Ortaçağ

Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve Gazaları

Bu makaleyi 27 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Kemal Ramazan Haykıran

Daha şehzade iken donanmanın başına geçen Umur Bey’in ilk adımlarından biri İzmir’e yönelmek olmuştu. Güney doğusundan İzmir’e giren Umur Bey Güney İzmir’i daha doğru tabiri Yukarı İzmir’i yani Kadife Kale ve eteklerini ele geçirmeyi başarmıştı. Fakat esas İzmir kentini yani limanı ele geçirmekte başarılı olamamıştı. Umur Bey, Yukarı İzmir Beyi olduktan sonra ilk askerî faaliyet olarak, şehrin kıyı kesimini oluşturan ‟Aşağı İzmir”i kuşattı. Birkaç yıl sürdüğü anlaşılan kuşatmanın ardından 1329 yılında, Latinlerin elindeki kale fethedildi.[1] Bu fetih, onun büyük bir gazi olarak nam salmasının başlangıcı oldu. Aşağı İzmir’in fethinden sonra kısa sürede kurdurduğu tersanelerde yapılan donanması ile 1329 yılı içerisinde tekrar harekete geçerek ilk deniz seferine Bozcaada üzerine çıktı. Denizde yapılan savaşta düşmanlarına üstün geldi ve düşman gemileri geri çekilmeye zorladı[2]. Umur Bey’in Aşağı İzmir’i elinden aldığı Latinler, bundan sonra Sakız Adası’na giderek yerleşmiş ve Aydınoğulları Beyliği’ne vergi vermekteydiler. Ancak Bizans İmparatoru bölgeye gelerek Latinlerin kendi ada valisini görevden alarak yerine başkasını tayin etmesi üzerine[3] haberi alan Umur Bey, ağabeyi Hızır Bey ve kardeşi İbrahim Bey ile birlikte yaklaşık 50 parçadan oluşan donanması ile denize açıldı ve adaya saldırdı. Denizden ve karadan kuşatılan ada ele geçirilemese de tüm adayı yağmalayan ve pek çok ganimet elde eden Umur, İbrahim ve Hızır Beyler, memleketlerine döndüler[4] Tüm bu deniz gazâları, Umur Bey’in şöhretini günden güne arttırmıştır; nitekim, Âriflerin Menkîbeleri adlı eserin müellifi olan ve Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi ile Türkmen beyliklerini gezen Eflâkî, Umur Bey’in Mevlevîliğe olan ilgisinden ve denizlerdeki kahramanlıklarından dolayı eserinde ondan büyük bir övgü ile söz eder[5].

Aydınoğlu Mehmed Bey ve Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleogolos (1328-1341), 1329 yılında saldırmazlık anlaşmasında bulundular; ancak Umur Bey, 1331 senesinde Gelibolu üzerine deniz seferine çıktı, çevre kale ve şehirleri yağmalayarak bol esir ve ganimet ile İzmir’e döndü. Bunun üzerine, oğlunu başkent Birgi’ye çağıran Mehmed Bey, burada oğlu ile görüştü. Yaptığı seferin gerekçelerini açıklayan Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir’e dönmüştür[6].

Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir tersanesinde büyük bir donanma inşasına girişmiş, hazırlıklar tamamlandıktan sonra da 1332 yılında donanması ile birlikte denize açılmıştır. Önce İşkopelos, İşperos, İpsara adalarını fethetti, ardında da Tuzla ve Mondonico kalelerini kuşattı ve anlaşma karşılığında kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Sonrasında tekrar denizlere açılan Umur Bey, Eğriboz kalesi ve şehrini haraca bağlayıp Menevşe kalesini ele geçirerek ve bir takım başka adaları da yağmalayıp bol ganimet ve esir ile İzmir’e döndü[7]. Bu başarılarından ötürü Mehmed Bey yanında diğer oğulları olduğu halde bizzat İzmir’e gelerek oğlunu başarılarından dolayı tebrik etti[8].

Yeni bir sefer hazırlıklarına girişen ve daha büyük bir donanma oluşturan Umur Bey’in bu seferki hedefi Mora Yarımadası idi. 1333-34 yılında Büyük bir donanma ve asker gücü ile Yunan ana karası sayılan Mora’ya saldıran Umur Bey, adayı yağmalayarak yine pek çok ganimetin yanında esirler ile birlikte İzmir’e döndü. İzmir’e döndüğünde yine babası Ulubey Mehmed Bey tarafından karşılanan Umur Bey, buradan hareketle babası ile Birgi’ye gitti[9]. Baba-oğul çıktıkları bir av sırasında Mehmed Bey atının üstünden nehire düştü ve hastalandı. Mehmed Bey, hastalığı atlatamayarak kısa bir süre sonra vefat etmiştir (1334).

Umur Bey, normal şartlarda en büyük oğul olarak Hızır Bey’in hakkı olmasına rağmen ağabeyi Hızır Bey, diğer kardeşleri ve amcalarının müttefiken Ulu beyliğe kendisini seçmesinin sonucunda babasının ardından 1334 yılında Aydınoğulları Beyliği’nin ikinci Ulu beyi olmuştur[10].

Aydınoğulları Beyliği ve Umur Bey’in Ege Denizi ve adalarındaki faaliyetlerinden en büyük ticarî zarara Latinler, yani İtalyan cumhuriyetleri ve özellikle de Venedik uğramaktaydı. Bunun sonucunda 1332 yılından bu yana bir haçlı savaşı düşüncesi Latinlerde belirmişti[11]. Bu düşünce çerçevesinde bir haçlı donanması kuruldu ve kendisinin Birgi’de, babasının yanında bulunduğu sırada, bu haçlı donanması İzmir’e bir saldırıda bulunsa da, Umur Bey İzmir’e dönmeden bu saldırı Aydınoğulları Beyliği’nin İzmir’deki asker ve yöneticileri tarafından bertaraf edilmiş ve donanma geri çekilmek zorunda bırakılmıştır[12]. Bu kez de, babasının ölümü dolayısıyla, Birgi’de bulunduğu sırada haçlı donanması İzmir’e tekrar saldırdı. Haberi aldıktan sonra Ulubey olarak ivedilikle İzmir’e dönen Umur Bey, haçlıların bu saldırısını da boşa çıkardı[13]. Haçlı saldırılarını boşa çıkaran Umur Bey, donanmasını hazır hale getirdikten ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra misilleme amacıyla Saruhanoğlu Süleyman Bey ile ittifak yaparak öncekilerden çok daha büyük bir donanma ile Ege Denizi’ne açıldılar. Ege Denizi’ndeki pek çok adaya akınlar düzenleyip, yağmalayıp, haraca bağladıktan sonra Mora Adası’na saldırdı ve buradan elde ettiği önemli bir ganimet ile birlikte 1335 yılında İzmir’e döndü[14].

Bu deniz seferlerinin ardından Umur Bey, 1335 yılı içerisinde Bizans’ın Batı Anadolu’da elinde kalan son büyük ve önemli kale ve şehir olan Philidephia’yı (Alaşehir) kuşattı ve burayı vergiye bağlayarak geri döndü[15]. Kendisi ve devletinin bilgi ve yetkisi dışında Midilli Adası’nı ele geçiren Foça Valisini cezalandırmak isteyen İmparator III. Andronikos, bölge üzerine sefer çıkmıştı. Bölgeye geldikten sonra Midilli ve Foça’yı kuşatan İmparator, Aydınoğulları Beyliği ile anlaşmazlıklara son vermek ve ittifak yapma isteğindeydi. Bundan sebep, kendine en yakın devlet adamlarından Kantakuzenos’u Umur Bey ile görüşmeler yapmak üzere gönderdi. Karaburun’da görüşen Kantakuzenos ve Umur Bey anlaştı ve iki devlet arasında ittifak 1336 yılında kurulmuş oluyordu. Ayrıca, yapılan anlaşma gereği Aydınoğulları ordu ve donanması Bizans kale ve şehirlerine saldırmayacak, Bizans düşmanlarıyla savaş halindeyken beylik, yardımcı askerî birlikler gönderecektir. Böylelikle Aydınoğulları Beyliği büyük bir diplomasi zaferi kazanırken bir yandan da Kantakuzenos-Umur Bey dostluğu ve ittifakı kurulmuş oluyordu[16]

1337 yılında Atina’nın Katalan dükü, Latinlere karşı Umur Bey’den yardım talebinde bulunmuştur. Bu talebi olumlu karşılayan Umur Bey, Atina’ya gelmiştir. Dönüş yolunda da Sifnos, Andros, İşkinos, Para ve Nakşa adaları Umur Bey’in akınlarına uğramış ve yağmalanmıştır[17]. Daha sonra Eğriboz Adası’na ayak basan Umur Bey, İmparatorun telkinleri sonucu Bizans’a karşı ayaklanan Arnavutlar üzerine yürümüş ve kalelerini yağmalamış, kuşatmış, fakat çıkan fırtınada donanmasının zarar görmesi üzerine gemilerinin hasarlarını giderdikten sonra 1338 yılında İzmir’e dönmüştür[18]. Bu seferin ardından tekrar hazırlıklara girişen Umur Bey, tekrar Mora üzerine bir sefer tertiplemiştir[19].

Bizans ile yapılan ittifak çerçevesinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve donanması, Bizans İmparatorunun ayaklanan Arnavutlar üzerine yaptığı sefere katılmıştır. Epir ve Tuna Seferi de denilen bu iki sefer esnasında, Umur Bey,  Düsturnâme’deki anlatıma göre Mora’nın Korint (Germe) körfezinde geldiğinde gemilerini karadan yürüterek karşıya geçirmiş, oradan da hareketle Konstantinopolis (İstanbul) önlerine gelmiş ve buradan donanmayla Karadeniz’e geçerek kuzey Epir bölgesindeki isyanı bastırmış, bölgedeki bazı yerleri de asi Arnavutlardan temizlemişlerdir. Karadeniz’e ulaştıktan sonra bu denize kıyısı olan Kili çevresini iki müttefik güç yağmaladıktan sonra bol ganimet ile geri dönülmüştür. Dönüş yolunda tekrar Korint körfezinden gemiler karadan yürütülerek karşıya geçilmiş ve İzmir’e dönülmüştür[20]. Ancak sefer güzergâhının mesafesi, zamanı ve seferin gelişme şekli içerisinde bu bilgiye dair önemli kuşkular barındırır; bu eserde Epir seferi önceden yapılmış bir deniz seferi, gemilerin karadan yürütüldüğü yer de Gelibolu Yarımadası olmalıdır. Ayrıca, Düsturnâme’de bu iki sefer, tek bir sefer olarak verilmekterdir[21].

1341 yılına gelindiğinde Andronikos’un ölümü ve İoannes Paleogolos’un küçük yaşta imparator olmasının ardından Kantakuzenos’un onun vasisi olması dolayısıyla Kantakuzenos-Umur Bey ittifakı, daha önemli bir hal aldı. Kendisine karşı kurulan Osmanoğulları, Karesioğulları, Saruhanoğulları ittifakını onlarla anlaşarak ortadan kaldırdı ve Umur Bey’i de kendi saflarına kattı[22]. 1342 yılına gelindiğinde İmparatorluk davasına düşen Kantakuzenos, rakipleri karşısında zor duruma düşünce müttefiki ve yakın dostu Umur Bey’den yardım istedi. Bu isteği olumlu karşılayan ve kabul eden Umur Bey’de önemli sayıda askerî gücü ve güçlü donanmasıyla Kantakuzenos’un yanına Dimetoka’ya geldi. Derhal harekete geçen Umur Bey, Balkanlardaki iklim şartları yüzünden ordusunda kayıplar verilmesi üzerine ani bir kararla 1343 yılında İzmir’e geri döndü. Aydınoğullarının geri dönüşü karşısında tekrar zor duruma düşen Kantakuzenos tekrar Gazi Umur Bey’den yardım talebinde bulundu. Bunu üzerine tekrar harekete geçen Umur Bey, donanması ile Selanik’e gelerek burada karaya çıktı, şehri ve çevreyi yağmaladı[23]. Kantakuzenos ile Trakya kentlerini bir bir dize getirdikten ve Kantakuzenos’a bağlılıklarını bildirmelerini sağladıktan sonra iki hükümdar, Konstantinopolis’e; imparator ve annesi nezdine elçilerini göndermişlerdir. İmparator ve annesi Umur Bey’e geri dönmesi ve bu ittifaktan ayrılması için çağrıda bulunsalar da o bunu kabul etmedi. Ardından birlikte Mora Yarımadası üzerine sefere çıktılar. Sefer sırasında Umur Bey’in hastalanması üzerine Dimetoka’ya geri dönüldü ve yolda bir Bizans ordusunun kendilerine saldırmaları üzerine yapılan savaştan galip çıktılar[24].

Seferin uzaması, askerin geri dönme isteği ve kendisinin de rahatsızlanmasından dolayı Umur Bey, Kantakuzenos’a daha sonra tekrar asker toplayarak geri döneceğini, kendisine yardıma geleceğinin sözünü vermiştir. Tüm bu yorucu seferin ardından 1344 yılında ordusu ile birlikte İzmir’e geri dönmüştür[25].

Umur Bey’in İzmir Bey’i olmasından başlayarak Ulubey olma sürecinde devam eden yok gazâ ve akınlar, Latinler için gün geçtikçe daha büyük ticarî kayıplara ve problemlere neden olmaktaydı. Bu yüzden, papa öncülüğünde İzmir’i geri almak için Venedik, Rodos, Kıbrıs ve Cenova gemilerinden oluşan bir haçlı donanması oluşturuldu ve bu donanma 1344 yılı içerisinde İzmir’e saldırdı. Bu ani ve beklenmedik saldırıya hazırlıksız yakalanan beylik ve Umur Bey, Aşağı İzmir’i yani liman bölgesini haçlılara bırakarak geri çekilmek zorunda kalmıştır[26]. Hemen hazırlıklara başlaya Umur Bey, Aşağı İzmir’i geri alma niyetindeydi. Bunun için kuvvetlerini topladıktan ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra süretle tekrar Aşağı İzmir Kalesi’ni kuşatarak abluka altına aldı. Bu kuşatma sonuçsuz kalsa da 1345 yılında Latinlerin Yukarı İzmir’i ele geçirmek için yaptığı bozguna uğratarak geri püskürttü[27].

Bu sıralarda Yukarı İzmir’e gelen Saruhanoğlu Süleyman Bey, Umur Bey ile konuşarak onu Ege adaları ve Rumeli üzerine yeni bir deniz seferine ikna etti. İçinde Aşağı İzmir’in intikamını alma hissiyatı ile hareket eden Umur Bey, kendi donanması yanında Saruhanoğulları ve Karesioğulları donanmaları ile birlikte müttefik bir donanma oluşturaraktan üç beyliğin donanması deniz açıldı[28]. Gelibolu üzerinden Rumeli’ye geçen müttefik kuvvetler, önce Dimetoka, Selanik ve Gümülcine kale ve şehir ve etraflarını yağmaladılar. Ardından Kantakuzenos ve kuvvetleri ile birleşen Umur Bey ve Aydınoğlu kuvvetleri Kantakuznos’un Balkanlardaki düşmanları üzerine yürüyerek onları yenilgiye uğratmışlardır. Kantakuzenos’un rakiplerinin öldürüldüğü haberleri ile gelmesinin ardından hem Umur Bey hem de Süleyman Bey, bu fırsattan istifade Kantakuzenos’a başkente hareket edilmesi gerektiği yönünde telkinlerde bulunsalar da Konstantinopolis’in politik ortamının buna uygun olmadığı haberleri üzerine Makedonya’ya doğru geri dönülmek zorunda kalınmıştır[29].

Yolculuk esnasında Süleyman Bey’in ölmesi üzerine derin bir üzüntü yaşayan Umur Bey, geri dönme kararı aldı ve Kantakuzenos’a da bu kararını bildirdikten sonra, 1346 yılında İzmir’e geri döndü[30]. Bu sırada, Umur Bey ve diğer beylerin tekrardan denizlerde ve Rumeli’de faaliyet göstermelerinden büyük bir rahatsızlık duyan, korkan ve zarara uğrayan Latinler, papanın öncülüğünde yeni bir haçlı donanması oluşturdular. Haçlı donanmasının İzmir’e saldırmasından sonra Umur Bey, kuvvetleri ile haçlıları Aşağı ve Yukarı İzmir Kaleleri arasındaki bölgede karşıladı. Yapılan savaşta Umur Bey, haçlı ordusunu yenilgiye uğrattı[31].

Tüm bunların ardından Umur Bey, diplomatik temaslarda bulundu. 1347-48 yılı içerisinde Latinler ile elçiler aracılığıyla yapılan görüşmelerde Aşağı Kale’nin yıkılması ve bazı ticarî imtiyazlar karşılığında Latinler ile anlaşmaya varılsa da papa bunu kabul etmedi[32]. Anlaşmanın kabul edilmemesinin ardından Gazi Umur Bey, 1348 yılı içerisinde ordusunu toplayarak Aşağı İzmir Kaleye kuşattı. Cesurca ve askerlerine cesaret vermek için en ön saflarda bizzat çarpışan Umur Bey, kale surlarına tırmanırken vücuduna saplanan bir ok sonucu şehit düşmüştür[33]. Umur Bey’in şehit olmasından sonraki vaziyette Aydınoğulları’nın kıyı limanlarını kapsayan hâkimiyeti zayıflamış, donanması etkisiz hale gelmiş ve Kıyı İzmir’i ise Türk hâkimiyetinden tamamen çıkmıştır.

 

 

KAYNAKÇA

 

AKIN, Himmet, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, İstanbul 1946.

BAYKARA, Tuncer ‟Aydınoğulları’nın İlk Devirlerine Dair Mülahazalar”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu-I: Aydınoğulları Tarihi, 4-6 Kasım 2010, yay. haz. Cüneyt Kanat, Mehmet Ersan, Mehmet Şeker, TTK, Ankara, 2013, S.33-40.

DAŞ, Mustafa, ‟Aydınoğlu Umur Bey’in Tartışılan Epir ve Tuna Seferi”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu-I: Aydınoğulları Tarihi, 4-6 Kasım 2010, yay. haz. Cüneyt Kanat, Mehmet Ersan, Mehmet Şeker, TTK, Ankara, 2013, s.73-82.

EFLÂKÎ, Âriflerin Menkıbeleri, (çev.T. Yazıcı), c.II, Ankara 1989.

EMECEN, Feridun, ‟Umur Bey”, TDVİA, c.42, 2012, s.156-159.

EMECEN, Feridun, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Timaş Yayınları, İstanbul 2016.

ENVERÎ, Düsturnâme-i Enverî, (nşr. Mükrimin Halil Yinanç,), İstanbul 1929.

ENVERÎ, Düsturnâme-i Enverî, (trc. İ. Melikoff Sayar, Le Destan d’Umur Pacha), Paris 1954.

İNALCIK, Halil, ‟Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikleri Bizans ve Haçlılar”, Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu(23-25 Haziran 1997), TTK yay., Ankara 1999.

KONUKÇU, Enver, ‟Aydın İli’nin Gelişiminde Aydın Bey”, Tire Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler, C.2, ed. Mehmet Akif Erdoğru-Şule Pfeiffer Taş, 12-13 Mart 2015, İzmir, s.109-118.

KEÇİŞ, Murat, Aydınoğulları Beyliği-Bizans Devleti İlişkileri, (1308-1390), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2003.

KEÇİŞ, Murat, ‟Aydınoğulları Beyliği’nde Mehmed Bey’den Sonra ‘Uluğ Bey’ Kim Olduğu Konusunda Yeni Bir Yorum”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu-I: Aydınoğulları Tarihi, 4-6 Kasım 2010, yay. haz. Cüneyt Kanat, Mehmet Ersan, Mehmet Şeker, TTK, Ankara, 2013, s.63-72.

LEMERLE, Paul, l’Emirat d’Aydin Byzance et L’Occident: Recherches Sur la Geste d’Umur Pacha, Paris 1957.

MERÇİL, Erdoğan, ‟Aydınoğulları”, TDVİA, c.4, 1991, s.239-241.

NICOL, Donald M., Bizans’ın Son Yüzyılları: 1261-1453, (çev. Bilge Umar), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2016.

TURAN, Şerafettin, Türkiye İtalya İlişkileri I: Selçuklular’dan Bizans’ın Sona Erişine, İstanbul 1990.

[1] Akın Aydınoğulları Hakkında, s.32-33.

 

[2] Feridun Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Timaş Yayınları, İstanbul 2016, s.238,239; Enverî, Düsturnâme-i Enverî, (trc. İ. Melikoff Sayar, Le Destan d’Umur Pacha), Paris 1954, 53-55.

 

[3] Donald M. Nicol, Bizans’ın Son Yüzyılları: 1261-1453, (çev. Bilge Umar), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2016, s.213.

[4] Emecen, İlk Osmanlılar, s.239; Sayar, Le Destan, s.56-59.

[5] Feridun Emecen, ‟Umur Bey”, TDVİA, c.42, 2012, s.157; Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, (çev.T. Yazıcı), c.II, Ankara 1989, s.344-345.

[6] Paul Lemerle, l’Emirat d’Aydin Byzance et L’Occident: Recherches Sur la Geste d’Umur Pacha, Paris 1957, s.63-74; Emecen, ‟Umur Bey”, s.157.

[7] Akın, Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.17; Sayar, Le Destan, s.64-73; Şerafettin Turan, Türkiye İtalya İlişkileri I: Selçuklular’dan Bizans’ın Sona Erişine, İstanbul 1990, s.162; Nicol, Son Yüzyıllar, s.215;

Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.38; Enverî, Düsturnâme-i Enverî, (nşr. Mükrimin Halil Yinanç,), İstanbul 1929, s.26-33.

[8] Akın, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, s.17; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.39.

 

[9] Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.39; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.39.

[10] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.38; Murat Keçiş, ‟Aydınoğulları Beyliği’nde Mehmed Bey’den Sonra ‘Uluğ Bey’ Kim Olduğu Konusunda Yeni Bir Yorum”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu-I: Aydınoğulları Tarihi, 4-6 Kasım 2010, yay. haz. Cüneyt Kanat, Mehmet Ersan, Mehmet Şeker, TTK, Ankara, 2013,s.63-69.

[11] Nicol, Son Yüzyıllar, s.215; Turan, Türkiye-İtalya, s.161; Emecen, İlk Osmanlılar, s.241.

[12] Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.45-46; Emecen, İlk Osmanlılar, s.241-243; ‟Umur Bey”, s.157.

[13] Erdoğan Merçil, ‟Aydınoğulları”, TDVİA, c.4, 1991, s.240.

[14] Emecen, İlk Osmanlılar, s.243; Sayar, Le Destan, s.78-81; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.39; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.47.

[15] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.40; Emecen, İlk Osmanlılar, s.244; ‟Umur Bey”, s.157; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.47.

[16] Nicol, Son Yüzyıllar, s.216-217; Lemerle, l’Emirat d’Aydin, s.89-101; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.48; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.41-42.

[17] Emecen, İlk Osmanlılar, s.245; ‟Umur Bey”, s.157; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.42; Sayar, Le Destan, s.85-86.

[18] Nicol, Son Yüzyıllar, s.233; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.42; Sayar, Le Destan, s.87; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.49; Emecen, İlk Osmanlılar, s.245.

[19] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.42; Sayar, Le Destan, s.85-88; Emecen, İlk Osmanlılar, s.245.

[20] Sayar, Le Destan, s.89-93; Mustafa Daş, ‟Aydınoğlu Umur Bey’in Tartışılan Epir ve Tuna Seferi”, Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu-I: Aydınoğulları Tarihi, 4-6 Kasım 2010, yay. haz. Cüneyt Kanat, Mehmet Ersan, Mehmet Şeker, TTK, Ankara, 2013, s.73-74.

[21] Emecen, İlk Osmanlılar, s.245-246; ‟Umur Bey”, s.157; Daş, ‟Epir ve Tuna Seferi”, s.73-82; Lemerle, l’Emirat d’Aydin, s.129-143.

[22] Emecen, İlk Osmanlılar, s.247; ‟Umur Bey”, s.157; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.50-51; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.44.

[23] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.44-45; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.53; Emecen, İlk Osmanlılar, s.247-248; ‟Umur Bey”, s.157-158.

[24] Emecen İlk Osmanlılar, s.248-249; ‟Umur Bey”, s.158.

[25] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.44-45; Emecen, İlk Osmanlılar, s.249; ‟Umur Bey”, s.158.

[26] Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.54-57; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.45; Emecen, İlk Osmanlılar, s.251; ‟Umur Bey”, s.158.

[27] Akın, Aydınoğulları-Bizans İlişkileris.45; Turan, Türkiye-İtalya, s.168; Emecen, İlk Osmanlılar, s.252; ‟Umur Bey”, s.158.

[28] Keçiş, Aydınoğullar-Bizans İlişkileri, s.58; Halil İnalcık, ‟Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikleri Bizans ve Haçlılar”, Uluslararası Haçlı Seferleri Sempozyumu(23-25 Haziran 1997), TTK yay., Ankara 1999, s.182; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.46.

[29] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.46; Emecen, İlk Osmanlılar, s.252-253; ‟Umur Bey”, s.158; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.59-60.

[30] Emecen, ‟Umur Bey”, s.158; İlk Osmanlılar, s.253; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.46; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.60;

[31] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.46-47; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.60-61-62; Feridun Emecen, yapılan bu savaşta iki tarafın kesin bir sonuç almadığını söylemektedir (İlk Osmanlılar, s.253; ‟Umur Bey”, s.158).

[32] Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.63; Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.47-48;Emecen, İlk Osmanlılar, s.253; ‟Umur Bey”, s.158.

[33] Akın, Aydınoğulları Hakkında, s.48; Keçiş, Aydınoğulları-Bizans İlişkileri, s.63; Emecen, İlk Osmanlılar, s.253-254; ‟Umur Bey”, s.158-159.

Comment here