AvrupaOrtaçağ

Aforoz Edilmiş Bir İmparatorun Kutsal Savaşı: II. Friedrich Ve VI. Haçlı Seferi

Bu makaleyi 33 dakikada okuyabilirsiniz

Hazırlayan: Fatih Sarıkaya

Haçlı Seferleri çoğu zaman uzun soluklu askerî mücadeleler ile hafızalarımıza kazınmış, şehirlerin yağmalanmasıyla, yüz binlerce askerin ve binlerce de masum insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. VI. Haçlı Seferi olarak kayıtlara geçen, II. Friedrich’in düzenlediği sefer ise Haçlı Seferleri arasında bir istisna teşkil eder. Friedrich’in seferi, diğer Haçlı Seferlerinden farklı olarak askerî yöntemlere başvurmadan, kan dökmeden, diplomatik yollara başvurularak gerçekleşmiştir. Daha ilginç yanı ise İmparatorun sefere çıkmadan evvel Papalık tarafından aforoz edilmesidir. Sefer ile Kudüs, 15 yıllık bir süreyle tekrar Hristiyanların eline geçmiştir. Bu yazımızda, Avrupa Orta Çağının alışılmış hükümdarlarının dışında bir hükümdar portresi çizen II.Friedrich’in düzenlediği Haçlı Seferi’ni, sıra dışı yönlerini ve onun Doğu Medeniyeti’ne olan hayranlığını konu alacağız.

III.Haçlı Seferi’ne katılan Friedrich Barbarossa’nın torunu olan II.Friedrich 1194 yılında doğmuştur. 1220 yılında Kutsal Roma Germen İmparatorluğu tahtına oturmuştur. Tahta çıktığı sırada devam eden V. Haçlı Seferi bir süre sonra başarısızlıkla sonuçlanacak, Kilise 20 yıldan az bir sürede 2 defa başarısız olarak itibarı sarsılacaktır. 1225 yılında Jean de Brienne’in kızı ile yaptığı evlilik yoluyla Kudüs’ün de kralı olacak, bu evlilik onun şanını yüceltmekle beraber kutsal topraklara sefer yapmasını da kaçınılmaz hâle getirecektir.

V. Haçlı Seferi orduları 9 ay süren kuşatmadan sonra güç bela Dimyat’ı 1219’da zapt etmişlerdi. Kuşatma sürerken Eyyubi Sultanı Melik Adil vefat etmiş, (10 Eylül 1218) yerine büyük oğlu Melik Kamil geçmişti. Ancak Melik Adil’in ölümüyle Eyyubi Ülkesi’nde siyasi birlik bozulmuş, varisleri taht kavgalarına tutuşmuştu. Sümeysat hâkimi olan Melik Efdal, Selçuklu Sultanı I.İzzeddin Keykavus’u Halep’e sefer düzenlemesi için davetler yolluyor hatta adına hutbe okutup bağlılığını bildiriyordu[1]. Melik Kamil çok zor bir durumda kalmıştı. Bir taraftan Selçuklular topraklarını tehdit ederken diğer yandan Haçlı orduları hâlâ durdurulamamıştı. Bunların yanında bir de II.Friedrich’in sefere katılacağı söylentileri dolaşıyordu. İbn-i Vasıl’ın aktardığına göre Sultan o kadar karamsarlığa düşmüştü ki Mısır ve Suriye’yi Franklar’a bırakıp Eyyubiler’in saldırı tehlikesi olmadan yaşayabileceği Yemen’e yerleşmeyi düşünmüştü[2].

Melik Kamil, bu durumda en doğru kararın Haçlılarla barış yapmak olduğunu düşündü. Dimyat’ı boşaltmaları karşılığında Karek ve Şevbek dışındaki tüm Kudüs Krallığı topraklarını Haçlılara vermeyi teklif etti. Jean de Brienne buna olumlu baksa da Kardinal Pelagius buna karşı çıkarak buraya Müslümanlarla barış yapmaya değil savaşmaya geldiğini söyledi[3]. Barışa yanaşmayan Haçlılar karşısında Melik Kamil, Mısır halkını silahlandırıp kardeşlerinden ve doğudaki tabilerinden yardım istedi. Bu yardım talebine kardeşleri ve tabileri olumlu yanıt verdi ve Haçlıları Dimyat’tan çıkarmaya ittifak kurarak muvaffak oldular.

Mağlup olan Haçlılar ise yalnızca maddi kayıplara değil şan ve şeref kaybına da uğradılar. Özellikle Mısır’ın Hristiyan yerlilerinin seferin sonunda vatandaşlık hakları kısıtlandı ve kiliseleri kızgın Müslüman savaşçılar tarafından yağmalandı. İtalyan tacirler ise İskenderiye’de itibar ve nüfuzlarını yitirdiler[4]. Hayal kırıklığına uğrayan Haçlılar, Pelagius’u ve vaatlerine rağmen sefere katılmayan İmparator II. Friedrich’i yenilgiden sorumlu tutuyorlardı[5].

Friedrich ise ülkesinde halletmesi gereken meseleler olduğunu ileri sürerek sefere katılmadı. Bir yandan tahtı için Kutsal Roma İmparatoru IV. Otto ile mücadele ederken diğer yandan Sicilya’daki isyanı bastırmakla meşguldü. Yeminini, bir takım mazeretler öne sürerek erteliyordu. Haçı ilk defa 1215’te Aechan’daki taç giyme töreninde eline almıştı. 1220’de imparatorluk tacını giyerken tekrar aldı ve bundan sonra tarihler vererek yeminini ertelemeyi alışkanlık haline getirdi[6]. Sefere çıkmak için öylesine istekli görünüyordu ki 1220 Haziran ayına kadar sefere çıkmayanları aforoz etmesi için Papa’ya teklifte bile bulunmuştu. Ancak o tarihe kadar sefere çıkmayanlar arasında kendisi de vardı.

İmparator Friedrich, sefere çıkan diğer Haçlı komutanlarıyla mukayese edildiğinde istisnai bir karakterdir. 6 dil bilen imparator mükemmel Arapça konuşuyor, Müslüman âlimlerle ilmi temaslarda bulunuyor, İslam medeniyetine olan hayranlığını dile getiriyordu[7]. Sicilya’daki sarayında Yahudi ve Arap astrologların yanı sıra Müslüman tarzı bir harem barındırıyordu. Doğumundan yaklaşık bir asır önce yıkılan Sicilya Emirliği ekolünde yetişmiş Müslüman âlimlerce eğitilmişti. Nereye seyahat etse baş memurları, yargıçları, soytarıları, cellâtları ve Müslüman muhafızları ona eşlik ediyordu. Bu kafileyi hazinesi ve leoparların, aslanların, zürafaların olduğu canlı hayvan sergisi izliyordu. O, şiir yazan, şahin beslemek üzere risale kaleme alan, Roma’nın sanatını tekrar canlandırmak isteyen biriydi[8]. Parlak fikri ve kabiliyetleri hemen göze çarpardı. O “Stupor mundi” Çağın Harikasıydı.

Friedrich’in 1216-1227 yılları arasında görevini sürdüren III.Honorius ile arası nispeten iyiydi. Yumuşak başlı, temiz yürekli bir adamdı. Friedrich’in ileri sürdüğü vaatlere ve mazeretlere kanıyordu.[9] V. Haçlı seferi bittikten 1 yıl sonra Jean de Brienne hem krallığı için Papadan destek almak hem de kraliçe olan kızı Jolande için uygun bir koca bulmak için Avrupa’yı ziyaret etmişti. Papalık, Friedrich’in eşi Konstanze von Aragon kısa bir zaman önce öldüğü için Jolande ile Friedrich’in evlenmesini uygun buldu. Bu evlilik sayesinde Friedrich artık bahaneler bularak seferi ertelemeyecekti.

1225’te o sırada 14 yaşında bulunan Jolande ile 31 yaşında bulunan Friedrich, Brindisi Katedralinde yapılan nikâh töreniyle evlendiler. Friedrich, kesin bir tarih vererek 15 Ağustos 1227 yılında sefere çıkacağını ilan etti. Fakat çoğu kişi, pek çok erteleme ve mazerete şahit oldukları için yeminini yerine getirmeyeceğini düşünüyordu. Sefere çıkmadan 5 ay önce 1227 Mart ayında ihtiyar Papa III. Honorius öldüğünde kardinallerin; daha sert bir odundan yontulmuş, Papalığın tanrısal bir emretme hakkına sahip bulunduğuna sarsılmaz bir şekilde inanan[10] IX. Gregorius’u seçmeleri bu yüzdendir. Zeki ve bilgili birisi olan Gregorius, Friedrich’i hakir görmekteydi. Onun üstün hâkimiyet tasavvurunun farkında olduğundan yıldızları asla barışmayacak, İtalya’da sürekli birbirleriyle çatışmaları sürecekti. Friedrich, bütün İtalya’yı idaresi altında toplamaya muktedir olduğundan Kilisenin özgürlüğü de tehlike altına giriyordu.[11] Gregorius için bu, kabul edilemez bir şeydi. Friedrich, Roma’nınki bile olsa asla bir piskoposun iradesine boyun eğmeyi düşünmezdi. Doğuda bir hükümdar olsa yüksek bir şahsiyet olarak görülür ve alışılmamış bir tip teşkil etmezdi[12]. Ancak sıradan bir Avrupalı için anlaşılması mümkün olmayan birisiydi.

Friedrich’in çağının ötesinde bir imparator olmasında Sicilya’da yetiştiği ortamın yadsınamaz bir payı vardır. Farklı kültürlerin bir arada bulunduğu Palermo’da İslam dini ile Arapların dil ve gelenekleriyle tanıştı. Yahudi, Hristiyan, Müslüman hayat anlayışları ve Bizans, İtalyan, Arap ve Norman etkileriyle yoğrulmuş olan Sicilya melez kültürünün birikimi, anne tarafından devraldığı Norman atalarının eğilimini bariz bir şekilde kişiliğinde yansıtan Friedrich’in zihniyetine damga vurmuştur.[13]

Gerçekten II. Friedrich’in döneminin Avrupa’sından farklı bir hâkimiyet ve idare algısı vardı. Kilise ve devlet üstünde aynı derecede etkin, merkezi bir yönetim kurarak despot bir yönetici oldu. Bizans, Arap, Norman gelenek birikimiyle bambaşka bir yapıyı, merkeziyetçi yönetimiyle Batı’nın ilk modern memur devletini kurdu. Burada feodal güçleri başarıyla sınırladı ve Arap ayaklanmasını bastırdı. Bu uygulamalarla Friedrich, çağının Avrupa’sından çok Doğu-Batı etkileşimiyle biçimlenmiş Akdeniz kültür çevresinin tipik bir temsilcisi, yüzyıllar sonra karşımıza çıkacak olan Avrupa mutlakiyetinin çok erken bir batılı öncüsü oldu[14]. O kendisinin üstünde kimsenin olmadığı bir imparator olmak istiyordu. Onun huzuruna çıkma şerefine erişenler önünde eğilmeli, ilahi gücü nedeniyle onu saygıyla selamlamalıydılar[15]. Kendisini Roma – Bizans tarzında bağımsız bir hükümdar, miras hukukunun ona devrettiği iktidar ve kanunun kaynağı, Tanrı’nın dünyadaki en yüksek temsilcisi olarak görüyordu[16].

Friedrich, Haçlı seferi düzenleyen diğer komutanlardan farklı olarak seferi yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda ve en uygun zamanı bekleyerek yapmıştır. Sefere çıkınca, idarecisine oranın imparatorluğa bağlı bir toprak olduğunu hatırlatmak amacıyla Kıbrıs’a uğramış, Kudüs Krallığı’nın varisi olan bir kadınla evlenerek Kudüs tacını elde etmiştir. O, seferlerin amacı Hristiyanlığın şanını yüceltmek değil de bir bölgeyi ele geçirmekmiş gibi davranıyordu. Gregorius’a göre Friedrich; Haçlı Seferi ne demek anlamaktan uzaktı. Çünkü kilisenin düşünceleri ve ideallerinden tamamen uzak düşüncelere sahipti[17].

V. Haçlı ordusunu yaptıkları ittifak ile yenmeyi başaran Melik Adil’in oğullarının çok geçmeden araları açılmıştı. Muazzam Dımaşk’a hâkim olup diğer Eyyubi Meliklerinin elindeki Humus, Baalbek gibi şehirleri almak isterken, Melik Kamil, tüm Eyyubi ülkesini eski sınırları altında birleştirmek istiyordu. Bu amaçla Melik Kamil, Friedrich ile irtibata geçip Muazzam’ın kontrolündeki Kudüs’ü almaya davet etti. İmparator, bu davete çok sevindi. Elçisini Melik Kamil’in yanına yolladı. Kamil onu görkemli bir şekilde karşıladı ve önceki teklifini yineledi. Daha sonra ise elçiyi Dımaşk’a kardeşi Muazzam’ın yanına yolladı. Muazzam ise imparatorun elçisi Palermo başpiskoposu Berardo’ya “Efendine, kendisine kılıcımdan başka bir şeyin olmadığını söyle!” cevabını verdi.[18]

Friedrich, artık yola çıkmaya hazırdı. Doğudan gelen haberler sefer için gayet uygun bir ortamın bulunduğunu gösteriyordu. 1227 Ağustos ayı ortasında ordusu gemilere bindi ve denize açıldı. Kendisi ise 8 Eylül’de yola çıkacaktı ki sıtma hastalığına yakalandı[19].  Friedrich, durumu haber vermek için Gregorius’a bir elçi yollasa da Papa onun yine düzenbazlıklara başvurduğunu zannederek aforoz etti[20] ve bu hâlde Kutsal Savaş yapamayacağını söyledi. Bu aforoz, onu destekleyecek olanlar için de geçerliydi.

Friedrich tüm bunlara aldırmayarak 1228 Haziran ayında Brindisi’den hareket etti. İlk defa bir Haçlı seferi Papa’nın emirlerine uymayan hatta karşı çıkan laik bir hükümdar tarafından yönetilecekti[21]. Ancak bu 1 yıllık gecikme devlet hukuku bakımından da Friedrich’in durumunda değişikliğe sebep oldu. Eşi Jolande, ona bir erkek çocuk bırakıp 1 yıl sonra ölmüştü. Bu durumda Kraliçe’nin kocası sıfatıyla Kral değildi yalnızca 1 yaşındaki oğlu Konrad’ın vasisi idi. Yani Akka Krallığı baronları dilediği takdirde onun niyabetini reddedebilirlerdi. Bir diğer olumsuz gelişme ise Eyyubi Meliki Muazzam’ın ölümüydü. Melik Kamil’in Friedrich’in desteğine ihtiyacı kalmamıştı. Şartlar birdenbire Friedrich’in aleyhine dönmüştü. Friedrich’in ise artık tek güvencesi Melik Kamil’le yaptığı ittifaktı. Çünkü aforoz kararı nedeniyle fazla asker toplayamamıştı. Sicilya Araplarından oluşan birlikle beraber yanında en fazla 3-4 bin kişilik bir kuvvet kalmıştı[22]. Onun Haçlı Seferi artık kaçınılmaz bir şekilde diplomatik olmalıydı.

İmparator 21 Temmuz’da Kıbrıs’a vardı. Burada bir süre kaldıktan sonra Akka’ya doğru yola koyuldu. Burada da katı bir muhalefetle karşılaştı. Önceden onu destekleyenler şimdi aforozlu olduğu için onu reddetmekteydi. Templar ve Hospitaller Şövalyeleri, aforozlu olduğu için onun yanında görünmek istemiyorlardı. Friedrich’in Melik Kamil’le anlaşmaktan başka yolu yoktu. Karşılıklı elçi heyetleri gidip geldi. Kamil, bu sırada Dımaşk’ı kuşatmış bulunduğundan kuşatmadan bir netice alana kadar imparatora kesin cevaplar vermedi. Bunun üzerine imparator Melik Kamil’e yalvararak, yolladığı mektupta şunları söyledi; “Ben senin dostunum, beni bu yolculuğa teşvik eden sensin. Papa ve kralların tümü artık benim görevimin ne olduğunu biliyor. Eğer eli boş dönersem, bütün itibarımı kaybederim. Yalvarırım, bana Kudüs’ü ver ki başımı dik tutayım.” Melik Kamil de ona bir mektup yollayarak “Ben de çevremdekilerin düşüncelerini hesaba katmak zorundayım. Eğer Kudüs’ü sana verirsem Halife beni kınar. Ayrıca tahtımı tehlikeye atacak dinî bir ayaklanma olabilir.” şeklinde cevap verdi.[23]

İki yöneticinin de 1226 yılından beri ortaya koydukları hareket tarzlarıyla, bağlı bulundukları toplumların kurallarına uymak konusunda sıkıntı yaşadıklarını ve kararlarını yalnızca siyasi çıkarlarının güdümünde aldıklarını görürüz[24]. Ne imparator ne de Sultan dinlerine taassupla bağlı kimselerdi. Her ikisi de karşılıklı olarak birbirlerinin hayat tarzlarına ve dünya görüşüne ilgi duyuyordu. İkisi de savaştan çekiniyor, bununla birlikte milletleri önünde kârlı çıkan taraf olarak görünmek istiyorlardı[25].

1229 Şubat’ında Kamil hala Dımaşk’ı zapt edememişti. Ayrıca kuzey sınırındaki Celaleddin Harezemşah, dikkatini doğuya yöneltmişti. 2 yıl önce Kudüs kendisine ait değildi. Şimdi ise kendisine ait olduğundan vermek istemiyordu. Ancak kan dökülmesini de istemiyordu. Bu şartlar gereği Melik Kamil, dostu Friedrich’le anlaşmaya karar verdi. 18 Şubat 1229’da El Kamil, Yafa’ya kadar uzanan bir şerit araziyle Kudüs, Betlehem ve Nazareth şehirlerini, Montfort ve Toron kaleleriyle birlikte Celile bölgesini ve Sayda etrafındaki bazı yerleri Haçlılara vermeyi kabul etti. Bununla birlikte Mescid-i Aksa, Kubbetüssahra ve Haremüşerif Müslümanlarda kalacak ve rahatça ibadet edebileceklerdi. Anlaşma 10 yıl geçerli olacaktı. Friedrich ise Kudüs’ün surlarını yeniden inşa edebilecekti. Ancak bu ayrıcalık yalnızca onun şahsına verilmişti[26]. Böylece aforoz edilmiş bir imparator, kılıcını bir kere bile sallamadan kutsal yerleri Hristiyanlık için geri almıştı.

Müslüman dünyası ise bu mukaddes şehrin kâfirlere bırakılması karşısında dehşete düşmüştü. Sultan, Kudüs’ün ve Dımaşk’ın Müslüman halkı tarafından ayıplandı, kendi imamları hatta en sadık adamları bile yüzüne karşı sövüyordu[27]. Dımaşk’da İslam’a edilen ihaneti protesto etmek için yas ilan edildi. Melik Kamil ise kendine edilen muhalefeti, Haçlılara savunmasız bir şehir teslim ettiğini ve istediği zaman geri alabileceğini[28] söyleyerek bastırmaya çalışıyordu. Melik Kamil’in aslında bu anlaşmayı neden imzaladığını ve beklentilerini bilmek zordur. Yine de şayet Haçlılar ile anlaşmayıp mücadeleye girecek olsa, bir yandan Harzemşahlar ve Selçuklular bir yandan Moğol tehlikesiyle karşı karşıya kalma ihtimali vardı[29]. Kudüs’ü vermese belki kısa süre içinde yeni bir Haçlı Seferiyle de karşı karşıya kalabilirdi. Friedrich, Sultan’ın içinde bulunduğu bu siyasi şartlardan yararlanmayı bilmiş ve diplomatik bir zafer elde etmişti.

Buna rağmen Friedrich’in ümit ettiği sevinçten eser yoktu. Hristiyanlar Kudüs’ün savaşarak alınmamasına dövünüyorlar ve camilerin muhafaza edilmesini felaket olarak görüyorlardı. Strateji uzmanları Kudüs’ün bu şekilde savunulmasının imkânsız olduğunu dile getiriyorlardı. Bununla da kalmayarak Papa şehirdeki tüm dini faaliyetleri yasakladı. Ancak o, seferinin asıl amacı olan Kudüs tacını giymeye kararlıydı. Kutsal Mezar Kilisesi’ndeki taç giyme törenine Alman Şövalye Tarikatı dışında katılım olmadığından Friedrich, tacı kendi elleriyle başına yerleştirmek zorunda kalmıştı.[30]

17 Mart’ta Kudüs’e girip şehri dolaştı. Nablus kadısı Şemseddin, kendine rehberlik ediyordu. Sultan, nezaketen imparator şehirdeyken ezan okunmamasını söylemişti. Ertesi sabah kadı onu görmeye gittiğinde Friedrich ona müezzinlerin gece neden ezan okumadığını sorunca Şemseddin, saygıdan dolayı bu kararın alındığını söyledi. Friedrich ise hayıflanarak, geceyi Kudüs’de geçirmesinin amacının zaten ezanları dinlemek olduğunu, ezan sesinin Tanrı’ya bir övgü olduğunu söylemiştir. İmparator derin hayranlık duyduğu camileri de ziyaret etti. Haremüşşerif’in bulunduğu kutsal mahalleye girerken bir papazın kendisini takip ettiğini anladı. Ona hakaretler etti ve Müslümanların izni olmadan kutsal yerlere adım atacak her Hristiyan’ın ölümle cezalandırılmasını emretti. Kubbetüssahra’da dolaşırken, Salahuddin’in kutsal yerlerin putperestlerden temizlenmesiyle ilgili kitabeyi görünce gülümseyerek “Acaba bu putperestler kim ola ki?” diye mırıldandı. Pencerelerdeki kafeslerin neden koyulduğunu sordu. Kendisine bunların, serçelerin girmesini engellemek için yapıldığı cevabı verilince “Ve şimdi Allah, size domuzları gönderdi.” diyerek gülümsedi.[31]

Yakın Doğu’ya ayak basan tüm Haçlı hükümdarları arasında, Müslümanların en fazla hayranlık duyduğu II. Friedrich oldu. Onu konu alan yazarlar için Friedrich, adeta bir muammaydı. Mantık, felsefe, geometri ve matematiğe olan ilgisi uygar birisi olduğunun kanıtıydı. Dine karşı ilgisizliği Hristiyan oluşuyla yorumlanıyordu[32]. Filistin gibi verimsiz bir araziyi Yahudilere veren Tanrı’nın cehaleti hakkında şakalar yapıyor, ayinlerle dalga geçiyor, kutsal şeylerle ilgili küfre varan sözler söylemekten zevk alıyordu[33]. Friedrich, parlak zekâsına, ilgi çekici biri olmasına rağmen pek de sevgiye layık birisi değildi. İnsanların hissi duygularıyla dalga geçerdi. Zalim, bencil ve hilekârdı. Etrafındakileri din ve ahlaka yönelik sözleriyle dehşete düşürmekten hoşlanırdı.

Müslümanlar, namuslu ve samimi Hristiyanlara saygı duyuyorlardı fakat Hristiyanlığı aşağılayıp İslamiyete gereğinden fazla iltifatlarda bulunan bir Frank, onları tedirgin etmişti. İmparator onlara dinsiz biri gibi göründü. Dış görünüşü de Müslümanları hayal kırıklığına uğratmıştı. Sakalsız, kızıl suratı ve miyop gözleriyle esir pazarında 200 dirhem etmeyeceğini söylüyorlardı[34]. Dindar Müslüman ve Hristiyanlar onun söz ve davranışlarından tiksinti duydular[35]. Dindaşları, Friedrich’in Hristiyanlıktan saptığını, bir büyücü olduğunu düşünüyordu… Papa IX. Gregorius’a göre “Dünya 3 adam tarafından(Musa-İsa-Muhammed) kandırıldı.” şeklinde açıktan bir ifadesi vardı[36]. Düşmanları onu Deccal ya da Deccal’in habercisi olarak görürken o kendini ahir zaman imparatoru, dünyayı altın çağa götürecek bir kurtarıcı “immutator mirabilis” olarak görüyordu.[37]

İslam medeniyetine olan hayranlığı Avrupa’da düşmanları tarafından hep koz olarak kullanıldı. Dini duygularının zayıf olduğu konusunda kötü bir şöhreti yaygındı.[38] 1224 senesinde İtalya’nın Lucera şehrine Sicilya’dan Müslümanlar getirtmiş ve buraya yaptırdığı Lucera Kalesi’nde İslami kültüre mahsus etkinlikler düzenlettirmiştir. Kalesinde günde beş vakit ezanın okunulmasına da müsaade eden bu imparator, Müslümanların sevgi ve saygısını kazanmıştır. Lucera kentindeki bu hoşgörüsü sayesinde yerli halk kendisini “Lucera Sultanı” olarak anmaya başlamıştır. Hatta şehirde Müslüman âlimlerin çalışmalarını sürdürmeleri için bir astroloji ve astronomi bilimleri akademisi kurmuştur. Lucera’daki Santa Maria Assunta katedrali camiye dönüştürülmüş ve halka ibadet konusunda her türlü imkân sağlanmıştır[39]. Ancak aynı Friedrich, 1220’de isyan çıkardıkları gerekçesiyle Sicilya’daki Müslümanları sürgün etmekten de çekinmemiştir. Doğrusu değişen siyasal şartlar, Friedrich’i, bazen Müslümanları koruyan bazen onlarla çatışan bir hükümdar hâline getirmiştir.

Onun Haçlı Seferi bir seferden çok resmî devlet ziyareti havasında geçmişti. Melik Kamil’in elçisi Emir Fahreddin’e “Batı’da bütün itibarımı yitirmekten korkmasaydım, böylesine ısrar etmezdim. Ayrıca buraya gelmekte gayem, Kutsal Şehri kurtarmak ya da buna benzer bir şey değildi; amacım Frankların saygısını muhafaza etmekti.” demiştir. Yine Emir Fahreddin’den, Halifelik hakkında ayrıntılı bilgi istedi. Fahreddin, kendisine Halife’nin Hz. Peygamber’in amca oğlunun soyundan geldiğini ve her halifenin görevlerini babalarından devraldığını bu şekilde halifeliğin sürekli Hz. Muhammed’in ailesinde kaldığını açıkladı. Friedrich ise ona “İşte şu budalaların, yani Frankları kastediyorum. Yaptığından çok daha iyi olanı budur. Onlar dinî lider olarak Mesih ile hiçbir akrabalığı olmayan birini onu temsil ettirmek için halife yapıyorlar, bu adamın böyle bir mevki için hiçbir hakkı yokken sizin Halife, Peygamberinizin amca oğlu olarak bu mevki için bütün haklara sahip.” şeklinde cevap vermiştir[40].

Friedrich seferin sonunda kimseye yaranamamış, hevesi kursağında kalmıştı. Ayrıca Papa’nın da topraklarına saldırdığı söylentileri vardı. Kızgınlık içinde şehirden ayrıldı ve Akka’ya geçti. 1229 yılının 1 Mayıs sabahı erkenden gemisiyle kaçmak istedi. Ancak plan gizli tutulamayınca Kasaplar Sokağından limana doğru ilerken halk onu pislik ve bağırsak parçaları yağmuruna tuttu. Gemisine bindikten sonra şehre küfürler savurarak veda etti. O gittikten sonra da Akka’da ona karşı duyulan kızgınlık yatışmadı. Yerli baronlar, imparatorun krallık kanunlarını hiçe saymasını kabul edemiyorlardı. Friedrich onların kralı değil, yalnızca Kralları Konrad’ın naibi idi. Buna rağmen onlara sormadan Sultan’la barış yapmış hatta kendini taçlandırmıştı. 1230 yılında Papa ile anlaşıp aforozdan kurtulması ile Doğu’daki durumunu kuvvetlendirse de bölgedeki anarşi yatışmadı. 1243 yılında ise Akka’daki meclis, 10 yaşını geçmesine rağmen hâlâ kutsal topraklara gelmediği gerekçesiyle Friedrich’in oğlu olan Kral Konrad’a bağlılık yeminini bozdu.

Hristiyanlar, kutsal toprakları yeniden ele geçirmişse de hiçbir sevinç belirtisi, zafer havası yoktu. Doğrusu Müslümanları bu kadar yakından tanıyan bir imparatorun çok daha etkili bir sefer düzenleyeceğine olan inançlarından dolayı Hristiyan dünyası hayal kırıklığına uğramıştı. Her şeye rağmen Kudüs, 1244’te Müslümanlar tarafından yeniden ele geçirilene kadar Haçlıların elinde kalacaktı.

Kaynakça

 

Kitaplar

Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, çev.Fikret Işıltan, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2019, 5.Baskı

R. H. C. Davis, Orta Çağ Avrupa Tarihi, çev.Rümeysa Şişman, İstanbul, Dergah Yayınları, 2020

Ayşe Dudu Kuşcu, Eyyubi Devleti Teşkilatı, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2013

Jacques Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, çev.Hanife Güven-Uğur Güven, Ankara, Doğu Batı Yayınları, 2019, 3.Baskı

Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, çev.Mustafa Daş, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2018, 4. Baskı

Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2016, 2.Baskı

Paul M. Cobb, Müslümanların Gözüyle Haçlı Seferleri, çev.Ekin Duru, İstanbul, Say Yayınları, 2018

Ernoul Kroniği, çev.Ahmet Deniz Altunbaş, İstanbul, Kronik Kitap Yayınları, 2019, 2.Baskı

J. M. Roberts, Avrupa tarihi, çev.Fethi Aytuna, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 2015

Işın Demirkent, Haçlı Seferleri Tarihi, İstanbul, Dünya Yayıncılık, 1997

 

Süreli Yayınlar

Gümeç Karamuk “II.Friedrich Von Hohenstaufen’in İslam Dünyası ile İlişkileri” Belleten, Ankara Sayı.219, Ağustos 1993

Emir Öngüner, “İslam Etkisindeki Kutsal Roma Cermen İmparatoru: Kaiser 2. Friedrich” Eğitişim Dergisi, Sayı.49, Ocak 2016

DİPNOTLAR

[1] İbn Vasıl, Müferric, c.3, s.263

[2] Paul M. Cobb, Müslümanların Gözünden Haçlı Seferleri, çev.Ekin Duru, İstanbul, Say Yayınları, 2018, s.303

[3] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, İstanbul, Dünya Yayıncılık, 1997, s.191

[4] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, çev.Fikret Işıltan, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2019, 5.Baskı, c.3 s.149

[5] Claude Cahen, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, çev.Mustafa Daş, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2018, 4.Baskı, s.278, Işın Demirkent s.194

[6] R. H. C. Davis, Orta Çağ Avrupa Tarihi, çev.Rümeysa Şişman, İstanbul, Dergah Yayınları, 2020, s.385

[7] Paul M. Cobb, s.306

[8] R.H.C. Davis, s.389

[9] Işın Demirkent, s.192

[10] Steven Runciman, c.3 s.156

[11] R. H. C. Davis, s.387

[12] Steven Runciman c.3, s.154

[13] Gümeç Karamuk,“II.Friedrich Von Hohenstaufen’in İslam Dünyası ile İlişkileri” Belleten, Ankara Sayı.219, Ağustos 1993

[14] Gümeç Karamuk, a.g.m

[15] R. H. C. Davis, s.382

[16] Steven Runciman, c.3 s.159

[17] R. H. C. Davis, s.386

[18] Önder Kaya, Avrupa Tarihi Üzerine Yazılar, İstanbul, Kronik Kitap Yayınları, 2019, 6.Baskı, s.65

[19] Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2016, 2.Baskı, s.248

[20] Steven Runciman, c.3 s.156

[21] Işın Demirkent, s.198

[22] Steven Runciman, c.3 s.159

[23] Işın Demirkent, s.200

[24] Aydın Usta, s.252

[25] Steven Runciman, c.3 s.163

[26] Işın Demirkent, s.201

[27] Steven Runciman, c.3 s.164

[28] İbn’i Vasıl, c.4 243-44

[29] Ayşe Dudu Kuşcu, Eyyubi Devleti Teşkilatı, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 2013,  s.170

[30] Işın Demirkent, s.201

[31] Steven Runciman, c.3 s.166

[32] Paul M. Cobb, s.305

[33] R. H. C. Davis, s.389

[34] Steven Runciman, c.3 s.166

[35] Işın Demirkent, s.202

[36] R. H. C. Davis, s.389

[37] J. Le Goff, Ortaçağ Batı Uygarlığı, çev.Hanife Güven-Uğur Güven, Ankara, Doğu Batı Yayınları, 2019, 3.Baskı, s.301

[38] J. M. Roberts, Avrupa tarihi, çev.Fethi Aytuna, İstanbul, İnkılap Kitabevi, 2015, s.228

[39] Emir Öngüner, “İslam Etkisindeki Kutsal Roma Cermen İmparatoru: Kaiser 2. Friedrich” Eğitişim Dergisi, Sayı.49, Ocak 2016

[40] Gümeç Karamuk, a.g.m

Comment here