EskiçağİncelemeİslamOrtaçağ

Aya Yorgi Kültü Özelinde Rumileşme

Bu makaleyi 21 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Furkan Canoğlu

GİRİŞ

Türkler, Anadolu Coğrafyasına geldiklerinde yanlarında dilleri, inançları ve teknik becerilerini de getirdiler. Anadolu’da kadim ve çok çeşitli bir kültürle karşılaştılar. Tabiidir ki bu kültürler, halklar arasında hemen her alanda alışveriş oldu. Batı’da ve ülkemizde bu konu üzerine birçok tarihçi çalışmıştır. Merhum Fuad Köprülü’nün bu konuya işaret ettiğine de dikkat çekilmelidir. Fakat bu konuyla ilgili özel olarak ve sistemli bir şekilde inceleyen F. W. Hasluck olmuştur. Hasluck, Bektaşilik İncelemeleri adlı çalışmasında Anadolu ve Rumeli’nde Hristiyan ve Müslüman Evliya (Aziz) kültleri üzerinde durmuş ve ortak noktalarını, kesişim bölgelerini saptamaya çalışmıştır. Bu metinde, bu coğrafyada birçok alanda etkileşime giren kültürlerin ve inançların hepsine değinmek mümkün olmadığı için bu ortak kültlerden sadece Aya Yorgi (St. George yahut Hagios Georgios) kültü, Rûm coğrafyası ve etkilediği Müslüman popüler inançları üzerinde durulacaktır. Aya Yorgi, Hristiyan dünyasında çok az azizin erişebildiği bir üne erişmiştir. Müslümanların bu kült ile tanışması ilk fetih dönemlerine kadar gitmektedir.

Rûm Coğrafyası

Rûm, kelime anlamı ile Roma demektir. Türklerden önce Araplar ve Acemler bu kelimeyi kullanmışlardır. Doğu Roma İmparatorluğu ile bağdaştırılan Anadolu coğrafyası için kullanılmakla beraber Türkler bölgeye geldiklerinde zaman içinde kapsadığı alan genişletilmiştir. 14. Yüzyıldan sonra Balkanlar’ı da kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Zaman zaman sadece İstanbul’u belirtmek için kullanıldığı da olmuştur. 11.-14. Yüzyıllar arası Anadolu dinamik bir yapıya sahiptir. Göç edenler, yerli halk ve işgal edenler arasında dil, din, üretim ve yaşam biçimleri aracılığı ile kültürel alışveriş yapan toplumlardan oluşur.

İslamiyet’in doğuşu ve fetihleri başladığında kısa süre içerisinde İslam ve Hristiyan âleminin iki sınırı ortaya çıktı. Birisi Endülüs (İspanya) iken diğeri Anadolu olmuştur. Hristiyanlık için kutsiyet arz eden bir coğrafya olan Anadolu, Doğu ve Batı kiliseleri ayrıldığında Helen-Roma kültürü zayıflamaya başladı, Yunan Hristiyanlığı egemen oldu. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması 11. Yüzyıldan 14. Yüzyıla kadar sürdüğünü söyleyebileceğimiz uzun bir süreçti. Bu süreç Selçuklu Türklerinin, Doğu Roma İmparatorluğu ile yaptığı Malazgirt Savaşı sonrası Türkmen göçleriyle başladı. İkinci büyük göç dalgası ise Moğol İstilası sonucu Orta Asya ve İran üzerinden geldi. Malazgirt sonrası gelen göçe kıyasla bu ikinci büyük göç dalgası göçebe ağırlıklı değildi. Yerleşik köylüler, tüccarlar ve dini liderler Moğollar yok etmeden önceki Doğu İslam’ının ekonomik ve kültürel merkezlerinden geldiler ve Anadolu’da yerel Müslüman liderlerden büyük destek gördüler. Anadolu’daki Selçuklu sultanları başkentleri İkonion’dan ( Konya) fethettikleri bölgenin Büyük Roma İmparatorluğu’na ait olduğunu bilerek kendilerine ‘’Rûm Sultanı’’ dediler. [1]

Rûmi Kimdir? (Romalı Olmak)

Romalı olmak Avrupa ve Doğu Akdeniz’de bulunan meşruiyet temellerinden birisidir. Almanlar kayser derken, Ruslar çar derken olduğu gibi birçok örnekte hep bir Roma İmparatorluğu’nun Sezarlarına atıf vardır. Bu, Roma’nın emperyal misyonunu üstlenmek olarak görülebilir. Rûm Selçuklularında ise durum farklıdır. Bizans İmparatorluğu kendisine her zaman Romalı/Rum demiştir. Onun kültürel mirası, gündelik hayatın aktörleri ve popüler inançlarının hemhal olmasıyla birlikte Anadolu’da ikamet eden veya buralı kimseler kendilerine Rûmi demiştir. Dünyaca bilinen Mevlana Celaleddin Rûmi bunun en büyük örneklerindendir.

Bölgede yaşayanlardan ziyade dışarıdan bakanlar Anadolu’daki Türk Devletlerine genel olarak Rûm veya Rûmi demiştir. Örneğin günümüze kadar gelen Ağrı İli civarındaki Dengbejler: Osmanlı ordusundan bahsederken ‘’Eskeren Rômi’’ Kelimelerini kullanır.[2] Bir başka örnek ise Nizamüddin Şami, Zafernamesi’nde Ankara Savaşı’nı anlatırken Rum Suresinden alıntı yaparak Osmanlı ordusunu kastederken ‘’Rum mağlup oldu’’ ifadelerini kullanır. Rûm sadece coğrafya belirtmekle kalmaz bir karakter ve tarz da belirtir. ‘’Rûmi tarz’’ olarak bilinen birçok sanat dalında etkili bir akım doğmuştur. Kafadar’ın söylediğine göre ‘’ Coğrafya ismi olarak geçse de ‘’Rûmi’’’ hiçbir tahrir defteri ya da mahkeme kaydı hazır bir kategori olarak kullanılmamıştır. ‘’Rûmi’nin’’ halk tarafından oluşturulmuş popüler bir kavram olduğunu söyleyebiliriz.

Aya Yorgi, Saint George yahut Cercis Nebi

Aya Yorgi, aziz bilimcilerine göre ‘’beyaz atlı savaşçı şehit’’ tiplemesi olarak karşımıza çıkar. Aziz bilimcilerinden bazıları bunu antik Yunan, Mısır ve Eti tanrılarıyla bağdaştırarak hiç yaşamadığını söylerler. Bizzat Papalık bu görüşü kabul ederek Aya Yorgi’yi 1969’da azizler listesinden çıkarmıştır.[3] Ocak’ın dediğine göre Aya Yorgi’nin gerçekten yaşayıp yaşamadığı değil, kültürlerde bıraktığı etki önemlidir.

Aya Yorgi kültünün birçok Avrupa kültüründe etkisi hala gözle görülebilir düzeydedir. Devlet armaları, sözlü ve yazılı kültür araçları içerisinde göze çarpmaktadır. Haçlı seferlerinin koruyucusu olduğu gibi popüler tarihi inançlarda da sık sık karşımıza çıkmaktadır.

Aya Yorgi’nin hayatı üzerine Hristiyan aziz biliminde başlıca iki yol çizilir. Bunlardan birisi Kudüs’te yaşamışken diğeri Kapadokya bölgesinde yaşamıştır.

Kudüs’te yaşadığı rivayetine göre Lydda’da doğmuş ve İmparator Diokletianus zamanında (284-305) yaşamıştır.[4] Roma İmparatorluğu’nun Musul valisi Dakianus’u defalarca Hristiyanlığa davet etmiş ama başarılı olamamıştır. Dakianus, eşinin de Hristiyanlığı kabul ettiğini öğrendiğinde Aya Yorgi’ye işkenceler yapmış, üç kez öldürmüştür. Ancak Aya Yorgi üçüncü seferde ölmüştür. Bu menakıp bazı İslam kaynaklarına büyük benzerlikle ve bazı mucizevi olay eklemeleriyle Dakianus’un ismi dahi girmiştir. Ancak İslam kaynaklarına biz Aziz-Veli olarak değil, Nebi olarak girmiştir. İsa Peygamber ve Muhammet Peygamber arasındaki döneme atfedilir şekilde Cercis veya Circis Nebi olarak geçmektedir. Cercis Nebi’ye atfedilen Musul’da bir meşhet bulunmaktadır.

Müslüman Arap kaynaklarına bakarak Aya Yorgi menkıbelerinin hiç olmazsa Miladi 9. (Hicri 3.) yüzyıldan çok daha evvel Müslüman halk inançlarına nüfuz ettiğini kesin bir şekilde söyleyebiliriz zira hiç olmazsa şimdilik bu konudaki ilk kayıtları bize nakleden İbn Kuteybe (ö. 276/889), Salebi (427/1035), Herevi (ö. 1142) ve Makrizi (ö.846/1442) gibi tarihçi ve müellifler Mısır, Suriye ve Irak mıntıkalarında dolaşan bu rivayetleri bazen özet olarak bazen de bir hayli genişçe eserlerine almışlardır.[5]

Anadolu’da, Kapadokya’da doğup yaşadığı rivayetine göre kendisi Roma ordusunda bir asker olarak çalışmış ve Diokletianus zamanında generalliğe yükselmiştir.[6] Eski inancını bırakıp Hristiyanlığı kabul etmiştir. Buradaki menakıba göre ise putperest bir kralın kızını ejderha kaçırmıştır. Aya Yorgi, ejderhayı öldürür ve prensesi kurtarır. Bu olay üzerine kral ve halkı Hristiyanlığı kabul eder. Daha sonra Hristiyanlığı yaymak için gittiği İzmit’te öldürülür. Ölüm tarihi olan 6 Mayıs ( Jülyen takvimine göre 23 Nisan) Doğu ve Batı Hristiyanlarınca yeşillik imgesi olarak görülür ve Yeşil George adı altında bahar kutlamaları yapılır. Zor durumda kalanlara beyaz at üzerinde yardıma geldiğine ve Haçlı orduları başta olmak üzere Hristiyan orduların koruyucusu olduğunu inanılır. 1974 Kıbrıs Harekâtı sırasında ele geçirilmiş olup halen İstanbul Askeri Müze’de sergilenmekte olan üzerinde Aya Yorgi’nin ejderha öldürürken betimlendiği Yunan flaması bunun örnekleri arasındadır. Ayrıca Doğu ve Batı Hristiyan ikonografisinde büyük yer tutmaktadır.

Aya Yorgi Kültünün Anadolu Türk Popüler İnançlarına Etkisi

Ünlü Felemenk elçi Busbecq 16. Yüzyılda mahiyetindeki Hans Dernschawm ile beraber Amasya’ya geldiğinde bir derviş tekkesinde konaklamıştır. Bu tekke 14. Yüzyılda Elvan Çelebi tarafından kurulmuştu. Busbecq, tekkedeki dervişlerin anlattığı hikayelerdeki kişinin Aziz George olabileceğinden mektuplarında bahsetmiştir.

Atlı ejder öldüren savaşçı tasviri Türk-İslam Anadolu’sunda ilk kez Nasreddin Muhammed Danişmend (hüküm süresi: 1161-1169) döneminde basılan, Malatya’da bulunan gümüş sikkede görülmüştür. Sikkenin arka yüzünde açık bir şekilde at sırtında, elinde mızrak, ejderha öldüren Aya Yorgi tasviri göze çarpmaktadır.

Türkler, Anadolu’ya gelirken muhtemelen Aya Yorgi’yi, Cercis Nebi olarak bilseler de daha çok Hızır-İlyas ile bağdaştırdılar. Aya Yorgi manastır ve kiliseleri Hızır-İlyas makamlarına dönüştürüldü. Bu özdeşleştirme Hızır-İlyas’ın yanı sıra birçok heterodoks çevreler tarafından da kendi şeyhlerine de uygulandı. İlgi çekici birkaç misal olarak Amasya ve Mecidözü havalisinde Baba İlyas-ı Horasani’nin, Balkanlar’da Dobruca’da Sarı Saltık’ın, Teselya’da Torbalı Sultan, Cafer Baba ve Mustafa Baba’nın, Üsküp civarında Karaca Ahmed Sultan’ın durumunu zikredebiliriz.[8] Ocak’ın Aya Yorgi ve Sarı Saltuk benzerliğini üzerine aktardığına göre; Evliya Çelebi, 13. Yüzyılda Sarı Saltuk’un kurduğu ileri sürülen Kaligra tekkesini ziyaret ettiğinde burada yaşayan Bektaşi dervişlerinden meşhur ejderha menkıbesinin İslami bir versiyonunu dinlemişir. Sarı Saltuk, Dobruca’yı ve Dobruca kralının kızını ejderhadan kurtardı buna müteakip Dobruca kralı ve halkı Müslüman oldular. [9] Ocak’ın söylediğine göre bu özdeşleştirmenin sebebi ‘’atlı savaşçı mübarek bir zât’’ olarak Türk evliya tipine benzemesi ve ejderha menkıbesi gibi menkıbelerin Türkler arasında yaygın olmasıdır. [10]

Aya Yorgi manastır ve kiliselerinin, Müslüman inançlarındaki makamlara dönüştürülmesi çift mabetlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Hristiyanlar ve Müslümanlar aynı yeri, kabri ziyaret ediyor ve kendi inançlarına göre ibadet ediyordu. Burada Hasluck’a göre kendilerince meşrulaştırma çabaları olmuştur. Müslümanlarca ibadet edilen kişilinin gizlice Hristiyan olduğu veya tersi olarak gizlice Müslüman olduğunu söylerler.[11] Hasluck İslam inançlarından da Hristiyan inanışlarına birçok hikayenin, menakıpın geçtiğini de eklemektedir. Buradaki bazı Müslüman veliler ve Hristiyan azizlerin bir sayılmasının zeminini halk arasında dolaşan popüler hikayeler oluşturmaktadır. Hasluck’un aktardığına göre; Hristiyanlar Hacı Bektaş’ın gömülü olduğu türbeye haç çıkararak girerler. Bunun sebebi olarak ise burada yatan kişinin Aziz Haralambos olduğunu iddia etmeleridir. Hasluck, bu iki zâtın aralarında hiçbir ilişki olmadığını belirttiken sonra bu özdeşleştirmenin ikisinin de hakkında anlatılan menakıplarda salgın hastalıklara müdahale etmiş olmalarıdır. Bir başka özdeşleştirme örneği ise meşhur Bektaşi dervişi Kaygusuz Abdal ve Hacı Bektaş ile Ayos Avastasyos arasındaki ceylan-avcı hikayesidir; Ayos Avastasyos avlanırken boynuzları arasında bir haç taşıyan bir erkek geyik görür ve bir insan sesiyle ona ‘’Beni niye kovalıyorsun? Ben Mesih İsa’yım’’ diye bağırır. Hasluck bu hikayeyi Tanrı-doğa ilişkisinin yaygınlığına dayanarak doğudan ithal edildiği üzerine yorumlar. Bununla birlikte Bektaşi dervişlerinin geyiklerle sıkı ilgisini de ekler. Kaygusuz Abdal da Ayas Avastasyos gibi, yaralanan bir geyiğin muhterem bir dervişe dönüşmesiyle avcılıktan hidayate ermiş olduğu anlatılır. Başka bir ‘’geyik avı esnasında hidayete erme’’ rivayeti örneğinde ise Hacı Bektaş bizzat kendisi tarafından  yaralanan geyiğin yaralarını kendi üzerinde göstermek suretiyle bir inkarcıyı imana getirmesidir.[12]

Aziz/Veli özdeşleştirmelerinin yanında, baharın gelişi olarak kutlanan kutlamalar da aynı güne denk gelmektedir. Hritiyanlarca Yeşil Yorgi günü olarak bilinen 6 Mayıs günü, Anadolu popüler inançlarında Hıdırellez kutlamaları yapılmaktadır. Lakin bu dini etkileşimin sınırlarını Speros Vryonis şöyle çizer; ‘’Selçuklu ve Osmanlı’nın resmi dininde Bizans etkisi aramak nafiledir. Çünkü İslam uzun zamandır kurumlaşmış okur-yazar ve eğilip bükülmez bir din sistemi olarak gelmiştir. Hristiyan etkisinin daha çok popüler İslam’da veya halk dininde aranması daha doğru olacaktır.’’[13]

Bu tür özdeşleştirmelerde, hiç şüphesiz, Hristiyan azizi ile Müslüman velisine ait menkıbeler ve ortak ziyaretgahlar aracılığı ile bir müddet sonra iki cemaat aynı şahsiyet etrafında geliştirdikleri bir kült teşekkül ettiriyorlardı. Çoğu zaman bundan kârlı çıkanlar Türkler oluyordu, zira aradan fazla bir zaman geçmeden ihtidalar başlıyor, bazen Hristiyan azizin ismi ile şahsiyeti Müslüman velisininkinde kayboluyor, bazen de her ikisi ortaklaşa bir arada sürüp gidiyordu. İşte, Aya Yorgi’nin Anadolu ve Rumeli Türkleri arasınaki durumu kısaca bu idi.[14]

SONUÇ

Türk veya Yunan gibi tabirler, Ortaçağ’ın toplumsal yapısını anlatmak için yetersiz kalabilir. Müslüman Türk’lerin yerleştiği Anadolu coğrafyası Hristiyan inançlar için kutsal ve önemli bölgelerdi. 11.-14. Yüzyıllarda Rûm’da Hristiyanlar ile sosyal hayatta birçok temas kuran Müslüman Türklerde bir Hristiyan ve Eski Anadolu izleri görmek gayet doğaldır. Antik pagan inançların kahraman-tanrılarından Hristiyanlığa oradan da popüler İslam inançlarına doğru yol aldığı söylenen atlı ejder öldüren tipleme olan Aya Yorgi kültünün, eski Türk ve diğer Ortadoğu inançlarında da aranması gerekmektedir. Türkler, Anadolu’ya gelirken kendi atasözlerini, inançları, kimliklerini ve diğer kültürel varlıklarını da tabii olarak getirdiler. Çeşitli nedenlerden göç eden insanlar hem kendi kültürlerini hemde gittikleri yerdeki kültürleri özdeşleştirmeye başlarlar. Eski inançlarını bırakıp Hristiyan olanlar eski popüler inançlarını da barındırmıştır. Benzer olarak Müslüman Türkler de Anadolu’ya kendi getirdikleriyle birlikte bu kültürün içine girmiştir. Türk’lerin fethinden sonra Anadolu’da dini ve kültürel hayat büyük değişikliklere uğradı. Burada yaşayan birçok halkın arasına Türkler de geldi ve büyük oranda diğerleri asimile oldular. Üst üste kültürlerin ve inançların bindiği bu coğrafyada şüphesiz ki etkileşimlerden, özdeşleştirmelerden bahsedilebilir.

Kaynakça

Ay, Resul. (2014). Anadolu’da Derviş ve Toplum 13-15. Yüzyıllar. İstanbul: Kitap Yayınevi.

Hasluck, F. (2012). Bektaşilik İncelemeleri. İstanbul: Say Yayınları.

Kafadar, Cemal. (2019). Kendine Ait Bir Roma. İstanbul: Metis Yayınları.

Ocak, Ahmet Yaşar. (1991). XI-XV. Yüzyıllarda Anadolu’da Türk-Hıristiyan Dini Etkileşimler ve Aya Yorgi (Saint Georges) Kültü. Belleten(LV, 214), 663-664.

Ocak, Ahmet Yaşar. (2012). Hızır-İlyas Kültü. İstanbul: Kabalcı Yayıncılık.

Ocak, Ahmet Yaşar. (2016). Ortaçağlar Anadolu’sunda İslam’ın Ayak İzleri Selçuklu Dönemi. İstabul: Kitap Yayınevi.

Pancaroğlu, Oya. (2004). The Itirenant Dragon-Slayer: Forging Paths of Image and Identity in Medieval Anatolia. Gesta-International Center of Medieval Art, 151-164.

Uludağ, Süleyman. “HIZIR”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hizir#2-tasavvuf-ve-halk-inanci

Tümer, Günay. “CİRCÎS”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/circis

Vryonis, Speros. (2020). Küçük Asya’da Orta Çağ Helenizminin Çöküşü Ve 11. Yüzyıldan Başlayarak 15. Yüzyıla Kadar İslamlaşma. İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Yakıt, Dursun Ali. (2013). Müslümanların ve Hristiyanların Ortak Ziyaretgâhların Biri Olarak Aya Yorgi(Saint George) Manastırı. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 119-134.

[1] Xenia CELNAROVA, Türkler Ansiklopedisi , 7. Cilt, Türklerin Akdeniz Kültürel Bölgesine Entegrasyonu, s. 1138-39

[2] Cemal KAFADAR, Kendine Ait Bir Roma, Metis Yayınları, s. 43

[3] Ahmet Yaşar Ocak, Ortaçağlar Anadolu’sunda İslam’ın Ayak İzleri, Kitap yayınevi, s 53

[4] Ocak. s. 54

[5] Ocak, 56

[6] Ocak. s.55

[7] Fotoğraflama ve çizim Nicole Thierry, Oya Pancaroğlu, The Itinerant Dragon-Slayar: Forging Paths of Image and Identity in Medieval Anatolia

[8] Ocak, s.60

[9] F. W. Hasluck, Bektaşilik İncelemeleri, Say Yayınları, s. 123

[10] Ocak, s,59-60

[11] Hasluck, s. 76

[12] Hasluck, s. 78

[13] Speros Vryonis, Küçük Asya’da Orta Çağ Helenizminin Çöküşü ve 11. Yüzyıldan Başlayarak 15. Yüzyıla kadar İslamlaşma, Kalkedon Yayınları, s.602

[14] Ocak, s.64-65

Comments (1)

  1. Gayet profesyonelce yazılmış bir makale. Teşekkür ederim.

Comment here