Ortaçağ

Buhara’da İslâm’ın İlk Zamanları

Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Yasin Usta

Türklerin İslâm dinine girmesiyle ilgili birçok iddia ortaya atılmaktadır. Kılıç zoruyla Müslüman olduklarını söyleyen, Türklerin var olan dinlerine benzediği için gönül rahatlığıyla İslâm’ı seçtiğini dile getiren, birtakım siyasî fırsat için tercih ettiklerini belirten araştırmacılar mevcut. Biz yazımızda bu iddialardan ziyade gerçekleşen mücadeleden sonra halkın İslâm dinini benimsemesi için yapılan uygulamalardan, Buhara özelinde, Tarih-i Buhara’nın tavassutuyla bahsedeceğiz.

Kılıç zoruyla, eski dinlerine benzerliğiyle, ticaretle, dostlukla; iddia edilen hangi sebep olursa olsun Türklerin İslâm dinine girdiği bir gerçek. Peki dine, ibadetlere, dinî ritüellere Buhara halkının ısınması için neler yapılmıştır, nasıl teşvik edilmiştir. Burada dikkatimizi üç şey çekmektedir: Farsça Namaz, namaz için ödenen para ve inşa edilen camideki kapıların üstündeki put suretleri.

Tarih-i Buhara’dan aktarıyoruz:

“Kuteybe b. Müslim, doksan dört senesinde [712-713] Buhara hisarı içinde Mescid-i Cami’ bina etti. [Mescid-i Cami’in bina edildiği] o yer [eskiden] puthane idi. Buhara halkına her Cuma orada toplanmalarını buyurdu. Öyle ki münadi, her Cuma “Her kim Cuma namazında hazır olursa, iki dirhem verilecektir.” diyordu.

Buhara halkı, İslâm’ın ilk [dönemlerinde], namazda Kur’an’ı Farsça (Parisî) okuyorlardı. [Çünkü] Arapça (Arabî) bilmiyorlardı. Rükû’ vaki olunca/gelince orada bulunan bir adam onların arkasından bekünita nekimet”, secde yapmak istediklerinde “nekuniya nekuni” diye bağırıyordu.

Muhammed-i Ca’fer, kitabında Buıhara Mescid-i Cami’inin kapıların üzerinde suret gördüğünü zikretmiştir. O yüzler kazınmış ve kalanı öylece bırakılmıştı. Kendi üstadına [câmi’i yapana] “O kapılar önceden mi yapılmıştır [eskiden mi kalmıştır?”] diye sordum. Yaşlı bir adam bu durumun sebebini şu şekilde anlattı: “O zamanda şehrin dışında, zenginlerin oturdukları yedi yüz köşk vardı. Onlar [bu köşklerde oturanlar] kibirli [ve zengin] olduklarından Mescid-i Câmi’e [bunlardan] fazla kimse gelmiyordu. Fakat fakirler, o iki dirhemi almak için geliyordu.

Bir Cuma günü Müslümanlar köşklerin kapısına gittiler ve onları Cuma namazına çağırdılar. Israr ettiler. [Fakat köşklerde oturanlar kabul etmedikleri gibi] köşklerin damından onlara [Müslümanlara] taş attılar. [Aralarında] çatışma oldu. Müslümanlar galebe ettiler ve onların köşklerinin kapılarını söküp getirdiler. Onların hepsi o kapılara kendi putunun suretini yapmış idi. Mescid-i Câmi’ kalabalıklaşınca, o kapıları Mescid-i Cami’in [genişletilmesi için] kullandılar. Yüz suretlerini kazıdılar. Kazıyamadıklarını da bırakıp öylece kullandılar.”[1]

Anlatı da gördüğümüz açıktır: Halkı dine ısındırmaya çalışırken ona para veren, Arapça dışında bir dille ibadet yapmasını sağlayan ve müsamaha ile bazı aşırılıkları hoş gören bir yönetim. Aynı zamanda yoksulluğu sebebiyle ibadete para için katılan bir halk. Görülen odur ki insanın olduğu her yerde var olan şartlar kendini göstermektedir ve yaşanılan değişikliklerin bambaşka sebeplerinin olduğu da bilinmelidir. Tek bir doğru veya bir tek haklı varmışçasına hareket etmek yerine, yaşamın hakikatini bilerek tarihi okumak tezlerimizi güçlendirirken, hakikate yaklaşmamızda da yardımcı olur.

İslâmlaşma sürecinin tamamının bu hikayeden yaptığımız çıkarımlar olmadığı aşikardır. Yapılan katliamların, halkı İslâmlaştırmaktan kaçınan devlet adamlarının, mevkilerini kötüye kullanan kişilerin var olduğunu tarihî kaynaklarda görmekteyiz. Bununla birlikte yukarıda zikrolunan bir sürecin de varlığından haberdar olmamız, İslâmlaşma sürecini yorumlarken daha doğru tespitler yapabilme adına önemlidir.

[1] Narşahî, Tarih-i Buhara (çev. Erkan Göksu), Türk Tarih Kurumu, 2013, s. 75-76.

Comment here