Kul sözcüğü zaman içerisinde değişime uğrayarak “köle” biçimini almıştır.

Mevlâ ise dayanışma içinde olan anlamına gelmektedir. Köle âzâd eden ve kölelikten âzâd olunan kimseler içinde kullanılır. Çoğulu Mevâli’dir. ‘Mevlâ’nın çoğulu ‘mevâli’ terimi Emevîlerle birlikte siyasi anlam kazanarak, Araplar dışında kalan her Müslüman için kullanılmıştır.[4] Ortaçağ ile birlikte köleliğin kullanım alanları da genişleyerek bu kurum gelişmiştir. Kölelik kurumunun gelişmesiyle beraber İslam dünyasında muazzam bir askeri kölelik sistemi geliştirilmiştir. Bu sistem bin yıl boyunca İslam’ın muhafazasında ve yayılmasında etkili rol oynayacaktır. [5]

“Malik olunan şey” anlamına gelen memlûk, mülk kökünden türetilmiştir. Kimi İslam ülkelerinde Memlûk yerine farklı ifadeler kullanılmıştır. Esasında kölelerin, silah altına alınmak üzere satın alınmaları ve bunlardan bir ordu teşkil edilmesi İslam toplumlarına has değildir. Bu sistemin ortaya çıkışıyla ilgili 1250 yılı öncesine ait kaynaklarımız yeterli değildir.[6] Memlûkler “köle” kimliğini yadırgamamışlar hatta bunu bir imtiyaz olarak görmüşlerdir. Bu sınıfın ortaya çıkışında, kölelik statüsünde ve beyaz ırktan olmak önemli bir kriterdi. Köle olarak alınacak kişilere şehitlik, cihat gibi kavramları öğretebilmek ve saf İslam inancını aşılayabilmek için onların putperest inançtan olması şarttı. Bu şartları karşılayan gençler için çok fazla para ödeniyor, bazı aileler çocuklarını satmaktan da çekinmiyordu.[7]

İslam’ın yayılmasıyla birlikte İslam ordusu, Arap asıllı askerlerin yanı sıra İranlılar ve Kıptilerin gönüllü ya da ücretli askerliğiyle büyüyor, Emevîler döneminde ise özellikle Türkler ile zirvesine ulaşıyordu. Emevîler için önemli bir asker kaynağı Horasan’dı. Arap dışı Müslüman olan bu askerlere “mevâli” adı veriliyordu. Genelde kumanda kademesinde Arapların yer aldığı bu ordular, Basra’dan Endülüs’e kadar geniş bir coğrafyada görev yapmıştır. 750 yılında Emevîlerin yıkılmasına sebep olan Horasan kuvvetleri arasında Türk ve İranlı unsurlar da yoğunluktaydı. İslam ordusunda, Arap dışı unsurlar arasından Türkler kadar nüfuzlu kimse yoktu.[8] Ordu saflarında Memlûkler ilk defa Abbâsîler tarafından kullanılmıştı.[9] Bu köleleri ev işlerinde kullanılanlardan ayırmak için onlara “Memlûk” adını vermişlerdi. Bu köle birliklerin kumandanları yine Türklerdi hatta Türk birlikleri için Samerra şehri kurulmuş ve onlara geniş iktâlar verilmişti. Bu yoğun nüfuzun ardından halifeler, başlangıçta merkezi otoriteyi sağlamak için kullandıkları memlûkleri bu sefer kendileri karşılarında bir güç olarak görmeye başladılar. Tolunoğulları Devleti ve İhşidiler Devleti onların artık siyasi bir güç haline geldiğinin en açık örneğidir.

Fatımi Halifesi Müstansır-Billah zamanından itibaren sadece Türklerden oluşan memlûk birlikleri kurulmuş, bu birlikler sayesinde Suriye ve Mısır üzerinde tam hakimiyet sağlanmıştı. Üstelik Türk olmasalar bile Türk isimleri kullanarak, toplumun geri kalanından ayrılmaları sağlanmıştır. Kazanacakları siyasi nüfuzu, bu isimlerle toplumdan ayrılarak bir aristokrat sınıfı oluşturarak sağlamışlardır.[10] Köle tacirlerinin bu askeri kölelik sistemi üzerine büyük bir rolü vardı. Tacir, kölenin ilk efendisi oluyordu. Köle taciri bu sistem için o kadar önemliydi ki, sıradan tacirlerin verdiği çoğu vergiden muaftı. Köle tacirlerinin “hoca” lakabı ile anılması esasında onların yabancılıklarının da bir ifadesidir. Kaynaklar genelde köle tacirlerinin lakaplarını ihtiva eder. Bu durum yalnızca sultanın kendine has köle taciri olan “tâcir el-memâlîk” için geçerli değildir. Tâcir el-memâlîk köle satın almak için seyahat etmezdi ancak ticaretin genelinden sorumluydu. Tâcir el-memâlîk dışında sultanın bu sistem için atadığı memurlar mevcuttu, sultana ait malların taciri olmakla beraber köle satın almakla da yükümlü “tâcir el-hâss fîr rakîk” ile ilgili de kaynaklar ayrıntılı bilgiler ihtiva etmektedir.[11]

Satın alınan memlûk, tibâk adı verilen askeri okullara yerleştirilirdi. Burada ki memlûklere “öğrenci” manasına gelen “kuttâbî” denirdi. Bu okullar Kahire Kalesi’nin kışlalarında yer alırdı. Tam olarak sayısı, kapasitesi bilinmese de başkentin bu okullardan mutlaka bir tane ihtiva ettiğini biliyoruz. Bu tabakaların adları, okullarda görevli memur niteliğinde ki hadımların adlarından suretle verilirdi.[12] Sultanın kendine has memlûkleri ise tibâk okullarına yerleştirilmez, sultanın çocukları ile haremde eğitim görürdü. “Memalîk Sultânîye” adı verilen bu memlûkler, geçmiş sultanın memlûkleri (karânîs), iktidarda olan sultanın memlûkleri (muşterevât) ve emirlerin ölümü ya da azli sonrası sultanın hizmetine geçen memlûkler (seyfiyye) olmak üzere üç gruba ayrılırdı. Ayrıca mevcut sultanın kendine ait memlûkleri “hassakiye” adı verilen muhafız birliğini oluştururdu. [13]

Bir sultan öldüğünde ya da tahtından istifa ettirildiğinde, kuttâbî köleleri yeni sultan tarafından kadının huzurunda tekrar satın alınırdı. Çünkü bu kuttâbî köleler sultana değil beytülmâl yani devlet hazinesine aitti. Sultan Hoşkadem’in kuttâbîyelerini kişi başına 10.000 dirhem gibi dönemin tarihçilerinin ucuz dediği bir fiyata aldığını göz önünde bulundurursak, aynı yüzyılda bir köleye 50-70 dinar arasında bir fiyat biçebiliriz.[14] Henüz çocuk yaşlarda tibâk’lara tahsis edilen bu köleler, gençlik çağlarına gelene kadar “savâkkûn” adıyla bilinen görevli hadımlara[15] emanet edilirdi. Gençlik çağlarına kadar Kur’an-ı Kerim ve Arapça eğitimi alırlar, gençlik çağlarında askeri talimlerle tanışırlardı. Savâkkûnların sayısını tam olarak bilmiyoruz ancak her okulun başında müdür vasfında görevli bir hadım olan mukaddam et-tabaka bulunmaktadır. Bütün bu okulların başında ise mukaddam el-memâlîk es sultânîye ya da kısaca “mukaddam” bulunuyordu. Öğrencilerin talimler sırasında birbirleri ya da emirler ile konuşması kesinlikle yasaktı, bu sıkı disiplini sağlamak için R’as nevbet en-nuvvab adlı görevli memurlar vardı, ayrıca askeri geçit organizasyonlarını da düzenlemekle görevliydi.[16]

Öğrenci olan memlûk ne maaşa ne de bir iktâya sahiptir. Ancak olağanüstü durumlarda öğrenciler, âzâd edilmiş memlûklerin imtiyazlarından yararlanabilirdi. Kuttâbîye; atına, silahlarına, belli bir miktar maaşa ancak âzâd edildiğinde kavuşur.[17] Mezun olduğunda her silah çeşidinden alırdı ayrıca onlara “cavk” adı verilen özel bir ahırda yetiştirilen atlar verilirdi.  Bir askeri geçit töreninde “harc” adıyla bir mezuniyet töreniyle “itaka” adı verilen bir diploma alırlardı. Mezuniyetlerin tam olarak zamanıyla alakalı bilgimiz olmasa da 14-15 ayda bir mezuniyet yapıldığını tahmin ediyoruz. Satın alınan memlûklerin sayısının birkaç bini aşmamasına özellikle dikkat ediliyordu.[18] Sultanlar, öğrencilerin genç yaşta mezun olmamalarına oldukça dikkat ederlerdi.[19] Genç yaşta tibâk’a giren bir memlûk, uzun yıllarını orada eğitim alarak geçirmek zorundaydı. İslami usul ve geleneklere aykırılık tespit edildiği halde memlûk için tekrar bir satın alınma ve âzâd edilme muamelesi gerçekleştirilirdi. Bunun dışında sultanlar ceza niyetiyle böyle bir muamele yapabilirdi. Örneğin Sultan Baybars, kendisine suikast hazırlığında olan emirlerinden birini tekrar satın alarak eski efendisinin oğluna vermiş, iki emirini de satın alarak basit birer asker gibi muhafız birliğine vermişti. Tibâk adı verilen askeri okullarda eğitimlerine başlayan kuttâbîyler, kariyerlerine tamamen eşit bir şekilde başlasa da askeri eğitime çok elverişli olmamasına rağmen hiyerarşik konumda üst seviyeleri temsil eden saraydan ve haremden eğitim alarak çıkan memlûkler daha imtiyazlı olarak kariyerlerine başlıyorlardı.

Memlûkun efendiler zincirinin son halkası olan ve onu âzâd eden kişiye “Mu’tik” denirdi. Âzâd edilen memlûk ise “Âtik” olarak adlandırılırdı. Memlûk önceki efendilerine bağlı olsa da özellikle onu âzâd eden son efendisine karşı sadakatle bağlıydı. Eğer bir memlûk âzâd edildikten sonra bir başkasının hizmetine geçerse adı “mustahdem” efendisinin adı ise “mahdûm” olurdu. Mustahdem ile mahdûm arasında ki ilişki genelde mu’tik-atik bağı kadar sıkı ve samimi değildi daha çok resmiyete dayanıyordu. Bunun dışında bir memlûk kölelik ve âzâdlık arkadaşları ile bir bağ kurardı, bu bağdan doğan arkadaşlığın adı “huşdâş” idi.[20] Huşdâşîye arasında görülen karşılıklı dayanışma yaşça büyük olanın küçüğü gözetmek için görev almasıyla başlardı ve büyük memlûke “ağa”, küçük memlûke “ini” denirdi.[21] Âzâd edilen köle ve onu âzâd eden efendisi arasında ki ilişki ile kölenin âzâd edilmeden önce kurduğu arkadaşlık ilişkileri Memlûk toplumunun temelini oluşturmaktadır. Memlûk ordusunun görev dağılımı askerin efendisine olan bağlılığına dayanıyordu. Eğitim öncesinde sıradan birer asker olan memlûklerin, askerî okuldaki eğitimlerini tamamladıktan sonra; fiziksel vaziyet, ırk, kabiliyet ve huşdâşlık ilişkileri ile kayırma gibi etmenlerle sultanlığa kadar yükselme şansları oluyordu. Bu sistemde terfi belli bir düzene göre oluyordu ancak istisnaları mevcuttu.[22]

 

 

 

[1] Aysel Erdoğan – Orhan Doğan, XIX. Yüzyılda Türkistan (Orta Asya) Türk Topluluklarında Kölelik ve Köle Ticareti. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi , C.15, S.3., 2016, s. 971.

[2] Ali Hatalmış, “İslam’ın İlk Dönemlerinde İdari Hayatta Köle ve Mevali”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 13, S:2., 2013, s. 151.

[3] Ali Bardakoğlu, “FEK”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), C. 12., 1995, s. 299.

[4] Ali Hatalmış, “a.g.m., s. 152-154.

[5] David Ayalon, “Memlûk Devletinde Kölelik Sistemi”, Tarih İncelemeleri Dergisi 4 / 1 (Haziran 1989): 211.

[6] David Alayon, a.g.m, s. 211-212.

[7] Süleyman Kızıltoprak, “Memlûk”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), Cilt: XXIX, Ankara 2009,s.89.

[8]Kızıltoprak, “Memlûk”, DİA, XXIX, s.87-88.

[9]Abdullah Mesut Ağır, “Memlûk Askerî Teşkilatıyla İlgili Yapılmış Bazı Araştırmalara Dair”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi , 14 ,(2015): s. 448.

[10] Kızıltoprak, “Memlûk”, DİA, XXIX, s.89.

[11] David Ayalon, a.g.m., s. 213-216.

[12] David Alayon, a.g.m., s.221-225.

[13] David Ayalon, a.g.m., s. 221.

[14] David Alayon, a.g.m., s. 218-220.

[15] Adnan Kara, a.g.m., s. 202.

[16] David Alayon, a.g.m, s. 227-228.

[17] Abdullah Mesut Ağır, a.g.m., s. 450.

[18] David Alayon, a.g.m, s. 229-230.

[19] David Alayon, a.g.m, s. 233.

[20] David Alayon, a.g.m, s. 234-243.

[21] Süleyman Kızıltoprak, “Memluk”, C. 29, 2004, s. 89.

[22] Adnan Kara,  Memlüklü Eğitim Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme, Turkish Studies – Türkoloji Araştırmaları: International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 2018, cilt: XIII, sayı: 1, s. 202.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

  • Ağır, Abdullah Mesut, “Memlûk Askerî Teşkilatıyla İlgili Yapılmış Bazı Araştırmalara Dair”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 14, 2015.
  • Ayalon, David . “Memlûk Devletinde Kölelik Sistemi”. Tarih İncelemeleri Dergisi, 4, 1989.
  • Bardakoğlu Ali, “FEK”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), C.12, 1995.
  • Erdoğan, Aysel – Doğan, Orhan, XIX. Yüzyılda Türkistan (Orta Asya) Türk Topluluklarında Kölelik ve Köle Ticareti, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.15, S.3, 2016.
  • Hatalmış, Ali, “İslam’ın İlk Dönemlerinde İdari Hayatta Köle ve Mevali”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.13, S.2, 2013.
  • Kara, Adnan, “Memlüklü Eğitim Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme” Turkish Studies – Türkoloji Araştırmaları: International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 2018, cilt: XIII, sayı: 1.
  • Kızıltoprak, Süleyman, “Memlûk”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2004, c. XXIX.

 

Comment here