AvrupaOrtaçağ

Feodalizmin Ortaya Çıkış Süreci

Bu makaleyi 35 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Berk Gökmen

Giriş

Feodalizm kelimesi “feud” kelimesinden türemiştir ve bu kelime Latince “feodum” veya “feudum” sözcüğünden gelmektedir. Sözlük anlamı olarak “hizmet karşılığında bağışlanmış mülk” anlamında olan feodalizm günümüzde Ortaçağ’ı tanımlamak için kullanılsa da ortaya çıktığı Ortaçağ Fransa’sında, Almanya’sında yahut İngiltere’sinde kullanılmamış ancak 18. Asrın akademisyenleri bu kavramı kullanmıştır.[1]

Feodalizm üzerine çalışmalar yapmış olan tarihçilerin bu kavram için birbirinden farklı tanımları vardır. Öyle ki, Marc Bloch, feodalizmi “bağımlı bir köylülüğün varlığı” şekli ile tanımlamıştır.[2] Ayrıca Bloch’a göre feodalizm bir toplum türüdür ve kişisel bağlılık ilişkilerinin gelişmesine dayandığı gibi resmi gücün bölünmesine ve savaşan sınıfın egemen olmasına dayanmaktadır. Ganshof ise feodalizmi, “vasal” adındaki hür bir kişinin, “derebeyi” adı verilen başka bir hür kişiye karşı başta askerî açıdan olmak üzere itaat ve hizmet zorunluluklarını ve derebeyinde vasala koruma ve geçim zorunlulukları yaratan bir “kurum bütünü” şeklinde açıklamıştır. [3] Bloch’a göre iki feodal dönem vardır. 11. yüzyılın ortalarına kadar süren birinci dönem son derece durağan ve kırsalın örgütlendiği alışverişsiz, ticaretsiz ve düzensiz bir dönemdir. İkinci dönem ise büyük topraklar alanlarının açıldığı, ticaretin canlandığı ve para ekonomisinin yaygınlaşmaya başladığı ve tüccarın üretici üzerinde üstünlük sağladığı bir dönemdir.[4] Feodalizm üzerine çalışmış Dubb ise feodalizmin temelini “artı-ürünün serfden feodal beye” geçmesine dayandırmıştır.[5] Ortaçağ tarihçisi Jacques Le Goff da Bloch’un tanımından yola çıkarak feodalizmi kişisel bağlar bütünü olarak görmüş bu bağları senyörün vassalına, hizmet ve bağlılık yemini karşısında verdiği toprak imtiyazlarına dayandırmıştır. Le Goff’a göre feodalizm, en dar anlamı ile bağlılık yemini ve “fief (dirlik)” demektir.[6] Georges Duby ise feodalite için her şeyden önce bir zihin hali, yavaş yavaş soylu olan savaşçıların küçük dünyasında biçimlenen psikolojik karmaşa yorumunu yapmıştır. Duby’e göre, toplumsal ilişkilerin savaş arkadaşlığından biat ve kişisel tâbiyet kavramlarına dönüşmesi feodaliteyi oluşturmaktadır.[7]

Feodalizmin kökenleri kişisel bağların kurulduğu Roma patronajına kadar uzanmaktadır. Germen saldırılarından sonra Roma patronajı büyük arazi sahipleri ve zenginler tarafından uygulanmıştır. 6. ve 7. Yüzyıllardan itibaren toprak sahiplerinin büyük arazileri görülmeye başlanmıştır. Böylece toprak sahipleri küçük mülk sahiplerini çeşitli hizmetler karşılığında kendilerine bağlamışlardır. Germen savaş arkadaşlığı geleneği ve ile askeri ve idari bir zincire dönüşmüştür. Avrupa’ya düzenlenen Macar, Arap ve İskandinav akınları ile Karolenj otoritesi zayıflamış ve kraliyete bağlı vasallar ortaya çıkmıştır.[8]

1.Feodalizmin Ortaya Çıkışında Roma Etkisi

Ortaçağ Avrupası, Roma İmparatorluğu’nun M.S. 395 yılında ikiye ayrılması ve XI. yüzyıla kadar devam eden istilalar neticesinde gerek siyasi gerek kültürel anlamda şekillenmiştir. Feodalizm de bu istilalar ve ardından yaşanan gelişmelerle şekillenmiştir.[9] Ancak daha geriye gidildiğinde Roma İmparatorluğu’nun toplumsal ve idarî yapısında feodalizmi temellendiren öğelere rastlanmaktadır.

Roma İmparatorluğu’nda toprakların bir kısmı kamuya bir kısmı ise “familia” adı verilen özel kişilere aittir. Halk ise üst tabakayı temsil eden ve kendilerine ait arazileri bulunan patriciuslar, birtakım hizmetler karşılığında patriciusların korumasından yararlanan ve onlara tâbi olan clientler ve küçük çiftçi ve zanaatkârlardan oluşan aynı zamanda siyasi hakları olmayan plebler şeklinde üç kısımdan oluşuyordu. [10] Savaşlara kendi silahlarını temin ederek katılma zorunluluğu bulunan Roma vatandaşları savaşların uzamaya başlaması ve seferlerin sıkışması sonucu orta ve küçük mülke sahip çiftçiler borçlanarak gerekli silah teminini sağlayıp savaşlara katılmak zorunda kalmışlardır. Bu borçlanma ile birlikte daha zengin toprak sahipleri küçük toprak sahiplerinin topraklarını satın almış ve feodal düzendeki malikaneleri andıran “latifundium” adı verilen çiftlikler ortaya çıkmıştır. Böylelikle Roma toplumundaki patriciuslar ve plebler arasındaki sınıf farkı keskinleşmiş siyasi gücüde ellerinde bulunduran partriciuslar toprak aristokrasisi oluşturmuşlardır. Roma İmparatorluğu’nun fetih ve iş gücüne dayalı ekonomik sistemi son dönemlerde çözülmeye başlamıştır. Fetihlerin durması ile yeni gelir kaynaklarının yaratılması imkânsız hale gelmiştir. Sınırları yapılan akınlardan korumak için harcanan para ise devlet hazinesini güç durumda bırakmış ve imparatorluk çözüm olarak vergi gelirlerini arttırmanın yollarını aramıştır. Nakdî vergiler toplanamamış ve devlet aynî vergi toplamak istemiştir. Böylece para değerini ve anlamını kaybetmiş doğal bir ekonomiye geçilmiştir. Ayrıca devlet küçük ve orta ölçekli toprak sahibi köylülerin topraklarını terk etmesini önlemek amacıyla her köy için belli bir miktar vergi tespit etmiş ve verginin ödenmesinden bütün köy halkı zincirleme olarak sorumlu tutulmuştur. Ayrıca esnaf grupları da çok sıkı kurallara bağlanmıştır.[11] Öyle ki, çocukların babalarının mesleğini sürdürmesi gibi Quirzey yasasını andıran kurallar ortaya çıkmıştır.

Fetihlerin durmasının ekonomik değişim açısından bir diğer sonucu ise köle akışının durmasıdır. Öyle ki, köleden serfe giden dönemde “colonus”lar ortaya çıkmıştır. Bu colonusları oluşturan hür köylüler ağırlaşan ekonomik şartlardan dolayı toprakları ile beraber latifundium sahiplerine sığınmışlardır. Toprakların mülkiyeti latifundium sahiplerine geçerken toprak hakkındaki tasarruf hakkı birtakım şartlar karşılığında colonuslara kalmıştır. Öyle ki, colonuslar işledikleri topraklardan aldıkları ürünün bir kısmını latifundium sahibine vermiş ve haftanın belli günlerinde “villa dominica” denilen efendinin toprağında karşılık olmadan çalışmıştır. III. yüzyıldan itibaren devlet vergi gelirlerini garanti altına almak için colonusların topraklarından ayrılmalarını yasaklamıştır ve bu toprağa bağımlı serfin oluşmasında bir temel teşkil etmektedir. Aynı zamanda colonusluğun irsiyet halinde geçmesi feodal düzenin kurallarını hatırlatmaktadır. Bunlara ek olarak devletin getirdiği ağır kurallar ile baş edemeyen birtakım zanaatkarlar kentleri terk ederek latifundium denen çiftlere sığınmışlardır. Böylece feodalizmin kendi kendine yeten, kapalı bir ekonomik sistemi oluşturan malikanelerinin temeli atılmıştır.[12]

Neticede Roma İmparatorluğu’nun dağılmaya başladığı süreçte eyalet sisteminin de getirdiği kolaylıkla bölgesel güçler oluşmuştur. Buralardaki yöneticiler ilerleyen dönemde kendi yönetim birimlerini meydana getirmiş ve Ortaçağ döneminin soylu sınıfını oluşturmuşlardır.[13]

2.Germenlerin Feodalizmin Oluşmasına Etkisi

Germenlerin Roma topraklarında görülmesi ile latifundium sahiplerinin güçlenmek ve ellerinde ordu bulundurmak istemesi iki grubu birbirine yakınlaştırmıştır. “Hospitalitas” uygulaması ortaya çıkmıştır. Bu uygulamada Roma müttefiki Germen, konuk sıfatı ile toprakları paylaşmıştır. Bu sistemin yaygınlaşması ile devlet yetkilileri asker olarak kullandıkları Germenlere maaş yerine geçecek bir ücret ödemişler ve büyük toprak sahipleri merkeze karşı güçlenmek için emirleri altındaki Germenleri kullanmışlardır.

İmparatorluğun inkırazından sonra Roma topraklarında Germen krallıkları kurulmuştur. İtalya’da Ostrogotlar, İspanya’da Vizigotlar, Kuzey Afrika’da Vandallar ve Galya’da Frank krallıkları kurulmuş bu krallıklardan Merovenj hanedanlığının üçüncü hükümdarı Clovis’in kurduğu Frank Krallığı en büyük krallık idi.[14] Bu krallıklar Roma yönetim biçiminde önemli bir değişiklik meydana getirmemişler ve feodaliteye geçiş süreci devam etmiştir.[15]

  1. Merovenj Krallığı Döneminde Feodalizmin Temeli

3.1. Merevonj Tarihine Kısa Bir Bakış

476 yılında Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla oluşan otorite zaaflığını Frank Kralı Clovis oldukça iyi bir şekilde değerlendirmiş ve Frank kabilelerini birleştirerek Galya topraklarının çoğunluğu üzerinde hakimiyet kurmuştu. Clovis’in atalarının geldiği soydan dolayı bu kral soyuna Merovenjler denilmiştir. [16] Clovis kendisinden önce gelen Frank kralları gibi Ariusçu mezhebi benimsemişken Katolik mezhebine geçmiştir ve bu durum bölge halkı ile kaynaşmasını arttırdığı gibi nüfuzu da güçlenmiştir. [17] Clovis’in 511 yılında ölümünde sonra toprakları dört oğlu tarafından paylaşılmıştır. 555 yılında oğullarından Clothar hakimiyetini sağlamış ve topraklarını Galya’dan Ren’ kadar genişletmiştir. Ancak onunda ölümünden sonra topraklar yeniden bölüştürülmüş ve merkezi hakimiyet zayıflamıştır. Kral olan I. Dagobert’in de ölümünden sonra hakimiyet tamamen saray bakanlarının eline geçmiştir. [18] Bu bakanların ilki Heristalli Pepin olup 687 yılında Clovis’in ikiye bölünen devletinde etkin bir yönetim sağlamıştır. Pepin’in bahsettiğimiz bu Merovenj soyu ile bir bağı bulunmamaktadır. Ancak Pepin’in önemi annesinin ve babasının evliliğidir. Öyle ki Pepin ve Arnulf aileleri birleşerek Karolenj hanedanı meydana gelmiştir. Bu hanedan uzun yıllar Frankları idare edecektir. Pepin’den sonra saray bakanlığı görevine Charles Martel getirilmiştir onun döneminde Müslümanlarla çok ciddi mücadeleler yaşanmıştır.[19]

3.2. Merovenj Dönemindeki Beneficiumlar

VII. Yüzyıldan itibaren krallar görüldüğü gibi Merovenj kralları hakimiyetlerini kaybetmişlerdi ve kendilerine bağlı güçler kazanmak için toprak ve mal bağışı yoluna gitmişlerdir.[20] Askerî ve idarî hizmet görecek unsurları toplamak için feodaliteye gidecek yolda önemli olan “beneficium” kavramı ortaya çıkmıştır. İmtiyaz anlamına gelen beneficiumlar ile Merovenj kralları askerî yahut idarî hizmetler karşılığında bir kısım topraklar özel şahıslara temlik etmişlerdir. Merovenj kralları beneficium uygulamasını gerçekleştirirken kendilerine bağlı insanları ödüllendirmeyi ve büyük toprak sahiplerinin merkezi otoriteye bağlanmasını amaçlamışlarsa da [21] 614 yılında I. Cothar’ın çıkarttığı kararname ile de büyük toprak için hiçbir engel kalmamış, kral toprakları yavaş yavaş soyluların eline geçmeye başlamış[22] ve bu soylular merkezî otoriteye karşı çıkarak âdem-i merkeziyetçi bir tavır takınmışlardır.

Neticede Roma’dan alınan bağımlılık ilişkileri, itaat ve koruma altına girme geleneği Germen Galya’sında da devam etmiş, Merovenjler Roma patronajı ve Germen savaş yoldaşlığı geleneklerini kullanarak başka bir bağımlılık ilişkisi oluşturmuşlardır. [23]

Feodalizmin Ortaya Çıkmasında Arap İstilalarının Etkisi

Belçikalı tarihçi Henri Pirenne’ye göre Arapların Avrupa içlerine kadar uzanan istila hareketinin feodalizmin oluşmasında etkisi büyüktür. Pirenne’ye göre Arap istilaları canlı ve dışa dönük Merovenj ticaretini sarmış ve toplum kapalı ekonomiye yönelmiştir. Ayrıca Akdeniz’deki ticaret hakimiyetinin de elden çıkması ile Doğu Roma’yı Germen krallıklarına bağlayan bağ kopmuştur. Bu gelişmelerle Merovenj Krallığı hakimiyetini kaybederek yerini Karolenj krallığına bırakmıştır. Karolenj krallığı bir kara devleti görünümünde olmuş ve Arapların Akdeniz’deki hakimiyetlerinden dolayı ticaret akışı zayıflamıştır. Tüccar sınıfının güç kaybetmesiyle devletin ekonomik temelini toprak sahibi soylular oluşturmaya başlamıştır. Böylece feodalizmin etmenlerinden olan malikaneler oluşmuş ve kapalı bir ekonomi meydana gelmiştir. Kılıçbay ise bu tezi abartılı bulmakla beraber Arapların Akdeniz’i ele geçirmelerinden önce de VII. yüzyılda Doğu- Batı ticaretinin gerilemeye başladığını söylemektedir. Buna ek olarak Frankların deniz ticareti ile ilgilenmediklerini belirtmiştir.[24]

Ticaretin gerilemesi ve kapalı bir ekonomiye geçiş kanaatimizce yalnızca feodalizme geçişte bir adım olmuştur. Feodalizmin Arap istilaları sonucu ortaya çıktığını söylemek fazlaca iddialı bir yorumdur. Feodalizmi ortaya çıkartan etmenlerden biri olarak ele almak daha uygundur

  1. Karolenj Döneminde Feodalizm’in Oluşması

4.1. Saray Bakanlığından İmparatorluğa

Saray bakanı Charles Martel’in 732 yılında Müslüman Araplara karşı kazandığı Puvatya zaferinden sonra gerek siyasi gerekse idari anlamda nüfuzu oldukça güçlenmiştir.  Bunun bir kanıtı olarak IV. Theoderic’in ölümünden sonra herhangi bir kral tahta geçmiş devlet idaresini Martel yürütmüştür. [25] Ayrıca, Martel’in döneminde Puvatya zaferinin ardından atlı kıtalara kilise arazisinin yağmalatılarak verilmesi feodalizmin başlangıcına sebep olan olaylar arasında görülmektedir.[26] Martel’in 741 yılındaki ölümünden sonra oğlu Kısa Pepin saray bakanlığı görevine geçmiştir. Pepin babasından elde ettiği nüfuzla beraber artık kendisinin kral olması gerektiğine inanarak Papaya elçi göndermiş ve gelen olumlu cevapla 751 yılında kendisini kral ilan etmiştir. Böylece Merovenj hanedanlığı sona ermiş Karolenj dönemi başlamıştır.[27]

Pepin döneminin önemli olayları arasında Lombardlara karşı Papalığı savunmak için İtalya’ya gitmesi yer alır. Neticede Lombardların işgal etmiş olduğu bölgeleri geri almış ve İtalya’nın merkezinde bulunan Roma ve çevresini Papalığa bağışlamıştır. Bu olay tarihe “Pepin Bağışı” olarak geçmiştir. Böylelikle papalık devleti kurulmuş olacaktır. [28]

771 yılında Pepin’in ölümüyle oğlu Charlemagne kral olmuştur. Charlemagne döneminde Karolenj devleti gücünün doruğuna ulaşmıştır. Öyle ki Charlemagne, Saksonya’da nüfuzunu arttırmış, İtalya’da Lombard devletinin varlığına son vermiş, 778’de İspanya’ya ve 791’de de Avarlar üzerine seferler yapmıştır. Görülüyor ki, Charlemagne devraldığı sınırları önemli ölçüde genişletmiştir. [29]

Charlemange’nin 778 yılında ölmesinin ardından yerine oğlu Dindar Louis geçmiştir. Ardından devlette iç mücadele ve karışıklıklar kendisini göstermiştir. İmparator Lois’in ölümüyle topraklar oğulları arasında paylaştırılmış bölünen topraklardan dolayı kardeşler birbirleriyle mücadeleye başlamıştır. Bu mücadelelerin sonucunda 843 yılında tarafların kabul ettiği Verdun Antlaşması ile imparatorluğun toprakları üç krallığa bölünmüştür. Britanya Okyanusu’ndan Meuse’ye kadar ki batı kısmı Kel Charles’a, Ren’ kadar uzanan Almanya toprakları Alman Louis’e ve İtalya ile Provence arasında kalan topraklar da en büyük oğul olan Lothar’a verilmiştir.  Verdun Antlaşması ile parçalanan topraklar, Dindar Louis’in oğullarının ölümünden daha sonra daha küçük parçalara ayrılmıştır. Ortaya çıkan otorite zaafı ile toprak sahibi aristokratlar daha fazla toprak elde etmiş ve bağımsız hareket eder olmuşlardır. 962 yılında I. Otto’nun Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nu kurması bu antlaşmanın en önemli sonucu olarak görülmektedir.[30]

4.2. Feodalizmin Ortaya Çıkışı: Karolenj Vassalitesi

Karolenjler, aristokrat kesiminden çıkan ve geleneksel krallığa karşı uzun bir mücadeleden sonra iktidara gelmişlerdi. İktidarı eli geçirirken silahlı ve kendilerine bağlı güçler oluşturmuşlardı. Bu nedenle hükümdarlığı ellerine altıktan sonra bu tutumlarından vazgeçmeleri beklenemezdi.[31] Öyle ki, Karolenj kralları tahta geçtiklerinde kendilerine bağlı kişileri ödüllendirmek amacıyla toprak temlikleri vermişler ve yüksek mevkideki kişilere de kendilerini desteklemeleri için topraklar vermişlerdir.[32] Bu bağlılığın üst sınıflara yayılma süreci VIII. Asrın sonu ile IX. Asrın başlarında görülmektedir. Keza III. Pepin tarafından 757 yılında Compiegne’de düzenlenen bir toplantı da anlatılan bir olaya göre Bavyera dükü III. Tassilo toplantıya geldiğinde, Frank geleneklerine uygun olarak ellerini kralın ellerinin üzerine koyarak kendini bir vasal olarak sunmuştur. [33]

768 yılında Charlemagne’nin Karolenj kralı olarak tahta oturmadan önce Roma egemenlik anlayışından uzaklaşıldığı görülmüştür. Öyle ki, artık iktidarın kaynağı toprak sahipliği olmuştur. Her bölgenin en fazla toprağa sahip olan kişisi o bölgenin yöneticisi konumundadır.  Cherlemagne merkezi otoriteyi yeniden güçlendirmek için mücadele etmiştir. Ekonomik koşulların geniş bir memuriyet sistemini engellediği gibi oldukça büyük sınırlara hâkim olan devletin haberleşme ağı da yavaş ve güvensizdi. Böylece güçlü bir biçimde var olan kişisel bağımlılıkları kullanmak yoluna gidilecektir.[34] Ancak mevcut şartlardan dolayı bunun tek yolu olarak yukarıda bahsettiğimiz beneficium toprak tevcihlerine başlamıştır. İdari ve askeri hizmet karşılığında dağıttığı toprakları kontrol etmek amacıyla “comes” ya da “ducs” adı verilen görevlileri bölgelere göndermiştir.[35] Bu uygulamanın farkı irsiyet yolu toprak aktarımının olmayışıdır. Beneficium sahibi öldüğünde toprak tekrar krala bağlanmaktadır. Bu durum ancak ileride göreceğimiz Quirzey yasası ile değişecektir. Neticede, Karolenjlerin döneminde bu beneficiumlar askeri hizmet karşılığında ödenen ücret şeklinde kullanılmaya başlanmıştır.[36]

Charlemagne, bağlılığını aldığı kişilerden yemin metni almıştır bu metni şöyledir: “Böylece ben efendim Charles’a ve onun oğullarına, onların sadık adamı olduğum ve hayatımın tümünde de olacağıma dair söz veriyorum.”[37] Ayrıca her bağlılığı alınan vasalın çağrı geldiğinde orduya katılması, silah, su ve at temin etmesi istenmiştir. Bu zorunluluğa “heerban” sistemi denmiştir ve bu sistemin feodalizme yön verdiği düşünülmektedir.[38]

Cherlemagne’nin merkezî otoriteyi güçlendirme çabaları tersi bir sonuç vermiş, siyasi nüfuz farklı toprak sahipleri arasında bölünmüş ve feodalizmin altyapısı hazırlanmıştır. Charlemagne söz konusu kişisel bağlılıklar ile otoritesini sağlamlaştırmayı düşünmüş toplumun yüksek kademesindeki bireyleri kendi vasalı yapmış onlardan da kendi kullarını vasalı yapmasını istemiştir. Ancak mahalli yöneticiler kendi gölgelerinde güçlerini artırarak kendi ordularını dahi kurmuşlardır.[39] Charlemagne’nin ölümünden sonra oğulları kendi arasında mücadelelere girişmiş bu karışıklık ve istikrarsız ortamda yerel toprak sahipleri kendi bağımsızlıklarını ilan etmiş hatta topraklarını oğullarına bırakmışlardır. Ayrıca 843 yılındaki Verdun Antlaşması ile yaşanan kaotik ortamdan dolayı “herkesin bir lordu olmalı” ilkesi benimsenmiştir. Yani krala bağlı beylerin altında birçok vasal birbirlerine bağlanmış ve en aşağıda serfler ve köylüler yer almaya başlamıştır. Bu durumda akıllara meşhur feodalite piramitlerini getirmektedir. Ancak bu karışıklık döneminin ardından Batı Avrupa feodalizme geçmiştir.

Charlemagne’den sonra feodalizme giden süreçte önemli bir mihenk taşı da torunu Batı Frank kralı Dazlak Karl’ın 877 yılında çıkardığı Quirezy Yasası’dır. Vasalın fief üzerindeki etkisinin artması bu yasa ile meydana gelmiştir. Öyle ki, feodal sistemin temeli olan fiefin babadan oğula geçmesi bu yasa ile gerçekleşmiştir. [40] Esasında Dazlak Karl bu yasayı İtalya’ya sefere çıkmadan önce ölen devlet görevlilerinin yerine varislerinin devlet makamına verasetini gerçekleştirmek için çıkarmıştır. [41] Ancak Quirezy’in ön gördüğü tedbirler normal fiefler için de uygulanmış ve yüksek kesimden vassalın vassalları da bu imtiyazlardan faydalanmıştır.[42] Dazlak Karl bu yasayı çıkartarak kontların merkeze daha da bağlı olacağını planlamış ancak durum bunun tam tersi olmuştur. Öyle ki, kontlar irsîlikten yararlanarak kendi bölgelerindeki kral topraklarına el koymuşlardır.[43]

Karolenj döneminin sonlarında feodalitenin temel özelliklerinden olan malikanelerin ortaya çıkması ile feodalite için önemli bir adım atılmış oluyordu. Malikaneler toprak sahiplerine ait olup kiracılar tarafından angarya metodu şekliyle işlenen arazilerdi. Malikanenin ortasında beyin evi bulunur, kilise, değirmen, demirhane, fırın, ahır gibi günlük yaşam için gerekli mekanlar ve kiracıların evleri bulunurdu. Malikanelere bağlı yaşayan kiracılar Pazar yerleri olmadığı için ticaret yapamadığından kapalı bir ekonomik sisteme geçilmiş olunuyordu.[44]

Feodalizm Karolenj hanedanın son dönemlerindeki çalkantılı ve istikrarsız bir ortamda doğmuştur. Ardından Kuzeyden İskandinavlar, güneyden Araplar ve doğudan Macarlar Batı Avrupa topraklarını istilaya başlamışlardır. Bu istilalar sırasından pek çok şato inşaat edilmiştir. Böylelikle kırsallarda güvenli olmayan bölgelerde yaşayan insanlar bu şatolarda yaşayan senyörlere sığınmışlar ve tâbi olmuşlardır. Bu sayede senyörler birçok vassalı kendilerine bağlamışlardır. Gittikçe güçlenen ve toprakları artan senyörler krala karşı bir güç durumuna gelmiş surlarının ardında adeta kendi devletlerini yönetmeye başlamışlardır. Böylelikle Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinden başlayan feodalizm Karolenj krallığında son halini almıştır.[45]

Lord ile vassallar arasında kurulan bağlılık ve ilişkiden ortaya çıkan feodal sistem zamanla bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Ayrıca senyörlere bağlanan ve surların içinde çalışan vassalların yerine getirmekle yükümlü oldukları askeri görevler neticesinde zırhlı şövalye sınıfı ortaya çıkmıştır. Bu şövalyeler doğrudan senyörün himayesinde olmuşlar ve istilacıları Avrupa’dan uzaklaştırmışlardır.[46]

Sonuç

Roma İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde fetihlerin durması ve köle ihtiyacının karşılanmaması ile birlikte yeni bir düzen ortaya çıkmıştır. Böylelikle serfleri andıran colonuslar ortaya çıkmış ve bunlar zengin toprak sahiplerinin malikaneleri andıran latifundium adlı çiftliklerinde yaşamaya başlamışlardır. Germen istilası ile Roma topraklarında Germen savaş arkadaşlığı geleneği ile tanışılmış ve Germenler ücret karşılığında hizmetlerde kullanılmıştır. Ardından en büyük Germen krallığını kuran Frankların, Merovenj hanedanları döneminde saray bakanlarının güç kazanması ile kralların otoritesi zayıflamıştır. Krallar güçlü senyörleri kendi hakimiyetlerinde toplamak için onlara birtakım imtiyazlar tanımışlardır. Charlemagne döneminde tekrar merkezi otoriteyi güçlendirmek için mücadele verilse de pek de başarılı olunamamış çünkü devlet otorite kurmak için yine toprak sahiplerine hizmetler karşılığı ayrıcalıklar tanımıştır. Charlemagne’nin ölümünün ardından ise Karolenj krallığı onulmaz bir iç çekişme ve mücadeleye sürüklenmiş topraklar Verdun Antlaşması ile üçe bölünmüştür. Batı Frank Kralı Dazlak Karl 877’ de güçlenen toprak sahiplerini kendisine bağlamak için Quizery Yasası’nı çıkartmıştır. Böylelikle imtiyaz tanınan senyörlere bu imtiyazlar ve topraklar irsiyet yolu ile geçmeye başlamıştır.

Avrupa’da cereyan eden Macar ve Norman akınlarının da feodalizme geçiş süreci için önemli katkıları olmuştur. Öyle ki, toprak sahipleri kendilerini korumak için surlarla çevrili müstakil şatolar inşa etmiş kırsalda savunmasız bölgede kalan kişiler ise bu şatolara sığınıp senyörün vassalı olmuşlardır. Feodalizm böyle karışık ve istikrarsız bir ortamda doğup Avrupa’ya yayılmıştır.

 Kaynakça

Bloch, Marc, Feodal Toplum, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Doğu Batı Yayınları, Eylül, 2019.

Cin, Halil, Akyılmaz, S. Gül, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya, 1995.

Çiftçi, Sait Emre, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, Tarih Araştırmaları Dergisi, C.39/S.68, 2020, s.225-250.

Davıes, Norman, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011.

Demirkent, Işın, “Franklar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1996, XIII.,    Ankara, 2013, s. 173-176.

Duby, Georges, Ortaçağ İnsanları ve Kültürü, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, Ankara, 1990.

Eco, Umberto, Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2014.

Genç, Özlem, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, Lotus Yayınevi, Ankara, 2013.

Keçiş, Murat, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, Ortaçağ Tarihi, ed. Selim Hilmi Özkan, İdeal Kültür Yayıncılık, İstanbul, 2016, s.433-473.

Le Goff, Jacques, Ortaçağ Batı Uygarlığı, çev. Hanife Güven- Uğur Güven, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2017.

Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009.

 

[1] Halil, Cin, S. Gül, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, Selçuk Üniversitesi Yayınları, 1995, Konya, s. 2.

[2] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.5.

[3] Umberto, Eco, Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2014, s. 212.

[4] Jacques, Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, çev. Hanife Güven- Uğur Güven, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2017, s.99-100.

[5] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.5.

[6] Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, s.96.

[7] Georges, Duby, Ortaçağ İnsanları ve Kültürü, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, Ankara, 1990, s. 52.

[8] Sait Emre, Çiftçi, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, Tarih Araştırmaları Dergisi, C.39/S.68, 2020, s. 226.

[9] Murat, Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, Ortaçağ Tarihi, ed. Selim Hilmi Özkan, İdeal Kültür Yayıncılık, İstanbul, 2016, s. 458.

[10]Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.8.

[11]Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.8.

[12] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.9-14.

[13]Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.459.

[14] Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.460.

[15] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.15-17.

[16] Özlem, Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, Lotus Yayınevi, Ankara, 2013, s.3-4.

[17] Işın, Demirkent, “Franklar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 1996, XIII., s.173

[18] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesans, s.27-35.

[19] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.3-4.

[20] Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.461.

[21]Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.18.

[22]Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.461.

[23] Çiftçi, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, s.229.

[24] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.20-21.

[25] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.4.

[26] Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.462.

[27] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.5.

[28] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.5; Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.462.

[29] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.6.

[30] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.17.

[31] Marc, Bloch, Feodal Toplum, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Doğu Batı Yayınları, Eylül, 2019, s.242.

[32] Çiftçi, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, s.232.

[33] Eco, Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, s.214.

[34] Bloch, Feodal Toplum, s.243.

[35] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.23.

[36] Norman, Davıes, Avrupa Tarihi, (çev: M. Ali Kılıçbay) Ankara, İmge Kitabevi Yayınları,2011, s.341.

[37] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.119.

[38] Genç, Birleşik Avrupa’nın Mimarı Şarlman ve Karolenj Rönesansı, s.107.

[39] Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, s.60.

[40] Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, s.97.

[41] Eco, Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, s.216.

[42] Çiftçi, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, s.234.

[43] Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.464.

[44] Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.25.

[45] Çiftçi, Fransa ve Almanya’nın Feodalizm’in Askeri ve Siyasi Yönden Gelişimi, s.234.; Cin, Akyılmaz, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, s.27.

[46] Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, (çev: Fethi Aytuna), İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2009. s.193.; Keçiş, “Kavimler Göçü ve Feodalite”, s.467.

Comment here